26 Şubat 2010 Cuma

Yunanistan ve FREMM: Başka Bahara mı?

Yunanistan'daki, Başbakan Papandreu'nun deyimi ile "ulusal egemenliğe tehdit" haline dönüşen ekonomik krizin, ülkenin savunma tedarik projelerine olumsuz etkisi gitgide daha da hissedilir oldu. Önce Tip 214 Papanikolis yeni denizaltı inşa ve Poseidon II denizaltı modernizasyon, ardından 5 adet deniz karakol uçağı alım projelerinin iptali ardından yeni ileri jet eğitim uçağı alım ve MEKO 200 modernizasyon projelerinin belirsiz bir süre ile ertelenmesi, komşunun savunma alanında yaşadığı sıkıntıların tezahürü.

Bu sıkıntı ve darboğazı daha iyi anlamak için deniz karakol uçağı projesi örnek olarak verilebilir: Yunanistan'ın envanterindeki ABD'den ikinci el tedarik edilen P-3B Orion deniz karakol uçakları faydalı hizmet ömürlerini tamamladı ve aktif hizmetten çekilmiş durumdalar. Bu uçakların yerini almak için bir süredir devam eden yeni nesil karakol uçak tedarik projesi ise iptal edildi. Yani şu anda Yunan Deniz Kuvvetleri'nin Ege ve Doğu Akdeniz'de havadan keşif, denizaltı savunma harbi, karakol ve arama ve kurtarma maksadı ile kullanabileceği, sabit kanatlı bir uçak bulunmuyor.

İşte bu ortamda, zaten üzerinde Demokles'in kılıcı sallanan bir başka proje, yeni nesil firkateyn inşa projesi de tehlikeye girmiş durumda (ayrıntılar için: Yunanistan ve FREMM).

Jane's Defence Weekly'nin haberine göre, Fransız DCNS firması, Yunanistan'ın ekonomik sorunlarının, bir sözleşme imzalanması ihtimalini büyük oranda azalttığını düşünüyor. Toplam bedeli USD 2,900,000,000 olması beklenen proje, DCNS tarafından, FREMM firkateyni için kısa vadede gerçekleşmesi en muhtemel satış olarak ifade edilmekteydi. Ancak Yunanistan'da patlak veren büyük ekonomik kriz ve akabinde uygulamaya konulması öngörülen kamu harcamalarının sıkı denetimi, büyük çaplı savunma alımlarının ertelenmesi ya da iptalini gündeme getirecek gibi görünüyor. Nitekim ülkedeki büyük çaplı askeri resm-i geçitler iptal edildi, kara kuvvetlerinde 30%'a varan personel ve araç gereç indiriminden bahsedilmeye başlandı.

Bu durumun uzantısı olarak DCNS'in FREMM satışı için olası müşteriler listesinde Yunanistan alt sıralara inmiş durumda. Başka bir ifadeyle, DCNS Yunanistan'dan umudunu kaybetmek üzere.

Fas'a bir adet satış sözleşmesi imzalanmış FREMM için halen Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Cezayir diğer muhtemel müşteriler olarak belirtiliyor.   



Greek debt crisis 'may hinder' DCNS FREMM deal

Date Posted:  25-Feb-2010

Jane's Defence Weekly

J A C Lewis JDW Correspondent
   Paris

French warship manufacturer DCNS has conceded that Greece's debt problems have dashed its hopes of landing a contract to supply the Hellenic Navy with six FREMM frigates.

"The debt crisis obviously complicates the picture," a DCNS official told Jane's on 22 February. "Talks are still going on but we now see little chance of a positive outcome in the foreseeable future."

Earlier in 2010 a senior DCNS official said that Greece was the strongest prospect for a sale worth an estimated EUR2.2 billion (USD2.9 billion), while defence figures in Paris were predicting that a memorandum of understanding on the FREMM deal could be penned when Greek Prime Minister George Papandreou visits Paris, expected by mid-2010.

However, because of revelations concerning the true extent of Greece's debt, Athens has been downgraded to being just one prospect among others in DCNS' drive to find export customers for FREMM. France has so far sold only one of the 5,000-ton frigates to Morocco, while Paris is in talks concerning FREMM with Saudi Arabia, the United Arab Emirates and Algeria. The French Navy has ordered 11 of the new frigates.

Greece stated on 22 January that it had begun negotiations with France on FREMM after excluding German, Dutch and Spanish yards from its competition to acquire six frigates. In April 2008 DCNS forged a partnership with Elefsis Shipyards that called for all six of the hulls to be built in Greece, while DCNS would essentially supply the rest, including propulsion and weapon systems functionality.

Etiketler: , , ,

14 Ocak 2010 Perşembe

Türk Deniz Kuvvetleri'nde Firkateynler


İkinci el firkateyn transferlerini incelediğim ve halen devam eden çalışmamın, Türk Deniz Kuvvetleri ile ilgili bölümü:
 


İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra NATO’ya üyeliği ile birlikte diğer kuvvetlerde olduğu gibi Türk Deniz Kuvvetleri’nde de (TDzK) uzun süren bir yabancı sistemlere bağlılık başladı. 1980’lerin sonlarına kadar Türk Deniz Kuvvetleri’nin ana vurucu gücünü, ABD’den yardım kapsamında gelen, İkinci Dünya Savaşı gazisi, FRAM (Fleet Rehabilitation and Modernization) I ve II modernizasyonlarına tabi tutulmuş Alan M Sumner ve Gearing sınıfı destroyerler teşkil etti.

Deniz kuvvetlerindeki ABD’ye olan bu bağlılığın kırılmasına yönelik (Berk refakat muhribi girişimi sayılmazsa) ilk ciddi adım, 1982 yılında Alman Blohm und Voss tersanesi ile imzalanan Track I projesi sözleşmesi idi. 4 adet MEKO 200TN tipi genel maksat firkateyninin ilk ikisinin Almanya’da, geri kalan ikisinin Gölcük Tersanesi’nde inşa edilmesini içeren proje ile Türk Deniz Kuvvetleri’nin hizmetine ilk kez modern firkateynler girmiş oldu. Bu projeyi 19.01.1990 tarihinde imzalanan ve iki adet firkateyni içeren Track IIA ve 14.12.1992 tarihinde imzalanan, yine iki gemiyi kapsayan Track IIB projeleri takip etti. Track I firkateynleri Yavuz sınıfı olarak 1987 – 1989 yılları arasında, Track II firkateynleri ise Barbaros (Track IIA) ve Salih Reis (Track IIB) sınıfı olarak 1997 – 2000 yılları arasında hizmete girdiler. Track IIC olarak adlandırılan ve yine 2 firkateyni içeren dördüncü paket ise hayata geçirilmedi.

MEKO 200’ler ile birlikte TDzK ilk kez gemilerden hava savunma füzesi kullanma kabiliyetine erişmiş oldu.

MEKO 200 Projesi’nin, Doğan sınıfı hücumbot projesi ile birlikte, Türkiye’de modern bir askeri gemi inşa sanayii kurma girişiminin ilk aşamasını teşkil ettiği söylenebilir. Bu proje ile birlikte Türk gemi inşa sanayii, modern savaş gemisi tasarım, inşa ve sistem entegrasyon konularında bilgi ve tecrübe sahibi oldu. Ancak bu projenin, Türkiye’nin savaş gemisi konusunda dış bağımlılığını bir anda sona erdirmesi mümkün değildi. Nitekim 2000’lerin başlarına kadar FF-1052 Knox, FFG-7 Oliver Hazard Perry ve ardından A-69 D’estienne D’orves sınıfı firkateynler transfer edildi.

NATO müşterek tatbikatlarından olan Display Determination 1992 sırasında, 01.10.1992 gecesi ABD uçak gemisi Saratoga’dan ateşlenen iki adet RIM-7 Sea Sparrow hava savunma füzesi, Saratoga ile beraber seyretmekte olan DM357 Muavenet destroyerini köprüüstü kısmından vurarak beş denizcinin hayatını kaybetmesine neden oldu. Bu olaydan sonra ABD, tazminat olarak bir adet FF-1052 Knox sınıfı firkateyni TDzK’ne hibe olarak, üç adet firkateyni de düşük bedelle transfer etti. TDzK’de Tepe sınıfı olarak adlandırılan ve ilki F250 Muavenet olarak adlandırılan bu gemiler 29.11.1993 tarihinde hizmete girdi. Dört adet daha Knox sınıfı firkateyn de ertesi yıl, 1994’te, hizmete girerek TDzK’deki Tepe sınıfı firkateyn sayısını 8’e çıkardı. Türkiye ABD’den ayrıca yedek parça gemisi olarak kullanılmak üzere 4 adet Knox (FF-1059 Sims, FF-1080 Paul, FF-1082 Montgomery ve FF-1091 Miller) alındı. Böylece TDzK envanterine toplam 12 adet FF-1052 Knox sınıfı firkateyn girmiş oldu.

Knox sınıfı firkateynler TDzK’de, alımlarının gündeme gelmesinden itibaren büyük bir muhalefetle karşılaştılar. Bu muhalefetin ana nedenleri, gemilerin oldukça yıpranmış olmaları ve silah sistemlerinin yetersiz olmaları olarak sıralanabilir. İstim tipi tahrik sistemini haiz olan bu firkateynlerin kazanlarının ısıtılması ve akabinde seyre çıkış yani reaksiyon sürelerinin ve harbe hazırlık oranlarının düşük olması, yüksek işletme ve idame giderleri ile düşük performansları, TDzK’deki hizmet sürelerinin görece kısa olmasına neden oldu: Tepe sınıfınının 4 gemisi, hizmete girmelerinden 7 – 8 yıl sonra emekliye ayrılmışlardır. 2009 itibariyle Tepe sınıfından sadece bir gemi, F253 Zafer hizmette kalmış durumda.

TDzK’nin suüstü vurucu gücünü oluşturan filolarını gençleştirme çalışmalarının en önemlilerinden birini, ironik şekilde, 1990’ların sonlarında başlayan ikinci el FFG-7 Oliver Hazard Perry sınıfı firkateyn transferleri teşkil etmiştir.

Aslında Türkiye’nin FFG-7 firkateynleri ile tanışıklığı 1980’e kadar uzanmakta. Track I ve Track II projelerinin temsil ettiği modernizasyon faaliyetleri kapsamına alınabilecek bir girişim ile, 1980 yılında ABD ile imzalanan bir mutabakat muhtırasına göre İstanbul Taşkızak Tersanesi’nde dört adet FFG-7 sınıfı firkateyn, lisans altında inşa edilecekti. Ancak Taşkızak Tersanesi’nin teknik altyapı ve tecrübesinin bu boyutta bir gemi inşasına elverişli olmaması, yapılması gereken yatırım maliyetinin büyüklüğü ve bütçe sıkıntıları, bu projenin iptal edilmesine neden oldu.

Soğuk Savaş döneminde alan hava savunması ve DSH maksatlı bir refakat firkateyni olarak tasarlanan FFG-7’ler üzerindeki yük, SSCB’nin yıkılması ve Atlantik’teki Rus denizaltı tehdidinin ortadan kalkması ile önemli oranda azaldı. Bu ise, ABD DzK hizmetindeki toplam 51 adet FFG-7’nin önemli bölümünün ihtiyaç fazlası olarak emekliye ayrılmasına neden oldu. Bu gemiler, ABD’nin dost ve müttefiklerine düşük fiyata satılmaya ve/veya hibe edilmeye başlandı. Tasarım özellikleri itibariyle zaten düşük işletme ve idame maliyetine sahip FFG-7’ler, fazla yüksek bir ilkalım külfetine sahip olmadıkları için çok sayıda ülke donanması tarafından talep gördü. TDzK da, Yavuz, Barbaros ve Salihreis sınıflarının temsil modernizasyon ve gençleştirme atılımının devamı olarak bu gemilere ilgi gösterdi.

TDzK hizmetine ilk FFG-7’ler 24.07.1998 tarihinde girdi. F490 Gaziantep, F491 Giresun ve F492 Gemlik adları ile ve Gabya sınıfı adı altında göreve başlayan gemiler, denize inişlerinin üzerinden 50 yıldan fazla zaman geçmiş ve artık faydalı hizmet ömürlerinin sonuna gelmiş olan Gearing tipi destroyerlerin yerine geçerek, donanmada büyük bir gençleşme sağladılar. TDzK tarafından Gabya sınıfı adı verilen bu gemiler ile birlikte TDzK ilk kez alan hava savunması imkan ve kabiliyeti kazandı.

İlk üç gemiden sonra ABD’den 22.07.1999 tarihinde F493 Gelibolu, 08.06.2000 tarihinde F-494 Gökçeada, 25.07.2000 tarihinde F-495 Gediz, 11.04.2002 tarihinde  F-496 Gökova ve en son 04.04.2003 tarihinde F-497 Göksu firkateynleri transfer edildi. Ayrıca FFG-10 Duncan firkateyni, yedek parça gemisi kullanılmak üzere alındı.    Hizmete girdiklerinde, SH-2 Sea Sprite helikopterlerinin iniş kalkışına uygun şekilde, “kısa gövdeli” (Short Hull) olan gemiler, Gölcük Tersanesi’nde kıç kısımlarının eğimi artırılmak suretiyle uzatılarak “uzun gövdeli” (Long Hull) versiyona tadil edilerek S-70B SeaHawk helikopterlerinin iniş kalkışına uygun hale getirildiler. Bu tadilat kapsamında gemilerin helikopter pistlerinin boyu 3.16m uzatıldı, helikopterlerin inişini kolaylaştıracak ASIST sistemi monte edildi  ve helikopterlerin güvenli bir şekilde yaklaşıp alçalmaları için kıçtaki kapstan ve babalar alçaltıldı.

Gabya sınıfının hizmete girmesinden kısa süre sonra, muharebe komuta kontrol sistemlerinin modernizasyonu gündeme geldi. GENESİS (Gemi Entegre Savaş İdare Sistemi) adı verilen proje, gemilerdeki mevcut AN/SPS-55, AN/SPS-49, Mk92 ve seyrüsefer radarları ile IFF (Identification Friend or Foe; Dost Düşman Tanıma) sistemlerinden toplanan verilerin, müşterek bir taktik resim oluşturmak amacıyla birleştirilmesi; Link 11 / 16 yeteneğinin kazandırılması ve otomatik hedef tespit, teşhis ve takibini sağlayacak OTOHETTS (Otomatik Hedef Tespit ve Takip Sistemi) geliştirilmesi ve entegrasyonunu kapsıyor. Ayrıca SHM’de bulunan eski operatör konsollarının yeni nesil ergonomik çok amaçlı konsollarla değiştirilmesi de GENESIS projesinin kapsamında bulunmakta. COTS (Commercial Off The Shelf; Hazır Ticari Ürün) sistemlerin yoğun olarak kullanıldığı projede 2009 itibari ile 4 adet gemide modernizasyon çalışmaları tamamlanmış durumda. GENESİS modernizasyonundan geçmiş firkateynler NATO müşterek tatbikatları, Active Endeavour, Akdeniz Kalkanı, Operation Allied Provider ve CTF-151 harekâtları gibi çokuluslu görevlerde aktif olarak görev almaktalar. Öte yandan GENESIS projesi ana yüklenicisi HAVELSAN ile ABD’li Raytheon firmaları arasında 2009 yılında imzalanan işbirliği anlaşması uyarınca, iki firma, GENESIS projesini, FFG-7 kullanıcısı ülkelere birlikte pazarlamaktalar.

TDzK, FFG-7’lerin Mk13 lançerlerinden ateşlenen RIM-66A SM-1MR Standard füzeleri ile kazandığı alan hava savunması kabiliyetini bir adım daha ileri taşımak için, dört adet Gabya sınıfı firkateyne ikişer adet dörtlü Mk41 VLS (Vertical Launching System; Dikey Fırlatma Sistemi) lançer sistemi ve bu lançerlerden ateşlenecek RIM-162 ESSM (Evolved Sea Sparrow Missile) hava savunma füzelerini entegre etmek için proje başlattı. Bu kapsamda Lockheed Martin üretimi Mk41 lançerlerinin FMS (Foreign Military Sales) programı ile satışına ilişkin DSCA (Defense Security and Cooperation Agency; Savunma Güvenlik ve İşbirliği Kurumu) tarafından ABD Kongresi’ne bildirim, 2008 Nisan’ında yapıldı. ESSM füzelerinin güdüm kontrolü için gerekli Mk92 atış kontrol radarı modernizasyonu için ise yine FMS programı dahilinde ABD DzK ile ana yüklenici Lockheed Martin arasındaki sözleşme 2009 Mart’ında imzalandı. Mk92 modernizasyonu ile Mk41 ve ESSM entegrasyonunun GENESIS projesi kapsamında modernize edilecek son dört Gabya sınıfı gemiye, yani F494 Gökçeada, F495 Gediz, F496 Gökova ve F497 Göksu’ya, GENESIS tadilat çalışmaları sırasında yapılması bekleniyor.

Gabya sınıfının son dört gemisine Mk41 ve ESSM kabiliyeti kazandırılmasının, 1990’ların sonlarında gündeme gelen ve özellikle bütçe sıkıntıları nedeniyle iptal edilip uzun süre rafta bekleyen TF-2000 alan hava savunma ve komuta kontrol firkateyni projesi hayata geçene kadar oluşacak açığı kapamayı amaçladığı iddia edilebilir.

Türkiye’de FFG-7’ler için modernizasyon çalışmaları devam ederken, bu sınıftan daha fazla gemiyi hizmet dışına çıkaran ve Mk13 lançerlerini sökerek SeaHawk odaklı DSH görevlerine ayıran ABD’den 2007 yılında, iki adet daha firkateynin transferi teklifi geldi.

ABD Kongresi tarafından, ABD Başkanı’na, Türkiye’ye bir adet Osprey sınıfı mayın tarama gemisi ile iki adet FFG-7 güdümlü füzeli firkateynin (FFG-12 George Philip ve FFG-14 Sides) transferine yetki veren kararname 07.07.2007 tarihinde yayınlandı. FFG-12 ve FFG-14, 2003 yılında emekliye ayrılarak, San Diego Deniz Üssü’ne çekilmiş, Portekiz başta olmak üzere bazı yabancı deniz kuvvetlerine teklif edilmişti. Gemilerden birinin hibe, diğerinin ise satış yolu ile transferi teklifi ile Türkiye ciddi biçimde ilgilendi. Bu kapsamda incelemeler için San Diego’ya personel gönderildi, hatta gemilerde görev yapacak personel bile belirlendi.

Ancak söz konusu transfer, devir teslim maliyetinin kabul edilemez boyutlara ulaşması nedeni ile iptal edildi. Gemileri inceleyen heyetin TDzK komuta katına sunduğu rapora göre, gemilerin hibe edilmesine rağmen, silah sistemlerinin ayrıca satın alınması, gemilerin Türkiye’ye getirilmesi, “cold ship” seviyesinden tekrar aktif duruma getirilmeleri için gereken tadilat ve akabinde bakım ve modernizasyon maliyetlerinin yüksek oluşu, devir teslimin hesaplanandan daha pahalıya mâl olacağı anlamına geliyordu. Rapora göre devir teslim toplam EUR 160,000,000 bedele mâl olacaktı.

Etiketler: , , , , , ,

30 Aralık 2009 Çarşamba

FFG-7'lere Yeni Silah

ABD Deniz Kuvvetleri, hizmette kalan FFG-7 Oliver Hazard Perry sınıfı firkateynlerin Mk13 güdümlü füze lançerini keserek çıkarmıştı. Bu tadilatın sebebi, söz konusu lançerlerden fırlatılan Standard SM-1 füzelerinin bakım ve işletme - idame giderlerinin artması ile, hava savunma görevinin AEGIS donanımlı Arleigh Burke sınıfı destroyerler tarafından ele alınmış olmasıydı.

Mk13 lançerleri sökülen Amerikan FFG-7'leri, esas olarak Denizaltı Savunma Harbi ve asimetrik tehditlerle mücadele görevlerine tahsis edildiler. Aden Körfezi'ndeki deniz korsanlığı sorunu ile birlikte güncelliği yükselen bu görev tipinin getirdiği bir zorunluluk olarak, FFG-7'ler ufak bazı tadilatlar geçirdiler.

World Affairs Board'da rastladığım aşağıdaki fotograflar, böyle bir tadilattan geçmiş bir FFG-7'yi gösteriyor. Eskiden Mk13 lançerinin olduğu yere bir adet BAe Systems üretimi Mk38 Mod2 uzaktan kumandalı 25mm silah sistemi yerleştirilmiş.

Fotografların büyük hali için lütfen üzerlerine tıklayınız.







Etiketler: , , ,

08 Temmuz 2009 Çarşamba

Türkiye'nin Gerçekleşmemiş FFG-7 İnşa Projesi

Uzun süredir, 1990 - 2010 yılları arasında gerçekleşen ikinci el firkateyn hibe ve transferlerini incelediğim bir makale üzerinde çalışmaktayım. Bu çalışma kapsamında araştırma yaparken, değerli dostum Cem Devrim Yaylalı, okuduğu bir kitaptaki son derece ilginç bir bilgiyi benimle paylaştı.

Yaylalı'nın bahsettiği bilgiye göre, Türkiye'nin FFG-7 Oliver Hazard Perry sınıfı firkateynlerle tanışıklığı, Gabya sınıfının trasnferinden çok öncesine, 1980'e kadar uzanıyor. Alman MEKO firkateyn projesinin mimarlarından, gemi inşa mühendisi Karl Otto Sadler, "MEKO - Eine Erfolgsstory" adlı kitabında, Türkiye ile ABD arasında 1980'de 4 adet FFG-7 Oliver Hazard Perry sınıfı güdümlü mermili firkateynin Gölcük Donanma Tersanesi'nde lisans altında inşası hakkında bir anlaşma imzalandığı, ancak daha sonra gerek teknik altyapı ve tecrübe eksikliği gerekse bütçe sıkıntılarından dolayı bu projenin iptal edildiğini yazıyordu.

Bu konu oldukça ilgimi çekti. Makalemde kullanabileceğim bir bilgi edinebilirim düşüncesi ile Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Bilgi Edinme Birimi'ne başvuruda bulundum. Yanıtın gelmesi uzun sürmedi.


Soru:
Sayın Yetkili,

Alman uyruklu emekli gemi inşa mühendisi Karl Otto Sadler'in yazmış olduğu ve "Mittler & Sohn" yayınevi tarafından 2007 tarihinde basılmış "MEKO - Eine Erfolgsstory" isimli kitabın 100'ncü sayfasında, 1980'lerin başında Türkiye ile ABD arasında, FFG-7 Oliver Hazard Perry sınıfı güdümlü mermili firkateynlerin Gölcük Askeri Tersanesi'nde lisans altında inşa edilmesine dair bir anlaşma ya da mutabakat muhtırası imzalandığı, akabinde bu projenin teknik altyapı eksikliği ve bütçe sıkıntısı nedeniyle iptal edildiğine dair bilgi bulunmaktadır.

1. Bu bilginin doğruluk derecesi,

2. Bilgi doğru ise anlaşmanın imzalandığı tarihi,

3. Bilgi doğru ise anlaşmanın kapsamı ve mümkünse içeriği,

hususlarında bilgi edinmek istiyorum.

Gereği konusunda ilginize, saygılarımla, arz ederim.

M. Arda MEVLÜTOĞLU

29.06.2009

Yanıt:

Sayın Arda MEVLÜTOĞLU;

“1980’li yılların başında FFG-7 sınıfı fırkateynlere ilişkin ortak faaliyetlerin yürütülmesi kapsamında karşılıklı temaslarda bulunulmuş ancak konuyla ilgili olarak herhangi bir anlaşma veya mutabakat metni imzalanmamıştır.”

DENİZ KUVVETLERİ KOMUTANLIĞI


.

Etiketler: , , ,

16 Haziran 2009 Salı

Pakistan'ın İkinci El Savaş Gemisi Arayışı

Kısa süre önce basına yansıyan haberlere göre İngiltere ile Pakistan arasında Tip 42 muhriplrinin transferine yönelik olarak yürütülen görüşmeler ciddiyet kazanmış durumda. (*)

Sheffield sınıfı olarak tasarlanan bu muhriplerden İngiliz Deniz Kuvvetleri için üç grup ya da “Batch” halinde toplam 14, Arjantin Deniz Kuvvetleri için ise 2 adet inşa edildi. 1982 Falkland Savaşı gazisi olan bu muhriplere, savaştan alınan dersler uyarınca kapsamlı modernizasyon ve tasarım değişiklikleri de uygulandı. 2009 Haziran ayı itibariyle İngiliz DzK’de 1 adet Tip 42 Batch II Exeter sınıfı, 4 adet de Tip 42 Batch III Manchester sınıfı muhrip bulunuyor. Bu gemiler, Tip 45 Daring sınıfı hizmete girmeye başlayınca peyderpey emekliye ayrılacaklar.

İngiliz ve Pakistanlı yetkililer arasında yürütülen görüşmeler, üç adet Tip 42 Batch III muhribin, İngiliz DzK’nden emekliliklerini müteakiben, 2011 – 2013 arasında PDzK’de hizmete girmesini içeriyor. Gemilerin GWS-30 Sea Dart alan hava savunma sistemi ile birlikte transfer edilip edilmeyeceği net değil; bu sistemlerin hizmet ömürlerinin sonuna yaklaştıkları için satılmayabilecekleri yorumları yapılıyor.

Pakistan Deniz Kuvvetleri (PDzK) ikinci el firkateyn tedarik etmek üzere uzun süredir yoğun gayret sarfetmekte. Halihazırda bu Güney Asya ülkesi 6 adet eski İngiliz Tip 21 Amazon modeli, Tarık sınıfı güdümlü mermili firkateyne sahip. 1970’lerin ilk yarısında denize inen bu gemiler İngiltere’den 1993-1994 arasında, SeaCat uçaksavar ve MM-38 Exocet gemisavar füzeleri sökülmüş şekilde satın alındı. Zaman içerisinde gemilerden üçüne Çin yapımı LY-60 uçaksavar, diğer üçüne ise RGM-84 Harpoon gemisavar füzeleri takıldı; muhabere ve elektronik sistemlerinde kısmî tadilat gerçekleştirildi. Denge, titreşim ve mukavemet sorunları nedeniyle sık sık üstyapı güçlendirmesi uygulandı. Hizmet ömürlerinin sonuna gelmiş durumdalar.

Pakistan’ın firkateyn sınıfı gemiler ile ilgili en güncel çalışması, 2006 yılında emekliye ayrılan iki adet eski İngiliz Tip 12M Leander modeli, Zülfikâr sınıfı firkateynin yerini almak üzere Çin ile ortak üretimi kapsayan, yaklaşık USD 700,000,000 bütçeli F22P Sword (Kılıç) projesi. Çin’in Tip 053H3 firkateyn tasarımı üzerine, PDzK ihtiyaçları doğrultusunda yapılan değişikliklerle ortaya çıkan yaklaşık 2,500t deplasmana sahip F22P’den ilk etapta ilk üçü Çin Şangay Hudong Tersanesi, sonuncusu Karaçi Tersanesi’nde olmak üzere toplam 4 adet inşa edilecek. Sınıfın ilk gemisi F251 Zülfikâr Nisan 2008’de denize indi ve aynı yıl Ekim ayında hizmete girdi. F22P sınıfının son gemisi için ilk kaynak 5 Mart günü atıldı. Zülfikâr’ı takip eden üç geminin 2010-2013 arasında hizmete girmesi planlanıyor.

PDzK için sıkıntı da burada başlıyor.

Tarık sınıfı gerek teknoloji gerekse gövde açısından ömrünün sonuna gelmiş durumda. F22P projesindeki tüm gemilerin, her şey yolunda giderse, 2013 civarında hizmete gireceği varsayılırsa, bu tarihte sadece 4 adet modern firkateyn envanterde bulunuyor olacak. Geniş kapsamlı bir modernizasyon faaliyeti yürütmekte olan ezeli hasmı Hindistan’a karşı bir etkinlik sağlanabilmesi için acilen modern firkateyn ve korvet sınıfı gemiler gerekmekte. Dolayısıyla Pakistan’ın hızla hizmete alabileceği, tercihen üzerindeki silah ve elektronik sistemler açısından asgari eğitim ve oryantasyon süreci gerektiren firkateynlere ihtiyacı bulunuyor.

PDzK komutanı Amiral Muhammed Afzal Tahir’in Katar’daki DIMDEX 2008 fuarı sırasında verdiği beyanata göre, Pakistan’ın acilen 4 ila 8 arasında firkateyn sınıfı gemiye ihtiyacı bulunmakta. Afzan ayrıca, ilave F22P siparişinin de gündemde olduğunu belirtmiş.

Amiral Afzal’ın bahsettiği acil ihtiyaç kapsamında, savunma basınına yansıdığı kadarıyla, Pakistan şimdiye kadar İngiltere, Belçika, Yunanistan ve ABD seçeneklerini denemiş durumda.

İngiltere’nin emekliye ayırdığı üç adet Tip 23 Duke sınıfı firkateyn için 2005 yılında yapılan girişim başarısızlıkla sonuçlandı: Bu gemiler Şili Deniz Kuvvetleri’nde hizmete girdi. Ertesi yıl, Yunanistan’ın modernizasyon projesi kapsamı dışında bırakıp yakın gelecekte emekliye ayıracağı 4 adet Elli (eski Hollanda Kortenaer) sınıfı firkateynin ve daha sonra Belçika’nın Wielingen sınıfı iki geminin transferi için yürütülen görüşmeler de sonuçsuz kaldı. Wielingen’ler, Bulgar Deniz Kuvvetleri’nde hizmete girdi.

PDzK için en muhtemel ikinci el firkateyn olarak, ABD yapımı FFG-7 Oliver Hazard Perry sınıfı gündemde. Halen 8 adedi Türk Deniz Kuvvetleri’nde Gabya sınıfı olarak hizmet veren bu firkateynlerden bir adedinin, FFG-8 McInerney’in devrine dair onay, ABD Kongresi tarafından 2008 Eylül’ünde verildi. Geminin 2010 civarında, USD 65,000,000 tutarında bir yenileştirme çalışmasını müteakiben Pakistan’a devri planlanıyor. ABD’nin kısa süre içinde daha fazla FFG-7 emekliye ayırması ile birlikte Pakistan’a ilave hibe ve/veya satışların gündeme gelebileceği yorumları mevcut. Eğer FFG-7’lerin Pakistan’a devri gerçekleşirse, bu ülke ile mevcut olan askeri ilişkilerin seviyesi de göz önünde tutularak, Gabya sınıfına uygulanan GENESİS modernizasyon projesinin bir benzerinin ihracı gündeme gelebilir.


*: “Pakistan in the frame for Type 42 destroyers”; Richard Scott, Jane’s Navy International: 26.05.2009

Etiketler: , , , , , , ,

22 Ocak 2009 Perşembe

Bir Firkateyn... Bir Firkateyne Krallığım...


Düzenli olarak takip ettiğim internet günlüklerinden biri olan Information Dissemination’da yer alan “Was That a Rhetorical Question Admiral?” (“Bu, cevabını beklemediğiniz bir soru muydu Amiral?”) başlıklı yazı, uzun süredir kafamın içinde birbirinden bağımsız parçalar halinde dolanan düşünceleri bir araya getirmeye çalışmak için bana ilham verdi.

Günlüğün sahibi Galrahn yazısında, Oramiral Barry McCullough’un Navy Times, Aviation Week ve Government Executive dergilerine verdiği mülakatlar üzerinden ABD Deniz Kuvvetleri’nin (USN) güncel projeleri ve tedarik politikalarına yönelik eleştirilerini sıralıyor. Aslında Galrahn’ın uzun süredir dile getirdiği ve özellikle LCS hakkında olanlarına sonuna kadar katıldığım eleştirileri ayrı bir yazı konusu olabilecek kadar kapsamlı.

Ancak benim dikkatimi çeken, aşağıdaki cümleler oldu:
... Airpower and submarines will determine who establishes command of the sea in the next major war between any two major powers, so the surface navy should embrace its role as the global guardian of the sea in peacetime, and ships should be designed accordingly. That means 86 the battleship, we can accept far fewer than 86 top of the line battleships to protect our high value units and maintain our high end capability, and by accepting fewer than 86 we can begin building a true fleet of smaller "frigates/cruisers" in numbers to address the combatant commanders requirements for presence...
Türkçe’si aşağı yukarı şu şekilde:
“ Büyük güçler arasındaki bir sonraki büyük savaşta hava gücü ve denizaltılar, denizlere kimin hükmedeceği hususunda belirleyici rol oynayacaklardır. Dolayısıyla suüstü muharebe gücü, barış zamanında denizlerin bekçiliği görevini üstlenmeli; savaş gemileri buna göre tasarlanmalıdır. Bu, 86 büyük parça savaş gemisinden daha azı ile yüksek değere sahip unsurlarımızı koruyabileceğimiz; daha küçük firkateyn/kruvazör’lerden oluşan bir donanma inşa etmeye başlayarak, komutanların ihtiyaçlarına cevap verebileceğimizdir”.
Bu fikrin ana hatları şu şekilde yorumlanabilir:

1. Denizlere hakimiyet iki boyutludur: Savaş zamanı ve barış zamanı.

Terörizm, kaçakçılık ve korsanlık gibi yeni tehdit unsurları ile, Soğuk Savaş sonrası değişen uluslararası ilişkiler ağı; kanımca “Savaş Zamanı” ve “Barış Zamanı” kavramlarını da kendi içlerinde karmaşık hale getirdi. Bir deniz gücünün savaş zamanı karşılaşacağı tehditler iki ana alt gruba ayrılabilir: Eşit bir güce karşı yürütülen mücadele (askeri güçleri yaklaşık eşit seviyelerdeki iki ülkenin sıcak savaşı) ile asimetrik mücadele. Asimetrik mücadelede, bir devlet ile devlet dışı örgüt ya da grupların (terörizm, korsanlık vb) karşılaşması öncelikli olarak ele alınabilir. Ancak kanımca bu kategori büyük bir devlet ile deniz gücü kapasitesi kısıtlı küçük bir devletin çatışmasını da içerecek şekilde genişletilebilir (Örnek: 2008 Kafkasya Savaşı sırasındaki deniz çatışmaları)

Barış Zamanı deniz tehditleri, savaş zamanı ile kesişim kümesine sahiptir: Terörizm, kaçakçılık ve korsanlık. Bunlara ilaveten doğal afet sonrası yardım ve kurtarma harekâtları, barışı koruma ve tesis etme harekâtları, çokuluslu tatbikatlar, bayrak gösterme amaçlı manevra ve ziyaretler, arama ve kurtarma harekâtları (buna ilişkin en son dramatik örnek Avustralya Deniz Kuvvetleri’nin kısa süre önce gerçekleştirdiğidir: Bir kazazedeyi kurtarmak için bir firkateyn ve bir ikmal gemisi görevlendirilmiştir – Son derece etkili ve caydırıcılığı yüksek bir harekât olmuştur) sıralanabilir.

2. Hava gücü ve denizaltılar geniş kapsamlı bir sıcak savaşta denizlerin hakimiyetinin hangi tarafta olacağı konusunda belirleyici olacaklardır:

Hava gücünün denizdeki varlığı yakın döneme kadar deniz karakol ve taktik taarruz uçakları ile Denizaltı Savunma Harbi (DSH) maksatlı helikopterlerle sınırlıydı. Gelişen teknoloji ve “müştereklik”, sınırları belirsizleştirdi, sahaya yeni oyuncular sürdü: Silahlı ve silahsız, döner ve sabit kanatlı insansız hava araçları, uydular, veri aktarım sistemleri, uzun menzilli hassas güdümlü tahrikli ve tahriksiz mühimmat ve sair kavram, boyutu, tonajı ve görevi ne olursa olsun gemilere yönelmiş hava tehdidini Soğuk Savaş dönemiyle kıyaslanamayacak ölçüde karmaşık ve çok boyutlu hale getirdi.

Denizaltılar ise “U Boot” filmindeki atalarından çok çok uzaktalar artık... Zavallı hedefin yakınlarına sessizce süzülüp torpidoyu sallayıp dua etmekten ibaret değil görevleri. Artık çok çeşitli komuta kontrol ve haberleşme sistemleri kullanıyorlar, uzun menzilli silahlara sahipler, çok daha sessizler, çok daha uzakları “duyabiliyorlar”. Deniz ticaret hacmi git gide artıyor, bırakın bir savaş gemisini, bir kuru yük gemisinin kaybı bile onulmaz yaralar açabiliyor. Haftada bir bir Liberty’nin denize indiği dönemler çok geride kaldı.

Füze ve bombalar daha ölümcül artık, çok daha akıllı ve hassaslar. Ve daha da korkuncu: Gitgide ucuzluyorlar!

Öte yandan savaş gemileri gitgide daha karmaşıklaşıyor, daha uzağı, daha çok şeyi görmeleri isteniyor; daha fazla unsurlar aynı anda konuşabilmeleri isteniyor; daha fazla anten, daha fazla radar, daha fazla almaç, daha fazla cihaz taşıyorlar. Daha büyük hedef haline geliyorlar. Daha fazla denizde kalmaları, daha uzun menzile gidebilmeleri, yetmezmiş gibi gerektiğinde çok sayıda deniz piyadesini ya da deniz komandosunu ya da daha da beteri kazazedeyi ya da mülteciyi taşıyabilmeleri, besleyebilmeleri isteniyor. Köprüüstleri anten ve radar ormanına dönüşüyor.

Ve bu gemilerin savaşın dışına itilmeleri için koşullara göre bir tanksavar füzesi ya da ucuz bir radar güdümlü füze isabeti bile yeterli olabiliyor. Savaş gemilerini safdışı bırakmak için ille de batırmak gerekmiyor: Köprüüstüne hatta ve hatta 2006’da İsrail’in Sa’ar 5 sınıfı korveti Hanit’te olduğu gibi kıç tarafına bir isabet bile yeterli olabiliyor. Batması ya da daha sonra tamir edilerek göreve dönmesi çok önemlideğil: Vurulduğu andan itibaren satranç tahtasının dışına çıkması kâfi.

3. Suüstü muharebe gücünün esas etkinliği barış zamanı görevlerinde ortaya çıkmaktadır:

Büyük devletler arasında topyekün sıcak savaş olasılıkları gittikçe düşmekte: Bu, küreselleşmenin dolaylı bir sonucu aslında. Çıkar ilişkileri çok daha karmaşık, kutuplar belirli değil, her ne kadar Atlantik ve Avrasya arasında derin ayrımlar olsa da. Çokuluslu şirketler bazı ülkelerden daha güçlü ekonomik güce sahip olabiliyorlar, BlackWater gibi “sivil müteahhit”ler denkleme dahil olmaktalar ve daha da derinlere inecekler gibi görünüyor, ordular eğitim ve lojistik başta olmak üzere pek çok hizmeti ticari şirketlerden satın almaya başladılar (bkz: Private Financed Initiative); terörizm, kaçakçılık, yerel ve sınırlı ölçekli çatışmalar, mikromilliyetçilik, barışı koruma ve kurtarma, artan kentleşme dolayısıyla doğal afetlerin sivil nüfus üzerindeki yıkıcı ve öldürücü etkilerinin daha da artması.... gibi hususlar savunma ve güvenlik ihtiyaçlarını dramatik şekilde değiştirmekte. Bir savaş gemisinin denize inişinden emekliye ayrılana kadar katıldığı belli başlı büyük ölçekli harekâtların, barışı koruma ya da afet yardımı ulaştırma görevleri ile sınırlı kalması ihtimali artık çok daha yüksek: Soğuk Savaş döneminde böyle değildi, zira ortada çok ciddi bir Dünya Savaşı ve çok sayıda orta ölçekli savaş olasılığı bulunmaktaydı.

Öte yandan barış zamanı tehdit kaynaklarının bu denli geniş bir yelpazeye yayılması, donanmaların sırtına savaş zamanı görevler kadar ağır yük bindirmekte, burası kesin.

4. Modern donanmaların tedarik projelerinde firkateynlere yönelinmelidir:

İşte silistrenin “zırt” dediği yer burası! Galrahn’ın dile getirdiği ve benim de mensubu olduğum bu düşünce akımı, firkateyn ve korvet sınıfı, nispeten hafif ve küçük, ancak öncellerinden daha uzun süre denizde kalabilen ve daha uzun süre daha fazla personeli idame edebilen, sürât ve manevra kabiliyetlerinin yanı sıra denizcilik özellikleri (seakeeping) açısından ileri seviyede, astronomik fiyat etiketlerine sahip olmayan gemileri savunmaktadır.

Aynı “Anayurt Güvenliği” (Homeland Security) ya da Ağ Merkezli Muharebe (Network Centric Warfare) saçmalıkları gibi eski köye yeni adet getirmekten başka bir şey vaat etmeyen Kıyı Suları Muharebeleri (Littoral Warfare) kavramı, allı pullu terimlerle makyajlanmış, üzerine 11 Eylül fondöteni sürülmüş kocaman bir palavradır. Sorarım Eilat hangi sularda batırıldı? Arap – İsrail Deniz Savaşları hangi okyanusta (!) cereyan etti? 1982 Falkland Deniz Muharebeleri Atlas Okyanusu’nun ortasında mı, Falkland Adaları’nın kıyılarında mı gerçekleşti? İran – Irak Savaşı’ndaki Tanker Savaşları’nda Irak Mirage F1’leri Exocet’leri Pasifik Okyanusu’nda mı salladı? 1991 Körfez Savaşı’nda Irak hücumbotları hangi kıyıların açıklarında batırıldı? Irak 2003 Körfez Savaşı öncesi Hint Okyanusu’na mı mayın döşemeye kalktı? Kardak Adacıkları çevresinde iki komşu ülke donanmasını kaç metrekareye sığdırdı? 1915 Destanı bir okyanusun dibinde mi, Çanakkale Boğazı sularında mı yazılmıştır?

1945 – 1992 arası dönemde bir 3. Dünya Savaşı çıkmış olsaydı Atlas Okyanusu çelik yığınları ile dolacak, her türlü uçan ve yüzen makina bu soğuk ve derin ve karanlık ve acımasız sularda birbirini parçalayacaktı. Ancak 3. Dünya Savaşı asla patlak vermeyecek bir savaştı ve onun dışındaki tüm soğuk ve sıcak savaşlar okyanuslardan uzakta, karalara yakınlarda savaşıldı, kıyı suları her zaman tehlikeliydi, hatta bir açıdan bakılırsa kıyı suları muharebeleri eskiden daha yakıcıydı.

Çünkü eskiden ülkeler savaşırdı, ülkelerin muhripleri ve firkateynleri ve hücumbotları savaşırdı. Şimdi çatışmalar daha asimetrik: Destroyere bodoslama dalıyor Jet Ski’ler, firkatenyler korsan Zodiac’larını kovalıyor, Gidiyor Slava sınıfı kruvazör, limandaki Sahil Güvenlik botuna füze sallıyor, ve dahi ne tür absürdlükler.

Sanki bir çocuk oyuncak dükkanında yüzlerce çeşit gemi ve bot oyuncağı bulmuş, rastgele birbirleriyle savaştırıyor. O denli bir saçmalık söz konusu. Oyunu bitince hepsini aynı sepete koyacak annesi ama o zamana kadar her türlü kombinasyonu deneyecek yumurcak.

Tehdit, niteliğinde değişiklikler olmakla birlikte, yeni değil. Sürpriz değil. Beklenmedik hiç değil.

USS Vincennes’i bilir misiniz? İran yolcu uçağını düşüren Vincennes’i? Neden oldu o olay? Çünkü Vincennes o sırada silahlı İran motorbotları ile uğraşıyordu. Koskoca AEGIS kruvazörü küçücük derme çatma Doçkalı, RPG’li botlarla cebelleşiyordu. Ne kadar acınası bir Davud – Golyat sahnesi! Sene 1980’ler... Bu satırların yazarı henüz ilkokulda, Evren Paşa cumhurbaşkanı, bırakın özel kanallar açılmamış, gökdelenlere uçaklar dalmamış.

Velhasıl, boyutları ne olursa olsun kıyı suları öteden beri en berbat görev alanlarıydı savaş gemilerinin. “11 Eylül sonrası uluslararası konjonktür”den bahsetmek de pek faydalı olmuyor, C4ISR, NCW falan hiç hem de.

Sonuç olarak,

Halihazırda devam eden pek çok firkateyn / destroyer projesinin, önümüzdeki onyılda olgunlaşacak modern savaş gemisi tasarım felsefesinin ön adımları olduğunu düşünüyorum. Halen firkateyn ve destroyerler arasındaki sınır belirsizleşmiş durumdadır. İşin içine Hava Savunma Harbi ve Komuta & Kontrol görevleri girince adı firkateyn olan gemiler adamakıllı destroyer görünümü kazanmaktadırlar. Üstüne bir de kullanıcı ülkenin deniz ilgi ve menfaatlerinin mesafesinin uzun olması da eklenince tonajlar bayağı bayağı şişmektedir. Ancak ben bunun geçici bir trend olduğunu, yakın gelecekte firkateyn ve korvet tasarımlarının yere daha sağlam basar hale geleceğini düşünüyorum.

Korvet ve firkateynler için yeni bir dönemin yaklaştığına inanıyorum.

Etiketler: , , ,

04 Ocak 2006 Çarşamba

Take the Small Boat Threat Seriously



By Captain Wayne P. Hughes, Jr., U.S. Navy (Retired)



For my purposes, small boats comprise what Sir Julian Corbett called "the flotilla." In his analysis of naval tactics at the dawn of the 20th century, Some Principles of Maritime Strategy,1 Sir Julian said a navy had three mutually exclusive, mutually reinforcing components: the battle fleet, which destroys the enemy fleet; cruisers, which raid enemy commerce and protect friendly commerce; and a flotilla of small craft in large numbers, which fight for control of narrow seas.


Coastal waters became the province of small combatants at the beginning of the 20th century with the perfection of the mine and torpedo. It was unsafe for a battle fleet to enter an enemy’s coastal waters and subject itself to attacks by torpedo boats, submarines, and defensive mines. Writing in 1898, Vice Admiral S. O. Makarov, Imperial Russia’s greatest naval thinker, with droll insight said:


Up to the present [command of the sea] has been understood to mean that the fleet commanding the sea openly plies upon it and the beaten antagonist does not dare to leave his ports. Would this be so today? Instructions bearing on the subject counsel the victor to avoid night attack from the torpedo-boats of his antagonist . . . if the matter were represented to a stranger he would be astonished. He would probably ask whether he properly understood that a victorious fleet must protect itself from the remnant of a vanquished enemy.2


Only a few years later Admiral Makarov would go down with his flagship, victim of a Japanese mine off Russia’s port of Vladivostok.


A Modern Flotilla


Today, the flotilla suited for coastal operations—littoral warfare—is more complicated in composition than a century ago, comprising not only small fighting craft but also low-flying aircraft and assorted means to detect, track, and target enemy ships of all sizes. Above all, it is complicated by the addition of many kinds of missiles. The breadth of littoral waters also has increased from a few score miles to hundreds of miles. The clutter that complicates coastal operations was, a century ago, the coastal shipping, fishing boats, shoals, islands, cliffs, and inlets of the enemy’s waters. Now coastal clutter also includes a high density of electronic signals and commercial aircraft. A modern flotilla will have more elements to it and will face a more intricate tactical environment, but "the small boat threat" remains a featured component.


I propose three ways to assess the nature and extent of this small boat threat:


1. Salvo Equations


The salvo equations described in my own work (and elsewhere) can help us understand contemporary missile warfare.3 These equations have many strengths and limitations. Their lessons are general and extend beyond the littoral environment, for one does not need to know how big or small a "small boat" is to use them. Nor does it matter whether coastal or open-ocean operations are under investigation.


The equations lead to the fundamental conclusion that when there is a force-on-force exchange of missile fire, numbers are by far the most valuable attribute a force can have. They show that:

  • If you pack too much combat potential in a single warship, you face the possibility of losing much unused potential in a missile exchange.
  • If you have a fleet of multimission warships with the flexibility to perform many activities, then loss of a ship when performing one mission results in its loss for all other missions.
  • Many small enemy fighting craft complicate your effort to detect, track, target, and destroy enough of them to prevent a successful enemy attack.
  • A formation of warships armed with very powerful missiles intended to destroy another formation of large warships is ill-suited to fight a swarm of small craft, because powerful missiles are wasted in overkill while the swarm sucks the large warships dry of their ordnance.

2. A Look Back at Fighting in Littoral Waters

The preceding discussion is an application of combat science in the extreme: abstract, dry, simplified, and mathematical. The opposite extreme is looking at coastal combat as pure art, described in histories and memoirs as ingenious, multifaceted, emotional, willful, and steeped in courage.

U.S. PT boat performance in World War II was only marginally effective for many reasons—one being that the boats used the same faulty torpedoes that plagued our submarines. Another reason was that the PTs were manned by reservists who were viewed by the regular Navy as cowboys—dangerous to friend and foe alike. PT boats had few advocates in the regular Navy, and there was no serious attempt to integrate them with cruisers and destroyers, even when they were employed in the coastal waters of the upper Solomons and the Philippines. The suspicions, mediocre tactics, technical flaws, and lukewarm achievements of our PT boats are covered nicely in Curtis Nelson’s recent Hunters in the Shallow Seas.4


More instructive is the British and German experience in World War II in the North Sea, the Norwegian coast, the eastern coasts of Scotland and England, and the French, Belgian, and Dutch shallow coastal waters. The Battle of the Narrow Seas by Peter Scott is a good description, but it appeared too soon after the war.5 Better is the autobiographical narrative of Peter Dickens, describing in great detail the motor torpedo boat (MTB) attacks on German coastal shipping in 1942. Dickens carefully researched the Kriegsmarine’s archives, admitting some sobering disappointments about his own flotilla’s supposed successes. He describes the tactical challenges, experimentations, and moves and countermoves exhibited on both sides. His MTBs’ night attacks (operations always were at night in fair weather or foul) were seen as so threatening to German shipping that convoys were formed, and when the sinkings continued, the convoys sailed in daytime—only to suffer even more severe losses to Royal Air Force bomber attacks. Unlike fleet actions (which tended to be few and far between), the battle of the flotillas was, like the air war over England and Germany, in constant ferment.6


3. Combining Science and Art with Experimentation


A third way to take the small boat threat seriously is to blend science and art with a set of experiments that could begin immediately, using a model-test-model approach. The model uses any of a variety of analytical methods. It would have four salient properties:

  • Take place in a real coastal setting that can then be transferred into an at-sea experiment. A great deal of attention should be given to enemy players who are accustomed to littoral operations. Coast Guard officers are familiar with the difficulties of inshore operations, and officers of friendly foreign navies are candidates.
  • Assign one of two missions to the U.S. forces. One is to deny the enemy the movement of shipping in his own coastal waters; the other is to protect our own shipping as it moves into the port of a friendly state being supported by our ground forces. I do not think the employments most often seen in U.S. studies, namely, the delivery of air and missile strikes or the execution of an opposed amphibious assault, are the place to start. The strike scenario already is overworked and the amphibious assault is too challenging if the enemy has a respectable coastal defense.
  • Include the exact capabilities of existing U.S. forces and the imagined capabilities of enemy missile boats and coastal submarines supported by a coherent detection-and-targeting system. An air- and land-based missile threat could be added later. The tactics employed are dependent on the capabilities of both sides. Since the history of actual coastal operations is replete with tactical move and countermove, there is no reason to believe the best tactics can be discovered on the first try. The idea behind model-test-model is to improve by experimentation.
  • The most difficult (but also most important) aspect of the model or simulation is to introduce a high density of sea-bottom, surface, aerial, and electronic clutter. This will be hard to do with a map exercise or simulation. That is why the model effort, the purpose of which is to go as far as possible in developing campaign plans and tactics, must be followed by an exercise at sea, where the geography, oceanography, coastal traffic, electronic signals, and commercial aircraft will create the confusing environment that enhances the small boat threat.

Our experience to date with fleet battle experiments offers hope of valuable lessons to be learned. The difference here is the creation of a serious opponent in a force-on-force campaign that is competitive. To be blunt, the opposing forces should be sized realistically so that U.S. victory is not a foregone conclusion.


When we practiced approaching the Soviet mainland we knew we faced a formidable system of seaward defenses in depth. After many years of study, analysis, tactical development, and experimentation at sea we had a pretty good idea of what we could and could not do. We analysts believed we could make informed judgments about what constituted U.S.–Soviet maritime parity: how many carrier battle groups it would take to defend against how many Backfire regiments, and how many nuclear attack submarines we would need to reduce the Soviet submarines arrayed against our carrier battle force. In a similar vein, the object of the model-test-model process would be to estimate the size of U.S. forces required to overcome different quantities of enemy coastal defenses and make a realistic assessment of losses, when a high level of tactical skill is exhibited on both sides.


The Experiments’ Payoff


After the at-sea test, then another round of tactical development and simulation would follow in which both sides would make improvements. By the time a second sea test has been conducted a great deal should be known in three areas:

  • The composition and numbers of existing U.S. Navy sensors, aircraft, and warships it will take to gain and maintain dominance in the home waters of several levels of enemy coastal capabilities, with major attention to the small boat threat.
  • Lessons learned that will help develop Streetfighter characteristics, manning, tasks, tactics, and mutually supporting operations with the existing blue-water Navy.
  • Indications of how to develop and employ unmanned vehicles of various descriptions as companions, or eventual replacements, of Streetfighters.

I offer a paragraph from chapter 11 of Fleet Tactics and Coastal Combat as a suitable summary of the small boat threat and the need to take it seriously:

A special concern for inshore warfare is a greater risk of catching a single ship napping because of the cluttered environment and the reduced battle space. I have yet to find a rationale for sending large, expensive, and highly capable warships into contested coastal waters unless they can take several [missile] hits and continue fighting without missing a beat after suffering a first attack by the enemy. It is better to fight fire with fire using expendable, missile-carrying aircraft or small surface craft. In fact, ever since the introduction of numerous torpedo boats, coastal submarines, and minefields early in this [the 20th] century, contested coastal waters have been taboo for capital ships and the nearly exclusive province of flotillas of small, swift, lethal fast-attack craft.7




1. Julian S. Corbett, Some Principles of Maritime Strategy (Annapolis, MD: Naval Institute Press, 1988).

2. S. O. Makarov, Discussion of Questions in Naval Tactics (Annapolis, MD: Naval Institute Press, 1990).

3. Wayne P. Hughes, Jr., Fleet Tactics and Coastal Combat (Annapolis, MD: Naval Institute Press, 2000).

4. Curtis L. Nelson, Hunters in the Shallow Seas: A History of the PT Boat (Dulles, VA: Brassey’s, 1998).

5. Peter Scott, The Battle of the Narrow Seas (London: Country Life Ltd., 1945).

6. Peter Dickens, Night Action: MTB Flotilla at War (Annapolis, MD: Naval Institute Press, 1974).

7. Hughes, Fleet Tactics and Coastal Combat, p. 290.

Captain Hughes teaches tactical analysis at the Naval Postgraduate School in Monterey, California. This article originally was given as a lecture in May 2000 at the Office of Naval Intelligence’s small boat threat workshop in Suitland, Maryland.



Published October 2000

Etiketler: , , ,