02 Mart 2010 Salı

Toplum Mühendisliği 101

Darbe, cunta, darbe, Ergenekon, cunta, darbe, darbe, Ergenekon, darbe, darbe, darbe, Ergenekon, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, Ergenekon, darbe, darbe, faşizm, darbe, cunta, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, cunta, darbe, darbe, darbe, Ergenekon, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, cunta, darbe, faşizm, cunta, darbe, darbe, darbe, Ergenekon, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, Ergenekon, darbe, faşizm, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, faşizm, darbe, darbe, darbe, darbe, faşizm, darbe, darbe, Ergenekon, darbe, cunta, darbe, faşizm, darbe, Ergenekon, cunta, darbe, darbe, cunta, darbe, darbe, darbe, darbe, faşizm, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, cunta, darbe, darbe, faşizm, darbe, Ergenekon, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, Ergenekon, faşizm, darbe, darbe, Ergenekon, darbe, cunta, darbe, darbe, faşizm, darbe, darbe, darbe, darbe, Ergenekon, darbe, darbe, darbe, darbe, faşizm, cunta, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, cunta, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, cunta, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, Ergenekon, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, Ergenekon, darbe, cunta, darbe, darbe, cunta, darbe, darbe, cunta, darbe, darbe, Ergenekon, darbe, darbe, Ergenekon, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, Ergenekon, darbe, cunta, darbe, faşizm, darbe, darbe, cunta, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, Ergenekon, darbe, faşizm, cunta, faşizm, darbe, darbe, darbe, Ergenekon, darbe, darbe, Ergenekon, darbe, darbe, cunta, darbe, cunta, faşizm, darbe, darbe, darbe, Ergenekon, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, Ergenekon, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, faşizm, darbe, faşizm, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, faşizm, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, cunta, darbe, Ergenekon, cunta, darbe, darbe, Ergenekon, darbe, darbe, darbe, Ergenekon, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, Ergenekon, darbe, darbe, faşizm, darbe, cunta, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, cunta, darbe, darbe, darbe, Ergenekon, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, cunta, darbe, faşizm, cunta, darbe, darbe, darbe, Ergenekon, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, Ergenekon, darbe, faşizm, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, faşizm, darbe, darbe, darbe, darbe, faşizm, darbe, darbe, Ergenekon, darbe, cunta, darbe, faşizm, darbe, Ergenekon, cunta, darbe, darbe, cunta, darbe, darbe, darbe, darbe, faşizm, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, cunta, darbe, darbe, faşizm, darbe, Ergenekon, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, Ergenekon, faşizm, darbe, darbe, Ergenekon, darbe, cunta, darbe, darbe, faşizm, darbe, darbe, darbe, darbe, Ergenekon, darbe, darbe, darbe, darbe, faşizm, cunta, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, cunta, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, cunta, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, Ergenekon, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, Ergenekon, darbe, cunta, darbe, darbe, cunta, darbe, darbe, cunta, darbe, darbe, Ergenekon, darbe, darbe, Ergenekon, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, Ergenekon, darbe, cunta, darbe, faşizm, darbe, darbe, cunta, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, Ergenekon, darbe, faşizm, cunta, faşizm, darbe, darbe, darbe, Ergenekon, darbe, darbe, Ergenekon, darbe, darbe, cunta, darbe, cunta, faşizm, darbe, darbe, darbe, Ergenekon, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, Ergenekon, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, faşizm, darbe, faşizm, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, faşizm, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, cunta, darbe, Ergenekon, cunta, darbe, darbe, Ergenekon, darbe, darbe, darbe, Ergenekon, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, Ergenekon, darbe, darbe, faşizm, darbe, cunta, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, cunta, darbe, darbe, darbe, Ergenekon, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, cunta, darbe, faşizm, cunta, darbe, darbe, darbe, Ergenekon, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, Ergenekon, darbe, faşizm, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, faşizm, darbe, darbe, darbe, darbe, faşizm, darbe, darbe, Ergenekon, darbe, cunta, darbe, faşizm, darbe, Ergenekon, cunta, darbe, darbe, cunta, darbe, darbe, darbe, darbe, faşizm, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, cunta, darbe, darbe, faşizm, darbe, Ergenekon, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, Ergenekon, faşizm, darbe, darbe, Ergenekon, darbe, cunta, darbe, darbe, faşizm, darbe, darbe, darbe, darbe, Ergenekon, darbe, darbe, darbe, darbe, faşizm, cunta, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, cunta, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, cunta, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, Ergenekon, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, Ergenekon, darbe, cunta, darbe, darbe, cunta, darbe, darbe, cunta, darbe, darbe, Ergenekon, darbe, darbe, Ergenekon, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, Ergenekon, darbe, cunta, darbe, faşizm, darbe, darbe, cunta, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, Ergenekon, darbe, faşizm, cunta, faşizm, darbe, darbe, darbe, Ergenekon, darbe, darbe, Ergenekon, darbe, darbe, cunta, darbe, cunta, faşizm, darbe, darbe, darbe, Ergenekon, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, Ergenekon, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, faşizm, darbe, faşizm, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe, faşizm, darbe, darbe, darbe, darbe, darbe,

Sonuç?

1. Neredeyse genlerine işlemiş olan korku ajite edilerek önce felç edilmiş ardından yönlendirilmiş bir yürütme,

2. Tüm refleks ve önalma kabiliyeti bozulmuş bir devlet mekanizması,

3. Toz duman ve korku ortamında tepki koyma ve algılama kabiliyeti dumura uğratılmış, yönlendirmeye açık hale getirilmiş bir kamuoyu.

Not: İşbu yazının ilham kaynağı, http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=18342912 adresindeki, "reverse angel" rumuzlu yazarın yazısıdır.

Etiketler: , ,

12 Ekim 2009 Pazartesi

Nekrofilinin ve Haysiyetsizliğin Pençesinde...

Ne oldu şimdi?

Küçücük bir kızcağızın cesedi üzerinden nekrofiliyle bezenmiş nefret kusanlar ne diyor şimdi?

Hani nerede hakkaniyet, hak, adalet?

Kim verecek bu kuklalığın hesabını?

* * *

Olayın olduğu günün akşamında, DTP milletvekillerinden biri NTV canlı yayınına katılmıştı. Başka bir konu için: DTP milletvekillerinin zorla ifade vermeye götürülmeleri konusunda.

Milletvekili konuşmasına "Taziye evinden geliyorum. Küçük bir kıza roket atılmış". Dedi.

Ve takip eden günlerde de Taraf ve şurekası ve dahi paçalarından ilkellik akan ana akım Türk solu o ifadeye sıkı sıkıya sarıldı, kendi hesaplarını görmek için atladı bu rokete.

Roketle bir kızın vurulması ne demektir?

Roketle nişan alınmadan br yer bulunmaz. Roket görerek atış silahıdır. Hedefi nişangâha alırsınız.

Daha sonra bazı başka kaynaklarda, kızcağızın havan mermisi düşmesi sonucu hayatını kaybettiği iddia edildi.

Havan görerek atış silahı değildir. Havanda hedefe doğrudan atış yapmazsınız. Eğik atış prensibi geçerlidir. Merminin sapması çoktur. Yani bir havanla 14 yaşında minicik bir kızı vurmak için şans bile yetmez.

Daha sonra Genelkurmay krokilerle açıklama yaptı, dedi ki "Olay günü havan atışı yok. Atışın yapıldığı iddia edilen karakollar havan menzilinin dışında. Bunu biz yapmadık"

Ama TSK diyorsa yalan! TSK diyorsa ajitasyon he mi?

Daha soruşturma bitmemiş, araştırma bitmemiş. Mermilerin dumanı tütüyor daha!

Sonradan ortaya çıktı ki:

40mm bombaatar mermisi. Daha önceden atılmış, düşmüş bir yere, patlamamış.

Ceylancan ise bu mermiyi bulmuş. Oynarken patlamış. Kızcağızın vücudunda bacak ve kolları sağlam, karnı ve göğsü parçalanmış.

* * *

Türk solunun sergilediği bu nekrofil, haysiyetsiz ve düpedüz faşist tavrı aklım havsalam almıyor.

Ekşi sözlükte "all rights rezerved" rumuzlu kullanıcı dilimin ucuna gelenleri söylemiş mesela:

suçluluğu ispatlanana kadar herkes suçsuzdur önermesi bizde yanlış işliyor. misal aklımıza "kötü" olarak kazınmış bir karakter varsa ve ortada bir kötülük varsa bu kötülüğü otomatik olarak aklımızdaki "kötü" karaktere bağlıyoruz. ve buna kendimizi o kadar kaptırıyoruz ki, yanılıyor olabileceğimizi söyleyenler de o "kötü" ile birlikte "kötü" damgası yiyor.

ceylan önkol feci şekilde ölmüş veya öldürülmüş. insani duygularını kaybetmemiş hiçbir insan bu ölüm karşısında içi cız etmeden duramaz. bu yüzden ceylan hakkında "siz hala asker yapmamış deyin, o küçücük bedeni annesinin eteklerinde paramparçaydı" ajitasyonu olaya olan subjektif bakış açınızı haklı kılmaz. ceylan önkol'un feci ölümü taraf'ta haber oldu. asli hedefi tsk karşıtlığı olan taraf'ın ileri sürüldü iddia edildi tarzı habercilik yöntemiyle bizlere sunduğu haberden hemen sonra askere isyan başladı. biz ne dedik? (bkz: #16957864) "...zaten şu dakikada aklı başında birisi, haberin gerçek olup olmadığını öğrenmeden sağa sola sallamaya başlamaz. ama işte "malzeme" çıkınca akıl başta kalmıyor..."

haber çıktığından beri genel kanı şuydu: askeri üsten koyun otlatmakta olan zavallı bir kızın üzerine kasten havan mermisi atılmış ve bu mermi kızın feci şekilde ölümüne sebep olmuş. oysa daha soruşturma ile ilgili net bir bilgimiz bile yoktu. askerin geç müdahalesini eleştirebilirsiniz, doğru. askerin o bölgede görev yapacak personelini daha mantıklı ve profesyonel şekilde seçmesi gerektiğini de söyleyebilirsiniz, ki %100 katılırım. tamam da asker ne zaman suçlu ilan edildi? orayı kaçırmışım ben.

aradan zaman geçti. bugün, hurriyet.com.tr'de bir haber çıktı. (bkz: http://www.hurriyet.com.tr/...em/12670474.asp?gid=229 )

haberde "..ortaya çıkan ilk ve kesin bulgunun patlayıcının havan topu olmadığını.." gibi bir ibare geçiyor. ama biz ısrarcıyız, kesin asker yapmıştır. "kim yapmış onu bulun kardeşim" diyenler var. oysa ki "ilk ve kesin" bulgu olarak bahsediliyor havan mermisi olmadığından. henüz soruşturma bitmiş değil ki.. "havantopu değil, mayin değil, el bombasi değil, demek ki super sheep" deniyor, dalga geçiliyor. dedik ya, kafada "kötü" etiketli birisi var ve ortada kötülük var. beyin kötülüğü kötüye bağlamış bir kere. bugün hurriyet.com.tr'de çıkan haber ölümün askeriyeden atılan havan mermisi sebebiyle gerçekleştiğinin ispatlandığını yazsaydı da önyargı değişmeyecekti, "havan topu atılmamış" deyince de değişmedi, "amerika vurmuş" dense bile değişmeyecek.

hadi zavallı kızın yakınları, belki yaşadıkları olayların, belki geçmişin, belki duydukları sesin, belki de sadece ceylan'ı kaybetmenin verdiği acının etkisiyle askeri suçluyorlar. peki sizin mantığınızı kullanmak için engeliniz nedir?
http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=17018327

Türk entelejensiyası kendi topraklarına, kendi insanına bu kadar hıyanet içinde olmuş muydu hiç?

Farkına varıyor mu acaba bu süreçte fikrini, vicdanını satanlar bizzat kendilerinin Türkiye'de adamakıllı solun yeşermesini engellediklerini? Bu haysiyetsiz, bu basiretsiz, bu satılık amorf tavırların, Türkiye'de ırkçılık ve kör faşizmin güçlendirdiğini, vicdanlı, sağduyulu, objektif bir solu Türkiye'de kendi elleri ile öldürdüklerini, bu kepazeliklerle TSK ve tüm devler kurumlarında kurumsal özeleştiri ve demokratikleşmenin önünü kestiklerini...

Türk solu nekrofili ve mazohizmin esaretinden kurtulduğu, sağduyu ve mantığı seçtiği gün Türkiye'de bir şeyler güzelleşmeye başlayacak.

Etiketler: , ,

20 Ağustos 2009 Perşembe

Fair Game

Ünlü ABD'li gazeteci ve yazar Bob Novak, 18 Ağustos günü beyin kanserinden vefat etti.

Ünlü ABD'li aktris Naomi Watts, 2010'da gösterime girecek "Fair Game" (Adil Oyun) adlı sinema filminde başrolü Sean Penn ile paylaşacak.

Bu iki alakasız gibi görülen haberin aslında son derece çarpıcı bir ortak noktası var: Yakın tarihin en ilginç siyasi skandallarından biri.

6 - 7 yıl öncesine dönelim:

ABD'nin 2003'te Irak'a açtığı savaşın en önemli gerekçelerinden biri, Irak'ın kitle imha silahları üretmeye çalıştığı iddiasıydı. ABD, Colin Powell'ın Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne sunduğu istihbarat raporlarını, Irak'ın dünya güvenliğine arz ettiği tehdidin kanıtı olarak sunmuş, bu ülkeye karşı çok uluslu bir kalisyon kurmaya çalışmıştı. Savaştan sonra bu istihbarat raporlarının neredeyse tamamının hatalı ya da uydurma olduğu, Irak'ın ciddi bir kitle imha silah imkân, kabiliyet ve potansiyeline sahip olmadığı ortaya çıkmıştı.

İşte bu hatalı / sahte istihbarat raporlarından biri, ABD'de ciddi bir siyasi skandala sebep olmuştu: Valeri Plame Skandalı.

ABD Dışişleri Bakanlığı'nda 20 yıldan uzun bir süre çeşitli mevkilerde çalışan ve özellikle Afrika konusunda uzman olan Büyükelçi Joseph Wilson, "özel ama gizli olmayan" bir resmî görevle, 2002 yılında CIA aracılığı ile Nijer'e gitti. Görevi, Irak'ın bu ülkeden işlenmiş Uranyum aldığı iddialarının araştırılması ve bir rapor hazırlanması idi. Daha önce bu ülkede görevli bulunan, bölgeyi iyi tanıyan Wilson, Nijer devlet görevlileri, ülkedeki Uranyum madenlerini işleten yabancı şirketlerin yöneticileri, bu madenlerdeki cevher akışını kontrol eden IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı) yetkilileri ile görüştü. ABD'ye dönüşünde CIA'ye bir brifing veren Wilson, Irak'ın Nijer'den uranyum aldığına dair herhangi bir kanıt olmadığını, bu satışın gerek ülkedeki sıkı mevzuat gerekse uluslararası denetimler nedeniyle neredeyse imkansız olduğunu belirtti.

Ama sonradan anlaşıldı ki, Wilson'un görevi, Nijer'e gittiği gün zaten tamamlanmıştı.

Eylül 2002'de İngiliz hükümeti, yayınladığı bir raporda Irak'ın Afrika'dan uranyum almaya çalıştığını iddia etti. Daha sonra dönemin ABD Başkanı, aptallığı ile meşhur George W. Bush, Ocak 2003'te yaptığı bir konuşmada İngiliz istihbarat raporlarına atıfta bulunarak Irak'ın bir Afrika ülkesinden uranyum alma girişimlerinden bahsetti. Ancak zaten ABD Dışişleri Bakanlığı, Aralık 2002'deki bir raporunda bu ülkeyi Nijer olarak ifade etmişti.

Beyninden vurulmuşa dönen, ziyareti, temasları, raporları çarpıtılmış ya da belki en iyi ihtimalle görmezden gelinmiş olan Wilson, 06.07.2003 tarihinde, yani Irak Savaşı'nın sona ermesinden kısa süre sonra The New York Times gazetesinde "What I Didn't Find in Africa" (Afrika'da Ne Bulmadım?) başlıklı bir makale yayınladı. Makalede Wilson, Nijer seyahatinden, seyahat sırasındaki bulgularından, sonrasında hazırladığı rapordan ve ABD yönetiminin bulgularını görmezden gelmesi ve çarpıtmasından bahsetti.

Kıyamet de bundan sonra koptu.

Makalenin yayınlanmasından kısa süre sonra 14.07.2003 tarihinde, Bob Novak, The Washington Post gazetesindeki köşesinde "Mission to Niger" (Nijer Görevi) başlığı ile kaleme aldığı makalesinde, Joseph Wilson'ın Nijer'e gönderilmesini, CIA'de gizli ajan olarak çalışan eşi Valerie Plame'in üstlerine tavsiye ettiğini yazdı. Novak'ın makalesine göre Plame, özellikle silahlanma ve kitle imha silahları konusunda uzman bir ajandı.

Gizli bir istiharat görevlisini deşifre eden bu makale, ciddi bir suç unsuru taşıyordu. CIA hemen harekete geçerek ABD Adalet Bakanlığı'ndan olayı soruşturmasını talep etti. Adalet Bakanlığı da topu FBI'ya attı (kahrolası federaller!) Takip eden süreçte Valeri Plame'in neredeyse tüm CIA kariyeri, katıldığı operasyon ve görevler deşifre oldu, Plame CIA'den istifa etti. Dönemin Başkan Yardımcısı, haysiyetsizliği ile meşhur Dick Cheney'in başdanışmanı Lewis Libby hüküm giydi.

Olayın aslı sonradan çözüldü:

Bush hükümeti, savaş açma bahanesi olarak kullandığı Irak - Nijer komplosuna şiddetle muhalefet eden Wilson'u cezalandırmak için, eşini deşifre ve rezil etmek istemiş, bunun için de Dick Cheney, gazeteci Bob Novak'ı kullanmıştı.

İşte bu hikaye, Sean Penn ve Naomi Watts'ın oynayacağı "Fair Game" (Adil Oyun; aynı zamanda "avlanmasında sakınca olmayan av" anlamına gelen bir deyim - Plame'i tanımlamak için güzel bir seçim. Zaten bu ifade de soruşturma raporlarında geçmektedir) adlı sinema filminde anlatılacak. Film hakkında çok fazla detay yok, ancak siyasi görüşü ve muhalif tavrı bilinen Sean Penn'in oynuyor olması gözönüne alınırsa, dönemin ABD hükümetinin set biçimde eleştirileceğini bekleyebiliriz.

Ne dersiniz, belki de Fair Game, Obama hükümetinin günah çıkarma adımlarından birisidir?

Konu ile ilgili Wikipedia makaleleri:

http://en.wikipedia.org/wiki/CIA_leak_grand_jury_investigation
http://en.wikipedia.org/wiki/Plame_affair#cite_note-novakcolumn-9

Joseph Wilson'un The New York Times'da yayınlanan makalesi: What I Didn't Find in Niger



Not: Bu arada Naomi Watts'ın Valerie Plame'e benzerliği dikkat çekici...




Etiketler: , , , ,

31 Ekim 2008 Cuma

Omurgasızlığın Vesikası

16 Ekim 2005 Pazar

Metal Fırtına: Zor Yanıtlar, Kolay Yanıtlar

ABD'nin Irak'ı işgalinden bu yana Türkiye'de uluslararası ilişkiler gündemde daha fazla yer tutmaya başladı. Dikkat ederseniz politika, strateji alanında yayın yapan site, forum ve dergi sayısında artış var. Halkın içinde de belirli bir korku ve endişe hüküm sürmeye başladı diye düşünüyorum; bunun en başta gelen sebebi de ABD'nin uluslararası hukuk kurallarını çiğnemesi ve sırada başka hedeflerin de bulunduğu kanaati. Bu sebeple bahsettiğim korku tamamen anlaşılabilir temellere dayanıyor kanaatindeyim.

Gerek Türk gerekse uluslararası kamuoyunda bir belirsizlik ve güvensizlik ortamı oluştu. 11 Eylül'den sonra travmatik bir biçimde doğan kuşkular, teoriler, korkular silsilesi önce Afganistan sonra da Irak savaşlarıyla daha da katmerlendi. Düşman birdenbire (out of nowhere) ortaya çıkıp uçak olup gökdelene çakıldı. Eskisi gibi tehdidin adı A ya da B ülkesi değildi, ortada ne bir ülke ne de bir muhatap vardı. Usame Bin Ladin'in kişiliğinde sembolleşen "terör"dü sadece. Ama nedir, nerededi, nasıl örgütlenir, ne yer ne içer vs vs hiç bir soruya doyurucu, makul, mantıklı yanıt verilemedi.

Bu gibi uluslararası ilişkiler, ulusal güvenlik, savunma, terörizm vb konularındaki sorulara yanıt vermenin, dünyadaki diğer tüm yanıtlar gibi, iki yolu vardır:

1. Zor yanıtlar,
2. Kolay yanıtlar.

Zor yanıt vermek için ciddi araştırma yapmak gerekir. Gündemi takip etmeli, değişik kitap, dergi, site, portal vesaireyi okumalı, karşıt fikirleri tartmalı, analiz etmelisiniz. Yetmemeli, yazıp çizmeli, beyin fırtınaları yapmalı... Kısacası emek harcamalasınız. "Zor yol" karşıt düşüncelere saygılı, mesafeli, analitik ve serinkanlı yaklaşımı gerektirir. Sancılı ve üretken olup olmayacağı belli olmayan bir süreçtir. 2 x 2 = 4 olduğunu da ispatlayabilirsiniz bu süreç sonunda, devrimsel bir fikir de üretebilirsiniz.

Kolay yanıt için emek harcamanıza gerek yoktur; yorulmazsınız. "Neden böyle oldu?" sorusuna "Çünkü bu şöyle de, ondan" demek yeterlidir ve bunu sizin demenize gerek bile kalmaz. "Klişe" sihirli sözcüktür, Lego misali parçaları yan yana, uyup uymaycağına bakmaksızın yerleştiri ve bütünü meydana getirirsiniz. Kolayca hazmedebileceğiniz yanıtlardır kolay olanlar. Bir kitapta okuduğunuz iki satır, televizyon dizisindeki yakışıklı jönün söylediği bir etkileyici replik, kulaktan kulağa yayılan dedikodular, gazete manşetleri gibi şeyler bu yanıtları sağlar. Gündelik hayatın koşturmacası ve stresi içinde bu mesajları bilerek veya bilinçsizce alır, değerlendirir ve bir köşeye saklarsınız. Doğruluğunu, olabilirliğini, geçerliliğini sorgulamanıza gerek yoktur. Rafine, test edilmiş, onaylanmış gerçekliktir önünüze sunulan..

Ortalama bir ABD vatandaşının hayatı üç aşağı beş yukarı standarttır, dünyaya meteor çarpsa bile değişmez. Sabah kalkar, yürüyüşünü yapar, duş alır, işine hep aynı saatte gider, aynı saatte gelir, dondurulmuş yemeğini ya da pizzasını yer, eşi ve sevgilisiyle belirli gün ve belirli saatlerde birlikte olur vs. Hayatında olağanüstü sürprizlere yer yoktur. Çocuğun okul taksidinin, vergisinin, faizlerin binde bir oynaması bile büyük bir değişimdir. Her akşam yatağa yatarken bilir ki, ertesi gün kalktığında hiç bir şey ters gitmeyecek, hiç bir kötü sürpriz olmayacak. CNN'i veya FOX TV'yi açtığında gördüğü (ona izletilen) dünya böyledir çünkü. Her gün duyu organlarının ona aktardığı mesaj bombardımanı rafine alt-mesajlarla doludur. "Dünyanın en kudretli ülkesiyiz", demokrasi ve özgürlüğün anavatanında yaşıyorsun" vs. 11 Eylül gibi bir terör korkusu ama hepsinden önemlisi hayat tarzının birden bire alaşağı olacağına dair derinlerdeki korku, onu bu tarz alt-mesajlara açık hale getirmiştir çoktan.

Peki bizi bu tarz alt-mesajlara açık hale getiren korku nedir?

İşgal.

Savaşarak, gıdım gıdım kurulmuş ve ömrü boyunca, yüzyıllar boyunca savaşmış bir İmparatorluğun, yine (işgale karşı) savaşarak kurulmuş mirasçısının vatandaşlarıyız. Yaşadığımız topraklar için hep savaşmak durumunda kalmışız. Hala da savaşıyoruz. Ülkenin hem körolasıca hem de kurban olasıca jeostratejik, jeopolitik ve jeo-hede-hödö öneminden dolayı tarihin her döneminde aynı anda hem bir sürü düşmanımız ve bir sürü dostumuz olmuş. Tarihin cilvesi, dostlarla düşmanlar devamlı yer değiştirmiş. Ama hep saldırı, o olmasa bile yoğun bir baskı altında kalmışız. Adı Eflak-Boğdan olmuş, Bizans olmuş, Avusturya-Macaristan, İngiltere, SSCB, ABD, IMF, MTV olmuş hiç fark etmemiş. Askeri, siyasi, kültürel, ekonomik her yönden türlü türlü işgale uğramış bu ülke. Sonra da ABD gelmiş, Irak'ı "işgal" etmiş, binlerce km uzaktaki bir ülke sınır komşumuz oluvermiş. Hatta askerimizin başına çuval geçirerek bize çuvaldız batırmaya kalkmış.

İşte bu, bilincimizin arka raflarında saklı pek çok şeyi gün yüzüne çıkardı. Birden herkes konuşmaya, daha da beteri sorular sormaya başladı. Bu beter bir şeydi, zira birileri sorular sormaya başlarsa yanıt da isterler.

Nasıl yanıtlar? Kolay mı, zor mu?

"Türkiye'de on yüz bin milyon ton bor var, dünyadaki petrol stokları tükeniyor, geleceğin enerji kaynağı bor, ABD petrol için Irak'ı işgal etti, ama petrol bitince bor için Türkiye'yi işgal edecek, bunun provasını milenyum çelinc tatbikatıyla yaptı, 11 bordo bereliye çuval geçirerek mesaj verdi, nokta".

Buyrun size kolay bir yanıt. Kendi içinde gayet tutarlı.

Türkiye neden önemli? Çünkü Türkiye'de milyarlarca ton bor var. Petrol bitiyor ve geleceğin yakıtı bor.

Türkiye neden tehdit altında? Çünkü ABD tetik manyağı (trigger happy) bir ülke ve canı çikolata çekse İsviçre'yi işgal edecek bir başkanı var.

ABD'nin petrolü bitince ne olacak? Elinin körü olacak, bor için bize dalacak.

Her soruya bir yanıt çıkarmak mümkün. Kabaca 300 sayfalık Metal Fırtına kitabı bunlar gibi bir sürü soruya cevap verir nitelikte.

Söz gelimi, dünyada gelecek 250 sene boyunca hangi ülkenin, kimler tarafından yönetileceğinin, 250 sene öncesinden, gizli bir tarikat tarafından belirlenmiş olduğunu açıklayan bir teori kurabiliriz. Bu teori kendi içinde o kadar tutarlı olur ki, 1929 Büyük Bunalımı'ndan 11 Eylül'e kadar her olaya mantıklı bir açıklama getirebilir. Vereceği her cevap tek satırlık, "hedefi 12'den vuran", "olayı bitiren" türden olabilir. Çok izlenen meşhur bir TV dizisini anımsayın lütfen...

Bir roman, roman olma iddiası ile ortaya çıkıp, romanlığı ile anılmayı amaçlarsa, kadir kıymet bilen okuyucuya ilham olur, bilgi olur, haz olur. Ancak roman olmanın ötesinde, "ulvî" amaçlar edinirse, o zaman işin rengi değişir. Kolay yanıtlar sunmayla zor yanıtlar sunmanın arasında çok büyük bir fark vardır. Birincisi çabucak tüketilirken (mesela ayaküstü bir kitapçıda, bir gecede kanepede uzanırken vb), ikincisi nesiller boyu bakî kalır.

Etiketler: ,