08 Mayıs 2009 Cuma

Türk Savunma Sanayiinin 2008 Performansı

Savunma Sanayiimizin 2008 performansına ait, Savunma Sanayii İmalatçıları Derneği (SASAD) Savunma Sanayii Anketi ile ortaya çıkmış veriler yayınlandı. Sonuçlar özet olarak şu şekilde:

1. Sektör cirosu 2,317 milyar Dolar (bitmiş ürün ve hizmet teslimatını içeren rakam)

2. Sektör içi satış rakamı toplam 563 milyon Dolar.

3. Sektörün cirosu 2007'ye göre %15 artmış durumda.

4. Sektörün elde ettiği ihracat miktarı 497 milyon Dolar'a ulaşmış durumda. 2007'ye göre 18% artış söz konusu.

5. Sektör kurumlarının ArGe için özkaynaklarından yaptıları harcamada 2007'ye göre 90% artış kaydedilmiş. Toplam ArGe harcama tutarı 228 milyon Dolar.

6. Sektör kurumlarının 56%'sı finansman sıkıntısı yaşadığını ifade etmiş.

7. Sektör kurumlarının 32%'si banka faizlerinin yüksek olmasından, 26%'sı teminat mektubu giderlerinin yüksek olmasından şikayetçi.

8. 53% alınan işlerin azaldığını bildirmiş; daralan sektör olarak sivil ürünler belirtilmiş.

Etiketler: , ,

05 Mayıs 2009 Salı

Haftalık Bakış #7: Avrasya Buluşmasının Ardından

Geçtiğimiz hafta Türk savunma kamuoyunun bütün dikkati, İstanbul TÜYAP Kongre ve Fuar Merkezi'nde gerçekleştirilen IDEF 2009 savunma teknolojileri fuarındaydı. Fuar ziyaretim sırasında yaptığım gözlemleri ve yorumlarımı, Avrasya Buluşmasının Ardından başlıklı yazımda aktarmaya çalıştım. Yazıyı aşağıya da ekliyorum.



27 – 30 Nisan tarihleri arasında TÜYAP Beylikdüzü Fuar ve Kongre Merkezi’nde düzenlenen IDEF 2009 (International Defense Industry Fair), “Avrasya Buluşması” sloganı ile sunuldu.

Bugüne kadarki tüm IDEF fuarları Ankara’da düzenlenmekteydi. En son 2007 yılındaki fuar, Ankara Hipodrom’da düzenlenmişti: Alanın bu tür bir fuara uygun olmadığı yönünde eleştiriler gelmekteydi. Bunlara ilaveten, Ankara’ya zırhlı araç, ağır makina, helikopter gibi sistemlerin nakilleri, deniz yolu bağlantısı olmadığı için yüksek maliyete neden oluyordu. Öte yandan Ankara, tüm savunma bürokrasi ve sanayiinin kalbi olması nedeniyle, bu tür bir fuar için doğal merkez konumunda idi.

IDEF, sadece Türkiye değil, bölge ülkelerini de kapsama iddiasına sahip; “Avrasya Buluşması” sloganı da bu iddianın bir yansıması. Bu slogan, Karadeniz’e kıyısı bulunan ülkeler, Balkanlar, Ortadoğu, Doğu Akdeniz ve Orta Asya ülkelerinin savunma ihtiyaçlarının, fuarın konseptini belirlemesi; bu ülkelerin askeri ve sivil tedarik ve kullanıcı makamlarının fuara ilgi göstermeleri veya ilgi göstermelerinin sağlanması demek. Bu bağlamda IDEF 2009’un başarıya ulaşıp ulaşmadığının en somut göstergeleri, fuara katılım gösteren firmaların ziyaretçi sayısı, ürün ve çözümlere ciddi manada ilgi gösteren, potansiyel müşteri (lead) olarak sınıflandırılabilecek bağlantıların miktarı ve imzalanan sözleşmelerdir. Bu açıdan bir değerlendirme yapma imkânına sahip değiliz, şüphesiz ki katılımcı firmalar fuar sonu analizlerinde bunları ele almaktadır.

Ancak IDEF’in gerçek anlamda bir Avrasya Buluşması niteliği taşıyıp taşımadığı hakkında başka açılardan da fikir yürütmek mümkün. Mesela,

Fuarın katılımcı listesine göz atıldığında, toplam 461 katılımcı firmanın 181’inin Türk firması olduğu göze çarpıyor. Katılımcı sayısı bazında Türkiye’yi 54 firma ile Almanya, 50 firma ile ABD, 30 firma ile İtalya, 28 firma ile Fransa ve 27 firma ile İngiltere takip ediyor. İsrail firmaları, kamuoyuna yansıdığı şekliyle, kutsal bir günlerine denk geldiği için IDEF’e katılmadı. Bu durum, her ne kadar İsrail tarafı aksini iddia etse de, spekülasyonlara neden oldu.

Yabancı katılımcı firmalar listesindeki ilk beş, aynı zamanda Türkiye’nin savunma sanayii alanında en yoğun işbirliği yaptığı ülkelerin de listesi. Bu listeye son yıllarda Güney Kore de katılmakta; nitekim bu ülke IDEF 2009’a 8 firma ile katıldı.

Fuar, öncekiler gibi ASELSAN ve HAVELSAN başta olmak üzere Türk savunma sanayiinin önde gelen firmalarının çok geniş çaplı katılımları ile yeni projelerini ve mevcut ürünlerini sergiledikleri bir ortama sahne oldu. Son dönemde açılan başta kara ve deniz araçları olmak üzere çeşitli ihalelerin etkisi bariz biçimde hissedilmekteydi. Buna örnek olarak Mayına Karşı Korumalı Taktik Araç, Silah Taşıyıcı Araç, Özel Maksatlı Taktik Tekerlekli Araç projelerini saymak mümkün.

Daha fazla uzatmadan, fuara ilişkin bazı gözlem ve yorumlarımı madde madde sıralamak isterim:

• Fuar, Beylikdüzü gibi, İstanbul şehir merkezine son derece uzak bir mekândaydı. Bu durum, sabah gidiş ve özellikle akşam dönüşlerde trafik açısından büyük sıkıntılara neden oldu. Fuarın ilk günü çıkışta Beşiktaş’a gitmek için 3 saatten fazla süreyi trafikte harcayan katılımcılar oldu. Mecidiyeköy’den Avcılar’a sefer yapan Metrobüs’ün önemli ölçüde faydalı olduğu söylenebilir, ancak ulaşım yine de katılımcılar için zor ve yorucu nitelikteydi.

• Fuar alanının büyük kısmı kapalı idi. İç avlu olarak adlandırılabilecek açık alanda Fırtına kundağı motorlu obüs, Leopard 1T, M-60T, modernize edilmiş zırhlı personel taşıyıcılar ve fuar ve gösteriler için kullanılan bir adet F-16 vardı. Namlu ve taret kısmında bazı değişikliklerin gözlendiği Fırtına obüsü dışındaki diğer objeler herhangi bir profesyonel ilgi çekmekten uzaktı; zira son birkaç IDEF’te aynen sergilenmekteler. F-16 ise, önündeki çeşitli mühimmatlarla birlikte sadece havacılık meraklılarının ilgisini cezbetti. Eğer IDEF’in bir çeşit “Open Day” tarzı statik yer gösteri kısmı olsaydı, F-16’nın katılımı daha anlamlı ve makûl olabilirdi. Özet olarak Savaşan Şahin, “benim burada ne işim var?” dermiş gibiydi..

• Fuar merkezinin otopark bölümünün hali içler acısıydı. Toprak ve bozuk zemindeki, büyük bölümü düzensiz olan otopark; katılımcı profili karşılaştırıldığında böyle bir organizasyona yakışmadı.

• Fuar girişleri, özellikle ilk iki gün son derece sıkıntılı ve kötü organize olmuş bir görünümdeydi. Ziyaretçilerin davetiye formunu teslim ettiği banko ile güvenlik kapısı yanyana idi. Bu da, formu doldurup teslim eden ziyaretçinin yan tarafa yönelmesi; forma ihtiyacı olmayan (halihazırda giriş kartı olan) katılımcının da doğrudan güvenlik kapısına davranması sonucu, girişlerde yığılma ve kuyruk oluşmasına neden oldu. Öte yandan, fuara kartvizit ile girişin mümkün olduğu açıklanmış olmasına rağmen ilk iki güne firma kartviziti göstererek girmek isteyen çoğu sayıda ziyaretçiye zorluk çıkarıldı. Fuarın son günü 18 yaşın altında çok sayıda ziyaretçi vardı. Velhasıl, daha önceden ilan edilmiş bulunan giriş koşulları ya uygulanmadı ya da bazı durumlarda abartılı şekilde uygulandı. Bu açıdan IDEF 2009, önceki IDEF’lerin bir devamı görünümündeydi.

• Fuarın iç mekân tasarımı sınıfta kaldı. Işıklandırma seçimi, gerek ürün tanıtımı gerekse fotograf çekimi açısından son derece başarısızdı. Özellikle zırhlı araçların sergilendiği 7. Holdeki ışıklandırma abartılı derecede kuvvetli iken (Fuara ilişkin pek çok fotografta zırhlı araç fotograflarının aşırı parlak olmasının nedeni budur), 4. ve 6. Holler loş denecek kadar kötü ışıklandırılmıştı. Işıklandırma, fotograf çekimini etkilemesi bir yana, ziyaretçilerin standlara ve ürünlere ilgisini etkileyecek kadar önemli bir ayrıntıdır.

• Fuar alanının yakınında herhangi bir uçuş pistinin bulunmaması, uçuş gösterilerinin, TAI sponsorluğundaki hava akrobasi gösterisi ile sınırlı kalmasına neden oldu. Bu gösteri de, diğer başka uçak ve helikopterlerin uçtuğu bir fuar ortamında daha anlamlı olabilecekken, tek başına sadece ilgi çeken bir “hoşluk” oldu.

• Yemek – içecek ve vestiyer hizmetleri tatminkârdı. Etimesgut ve Hipodrom’daki fuarlarda bu konularda büyük sıkıntılar mevcuttu. Fahiş fiyatta, sınırlı mekânda ve sınırlı süre için bulunabilecek yiyecekler, TÜYAP fuar merkezinde çok sayıda kafeteryada, pahalı ancak nispeten makûl sayılabilecek fiyatlarda ve daha çok çeşitte sunulmaktaydı. Bu, tek başına küçük ve önemsiz bir ayrıntı gibi görünebilir, ancak bu tür fuarlarda, hele ki katılımcıların profili hesaba katılırsa yemek (catering) ve vestiyer gibi hizmetlerin kalitesi, fuarın toplam kalitesine doğrudan katkıda bulunur. IDEF, sadece Türkiye değil, bölge ve daha geniş ölçekte Avrasya hedef pazarına hitap etme iddiasında olan bir fuar olduğu için, ulaşım, yemek ve benzeri hizmetlerin ortalamanın üzerinde olması, bu iddianın gerçekleşmesine doğrudan katkıda bulunacaktır.

Genel izlenimlerden sonra firma ve sistem bazında fuardan notları aktarmak isterim:

• Fuar boyunca bazı önemli imza törenleri gerçekleştirildi. Bunları saymak gerekirse:

HAVELSAN ile Alman Rheinmetall firmaları arasında, denizaltı dalış simülatörleri için işbirliği anlaşması. Bu simülatörler, halen Gölcük Denizaltı Eğitim Merkezi Komutanlığı’ndaki Ay sınıfı ile birlikte tedarik edilen ve faydalı kullanım ömrünün sonuna gelmiş, Preveze / Gür ve yeni nesil havadan bağımsız tahrikli denizaltı dümen personelinin eğitiminde kullanılacak.

HAVELSAN ile İtalyan Finmeccanica ve yine İtalyan Elettronica ile mutabakat muhtırası: Bu mutabakat muhtırası ile birlikte bu üç firma, Türk, İtalyan ve üçüncü ülke pazarları için komuta kontrol sistemleri, deniz sistemleri, hava savunma, elektronik harp ve anayurt güvenliği konularında endüstriyel, teknolojik ve ticari fırsatları kovalamak için ortak çalışma grupları kuracak.

HAVELSAN ile Korean Aerospace Industries arasında, KT-1 Wong Bee turboprop eğitim uçakları için işbirliği anlaşması. Bu anlaşma ile iki firma, KT-1 eğitim uçaklarının simülatörleri için işbirliği kuracak.

HAVELSAN ve ABD’li Raytheon firmaları arasında, FFG-7 Oliver Hazard Perry sınıfı güdümlü mermili firkateynlerin komuta kontrol sistemlerinin modernizasyonuna yönelik işbirliği anlaşması. Türk Deniz Kuvvetleri için halen devam eden GENESİS (Gemi Entegre Savaş İdare Sistemi) projesi kapsamında, bu gemilere yöelik yoğun bir tecrübeye sahip olan HAVELSAN, Raytheon aracılığı ile, bu tip gemileri kullanan diğer ülke donanmalarına yönelik olarak modernizasyon paketleri sunacak. Nitekim bu işbirliğinin bir yansıması olarak Raytheon, fuar standında FFG-7’ler için HAVELSAN’la müşterek sunduğu modernizasyon teklifine yönelik broşür dağıttı. Bu arada GENESİS projesi kapsamında dördüncü geminin modernizasyonu tamamlanmış durumda.

F-35 Joint Strike Fighter projesi kapsamında ABD’li Lockheed Martin firması ile Türk Alp Havacılık, ASELSAN ve Kale Havacılık firmaları arasında imzalanan anlaşmalar: Bu imzalar özellikle ASELSAN için önemli, zira bu firmamız JSF projesinden iş payı almak için uzun süredir uğraş vermekteydi ve bu konudaki niyet, Savunma Sanayii Müsteşarı Murad Bayar tarafından dahi dile getirilmişti.

Norveçli Kongsberg Aerospace ile Roketsan arasında, NSM (Naval Strike Missile) gemisavar füzeleri için lançer üretimine yönelik işbirliği anlaşması. Yaklaşık 7 milyon Dolar tutarındaki anlaşma uyarınca, Roketsan, Norveç Deniz Kuvvetleri için NSM lançerlerine yönelik olarak parça imalatı gerçekleştirecek. Tek başına çok büyük boyutlu olmayan bu anlaşma, NSM’nin yeni nesil bir gemisavar füzesi olması ve JSM (Joint Strike Missile) modeli ile F-35 için de planlandığı hesaba katılırsa önem kazanıyor.

Roketsan ile Birleşik Arap Emirlikleri Burkan firması ile, BAE silahlı kuvvetleri ihtiyacı olan roket ve füze sistemlerinin müşterek üretimine yönelik olarak 70 milyon Dolar tutarında bir işbirliği anlaşması imzalandı.

Türkiye ile Almanya arasında savunma sanayii işbirliği anlaşması: 27 Nisan’da imzalanan bu anlaşma, özellikle insansız hava araçları ve elektronik harp sistemleri alanında iki ülke firmalarının daha yoğun işbirliğine gitmelerini kolaylaştırma potansiyeline sahip.

Türkiye – Suriye savunma sanayii işbirliği anlaşması: Basında Türk-Suriye müşterek sınır tatbikatı kadar ses getirmese de, önemli bir gelişme. 30 Nisan’da imzalanan anlaşma, somut anlamda çok büyük bir anlam taşımasa da, iki ülke askeri ve savunma işbirliği altyapısını kurma ve geliştirme bakımından büyük bir dönüm noktası teşkil etmekte. Özellikle iki ülkenin tam 10 yıl önce topyekûn harbin eşiğine gelmiş olması düşünülürse…

Türkiye ile Kuveyt arasında askeri işbirliği anlaşması: İki ülke arasında 1987 yılında imzalanan eğitim anlaşmasından sonraki adım kapsamında, savunma sanayiine yönelik işbirliği imkanlarının geliştirilmesi öngörülüyor.

• Artık gelenekselleştiği üzere, bu IDEF’in de yıldızı ASELSAN’dı. Geniş bir alanda çok sayıda farklı ürün sergileyen ASELSAN yerli ve yabancı çok sayıda ziyaretçinin ilgisini çekti. Tek tek saymak mümkün değil ancak en çok dikkati çeken sistem ve proje olarak şunlar sıralanabilir:

• “Avcı” kaska monteli nişangâh sisteminin endüstriyel tasarım maketi sergilendi. Sistemin ön tasarımı bitmiş durumda.

• İnsansız kara, deniz ve denizaltı araçları; komple bir üs / tesis güvenliği çözümü kapsamında sunuldu.

• Atılgan ve Zıpkın Kaideye Monteli Stinger projesinin meyveleri somut biçimde görüldü: Rus yapımı BRDM zırhlı keşif aracı üzerindeki Kaideye Monteli Igla (KMI), 2 x Stinger taşıyan, yenilenmiş tasarımı ile Bora II sistemi ve 2 x 2 Agm-114K HellFire füzesi taşıyan deniz aracı füze lançeri sergilendi. Bunlara ilaveten STAMP’ın kuzeni olarak sayılabilecek STOP 25mm stabilize top platformu da ilgi çekti.

• Dikkat çekici sistemlerden biri de füze güdüm radarı idi. ASELSAN’ın güdümlü füzeler için üzerinde çalıştığı teknolojilerin sergilendiği radar tarayıcı başlık modeli, bu sistemin hangi tip bir füze için tasarlanmış olduğuna dair yoğun merak uyandırdı. Buna ilaveten ASELSAN’ın hava savunma sistem çözümleri ile İHA’lar için geliştirdiği Sentetik Açıklıklı Radar (Synthetic Aperture Radar; SAR) ve torpidolara karşı savunma sistemleri de ayrıca dikkate değerdi.

• Sergilenen sistemlerden ARES-2N elektronik destek sistemi, Rüzgâr sınıfı hücumbot modernizasyonunda kullanılmış ve MilGem projesi kapsamında TCG Heybeliada gemisine de takıalcak. Bu önemli; zira hem milli bir ESM (Electronic Support Measures) sistemi aktif ve tam harbe hazır şekilde faal ve güncel gemilerimizde kullanımda; hem de MilGem için kendini kanıtlamış, ArGe süreci tamamlanmış bir sistem olması dolayısıyla entegrasyon risk ve maliyetlerini elektronik harp sistemi kaleminde ciddi manada düşürme potansiyeline sahip.

• Fuarda, kara araçları bakımından dikkat çekici sistemler Nurol Makina’nın 6×6 Ejder ailesi, FNSS’in Pars ailesi, BMC’nin Taktik Tekerlekli Araç ihalesini kazanan araçları (MRAP dahil) ve TEMSA Global’in GEKKO çok maksatlı araçları idi. Otokar standında Kaya ve Kale 4×4 Mayına Karşı Korumalı Taktik Tekerlekli Araç (MKKTTA) ile Cobra ailesinin üç ferdi; 12.7mm uçaksavar monteli personel taşıyıcı, Rafael insansız silah istasyonlu model ile Silah Taşıyıcı Araç (STA) projesi çerçevesinde teklif edilen, modifiye edilmiş Cobra ile Land Rover serisi bulunmaktaydı. Kale aracı, stand tasarımı nedeniyle sadece ön kısmı görülebilecek şekilde yerleştirilmişti. Cobra’nın STA türevi, tipik Cobra tasarımı ile büyük ölçüde benzeşmesine rağmen, gövdesinin arka kısmının eğimi büyük ölçüde artırılmıştı. BMC firması aynı ihalede, MRAP ailesinin bir üyesi olan ve İsrailli Hatehof firması tasarımı 4×4 araç teklif etmekte. Fuarda her iki rakip firmanın MRAP tasarımlarını, görsel bazda dahi olsa karşılaştırmak mümkün oldu.

• TEMSA Global’in savunma sanayiine daha yoğun katılımını temsil eden GEKKO çok maksatlı araca ait maket ilgi çekici idi. Dış görünüş ve konsept olarak Alman Rheinmetall firması tasarımı GEFAS modüler çok maksatlı aracı andıran 4×4 GEKKO, Geniş Modül ve Kısa Versiyon olmak üzere iki ana türeve sahip olarak sunuluyor. Muhtemelen konsept tasarım aşamasında olan araca dair ayrıntılı bilgi almak mümkün olmadı.

• FNSS, ASELSAN ile birlikte geliştirdiği Uzaktan Kumandalı Kule (UKK) sisteminin birebir maketini, Akıncı Zırhlı Muharebe Aracı üzerine monteli şekilde sergiledi. FNSS Pars 6×6 aracı, hidropnömatik süspansiyon sistemi ile ziyaretçilere bol bol gösteri yaptı. Tasarımı önemli ölçüde revize edilen aracın, fotograflar bilhassa ön profili dolayısıyla uyandırdığı hantallık izlenimi, aktif süspansiyon sisteminin perfomansı yakından incelenince silindi. Araç öne, arkaya ve yanlara çok büyük açılarla kendini “eğebiliyor”. Gerçek performans için arazi denemelerini incelemenin en doğrusu olduğu tabiidir.

• Deniz sistemleri ve gemilere gelince: Dikkat çeken bir husus, devriye botu ve karakol gemilerine yönelik sunulan çözümlerin çeşit ve sayısı idi. Söz gelimi Türk Deniz Kuvvetleri’nin Yeni Tip Karakol Botu projesi çerçevesinde, Dearsan tersanesinin YTKB-400 tasarımı ile kazandığı ihaleye sunulan ya da en azından bu ihalenin isterlerini (40mm baş top, derinlik bombası, denizaltı havanı, azami 400t deplasman, çelik tekne gibi) karşılayan neredeyse tüm adaylar, bu fuarda da sergilenmekteydi.

• 8 adet yüksek sürate sahip Tank Çıkarma Aracı (LCT) projesini kazanan ADİK Furtrans firmasının standında kazanan tasarım sergilendi. ADİK Furtrans’ın inşa edeceği LCT’lerin, teknik isterleri de aşan bir performansa sahip olduğu belirtildi. Deniz Kuvvetleri’nin 3 adet ana muharebe tankını (AMT) azami 18 deniz mili süratle taşıyacak bir gemi istemiş olmasına karşı firmanın tasarımının 7 adet AMT’yi azami 22 deniz mili ile taşıyabileceği iddia ediliyor. Bu arada firmanın standında LST ihalesi çerçevesinde önerilen tasarımi denizaltı savunma harbi maksatlı karakol botu (bkz: bir önceki madde) ve yüksek süratli hücumbot tasarımları da sergilenmekteydi. Hücumbot tasarımında 1 x 76mm/62 baş top, 1 x çift namlulu 40mm/70 kıç top, 2 x üçlü 324mm torpido tüpü, denizaltısavar havan ve 2 adet stabilize makinalı tüfek / top taret sistemi bulunmaktaydı. Genel görünüm açısından Türk Deniz Kuvvetleri’ne ait Yıldız sınıfı hücumbotlarla benzerlik arz eden geminin halihazırda devam eden ya da başlaması planlanan bir proje kapsamında teklif edilip edilmediği öğrenilemedi.

• İlginçtir, Fransız DCNS firması hemen hemen tüm savunma fuarlarında sunduğu Gowind çok maksatlı korvet tasarımını IDEF’te sergilemedi. Mistral LHD’nin iki farklı versiyonu, Scorpene AIP denizaltı ve FREMM çok maksatlı firkateyn maketleri ile MESMA AIP sistemini sergileyen firmanın, korvet / karakol botu pazarının bu kadar kızışmış olduğu bir dönemde ve Karadeniz / Ortadoğu pazarına bu kadar yakın bir ülkedeki bu fuara, yoğun biçimde tanıtım / pazarlama faaliyetleri yürüttüğü ve Bulgaristan ile Gürcistan’da satış aşamasına kadar geldiği (ama başaramadığı) bu gemiyi sergilememesi soru işaretlerine neden oldu. Kimbilir, belki de DCNS Gowind’den yavaş yavaş umudu kesmeye başlamıştır…

• Bir başka Avrupalı gemi üreticisi Fincantieri, MOSAIC çok maksatlı hafif firkateyn / korvet tasarımını bu fuarda da sergiledi. Modüler tasarıma sahip olan MOSAIC için Asya pazarında bazı ciddi potansiyel müşteriler bulunduğu, görüşmelerin devam ettiği belirtiliyor.

• Avrupa firmalarının standlarında dikkat çeken bir husus: Çoğu firma geçmişteki fuarlara getirdikleri maket ve broşürleri aynen bu fuara da getirmişler; promosyon, stand tasarımı vesaire için ciddi bir para ya da emek harcanmamış. Çoğu yabancı firma fuara usûlen katılmış gibiydi.

• STM standında, TCSG-80 Sahil Güvenlik karakol botları için bir modernizasyon ve tadilat projesi dikkat çekiciydi. 40mm baş top, 2 x ASELSAN STAMP ya da STOP taret ve kıçta ASELSAN Bora II lançeri ile donatılmış bu karakol gemisi, halihazırda mevcut ve kendini kanıtlamış SG-80 botları için ucuz ve maliyet etkin bir dönüştürme önerisi olarak sunuluyor.

• STM ve RMK Marine başta olmak üzere yerli ve yabancı firmaların ilgi duyduğu LPD amfibi taarruz gemisi projesi ile ilgili ilginç gelişmeler var: Başlangıçta 14,000t civarında bir deplasmana sahip olması ve 2+2 helikopter taşıması istenen LPD projesinde tonaj 20,000 tona, helikopter sayısı da 4+4’e çıkmış durumda. Bu, projenin LPD boyutundan çıkarak daha ziyade LHD sınıfına girmesi anlamına geliyor.

• RMK Marine standında Sahil Güvenlik Arama ve Kurtarma gemilerinin teslim tarihleri şu şekilde verilmiş:

TCSG-081 Dost: 30.09.2011
TCSG-082 Güven: 30.03.2012
TCSG-083 Umut: 30.07.2012
TCSG-084 Yaşam: 30.12.2012

• ATAK Taarruz ve Taktik Keşif Helikopteri Projesi kapsamında İtalyan Agusta Westland firması ile ortak üretilecek T-129 helikopterinin burun kısmı fuarda sergilendi. Birebir ölçekli makette ASELFLIR-300T FLIR sistemi, burun top taret tasarımı, ASELSAN’ın yeni nesil çok fonksiyonlu göstergeleri ile donatılmış kokpit ve füze lançerleri bulunmaktaydı. T-129’un ana silahları olacak Roketsan UMTAS (Uzun Menzilli Tanksavar Sistemi) ile Cirit 2.75” lazer güdümlü roketin birarada taşındığı entegre lançer podu özellikle dikkat çekiciydi. Modüler tasarıma sahip lançerde 4 x UMTAS ya da 2 x UMTAS ve 2 x ikişerli Cirit podu taşınabiliyor. Kuvvetle muhtemel farklı kombinasyonlar da mümkündür.

• Roketsan ilk kez özgün OMTAS tanksavar sistem tasarımını tanıttı. Bu arada Roketsan standında sessiz sedasız ziyaretçileri selamlayan J-600T taktik balistik füzesi, konunun meraklıları için hoş bir sürpriz oldu. 2007’de ilk kez kamuoyuna gösterilen J-600T Yıldırım füzesinin birebir ölçekli maketi, T-302 Kasırga ve T-122 Sakarya roket sistemlerinin yanında ziyaretçileri selamladı.

• TAI standında Hürkuş, C-130 Erciyes, Göktürk maketleri arasında dikkati çeken, Şimşek yüksek hızlı hedef uçağı oldu. Firmanın sunduğu teknik verilere göre turbojet motora sahip Şimşek’in 2.50m kanat açıklığı var ve azami kalkış ağırlığı 75kg.

• FN Herstal firması yeni insansız silah istasyonu LRWS’yi tanıttı.Yüksek Makina – MKE’nin geliştirdiği IMTAKS muadili olan sistemin en dikkat çekici özelliği, yüksek kapsama alanı ve açıları.

• Vestel Savunma ve Kale Baykar, gerek Mini gerekse Taktik İHA çözümlerini sergilediler. Öte yandan insansız sualtı ve suüstü araçları konusunda Genetlab ve Gate Elektronik firmalarının çözümleri de hacim ve ilgi açısından epey yer kapladı.

• IDEF’in bir başka sürprizi: TÜBİTAK SAGE standında sergilenen ısıl pil ve Hassas Güdüm Kiti (HGK) idi. ABD yapımı JDAM’ın büyük ölçüde muadili olan ve özellikle INS (Inertial Navigation System; Atalet Seyrüsefer Sistemi) alt bileşeni önemli oranda geliştirilmiş HGK’nin tüm testlerinin tamamlandığı ve operasyonel aşamada olduğu belirtildi. 2,000lb Mk84 genel maksat bombalarına eklenen bir GPS/INS güdüm kontrol kit ilavesi olan HGK’nın ayrıca JSF F-35 uçaklarına da entegre edileceği ve denemelerde isterlerin çok ötesinde INS+GPS ve INS hassasiyet değerlerine ulaşıldığı bilgisi verildi. HGK’ya ilaveten ve en az onun kadar önemli bir başka yeni sistem olan ısıl pil, güdümlü füze sistemlerindeki güdüm kontrol ve kanatçık eyleyicileri (aktüatör) için gerekli elektrik enerjisini sağlamada kullanılıyor. Isıl piller ayrıca fırlatma koltuğu mekanizmalarında, yangın kontrol sistemlerinde ve hava araçlarında acil durum güç sağlama sistemlerinde kullanılma potansiyeline de sahip.

• TSK Genel Maksat Helikopteri ihalesindeki kızgın rekabet fuara da yansıdı. Agusta Westland, proje kapsamında teklif ettiği, AW-139 tasarımını baz alan AW-149’un Türkiye için uyarlanmış türevi olan T-149’un birebir ölçekli maketini sergiledi. Projeye teklif veren iki firma olan Sikorsky (T-70) ve Agusta Westland (T-149) ayrı ayrı cazip sanayi katılım ve teknoloji transferi paketleri öneriyorlar. Bu projeye ve adayların tekliflerine dair yorumlarımı önümüzdeki hafta yazımda ele almaya çalışacağım.

• Makina Kimya Endüstrisi standında Mehmetçik 1 olduğunu iddia ettiği piyade tüfeğini ve Fransa ile uluslararası tahkime gitmesine neden olan, üretim ve teslimatı dondurulmuş Eryx kısa menizlli güdümlü tanksavar füze sistemini, Panter çekili obüsü ile çeşitli piyade silah ve mühimmatlarını sergiledi.

• Son yıllarda milli savunma sanayiine önemli yatırımlar yapan Azerbaycan, 14.5mm mühimmat atan İstiklal keskin nişancı silahı ile lisans altında üreteceği MKKTTA modellerini ziyaretçilerin ilgisine sundu. Azerbaycan gerek Gürcistan gerekse Türkiye ile önemli savunma sanayii anlaşmaları imzalamış durumda ve ihtiyaçlarını önemli ölçüde yerel kaynaklardan karşılamak için girişimlerde bulunuyor. Bu kapsamda kısa süre önce bu dost ve kardeş ülke ile firmalarımız çeşitli işbirliği anlaşmaları imzalamıştı.

• Fuarın dikkat çekici bir başka gözlemi: Sarsılmaz firmasının “At, Avrat, Sarsılmaz” logolu otobüsüydü. Firmanın standına ilgi, diğer IDEF’lerdeki gibi son derece yüksekti.

• Fuar boyunca yakındaki limanda demirli ve GENESİS modernizasyonundan geçmiş, TCG F-490 Gaziantep firkateynine geziler tertip edildi.

Fuarın tüm notlarını, tüm sistem ve çözümlerini burada aktarmak pratikte mümkün değil. Gemi ve kıyı gözetleme radarları, insansız hava, suüstü ve sualtı araçları ile elektronik harp sistemlerine yönelik olarak yoğun bir katılım söz konusu idi.

Peki IDEF 2009 gerçek manada bir Avrasya Buluşması oldu mu?

Bu soruya gönül rahatlığı ile bir “Evet” demek zor.

IDEF daha ziyade Türk savunma sanayii şirketlerinin, Türk Silahlı Kuvvetleri ihtiyaçlarına yönelik olarka geliştirdikleri ürün ve çözümleri sergiledikleri, Türkiye pazarında aktif olan ya da pazara girmeye çalışan firmaların da boy gösterdiği bir fuar mahiyetinde. Bir savunma sanayii firmamızın yetkilisinin söylediğine göre, fuar için İstanbul’a gelen çok sayıda yabancı delegasyon üyesi, fuar alanına uğramamış bile; aileleri ile birlikte İstanbul’u gezmeyi tercih etmişler. Bu anlamda fuara profesyonel katılımda ciddi sıkıntılar yaşanmış.

IDEF bölgedeki en büyük savunma fuarlarından biri şüphesiz; ancak gerçek anlamda bölgesel niteliğe tam olarak sahip değil. Bunun çeşitli sebepleri olduğunu düşünüyorum:

- Ulaşım: Ankara bu açıdan çok şanssız bir konumdaydı. Türkiye’nin tam ortasında bulunan ve limanı olmayan bir kente tank, zırhlı araç, büyük makina vb gibi sistemleri kara yolu ile nakletmek yüksek maliyete sahipti. Bu tür byük savunma fuarları genelde liman kentlerinde ya da limana yakın bölgelerde tertiplenir.
- Fuar alanı, uçuş gösterilerine izin veren bir bölgede ya da bir uçuş pistine yakın bir yerde değildi. Bu, hem statik gösteri / açık fuar alanı açısından hem de profesyonel ve amatör meraklıların ilgisini cezbetmek için öneme sahip uçuş gösterilerine izin vermemesi açısından çok önemli bir dezavantajdı.
- Fuar alanına ulaşım zor ve uzundu: Trafik ve otopark problemleri can sıkacak kadar kötüydü.

Umarım bu aksaklıklar takip eden IDEF’lerde çözülür ve bu fuar Türk savunma sanayii şirketlerinin uluslararası pazara daha emin adımlarla çıkmasına vesile olur.

Etiketler: , , , , , , , , , , ,

10 Nisan 2008 Perşembe

Türk Hava Kuvvetleri'nin Geleceği - II

Türk Hava Kuvvetleri muharip uçak olarak halen F-16C/D Block 30, Block 40 ve Block 50, F-4E 2020 Terminator ve F-4E Phantom II kullanmakta; yedekte ise ileri eğitim görevlerinde kullanılan N/F-5A/B 2000 bulunuyor.

F-16 filosu Peace Onyx III modernizasyon projesi kapsamında modern teknolojiler ve silah sistemleri ile donatılacak. Peace Onyx IV projesi kapsamında da 30 adet yeni F-16C/D Block 50+ tedarik edilecek.

F-35’lerin 2010’ların ortalarından itibaren hizmete girmesi planlanıyor. Sayı olarak 116 telaffuz edilmekte.

Çok büyük bir kuvvet çarpanı olan F-4E 2020 Terminator’lar, kod isimlerinden de anlaşılacağı üzere 2020’lerde emekliye ayrılacak.

Son derece yaşlı ve yıpranmış olan F-4E Phantom II’ler ise 2010’ları görürlerse rekor kırmış olacaklar: Dayanıklılık rekoru.

Bu çerçevede Türk Hava Kuvvetleri’nin muharip gücünü ABD yapımı platformlara dayandırmaya devam edeceği görünmekte. Peki, ulusal çıkarlarımız açısından son derece tehlikeli bu durumun alternatifleri nelerdir?

Benim düşünceme göre yapılması gereken, UCAV / İMHA yatırımı yapmak ve bu alanda ortak geliştirme projelerine yönelmek, ileride kademeli olarak F-16 Block 50+ / F-35 / UCAV karması ve akabinde kademeli olarak F-35 / UCAV karmasının kurulmasıdır.

"F-35, insansız son savaş uçağıdır"ın haddinden fazla iddialı bir söylem olduğunu düşünüyorum. Ancak bu, insansız hava aracı teknolojilerinin önümüzdeki 15 - 20 yıl içerisinde ne kadar muazzam bir gelişme kaydedeceğini değillemiyor .

EF-2000 öteden beri düşündüğüm ve arzuladığım bir seçenekti. Ancak bu seçenek artık gündemde değil. Murad Bayar bunun gerekçesini şöyle vermiş:

EF projesine baştan girseydik çok doğru bir adım olurdu. 15 yıl önce girseydik bizim için çok iyi olurdu. Çünkü sanayimiz o gelişme fazının içine girmiş olacaktı ve dediğimiz o teknoloji transferi o zaman tam olarak gerçekleşmiş olacaktı. Avrupa’da 4 tane üretim hattı var ve üretiliyor. Şimdi Avrupa’da böyle bir modelleme yapıldığı için 4 ülkenin sanayisine katılarak ve 4 tane üretim hattıyla pahalıda bir uçak. Çünkü işin içinde birazda verimsizlik var. 6 tane uçak için 4 tane hat kurmana gerek yok 1 hat yeterli ama işin politik şartları gereği her ülkeye bir tane hat kuruluyor. Şimdi siz sonradan gelen bir oyuncu olduğunuz zaman 15 senedir o ülkelerin yaptığı yatırım ve kendi sanayilerine dönen yatırımında maliyetini ödüyorsunuz. Payınıza düşeni ödüyorsunuz ama onun faydasını almamış oluyorsunuz. Çünkü neticede gelişmiş bir proje. Yani biz bundan sonrasında da ortak olabiliriz. Bundan sonrada EF de geliştirilecek çok şey var. Şu anada uçak ağırlıklı olarak hava hava modelidir. Hava yer özellikleri geliştirilecek. Bize yapılan tekliflere göre orada da girebiliriz. Mevcut uçağın teknolojisini açalım diyorlar tamam o da iyi bir şey ama bu teknoloji öyle kitaptan öğrenilecek bir şey değil. Uygulamanın içinde öğrenirsin. Şimdi diyelim ki sana yazılımı açtı 5milyon satır yazılım buyur satır satır çöz. Onun yazılımı sırasında içinde bulunman gerekiyordu . 15 yıllıkta bir süreç söz konusu 15 yılık bir sürecin içinde olmadıktan sonra bir değeri var ama Türkiye öyle bir projeye baştan girmeliydi A400 M’de olduğu gibi. O zaman sanayi işin başından itibaren işin içinde, eşit haklara sahip yatırdığın para bir miktar fazla ödense bile hazır uçak almaktan iyidir ve o yatırdığın para olduğu gibi sanayine geri geliyor. O zaman mantıklı. EF zaten 15 senedir sanayide geliştirilmiş şimdi ben geldiğim zaman bütün o primi ödeyeceğim ama karşılığında sınırlı bir şey alacağım. Bunları söylerken de EF değerlendirmeye devam etmemiz gereken bir uçak.

http://www.trmilitary.com/forum/1-vt8789.html?start=0

Oldukça makul bir açıklama aslında ama bir yandan da "Peki ya Tranche 3?" diye sorası geliyor insanın, ya da ABD'nin F-16IN Block 70 pakedinde Hindistan'a tam teknoloji transferi önermesini (her ne kadar pazarlık unsuru olarak öne çıkarılmış olsa da). Tranche 3 için bir ortaklık ihtimali az, çok az da olsa mevcut. Gerçekleşir mi? Şüpheliyim. Düşünüyorum da, Eurofighter'ın teklifi 1990'larda gelmiş olsaydı ya da Tranche 3 2000'lerin ilk yıllarında daha somutlaşabilmiş olsaydı belki de çok daha ideal olacaktı.

F-35 gerçekten son insanlı savaş uçağı olmayacak büyük ihtimalle, ama zamanlama açısından oldukça kritik bir süreci işgal edecek. F-35 seri üretim aşamasına geldiğinde ve belki teslimatlara başlayınca, kuvvetle muhtemeldir ki artık havacılık ve uzay sanayiinde yönlendirilebilir enerji silahları, insansız savaş uçakları çok daha olgunlaşmış teknolojileri içerecekler. Kuvvetle muhtemeldir ki, İHA/İMHA'lar 2030'lu yıllarda modern hava kuvvetlerinin esas unsuru olacaklar, tek unsur olmasalar da.

Bu nedenle, Türkiye'nin başını çektiği ya da eşit ortağı olduğu bir geliştirme projesi gibi bir yaklaşımla, İMHA teknolojilerine yönelinmesinin geleceğe yatırım yapmak adına önümüzdeki seçeneklerin en önemlilerinden biri, hatta en önemlisi olduğunu düşünüyorum. Bu açıdan, F-16 / F-35 karmasının ulusal çıkarlarımız açısından oldukça riskli bir yatırım olduğunu kabul etmekle birlikte ben bu tercihi bir çeşit teknik trade-off olarak görüyorum, daha doğrusu görmek istiyorum. Sonuçta Türkiye hiç bir zaman seçeneksiz değildir. Yarın başka gelişmeler olur, ve belki o gelişmeler dünden öngörülmüş ve/veya planlanmıştır, bir bakarız F-16 / F-35 ikilisinin yanına ne bileyim Çin'le L-15 tabanlı bir şeyi koymayı tartışıyor oluruz ya da Kore ile bir şeyleri. Bunlar başka mevzu.

Etiketler: , , , , , , ,

29 Temmuz 2006 Cumartesi

TSK ve Ulusal Strateji: Amaç - Araç Uyumu Üzerine Bir Deneme


Clausewitz stratejiyi, "savaş hedefini elde etmek için, muharebeleri bir araç olarak kullanma sanatı" olarak tarif eder. Başka bir deyişle strateji, savaş planını oluşturur, savaşın da dahil olduğu çeşitli harekatların öngörülen akışını tasarlar ve bu seferlerin her birinde yapılacak muharebeleri düzenler.

Ölçeği ne olursa olsun, stratejinin başarılı olabilmesi, amaçlar ile araçların uyumlu olmasına bağlıdır. Yüksek stratejide bu araçlar askeri, ekonomik, sosyal, siyasal olabilir. Askeri stratejide ise değişik askeri araçlar. Ancak hiç bir zaman tek bir vasıtaya dayalı bir strateji kurulamaz. Değişik vasıtaların üzerine inşa edlmiş stratejide ise her bir elemanın eşit derecede önemi vardır.

Şahsi değerlendirmelerim ışığında örnekleyecek olursam:

Yunan anakarası - Girit - Kıbrıs hattı, Türkiye'nin Doğu Akdeniz, dolayısıyla Avrupa ile ulaşımı açısından hayati önemi haizdir. Bu hattın diğer bir önemi, Yunanistan'ın Kıbrıs ile bağlantısını kontrol etmesinden ileri gelir. Dolayısıyla bu hattın kontrolü ve üzerinde kurulacak baskı Türkiye'yi rahatlatacağı gibi, Kıbrıs - Yunanistan bağlantısını keseceği için, hasma zarar verecektir. Denizaltılar ve su üstü darbe yetenekli savaş uçakları bu açıdan stratejik önemi haiz unsurların başında gelmektedir. İlaveten stand-off hassa güdümlü mühimmat ile donatılmış darbe uçakları ile havada yakıt ikmal kabiliyeti, bu strateji içinde önemli bir yere sahiptir. Bu elemanların hiç birinin önemi diğerinden daha az değildir.

Almanlar 1940'da Fransa'yı işgal ederken Ardenler'in yoğun ormanlık arazisini kullandılar. Bu bölge müttefikler tarafından "geçilemez" varsayıldığı için savunulması göz ardı edilmişti. Ancak barış zamanı Almanlar bölgedeki ağaç yoğunluğu, ağaç tipi ve aralarındaki mesafe hakkında etaylı istihbarat topladığı için bölgenin zırhlı taarruza elverecek nitelikte olduğunu keşfettiler. Sonuç Belçika, İngiltere ve Fransa için felaket oldu. Alman ordusunun istihkamcılarının (günümüz ÖK unsurları gibi düşünelim) bu açıdan stratejik bir silah olarak rol oynadığını düşünebiliriz. Ancak PzKpfW-I/II tipi hafif tanklar olmasaydı bu strateji işe yaramayacaktı. Zira yoğun ormanlık araziden daha büyük ve ağır tankların geçişi bunlara oranla daha zor olacaktı, dolayısıyla saldırının momentumu düşecek, düşmana ilk şoku atlatıp toparlanma için fırsat verilmiş olacaktı. İstihkamcılar ile hafif tankların önemini ölçebilir miyiz bu durumda?

Öte yandan ilginç bir örnek olarak Azerbaycan'ın Azadlık Meydanı'nda 1 milyon kişiye yapılan Türk Yıldızları gösterisini sayabiliriz.

İran ile Azerbaycan'ın, Hazar Denizi'ndeki hak iddiaları nedeniyle artan gerilime sahne olan günlerde gerçekleşen gösteri, dış politikamız açısından çok önemli bir mesajdı. Bu gövde gösterisinden sonra İran geri adım attı, gerilim bıçak gibi kesildi. Türkiye'nin Kafkaslar-Orta Asya politikası açısından bir anda stratejik öneme sahip oluverdi emektar F-5'lerimiz.

Benzer şekilde Nisan ortalarında gazete ve televizyonlara çarşaf çarşaf görüntüleri yansıyan M-44, M-55, M-60'lar da dış politika açısından önemli araçlar olarak hizmet gördüler.

Hiç bir silah sisteminin diğerinden daha az stratejik önemi yoktur. Caydırıcılık öyle bir şeydir ki, bir ülkenin satın aldığı savaş uçağının yarattığı tehdidi bertaraf etmek için ille de uçaksavar füzesi değil, ama lafın gelişi tanksavar füze almanız bile yeterli olabilir ("dolaylı mütekabiliyet"). Kamuoyunda sıkça gündemde olan Yunanistan'ın S-300 füzelerine karşı Türkiye'nin Popeye-I füzeleri aldığı yorumu bu açıdan "kısmen" doğrudur. Zira güç dengesi, salt zehir-panzehir formülasyonu ile sağlanmaz.

Şunu da eklemek isterim ki:

Kendi topraklarından binlerce km ötede, başka hiç bir ülkeden destek görmeden tamamen kendi imkanları ile komple harekat icra edebilecek ülkelerin stratejik silahlarından bahsedilebilir. Bu konuda en güzel örnek, İngiltere'nin Falkland Adaları'nı geri almak için icra ettiği "Operation Corporate" harekatıdır, konunun ilgililerine şiddetle tavsiye ederim. Eğer Türk devletinin âli menfaatlerinin sınırları Balkanlar'dan Doğu Türkistan'a kadar uzanmaktaysa, Türk Ordusu'nun da stratejik silahları bu saha üzerinde her hangi bir yerde bağımsız harekat icra edebilecek olanlardır sadece. Ve bunlar arasında önem sıralaması yoktur.

Etiketler: , , , , , ,

29 Haziran 2006 Perşembe

ATAK: Bu Gördüğüm Tünelin Ucundaki Işık mı, Yaklaşan Trenin Farı mı?


Cumhuriyet gazetesi 29 Haziran tarihli nüshasından bir haber:

ATAK iptal yolunda

TSK'nin taktik-taarruz helikopter projesi, ABD'li şirketlerin çekilmesi ve AB'ye rest çekme nedeniyle tehlikeye girdi. Rusların istenen Mi-28 modeli ile değil de Kamov'la katılması da sorun yarattı.

ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) - Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK) son dönemdeki ciddi projelerinden biri olan taktik-taarruz helikopter projesi olan ATAK'ta pürüz çıktı. İkinci ihale sürecinin başında ABD'li Bell Textron ile Boeing'in çekilmesi, beklentileri düşürmüştü. Rusların istenen Mi-28 modeli ile değil de Kamov'la katılması diğer olumsuzluk olarak gündeme getiriliyor. Başbakan Tayyip Erdoğan 'ın ''Müzakere süreci kesilirse kesilir'' açıklamasının ardından ihalenin AB sürecinde Avrupalı firmalar aracılığıyla gündeme getirilmesi olasılığı da zayıflamış durumda.

Savunma Sanayii İcra Komitesi yarın Erdoğan başkanlığında toplanacak. Toplantının birinci gündem maddesi ATAK projesi.

Emekli Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu 'nun Genelkurmay Başkanlığı, Bülent Ecevit 'in başbakanlığı döneminde etkin olarak çalışmaları yürütülen ATAK projesi, firmalarla yapılan pazarlıkların ardından sonuçlandırılamadı. İlk ihale aşamasında ABD'li King Cobra modeli için Bell Textron ile görüşmeler sürdürüldü. Görüşmeler sürerken Rus-İsrail ortaklığı Kamov da yedekte tutuldu. Sonuç alınamaması üzerine AKP döneminde ihale iptal edildi ve yeni ihaleye çıkıldı. Uzun süre savunma alımlarında ambargo uygulanan Güney Afrika Cumhuriyeti'nden Denel firmasının Rooivalk modeliyle katılmasına karar verildi. Yeni ihalenin ilk süreçlerinde SSM ile uzun görüşmeler yapan ve sonuç alamayan Bell Textron firması ikinci ihaleden çekildi. Ardından ABD ordusunun Irak'ta ve diğer kriz bölgelerinde kullandığı Apachi modelini üreten Boeing de ihaleye katılmayacağını duyurdu.

Türk basınının savunma konularındaki yeteneksizliği, yetersizliği ve cehaleti bilenen bir durum. Acı olsa da kabullenmek, sineye çekmek ve "elbet bir gün kalite ve zeka kırıntılarına rastlayacağız" diye iç çekmekten başka yapacak bir şey yok. Ancak bu en son haberin sıcaktan pelteleşmiş beynimde harekete geçirdiği bir kaç nöron oldu.

Teknoloji transferi ve ihracat lisansı konularındaki şartlar sebebiyle ABD firmaları ihaleye girmeme kararı almışlardı, zira şartnamedeki bazı hususlar ABD mevzuatına uymuyordu. Rusya'nın uzun süre hangi helikopter modeli ile katılacağı merak konusu oldu. Mil Mi-28 Havoc haberleri çıktı ancak daha sonra ilk ATAK ihalesine de katılmış ola Ka-50-2 Erdoğan'ın teklif edildiği öğrenildi. İlk ATAK proje modeli için uygun olabilecek (ve o ihalede Bell AH-1Z King Cobra'dan sonra ikinci olarak kısa listeye giren) Erdoğan'ın bu proje modelinde şans bulması oldukça zor görünmekteydi.

Geriye kaldı üç aday (usual suspects): Denel CSH-2 Rooivalk, Eurocopter Tiger ve Agusta A-129CBT Mangusta.

Bu üç adayın şans sıralamasındaki yerlerine ilişkin hep çelişkili haberler yansıdı savunma basınına. Ancak genel olarak ilk iki sırada Rooivalk ve Tiger'ın adı geçmekteydi.

Şimdi burada bir es verip son 15 günde ATAK ihalesi ile ilgili basına yansıyan haberlere bir göz atalım:

  • 28.06.2006; Middle East News Online: South Africa Offers Missile Projects to Turkey: Denel firmasının Türkiye'ye yaptığı savunma işbirliği önerileri
  • 25.06.2006; Radikal: Helikopter Yarışı Kızıştı: Eurocopter'in Rooivalk helikopterinin seçilmesi durumunda Denel firmasına tekik destek sağlamayacağı haberi.
  • 25.06.2006; Hürriyet: Üç Savunma Bakanından Türkiye'ye Tiger Mektubu: Eurocopter Tiger konsorsiyumu ortakları Almanya, Fransa ve İspanya savunma bakanlarının, Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül'e yazdıkları mektup hakkında haber. Habere göre mektupta Türkiye'ye Tiger üretimine ortak olması, üretim iş bölümünde Fransa'nın hakkından, Türkiye lehine indirim yapması önerileri yer almakta.
  • 22.06.2006; Milliyet: Helikopterde Sürpriz Gelişme: Eurocopter firmasının Denel'den lojistik desteğini çekeceğine dair ilk haber. (Rooivalk helikopteri, Eurocopter Puma / Super Puma serisinin transmisyon ve motor alt sistemlerini kullanmakta)
  • 16.06.2006: The New Anatolian: 1 Tender, 3 Different Preferences: ATAK-II ihalesinde Milli Savunma Bakanlığı'nın Denel Rooivalk, AK Parti hükümetinin Agusta Mangusta, Kara Kuvvetleri'nin ise Eurocopter Tiger'dan yana ağırlık koyduğuna dair haber - makale.
  • 15.06.2006: Bugün: Trilyonluk Mektuplar: Fransız, Alman ve İspanyol savunma bakanlarının MSB Vecdi Gönül'e yazdıkları mektupla ilgili ilk haber - makale; Lale Sarıibrahimoğlu imzalı.

İhale ile ilgili kararın 27 Haziran Salı günkü Savunma Sanayii İcra Komitesi toplantısında duyurulması bekleniyordu. Ancak Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın ağabeyinin vefatı nedeniyle toplantı 30 Haziran Cuma gününe (yarın) ertelendi.

Haberlerin içeriklerine ve tarihlerine dikkat çekerim.

Savunma tedarik mekanizması, savunma bürokrasisi ile ilgili asgari bilgisi ve / veya ilgisi olan herkes kolayca tahmin edebilir ki, bu gibi büyük çaplı projelerde karar toplantıdan önce aşağı yukarı netleşmiş olur. Toplantı boyunca karar alıcılar "acaba hangisi daha iyi, şu verileri bir karşılaştıralım" demezler, veriler zaten karşılaştırılmış, raporlar ve değerlendirmeler hazırlanmış olur. Toplantıda tüm bu malzemeler onaya sunulur.

Uzun lafın kısası, "işin rengi" toplantıdan önce belirginleşmeye başlamıştır. Ancak bu demek değildir ki ihale kararları her zaman toplantıdan önce netleşir, meseleler sadece teknik / performans tabanlı değildir çünkü.

Toplantıdan bir iki gün önceki haberlerde o zamana kadar gündemde olmayan teklifler, öneriler birdenbire gündeme geliyor. Garip değil mi? Bu haberlerle ne amaçlanıyor olabilir? SSM bürokratlarının, TSK mensuplarının, kısaca karar alıcıların aklının çelinmesi mi?

Benim bu soruya kendimce verdiğim cevap "hayır"dır.

Ben, bu haberlerin maksadının dar çerçevede savunma bürokrasisi, geniş çerçevede ise kamuoyu üzerinde bir etki bırakmak, bir baskı oluşturmak olduğunu düşünüyorum. Söz gelimi "X" firmasının "Y" helikopterinin seçilme ihtimalinin yüksek olduğuna dair emareler, rakip "A" firması tarafından alınmışsa bu gibi "halkla ilişkiler" atakları gayet manalı olabilir. İhale sonucunda "Y" helikopterinin seçildiğinde bürokrasi / kamuoyuna "bakın biz ne cazip tekliflerle gelmiştik, karar alıcılar gittiler başkasını seçtiler" demeye malzeme, gerekçe olur (Ha "A" firması seçilirse bu sefer o cazip, bol keseden dağıtılan vaatlerin pazarlık masasında nelere dönüşüverdiğini hep beraber görürüz, o ayrı)

Gelelim yukarıda alıntıladığım Cumhuriyet gazetesi haberine:

Aslında haberde yeni bir şey verilmemiş. ABD firmalarının ihaleye girmemesi zaten projede bir miktar ertelemeye sebep olmuş, teklif verme süresi ötelenmişti. Rusya'nın şansı ATAK-II'de baştan beri hiç olmadı zaten. AB'ye çekilen restin bu ihaleyle alakası(zlığı)nı görmek için yukarıdaki haberlere bakmak yeterli.

Türkiye çok önemli bir müşteri ve ihaledeki rakamlar çok büyük. İlaveten Türkiye olası diğer satışlar için iyi bir potansiyel "sıçrama tahtası" ya da "partner" niteliğinde. Hiç bir firma böyle bir fırsatı elinden kaçırmak için gerektiğinde "bel altı vurmaktan" kaçınmaz. Ben basına yansıyan bu haberleri bu bağlamda değerlendiriyorum. Vaat vermek kolaydır, iş imzaya gelene kadar dünyaları vaat edersiniz, biraz ilgi hissettiğinizde azıcık irtifa düşürürsünüz, nabız yoklarsınız, masaya oturduğunuz zaman ucu açık opsiyonlar sunarsınız, her türlü işi yapabileceğinize garanti verirsiniz (ama ne kadar süreye mal olacağını asla belirtmezsiniz, "süre" kelimesi bir nevi günahtır), sözleşme aşamasında gerçekleri sunarsınız. O aşamaya kadar geldikten sonra zaten geri dönüş yoktur. Uzun lafın kısası Nuri Alço'culuk oynarsınız. Almanya, İngiltre, İtalya, ABD, Rusya, Çin hiç fark etmez. Oyunun kuralı bu. Bir ülke kesinlikle ve kesinlikle diğerinden daha farklı değil. Sadece bazıları oyunu daha iyi oynuyor, bazıları da zamanında bol ilaçlı gazoz içtiği için acı tecrübeler yaşamış, kendini korumaya çalışıyor.

Yarınki toplantıdan ne karar çıkacak? Hangi helikopter favori? Açıkçası bu saatten sonra çok da fark etmiyor. Sikorsky R-4 bile seçilse söyleyeceğim tek şey "hayırlı olsun" olur.

Etiketler: , , , ,

20 Mayıs 2006 Cumartesi

ATAK İhalesi Algoritması... ya da Kaynak Kodu


Hard diskin derinliklerinden tozlanmaya yüz tutmuş bir eleştiri.. Turkish Defence forumunda saldırı helikopteri ihalesi ile ilgili bir yazımda, espri soslu bir taşlama olarak kodlamıştım, SSM'nin ATAK ihalesinde izleyeceği muhtemel rotayı.. Tabi ki sadeleştirme olağanüstü boyutta, ilaveten eleştirirken haksızlık yapmış olma riskim de mevcut. Ancak aşağı yukarı 10 senedir gündem olan ve fakat halâ sonuçlandırılamayan bu proje eleştirilmeyi ve yığınla ders çıkarılmasını mecbur kılmakta.

Sonuçta mesele, TSK ihtiyaçları ve SSM (daha doğrusu savunma sanayii) öncelikleri arasında sağlıklı bir denge kurma problemidir. Optimum denge de ancak ve ancak, bazı tavizleri vererek ve bazı konularda (zaman, para, verim vesaire) fedakarlık yaparak sağlanabilir.

Her neyse... İşte "herkesin bildiği çok gizli kaynaklar"dan elde ettiğim ATAK ihalesi algoritması.. Kaynak kodu bir yerde.. Hani şu dünyadaki her kapıyı açan kaynak kodu var ya, onlardan işte...



SSM.Project.Developer.Studio v1.0 by Orko_8 Inc. 2005 - 2006

Attack Helicopter Project v2.0 by SSM


Run ATAK

Result = Atak
// Define the winner

Bidders = Apache, Mangusta, Havoc, Rooivalk, KingCobra, Tigre, BattleHawk
// Define helicopters in the contest

Countries = Turkey, EU, USA, SouthAfrica, Italy, Russia
// Define countries involved

Butce = Bütçe
// Define Butce, sources available

Systems = MilliGorevBilgisayari, Fuze, Avionics, Logistics
// Define critical systems to be considered

IF Turkey Enter EU THEN Atak = Tigre
ELSE Tigre = Trash Can

IF Bütçe = Bütçe*10 THEN Atak = Apache
ELSE Apache = Trash Can

IF importance(logistics) = 0 AND importance(avionics) = 0 AND importance(MilliGorevBilgisayari) = 0 THEN Atak = Havoc
ELSE Havoc = Trash Can

IF mandela.love.turkey > 95% AND sag.goster.sol.vur.turkey = true THEN Atak = Rooivalk
ELSE Rooivalk = Trash Can

IF important.politician.wedding = true AND berlusconi.nikahsahidi = true THEN Atak = Mangusta
ELSE Mangusta = Trash Can

IF turkey.love.cobra.very.much = true THEN Atak = KingCobra
ELSE KingCobra = Trash Can

IF ssm.go.crazy = true THEN Atak = BattleHawk
ELSE BattleHawk = Trash Can Of Helicopter History


IF ArGe.MilliGorevBilgisayari = true AND ArGe.Avionic = true AND ArGe.Systems = true AND Butce <> 95 AND Kararlılık > 95 AND Basiret > 95 AND PlanlamaYeteneği > 95 AND Öngörü > 95 THEN Confirm Atak

ELSE Run ATAK v3.0

END PROGRAM ATAK

Etiketler: , , , , , ,

17 Mart 2006 Cuma

HelSim Projesi

TSK envanterindeki genel maksat ve DSH helikopterleri için pilot eğitiminde kullanılacak simülatör merkezi projesi olan HelSim'de; RfI, Şubat 2004'te, RfP Ekim 2004'te yayınlandı. Teklif sunma süresi önce 07.12.2004, ardından 14.01.2005 olarak belirlendi, ancak 14.01.2005 tarihinde proje iptal edildi. 19.01.2005 tarihindeki SSİK toplantısında projenin SSM sorumluluğunda ve azami milli katkı ile tekrar başlatılması kararı verildi. HAVELSAN'ın ana yüklenici olarak seçildiği projenin sözleşmesi 30.06.2005 tarihinde imzalandı.

HAVELSAN'ın ana yüklenici; Kaletron, Inta Space, Gate Electronic, 2U Informatics, MilSoft, SaTek ve Ayesaş şirketlerinin alt yüklenici olduğu proje, S-70A28 Blackhawk helikopterleri için 3 adet ve S-70B Seahawk helikopterleri için 1 adet tam görev simülatörü ile S-70A28 Blackhawk helikopteri için 1, S-70B Seahawk helikopteri için 1 adet kokpit prosedür simülatörü (Cockpit Procedures Trainer) geliştirilmesi ve Helikopter Pilot Eğitim Merkezi inşasını kapsıyor. Mali boyutu yaklaşık USD80,000,000 olan HelSim projesinin Mart 2008'de tamamlanması planlanıyor.

Orta vadede TSK envanterindeki AS-532 Cougar helikopterleri için de simülatör geliştirilmesi ve sisteme entegre edilmesi planlanmakta.

Etiketler: , , , , ,

30 Ocak 2006 Pazartesi

MilGem - Ne? Ne İçin? Nasıl?


MilGem (Milli Gemi) prototip gemisi olan TCG Heybeliada tersanede üretiledursun, tasarım üzerinde ciddi tartışmalar yapılmakta. Bu tartışmalar esnasında projeye yöneltilen eleştiriler esas olarak iki başlıkta toplanabilir:

1. MilGem konsepti: MilGem tasarımının kamuoyuna açıklanmış halde olmasının sebepleri. Açık ifade ile Türk Deniz Kuvvetleri'nin "Denizaltı Savunma Harbi (DSH) kabiliyetli korvet" ihtiyacının nedenleri

2. MilGem tasarım özellikleri: MilGem'in genel özellikleri ve kullanılan / kullanılması planlanmış sistem ve alt sistemler, özellikleri, artıları, eksileri.

1 ve 2 aslında son derece girift konumda. Bu, tartışmayı yapmak için faha geniş bir perspektiften bakmayı zorunlu kılıyor kanımca.

Türkiye'in DSH korveti ihtiyacının sebepleri nelerdir?

Takip edilebildiği kadarıyla Türkiye son 10 - 15 yıldır deniz stratejisini ve doktrinlerini değiştirmekte ve dönüştürmekte. Soğuk Savaş sonrası dönem bunu zaten dikte ettirmekte, bu malum.

Türkiye'nin denizdeki en "sıcak" bölgesi olan Ege'de ise yoğun bir tehdit ortamı bulunmakta. 4 adet AIP Tip 214 (ki piyasadaki en ölümcül denizaltı tasarımlarının başında gelmekte), ilaveten orta vadede 4 adet daha AIP (modernizasyon) ciddi bir risk, bu aşikar.

Türkiye'nin firkateynleri, "resmen talep etmediği, sadece ABD'nin henüz resmen teklif ettiği ve muhtemelen A-10 hikayesinin yeni versiyonunun kahramanları olan" Spruance'ler bunu yapamaz mı?

Başka işleri, başka görevleri varsa yapmazlar.

Nedir başka görevler?

Açık sularda DSH harbi, su üstü harbi, (Allah o günleri görmeyi kısmet etsin) alan hava savunması ve komuta kontrol gibi.

O AIP'ler neden tehdit?

Çünkü onların yegane görevi Türk denizaltılarını avlamak. Çünkü Türk denizaltıları öyle bir konumda ki, "o AIP'lerin sahibi"nin şah damarına Yatağan'ı dayamış durumda. "O AIP'lerin sahibi", boğazındaki Yatağan'ı kaldırabilmek için gerekirse batiskafa bile DM2A4 ve AIP takar. Ege ortamında su üstü gemilerini avlamak için AIP muazzam bir lükstür zira; israftır. Ama Ege'de AIP, "denizaltı avcısı denizaltı" için elzemdir, büyük avantajdır.

Allah göstermesin, Ege'de "bir şeyler" olursa iki kıyıdaki gazetecilerin deniz üstünde doğru dürüst bir hareketlilik göreceğini bile sanmıyorum, yüzeye çıkan çelik parçaları ve yağ hariç.

İşte, benim amatör - profesyonel perspektiften Ege bakışım ve içgüdülerim, MilGem benzeri bir DSH kabiliyetinn burada gerekli olduğunu söylüyor. MilGem DSH katmanını bir kademe ileri taşıyor çünkü. Kıyı bölgesindeki savunmayı üstleniyor, 10t DSH helikopteri ile bu savunmayı artırıyor ve açık sulardaki DSH katmanı üyelerinin (firkateynlerin) görev yükünü büyük oranda hafifletiyor.

Eğer Türkiye açık (mavi) sularda bayrak gösterecekse, önce Ege'den çıkabilmelidir.

Burada başka bir hususa, proje modeline değinmek isterim.

Şu anda İstanbul Tersanesi Komutanlığı'nda inşa edilen Ada sınıfı korvetlerin ilk gemisi olan TCG Heybeliada, bir prototip gemisidir. Bu gemi denize indirildikten sonra, yanlış bilmiyorsam eğer, 2 sene boyunca testlere tabi tutulacak. Bu testler sonucu "seri üretim" versiyonu tasarımı kesinleştirilerek, geri kalan 3 + 8 gemi üretilecek. Bu aşamada çok radikal değişiklikler beklenmemeli, alt sistem, entegrasyon konularında yoğunlaşılacak diye tahmin ediyorum.

İlaveten, Heybeliada'da tasarım aşamasında VLS lançeri, 76mm topun arkasında opsiyon olarak düşünülmüştü. Bu opsiyon hayata geçirilmeye karar verilirse nasıl yapılır, ne gibi bir tasarım metodolojisi izlendi, ne derece modüler, ne derece modüler değil bilmiyoruz. Belki, belki, 76mm'nin arkasında genişçe bir kapak ve o kapağın altında dikdörtgen şeklinde bir boşluk olacak ve oraya "tak-çalıştır" şeklinde VLS entegre edilebilecek (ihtiyaç olduğunda), kim bilir? Bizim bilmediğimiz kesin.

Ancak Türkiye'nin DSH ihtiyacı çok acildir. Ege'deki DSH harbimiz İskenderun'un bile güvenliği açısından hayati çünkü, Kıbrıs bir yana. Ege'de bir şeyler yapmadan daha ilerisi için Milgem II'yi, TF-xxxx'i düşünemeyiz bence.

K130 meselesi için bir parantez açmak isterim.

K130'ları üreten Almanya'nın doğusunda bir "Alman Shepherd'ı" ülke var, batısı güllük gülistanlık. Almanya şu anda dünyanın herhangi bir yerindeki sınır muhafızı için cennet konumunda. Almanya'nın Baltık'ta küçük ve hızlı hücumbotlarla vurması gereken Polnochny'ler, Krivak'lar, Grisha'lar Osa ve Komar'ların 90%ı ile Hans'lar, Otto'lar traş oldu, geri kalanları ise o günlere özlem duyan pas rengi gözyaşları döküyor, Gdansk'ta.

Schröder hırsından ağlayacaktı genel seçim arifesinde, "Almanya'nın savunması Afganistan'dan başlar" diye. Bunları söylerken o Şansölye, Alman kıyılarında düşman gemisi gözükmesi olasılığı sıfırdı. Kara, hava ve deniz sınırlarını güvene almış bir ülke tsarladı K130'u, inanılmaz sancılı bir sürecin sonucunda.

Yunanistan deniz kuvvetleri lağv etmedikçe Türkiye aynı yoldan gidemez. Türkiye'nin şah damarı olan Ege Denizi'nin, "güvenli", "kontrol altında" sıfatlarını hak etmek için torunlarımızın torunlarını görüp cenneti hak etmeliyiz.

Kapa parantez.

MilGem'de sistem / tasarım bazındaki eleştirilerin VLS haricindeki diğer odak noktası olarak baca tasarımı dikkat çekiyor. Bu bacanın "konvansiyonel" olması yenilik arz etmediği için eleştirilmekte. Peki bunu nereden biliyoruz? Bu bacada IR izini azaltmay için farklı bir yöntem deneniyor olamaz mı? Daha yeni milli ROV mayın imha aracının geliştirildiğini haber aldık, havadan atılan milli sonobuoy sistemi, milli denizaltı decoy sistemi.. Bunlar ve benzerleri "şakk" diye ortaya çıkan ve çoğu ARMERKOM - TÜBİTAK kaynaklı haberler. Dünyadaki güncel trendler takip edilirken, "konvansiyonel baca" tasarımının artı ve eksileri değerlendirilmemiş midir? Su jetinin artı eksileri, tasarım karmaşıklığı hiç incelenmemiş midir? Bir terazi misali, suya bırakılan egzos gazı sisteminin gemi tasarımı ve inşası açısından yarattığı meydan okuma hiç araştırılmamış mıdır?

Sonuçta bir terazi işi bu ve bazı ödünler verilmek zorunda. Bunu optimum bir tarzda yapmak gerekiyor ve MilGem'de bunun izlerini görüyoruz. G-MSYS'nin yarın bir gün Barak, ESSM, milli HWT'ye izin veren bir yapıda olup olmadığını bilmiyoruz. Gövdenin nasıl üretildiğini bilmiyoruz. Radar olarak ne düşünüldüğünü de bilmiyoruz. Prototip gemi henüz denize inip testlerine başlamadı.

F-22 Raptor'un ilk prototipi ile seri üretim versiyonu arasındaki farklar dağlar kadar. Geçenlerde müzaeye kaldırılan ilk EF-2000 prototipi ile şimdiki de ha keza. Denize ilk inen Spruance ile en sonuncusu arasındaki fark bile. CVF'de, LCS'de kimbilir neler olacak. Prototip adı üstünde... Kaldı ki VLS için (hafızama yine tam güvenemiyorum) "32 hücre lançer için yer bırakıldı, ihtiyaç olduğunda konulmaya hazır" denmişken, alt sistemler hakkında kısa süre sonra paylaşıma açacağım kitapçıktakiler hariç herhangi bir bilgimiz yokken....

MilGem’de eleştirilecek yönler elbette var, olmalıdır ve eleştirilmelidir de, sonuna kadar. Ama bu esnada biz de sokaktaki vatandaş olarak bir terazi kurmalıyız, aynı MilGem proje ofisinin tasarım sırasında yaptığı gibi.. Daha savunma basınına bile yansımamış, çizim masasında taze duran tasarımları bile değerlendirmeye alırken yaptıkları gibi.

Etiketler: , , ,

Yeni Nesil Denizaltı Projesi


Bildiğim kadarıyla Türkiye'nin önceden planı, 4 adet Tip 209/1400 Preveze sınıfı denizaltının tedariğini mütakip, 4 adet 1,800t AIP dizel elektrik denizaltı tedarik etmekti. Ancak gerek bütçe sorunları (ki AIP çok pahalı bir teknolojidir, bkz: Papanikolis) gerekse AIP (özellikle yakıt hücresi) teknolojilerinin tam olarak olgunlaşmaması sebebiyle ikinci 4 adetlik sipariş konvansiyonel dizel elektrik denizaltıya yönlendirildi ve Gür sınıfı (Tip 209/1400mod) siparişi verildi. Bir yandan da AIP konusundaki gelişmeler yakından takip edildi, ediliyor.

Burada şunu belirtmek gerek: AIP, denizaltıyı yenilmez kılan bir kuvvet artırıcı mesir macunu değildir. AIP önemli bir güç çarpanı olmakla beraber, uygulandığı platformların dizel elektrik (kıyı = coastal) denizaltılar olmaları sebebiyle stratejik bir silah da değildir. AIP denizaltının görev yapacağı saha, kullanılacağı taktikler, karşısındaki tehditler gibi parametreler, direkt olarak AIP'nin maliyet - etkinliğini belirler. Uzun süre su altında yüzeye çıkmadan karakol atmak önemli bir kabiliyettir, ancak buna duyulan ihtiyacın seviyesi ve aciliyeti de önemlidir.

Preveze ve Gür sınıflarına gelirsek...

Esasen gövde, makine ve belli başlı alt sistemler göz önüne alınırsa "kardeş" sayılabilecek bu iki sınıf, muharebe komuta kontrol sistemleri, torpido sistemleri, vs gibi alt sistemler açısından farklılıklar arz etmektedir.

Preveze Sınıfı
Atlas Elektronik ISUS 83 muharebe yönetim sistemi
Atlas Elektronik CSU 83 sonar
Mk24 Mod 2 Tigerfish, UGM-84A Harpoon

Gür Sınıfı
Atlas Elektronik ISUS 90 muharebe yönetim sistemi
Atlas Elektronik CSU 90 sonar
Atlas Elektronik DM2A4, Mk24 Mod 2 Tigerfish, UGM-84B/C/G Harpoon

Gür sınıfı denizaltılarda kullanılan ISUS 90 ve CSU 90 sistemleri halen Tip 212, Tip 214, Dolphin, Gotland gibi modern denizaltılarda kullanılmaktadır.

Türkiye'nin Gür sınıfı denizaltıları ile Yunanistan'ın Papanikolis sınıfı denizaltılarının muharebe yönetim sistemleri aynıdır (ISUS 90). Eğer Yunanistan CSU 90 sonar süitini seçerse sonarları da aynı olacak. Torpido olarak Yunanistan Atlas Elektronik DM2A4 Seeheckt'i seçmişti, ufak farklar haricinde silah sistemleri de aynı denilebilir. Farklar periskop, ESM ve karşı tedbir sistemlerindedir. Dolayısıyla Türkiye'nin "Tip 214'lere cevabı" gibi bir argüman, şahsıma pek ayakları yere basıyormuş gibi gelmiyor. Menzil ve karakol süresi haricinde Tip 214'ler "quantum leap" yaratmamıştır. (ki Türkiye kendi ESM kütüphanesini kendisi güncelleyebilmektedir, Yunanistan değil...)

Buradan "madem AIP bu kadar büyük fark yaratmıyor, niye alınsın ki" gibi bir görüşü savunduğum sonucu çıkarılmasın. AIP artık modern denizaltı muharebelerinin temeli olmaktadır. Benim savunduğum husus, Tip 214'lerin arada korkunç bir fark yaratmamış olduklarıdır.

İhaleye dönecek olursak..

RfI dokümanını Fransa'dan DCN (Scorpene), Almanya'dan HDW (Tip 214), İsveç'ten Kockums (A-19 Gotland) ve Rusya'dan Admiralty Shipyard'ın (Proje 1650 Amur) alacağını tahmin ediyorum. Eğer teknik şartname gerçekten 1,800t civarı bir tonaj sınırlaması getirirse Amur zaten otomatikman devre dışı kalır (zira dalmış durumda tonajı 2,600t civarı idi yanılmıyorsam). Gotland sınıfının silah sistemleri Türk donanmasına uymayabilir, zira bu botlarda 4 adet 533mm ile 2 adet 400mm tüp var, ki 400mm dünya donanmalarında pek rastlanmayan bir standart. İlaveten, bu botların İsveç Bofors üretiminden başka bir torpido cinsine sertifiyeli olup olmadığı, değilse bu modifikasyonun maliyeti, 400mm torpidoların taktik ihtiyaçlarımıza uygunluğu, bu silahlar için tek kaynağa (İsveç) bağımlı olma ihtimali ve geçmişi pek de parlak olamayan Türk - İsveç özelde savunma, genelde siyasi ilişkiler gibi etkenler göz önünde tutulursa Gotland sınıfının da pek şansının olmadığı söylenebilir.

Fransız DCN üretimi Scorpene sınıfı denizaltılar 2 adet Şili (O'Higgins sınıfı), 2 adet Malezya ve en son 6 adetlik Hindistan satışlarıyla iyi bir grafik tutturdu. En son IDEF fuarında DCN, diğer deniz ürünleri (Mistral, FREMM gibi) ile birlikte Scorpene'nin tanıtımını yapmıştı. UDS firmasının, SUBTICS muharebe yönetim sistemini tanıtımı ile Fransızlar'ın denizaltı ihalesine iddialı hazırlandıkları intibasını edinmiştim. Ancak HDW ve Atlas Elektronik ile köklü ilişkileri olan ve denizaltı filosundaki tüm silah ve sistemleri Alman orijinli olan TDzKK'nın yeni denizaltı için Fransız çözümüne yönelmesi beklenmemeli diye düşünüyorum. Tip 214'ün seçilmesi, bu açıdan sürpriz olmayacaktır.

Tabi bunlar çok ham tahminler.. RfI alanlara, teklif sunanlara, gelişmelere bakmak ve Türkiye'nin sürprizlerle dolu bir ülke olduğu gerçeğini unutmamak lazım.

Her halükarda umarım denizcilerimiz için en hayırlı tercih yapılır.

Etiketler: , , , , , , , ,

12 Aralık 2005 Pazartesi

Türkiye, Ulusal Güvenlik Sorunları ve TSK Modernizasyon Stratejisi Üzerine bir Denemeye Giriş Denemesi

Türkiye'nin ajandasındaki belli başlı güvenlik sorunları / konuları şu şekilde özetlenebilir:

1. Komşularla ve bölge ülkeleri ile ilişkiler
2. Terörizm
3. Kitle İmha Silahları
4. Uyuşturucu ticareti, insan ticareti / yasadışı göç, kaçakçılık vs.

Bu çerçevede:

1. Türkiye üç kıtanın buluştuğu bir yerde, kavşak pozisyonunda bulunmanın her açıdan bedelini ödemiştir, ödemektedir. Din, tarih, kültür, coğrafya ve bilumum etkenler sebebiyle tarihte her dönem istisnasız birden fazla ülkeyle değişik ölçülerde çatışmıştır. Bu çatışmalar, diplomatik laf sokma desenli mektuplardan meydan savaşlarına, Kurtuluş Savaşı'ndan terörizmle mücadeleye kadar,mümkün olabilecek her şekilde vücut bulmuştur. Ne AB üyeliği ne de başka bir gelişme, kanımca, geleceğe dair bu yöndeki güvenlik sorunlarının bir ya da daha fazlasını ortadan kaldırmaz; sadece öncelik listesindeki yerlerini değiştirebilir (olasılıklarını azaltabilir) Dolayısıyla Türkiye'nin bölgesel anlamda daima belli bir caydırıcılık seviyesini tutturması gerekmektedir. AB ve NATO'nun doğuya doğru genişlemesi ve gelişen ekonomik, kültürel vs bağlar sayesinde, Almanya'nın doğu sınırına dair güvenlik sorunu büyük ölçüde azalmıştır. Bu da Alman Silahlı Kuvvetleri'nde büyük ölçüde niceliksel azalmaya imkan tanımaktadır. Ancak Türkiye'nin içinde bulunduğu gözü kör olmayasıca coğrafya buna izin verecek kadar cömert değildir.

Bu konuda ileriki dönemde Türkiye'ni bolca karşılaşacağı bir başka durum da savaş dışı operasyonlardır. Barışı koruma ve barışa zorlama, insani yardım gibi görevler, gittikçe artan sıklıkta günümüz ordularının sırtına binmektedir. Çevresinde pek çok dini, etnik vb sebeple kaynaklanan kriz ve/veya çatışma bulunan, ilgi ve etki alanı son derece geniş olan Türkiye'nin bu tarz görevlerden kendini soyutlaması mümkün değildir. Savaş dışı operasyon görevleri pek çok kendine has özelliği içinde barındırır. Empati kurma yeteneği bunların başında gelir ve bu, ancak ve ancak bilgiye etkili şekilde ulaşıp onu verimli kullanabilen askerlerin başarabileceği bir şeydir.

Gelişen teknoloji ve evrim geçiren askeri strateji ve doktrinler çerçevesinde 21. yüzyılın orduları da metamorfoza uğramaktadır. Ağ Merkezli Muharebe (Network Centric Warfare) doktrini uydu ve C4I2 teknolojileri, hassaslıkları metre mertebesinin bile altına inen güdüm sistemleri, insansız keşif ve savaş platformları, gerçek zamanlı veri aktarım mimarileri vb artık günümüzün, daha doğrusu geleceğin ordularının başlıca silahları olacaktır. Bu sayede ordular, sayıca çok daha az, ancak son derece iyi yetişmiş ve aynı zamanda birer mühendis-operatör olan askerlerden oluşacak, reaksiyon süreleri büyük ölçüde kısalacak, minimum risk alıp maksimum verimi minimum maliyetle sağlayabilecektir. 21. yüzyılda güçlü ordular caydırıcılıklarını, bilgiye hükmetme ve onu kontrol etme ölçüsünde kazanacaklardır.

Türkiye bölgesel anlamda caydırıcı bir askeri güce sahip olmayı hedefliyorsa bilgi teknolojilerine yatırım yapmalı, bilgiye hükmedecek ve onu en etkin şekilde kullanabilecek askerleri yetiştirmeli, teknoloji-yoğun sistemlere yönelmelidir.

2. Terörizmle mücadele, doğası gereği son derece girift ve karmaşık bir konudur. Sorunun sosyal, ekonomik, kültürel, uluslararası ve askeri gibi pek çok boyutu bulunmaktadır. Dış destek olmadan varlığını devam ettiremeyecek terörist hareketler aynı zamanda güçlü siyasi irade olmadan da kurutulamazlar. Ancak konuya askeri açıdan bakacak olursak terörizmle mücadele ancak ve ancak terörist strateji ve taktiklerin sağlıklı çözümlenmesi ve değerlendirilmesi ile mümkün olabilir. Kırsal veya meskun mahaldeki asimetrik savaş sentezli operasyonların icrası, yoğun bir analiz ve strateji ArGe sürecinden geçtikten sonra yapılabilir. Mücadele de karşı tarafın, yani terörist örgüt veya örgütlerin her adımlarının dikkatle izlenmesini, esnek ve güçlü karşı darbelerin vurulmasını gerektirir. Karakolda veya mevzide piyade tüfeği ile nöbet tutarak terörizmle mücadele edilemeyeceği aşikardır, Türk Silahlı Kuvvetleri bu gerçeği çok acı tecrübelerle öğrenmiştir.

Türkiye terörizmle mücadele için, bu mücadelede en etkili silahların başında bulunan bilgiye ve teknolojiye yatırım yapmalıdır. Askeri açıdan C4I2 hakimiyeti, dağda veya şehirde terörist kovalayan güvenlik güçlerinin elindeki en büyük koz olacaktır. Bu spektrum, mini İHA'lardan uydu görüntüleme ve haberleşme sistemlerini kapsayacak kadar geniştir.

3. Günümüzün küresel anlamda en büyük tehdit unsurları arasında yer alan Kitle İmha Silahları, hem politik hem de askeri açıdan son derece önemli bir güvenlik sorunudur. Bunun en başta gelen sebebi, bu silahların etkilerinin askeri, ekonomik, sosyal ve politik gibi geniş bir yelpazeye yayılabilmesi; buna karşılık maliyetlerinin (etkilerine kıyasla) son derece düşük olmasıdır. 20. yüzyıl, Kitle İmha Silahları'nın son derece vahşice kullanılmalarına sahne olmuştur.

Uzun menzilli füzelerin de yayılmasıyla KİS tehdidi bir ulusal güvenlik sorunu haline gelmiştir. Türkiye'nin bazı komşularının da bu tür silahlara dair teknolojilere yoğun kaynak aktardıkları bilinmektedir. KİS'na karşı tam olarak etkin bir savunma halihazırda mevcut değildir. Bu konuda kanımca ancak iç içe geçmiş çeşitli katmanlardan oluşan bir topyekün savunma yarıküresi" caydırıcı olur. Bu savunma yarıküresinin elemanları istihbarat, haberleşme ve erken uyarı uyduları, uydu - yer haberleşme ve kontrol altyapısı, yer ve hava (AWACS, AGS) konuşlu uzun menzilli tespit-teşhis-komuta-kontrol istasyonları, insansız keşif / gözlem platformları, kısa - orta - uzun menzil ve alçak - orta - uzun menzilli hava savunma sistemleri, C4I2 sistemleri, komuta-kontrol füzyon merkezleri sayılabilir.

Türkiye, hem bölgesel hem de küresel bir tehdit niteliğindeki Kitle İmha Silahları'na karşı etkili bir savunma oluşturmak için komuta-kontrol-tespit-teşhis ve istihbarat sistem ve teknolojilerine, kısaca bir savunma sistemi ve stratejisi olarak bilgi teknolojilerine yatırım yapmalıdır.

4. Günümüzün en büyük sosyal sorunlarından biri olan uyuşturucu, nakliyesi ve ticareti açısından büyük bir güvenlik sorunu arz etmektedir. Türkiye uyuşturucu ticareti güzergahında yer almakta ve bu konuda bir kavşak noktası teşkil etmektedir. Bu, doğrudan ulusal güvenliğimiz açısından bir tehdittir.

Benzer durum insan ticareti ve yasadışı göç konusunda da geçerlidir. Avrupa'nın yüksek refah seviyesine sahip oluşu ve doğudaki savaşlar, düşük yaşam standartları, rejim baskıları vs gibi sebepler, her geçen yıl daha fazla miktarda insanı yasadışı yollardan göçe zorlamaktadır. Bu hem bu göçün yapıldığı güzergah üzerindeki ülkeler, hem de hedef noktaları açısından önemli bir güvenlik sorunudur.

Çoğu açıdan benzer nitelikte bir güvenlik sorunu olan silah ve diğer madde / malzemelerin kaçakçılığı da ekonomik yönden olduğu kadar ulusal güvenlik yönünden de dikkate değer bir tehdittir. Bu trafik, ülkenin ekonomik bekasına ev sosyal yapısına zarar vermektedir. Önlenmesi ve yok edilmesi, kanımca, silahlı kuvvetlerin dolaylı ve çoğu durumda doğrudan müdahalesini gerektirecek kadar çok yönlü ve büyük ölçekli eylem gerektirir.

Bu konuda en başta sınırların fiziki güvenliğinden, deniz ticaretinin ve trafiğinin izlenmesine, kaçakçılık hareketlerinin ekonomik ve fiziki hareketlerinin tespitinden, kaynakları yok etmek için kullanılacak uygun kuvvet yapısına kadar pek çok konuda insanlı ve insansız erken tespit ve teşhis sistemleri, gerçek zamanlı veri aktarımı, gelişmiş C4I2 mimarisi, hızlı, çevik ve yukarıda anılan mimariye entegre platformlar ve konularında son derece yetkin bilgilerle donanmış, profesyonel personele ihtiyaç bulunmaktadır.

Türkiye her türlü kaçakçılıkla ve insan ticaretiyle mücadele etmek ve bölgesindeki ve kendi sınırları dahilindeki "situational awareness"ini artırmak ve idame ettirmek için bilgi teknolojilerine ve bu teknolojileri etkili kullanabilecek personele yatırım yapmalıdır.

Etiketler: , , , , , ,

30 Ekim 2005 Pazar

Türk Hava Kuvvetleri Yeni Nesil Savaş Uçağı Projesi


Mevcut Durum

Muharip Filo Durumu:

1. Ana Jet Üs - Eskişehir
111. Filo (Panter): F-4E 2020 (Hava - Yer)
112. Flo (Şeytan): F-4E (Av - Önleme)
113. Filo (Işık): RF-E (Keşif)

4. Ana Jet Üs - Akıncı
141. Filo (Kurt): F-16C/D (OCU)
142. Filo (Ceylan): F-16C/D (OCU)
143. Filo (Öncel): F-16C/D (OCU)

6. Ana Jet Üs - Bandırma
161. Filo (Yarasa): F-16C/D (Hava - Yer; LANTIRN)
162. Filo (Zıpkın): F-16C/D (Av - Önleme)

9. Ana Jet Üs - Balıkesir
191. Filo (Kobra): F-16C/D (Hava - Yer)
192. Filo (Kaplan): F-16C/D (Av - Önleme)

5. Ana Jet Üs - Merzifon
151. Filo (Tunç): F-16C/D (Hava - Yer; HARM)
152. Filo (Akıncı): F-16C/D (Av - Önleme)

7. Ana Jet Üs - Erhaç
171. Filo (Korsan): F-4E 2020 (Hava - Yer)
172. Filo (Şahin): F-4E (Av - Önleme)
173. Filo (Şafak): RF-4E (Keşif, İnaktif?)

8. Ana Jet Üs - Diyarbakır
181. Filo (Pars): F-16C/D (Hava - Yer; LANTIRN)
182. Filo (Atmaca): F-16C/D (Av - Önleme)

* * *

F-4E / F-4E 2020 durumu:

F-4E envanterindeki gövde ömrü en yeni uçaklardan 54 adedi modernize edildi, ki bunların büyük kısmı FY73 ve FY77, geri kalanı FY68 ve bir adet FY69 seri numaralı uçaklar. Yani eldeki en "yeni" Phantom'lar. İki adet F-4E 2020 kaza kırım sonucu kaybedildi (bu arada F-4E 2020'lerin kaza - kırım performansı -nazar değmesin- çok iyi gözükmektedir.)

F-4E 2020'ler Mk-8X serisi klasik, AGM-65, Popeye-I, GBU-10/12 mühimmatı kullanıyor. Esas vurucu silahları, bilindiği üzere Popeye. Hava-hava (özsavunma) kabiliyeti olarak AIM-9P/M mevcut.

Modernize edilmemiş F-4E'lerin tamamı FY66 ve FY67 seri numaralı. Bunlar av- önleme filolarında (112 ve 172), harbe hazırlık ve uçabilirlik oranları şüphelidir; son derece düşük olmaları kuvvetle muhtemeldir. Hava - hava mühimmatı olarak AIM-7E Sparrow ve AIM-9P/M Sidewinder kullanmaktadırlar.

Soru #1: F-4E'lerde kullanılan AGM-65A/B, AIM-7E gibi mühimmatın raf ömrü ortalama kaç senedir?

Soru #2: F-4E 2020'lerde kullanılan Popeye-2'lerin raf ömrü ortalama kaç senedir?

* * *

F-16 Durumu:

Güncel F-16 Durumu: Türkiye bir ara elindeki Block-30'ları satmak istemişti. Teklifte bulunulan ülkeler arasında Macaristan[*] ve Şili bulunmaktaydı. Ancak CCIP projesinin gündeme gelmesiyle anlaşılıyord ki, Block-30'lar mümkün olduğunca uzun süre kullanılacak; bu kanımca, yapılacak değerlendirmeler için önemli bir referans noktası teşkil etmektedir.

Kaza kırım sebebiyle 23 F-16 kaybedilmiştir. En yoğun uçuş saatine (dolayısıyla gövde yıpranmasına) sahip uçaklar 4. Ana Jet Üs Block-30 ve Block-40'larıdır. Block-50'ler elektronik harp sistemlerinin eksikliği sebebiyle etkin şekilde kullanılamamaktadır. HARM filosu olan 151, HTS (Harm Targeting System) eksikliği sebebiyle 100% "dedicated" bir SEAD filosu olarak sayılamayabilir. THvKK F-16 filosunun esas vurucu gücünü Block-40'lar oluşturmaktadır, ancak envanterdeki silah sistemleri demode olmak üzeredir.

CCIP Modernizasyonu: Görünen odur ki; CCIP projesiyle öyle ya da böyle tüm F-16 filosu modernizasyona sokulacaktır. Yoğun uçuş saatine sahip Block-30'lara yapısal iyileştirme gerekmektedir. Block-40 ve Block-50'ler daha kapsamlı modernizasyondan geçecektir.

Modernizasyon iki aşamadan oluşmakta: Birinci paket 117 F-16C/D (76 Block-50, 4 Block-40, 37 Block-30 ) + 100 adet (Block-40) ikinci paket (31 Aralık 2006'ya kadar realize edilmesi gereken opsiyon).

CCIP ile edinilmesi planlanan hava - hava silah sistemleri: AIM-9X, AIM-120C; hava - yer silahları ise AGM-88B HARM, AGM-65G, JDAM, JSOW, WCMD, AGM-84H SLAM-ER, AGM-84L Harpoon vs.

* * *

F-5 Durumu

Modernize edilen 48 N/F-5 A/B için resmi görev tanımı öncelikle LIFT (Lead-In Fighter Training), ikincil olarak ise yakın hava desteğidir (CAS). Modernize edilmemiş F-5'lerin harbe hazırlık ve uçabilirlik durumları şüphelidir.

* * *

Eurofighter Typhoon

Kademeli olarak hizmete giren EF-2000'in Türkiye'ye pazarlanması, İtalya'nın sorumluluğundadır. Basından takip edildiği kadarıyla İtalyan Alenia Aerospace firması, son derece etkili bir pazarlama ve halkla ilişkiler çalışması yürütmektedir. 4. Ana Jet Üssü'nden iki pilotumuzun EF-2000 uçuşundan tutun da, zaman zaman basına yapılan tanıtım ve verilen demeçler, IDEF-2005teki etkileyici uçuş gösterisi (ve olası rakiplerinin bulunmamasının verdiği rahatlık), bu etkili çalışmaların göstergeleridir.

EF-2000 henüz 18 adetlik (son derece doğal) Avusturya satışı haricinde ihrac başarısı yakalayamamıştır. Favori olduğu Singapur ihalesinde son anda elenmiştir, ciddi şekilde Suudi Arabistan ihtiyacı için gündemdedir.

EF-2000 versiyonları ile ilgili özet tablo aşağıdadır:



* * *

F-35 Joint Strike Fighter

Türkiye JSF projesinde Level-III endüstriyel katılımcı statüsündedir. Türkiye'nin aldığı sınai iş payının niteliğinden ve ölçeğinden rahatsız olduğu, katılımını artırmak istediği bilinmektedir.

Tedarik edilmesi planlanan F-35 sayısı hakkındaki spekülasyonlar 100 - 140 arasında değişmektedir. Her ne kadar 20 adet STOVL F-35B tedarik edileceğine dair spekülasyonlar da mevcutsa da bu gerçekçi görünmemektedir, zira Türkiye'nin görünür gelecekte STOVL savaş uçakları ile harekat icra edebilecek bir CV, LHA vb gemi projesi bulunmamaktadır. Gündemde olan LPD projesi ise -mevcut hali ile- Hollanda Rotterdam veya Fransız Mistral sınıfı gemilerle benzerlik arz etmektedir.

F-35, öncelikli olarak hassas güdümlü mühimmat ile uzun (stand-off) menzilden saldırı maksatlı geliştirilmiş bir uçak olmasının yanında, entegre C4ISR, düşük RCS, modern hava - hava mühimmatı vasıtası ile av - önleme görevlerinde de etkinlikle kullanılabilecek bir uçak görünümündedir.

ABD'nin hava muharebesi genel stratejisi ve JSF'in bu stratejideki yeri aşağıdaki tabloda verilmiştir. JSF'in kapsadığı görev yelpazesi gri bölge ile gösterilmiştir. (Kaynak: The Joint Strike Fighter - A Development Study Presented to The Directorate of Research, Nisan 1996)




ABD Hava Kuvvetleri dikkate alınacak olursa, F-35, F/A-22'nin üstünlük ve hakimiyet (aerospace control) sağladığı (hava) savaş alanında görev yapmak üzere tasarlanmıştır. Üstleneceği görevler ise öncelikle taktik bombardıman ve saldırı, ikincil olarak hava - hava muharebesidir. Bu, ABD (ve İngiltere'nin) JSF F-35 için görev tanımıdır ve projeye dahil olan diğer ülkeler için de kısmen geçerlidir.

* * *

Değerlendirme

Mevcut üs - uçak durumu incelenecek olursa şu durum ortaya çıkar:

F-4E: Türkiye havadan yere hassas ve uzun menzilli saldırı yeteneğini F-4E 2020'ler ile (2 filo; 112 ve 172) "gap-filler" olarak muhafaza etmiştir. Mevcut doktrine göre ikiz filo esasına göre kullanım ömürlerinin sonuna kadar 112 ve 172 filolarda görev yapmaları beklenen bir durumdur.

Terminator projesine dahil edilmeyen ve hava - hava görevli F-4E'ler gövde ömürlerinin sonuna gelmek üzeredir. Radar ve silahları caydırıcı olmaktan uzaktır. Bu uçakların mensup oldukları 111 ve 171. Filoların acil uçak ihtiyacı söz konusudur (= ~40 uçak) Terminator-II projesinin gerekliliği ve geleceği şüphelidir. Bu projenin, eğer gerçekleşirse, hava - hava ağırlıklı olması neredeyse zaruridir, ancak bunu tamamen yerli imkanlarla gerçekleştirmek şu aşamada mümkün görülmemektedir. İlaveten bu proje için gerekli test, entegrasyon ve modernizasyon süreci, gövde ömürleri de dikkate alınırsa, kabul edilebilir olmaktan uzak görünmektedir.

F-16C/D: THvKK envantere sırasıyla Block-30, Block-40 ve Block-50 F-16'ları katmıştır, ancak enteresan biçimde Block-30'lardan sonra modernizasyona ve iyileştirmeye en acil ihtiyacı olan uçaklar Block-50'lerdir. Block-30'ların nispeten eskiyen aviyonikleri ve yoğun uçuş saatleri sonunda yıpranan gövdeleri, onları modernizasyon için en öncelikli aday haline getirmiştir. Block-50'ler ise, EH sistemlerinin noksanlığı ve bir an önce F-16 filosunun esas vurucu gücü olma zaruriyeti nedeniyle CCIP pakedinin doğal adaylarıdır. Normal şartlar altında bir ülkenin savaş uçağı modernizasyon projesinde kronolojik sıraya göre gitmesi beklenebilir, THvKK CCIP projesi bu kaideye ilginç bir istisnadır.

Yeni Nesil Savaş Uçağı: Türkiye'nin hava savaşı doktrinini, ABD'ninkine benzer bir şekilde yapılandırdığını değerlendiriyorum. Bu doktrin, hava sahasını kontrol edecek, hava hakimiyeti sağlayacak bir uçak ile, hakimiyet kurulan hava sahasında uzun menzilden hassas (cerrahi) saldırı düzenleyebilecek bir başka uçağı dikte ettirmektedir.

Durum EF-2000 için değerlendirilecek olursa, Tranche-II Block 8, bahsi geçen hava hakimiyeti görevi için en uygun aday olarak görünmektedir. Tranche-II'nin takip eden versiyonlarına iyileştirilmesi için yazılım güncellemesi yeterli olmaktadır, dolayısıyla hava - yer kabiliyeti kazanımı da mümkündür. Ancak en radikal değişikliklerin sağlanacağı Tranche -III'ün geleceği henüz tam net değildir, ki AESA faktörü de düşünüldüğünde bu konu daha da önem kazanmaktadır. 21. yy hava savaşı stratejilerinde AESA yavaş yavaş standart güç çarpanı halini almaktadır.

Türkiye'nin JSF F-35 tedariği neredeyse kesindir.

Türkiye'nin Yeni Nesil Savaş Uçağı projesi ile, öncelikli olarak hava üstünlüğü, ikincil olarak hava - yer çok rollü, yüksek performanslı bir "hi" uçak tanımlaması son derece yüksek bir ihtimaldir.

Bu durum, Türkiye'nin hava savaşı stratejisini ABD'ninkine benzer biçimde yapılandırdığı tahmini ile birleştiğinde daha da anlam kazanmaktadır. Eğer bu değerlendirme ve tahmin, mevcut çalışmalarla çakışıyorsa, yeni nesil savaş uçağının ilk hizmete gireceği filonun bir OCU filosu olması kaçınılmazdır. Zira tedarik edilecek uçak bir "gap-filler" değil, ana vurucu güç olacaktır. Bu da öncelikle eğitim altyapısı ve uçuş tecrübesi inşası gerektirir.

Bu durum JSF F-35 için de geçerlidir.

Bu durum, envanterden çıkarılana kadar (>2030) F-16'lar için de geçerli olacaktır.

Eğer 111 + 171; 112 + 172 (acil); OCU ihtiyacı göz önüne alınırsa, 80 - 100 arası uçak gereksinimi gündeme gelir (filo başına 16 - 20 uçak. 16 makul bir sayıdır zira teknoloji, etkinlik ve maliyet açısından bir filoda bu sayıda "hi" uçak yeterli olabilir).

Bu noktada Türkiye'ye teklif edilen EF-2000 Tranche-II Block 8'in silah kabiliyeti incelenecek olursa görülecektir ki, IRIS-T ve ASRAAM hariç THvKK envanterinde mevcut silahlardır. Ayrıca yazılım güncelleştirilmesi ile yeni silahların sertifikasyonu da mümkündür. Takvime de göz atılacak olursa bu teklifin otomatikman Terminator-II projesini rafa kaldırabilecek ve diğer adaylara nazaran en cazip teklif olduğunu söylemek mümkün. Ancak tüm bu avantajlarına rağmen EF-2000'in tartışmasız tek aday olduğunu söylemek için henüz erkendir. Yorum yapmak için ilk uygun fırsat, teknik şartnamenin yayınlanması ile ele geçecektir.

* * *

Sonuç

Silah sistemlerinin boyut ve/veya yetenekleri arttıkça politik anlam ve etkileri artar. Türkiye'nin eski Doğu Alman ordusuna ait BTR'leri veya binlerce Kalaşnikof'u alması ses getirmemiştir, ancak ilk parti S-70A'ların daha boyası yıpranmadan AS-532 alınması yankı bulmuştur. F-4E modernizasyonu için İsrail'in seçilişi ve zamanlaması üzerine kitaplar bile yazılmıştır. İki ülkeyi savaşın eşiğine getiren, uluslararası krize neden olan S-300'lerden GKRY'nin kaç batarya / lançer sipariş ettiğini çoğu kişi bilmemektedir.

Türk Silahlı Kuvvetleri stratejik bir dönüşümden geçmektedir. Görev tanımları değişmekte / evrilmekte, plan, taktik ve stratejiler yeniden biçimlendirilmektedir. Bu durum aynen Türk Hava Kuvvetleri için de geçerlidir. Yakın zamanda THvKK'nin yapısal olarak çok radikal olmasa da önemli dönüşümlerden geçmesi, beklenebilir bir gelişme olacaktır. Strateji ve doktrinlerin, ABD Hava Kuvvetleri benzeri bir nitelikte şekilleniyor olması (muhtemel özgünleştirmelerle birlikte) kuvvetle muhtemeldir. "Interopability" kelimesi konu ile ilgilenenlerin karşısına giderek artan miktarlarda çıkacaktır; değerlendirmelerde referans sağlaması açısından Avustralya ve Güney Kore hava kuvvetleri organizasyon ve projeleri yakından takip edilmelidir.

Rusya'dan Su-3X serisi bir uçak konusunda EF-2000 haricindeki rakiplere nazaran ciddi ve cazip bir teklifin gelmesi yüksek olasılıktır. Henüz konsept / test aşamasındaki projelerin gündeme gelmesi ihtimal dahilinde değildir, zaman aleyhimize işlemektedir. Ayrıca mevcut ve görünür gelecekteki konjoktürün bu nitelikte bir seçime izin vermesi beklenmemelidir. Ancak savunma sanayiindeki diğer alanlarda işbirliği yolu açıktır ve faydamıza olabilecekler bulunmaktadır.

Aynı Rusya gibi, Fransa da başka şartlar altında gayet makul bir alternatif kaynak olma potansiyeline sahiptir. Ancak konjonktür, Rafale'yi listenin sonlarına itmektedir. Eğer Yeni Nesil Savaş Uçağı Projesi acil olmayan, uzun vadeli bir proje olsaydı, Rafale'nin şansı artabilirdi.

F/A-18E/F'nin şansı şartnameye göre az ile imkansız arasında değişebilir.

Eurofighter Typhoon adaylar arasında her açıdan en şanslı durumdadır. Ancak ne var ki Türkiye'de görünen köy, çoğu zaman kılavuz da ister.


Not #1: Görev dağılımı ve Tranche versiyon - takvimi dikkate alınırsa, hava - yer görevli 111 ve hava - hava görevli 112. filolara aynı anda EF-2000 gelmesini düşük bir ihtimal olarak görmekteyim.

Not #2 (Soru #3): F-4E 2020'lerin hizmetten alınması ile Popeye-I'lerin raf ömürlerinin sonuna gelmeleri aşağı yukarı aynı zamana mı denk gelecektir? F-4E 2020'ler emekli edildikten sonra Popeye-I'ler ne olacaktır?

Not #3 (Soru #4): Türk Hava Kuvvetleri'nin yeni nesil savaş uçağı tedarik planı görev bazlı mı yoksa performans / tasarım bazlı mı olacaktır? Başka bir deyişle "lo" uçaklar "lo" uçaklarla mı değişecektir, yoksa av-önleme görevli "lo" uçağın aynı görevli "hi" uçakla değişimi mümkün olacak mıdır? Bu sorunun cevabı, kanımca 111 ve 171. filolar açısından önemlidir. F-4E 2020'ler ile stand-off hassas hedef tespit / teşhis ve saldırı kabiliyeti kazanan filolar, bu kabiliyeti JSF ile mi devam ettirecektir (ki JSF'in asli görevinin stand-off hassas saldırı olduğu unutulmamalıdır) yoksa alınacak yeni nesil savaş uçağının hava - yer görevli versiyonu ile mi?

Not #4: Üs - filo - uçak dağılımını incelediğimde konsept değişikliğine gidilmesini, en azından "tek üs - tek tip uçak" yaklaşımının değişmesini olasılık dahilinde görmekteyim.






[*]:
FORMAL US APPROVAL FOR TURKISH F-16 LEASE AWAITS HUNGARIAN DECISION


The US Administration's formal approval of Turkey's F-16 lease offer made to Hungary has been awaiting Budapest's signing of an "end user certificate" under which it will not be allowed to transfer the fighters to a third country without Washington's approval. The Turkish Air Force Command (HKK) is offering to lease its older Lockheed Martin F-16C/D Block 30 fighters to Hungary in the hope that it can replace them with new Block 50 aircraft. Turkey has offered to lease Budapest 20 F-16Cs and four F-16Ds from the Block 30 series, the oldest F-16s in HKK service having been delivered to Turkey between 1987 and 1989. Turkey has also offered to lease the aircrafts to Austria and Poland. The Hungarian government decided in February to acquire 24 used F-16s to replace the air force's aging Soviet-made MiG-29A/UB fighters. Although it was initially expected that these would be ex-US Air Force (USAF) aircraft, the Bush administration has already given approval for Turkey to also offer F-16s for release. US officials told the Turkish Daily News that the US Administration has already okayed the Turkish F-16 lease to offer to Hungary. /Turkish Daily News/
http://www.byegm.gov.tr/YAYINLARIMIZ/CHR/ING2001/08/01x08x27.HTM

Etiketler: , , , , , , ,