16 Haziran 2009 Salı

Pakistan'ın İkinci El Savaş Gemisi Arayışı

Kısa süre önce basına yansıyan haberlere göre İngiltere ile Pakistan arasında Tip 42 muhriplrinin transferine yönelik olarak yürütülen görüşmeler ciddiyet kazanmış durumda. (*)

Sheffield sınıfı olarak tasarlanan bu muhriplerden İngiliz Deniz Kuvvetleri için üç grup ya da “Batch” halinde toplam 14, Arjantin Deniz Kuvvetleri için ise 2 adet inşa edildi. 1982 Falkland Savaşı gazisi olan bu muhriplere, savaştan alınan dersler uyarınca kapsamlı modernizasyon ve tasarım değişiklikleri de uygulandı. 2009 Haziran ayı itibariyle İngiliz DzK’de 1 adet Tip 42 Batch II Exeter sınıfı, 4 adet de Tip 42 Batch III Manchester sınıfı muhrip bulunuyor. Bu gemiler, Tip 45 Daring sınıfı hizmete girmeye başlayınca peyderpey emekliye ayrılacaklar.

İngiliz ve Pakistanlı yetkililer arasında yürütülen görüşmeler, üç adet Tip 42 Batch III muhribin, İngiliz DzK’nden emekliliklerini müteakiben, 2011 – 2013 arasında PDzK’de hizmete girmesini içeriyor. Gemilerin GWS-30 Sea Dart alan hava savunma sistemi ile birlikte transfer edilip edilmeyeceği net değil; bu sistemlerin hizmet ömürlerinin sonuna yaklaştıkları için satılmayabilecekleri yorumları yapılıyor.

Pakistan Deniz Kuvvetleri (PDzK) ikinci el firkateyn tedarik etmek üzere uzun süredir yoğun gayret sarfetmekte. Halihazırda bu Güney Asya ülkesi 6 adet eski İngiliz Tip 21 Amazon modeli, Tarık sınıfı güdümlü mermili firkateyne sahip. 1970’lerin ilk yarısında denize inen bu gemiler İngiltere’den 1993-1994 arasında, SeaCat uçaksavar ve MM-38 Exocet gemisavar füzeleri sökülmüş şekilde satın alındı. Zaman içerisinde gemilerden üçüne Çin yapımı LY-60 uçaksavar, diğer üçüne ise RGM-84 Harpoon gemisavar füzeleri takıldı; muhabere ve elektronik sistemlerinde kısmî tadilat gerçekleştirildi. Denge, titreşim ve mukavemet sorunları nedeniyle sık sık üstyapı güçlendirmesi uygulandı. Hizmet ömürlerinin sonuna gelmiş durumdalar.

Pakistan’ın firkateyn sınıfı gemiler ile ilgili en güncel çalışması, 2006 yılında emekliye ayrılan iki adet eski İngiliz Tip 12M Leander modeli, Zülfikâr sınıfı firkateynin yerini almak üzere Çin ile ortak üretimi kapsayan, yaklaşık USD 700,000,000 bütçeli F22P Sword (Kılıç) projesi. Çin’in Tip 053H3 firkateyn tasarımı üzerine, PDzK ihtiyaçları doğrultusunda yapılan değişikliklerle ortaya çıkan yaklaşık 2,500t deplasmana sahip F22P’den ilk etapta ilk üçü Çin Şangay Hudong Tersanesi, sonuncusu Karaçi Tersanesi’nde olmak üzere toplam 4 adet inşa edilecek. Sınıfın ilk gemisi F251 Zülfikâr Nisan 2008’de denize indi ve aynı yıl Ekim ayında hizmete girdi. F22P sınıfının son gemisi için ilk kaynak 5 Mart günü atıldı. Zülfikâr’ı takip eden üç geminin 2010-2013 arasında hizmete girmesi planlanıyor.

PDzK için sıkıntı da burada başlıyor.

Tarık sınıfı gerek teknoloji gerekse gövde açısından ömrünün sonuna gelmiş durumda. F22P projesindeki tüm gemilerin, her şey yolunda giderse, 2013 civarında hizmete gireceği varsayılırsa, bu tarihte sadece 4 adet modern firkateyn envanterde bulunuyor olacak. Geniş kapsamlı bir modernizasyon faaliyeti yürütmekte olan ezeli hasmı Hindistan’a karşı bir etkinlik sağlanabilmesi için acilen modern firkateyn ve korvet sınıfı gemiler gerekmekte. Dolayısıyla Pakistan’ın hızla hizmete alabileceği, tercihen üzerindeki silah ve elektronik sistemler açısından asgari eğitim ve oryantasyon süreci gerektiren firkateynlere ihtiyacı bulunuyor.

PDzK komutanı Amiral Muhammed Afzal Tahir’in Katar’daki DIMDEX 2008 fuarı sırasında verdiği beyanata göre, Pakistan’ın acilen 4 ila 8 arasında firkateyn sınıfı gemiye ihtiyacı bulunmakta. Afzan ayrıca, ilave F22P siparişinin de gündemde olduğunu belirtmiş.

Amiral Afzal’ın bahsettiği acil ihtiyaç kapsamında, savunma basınına yansıdığı kadarıyla, Pakistan şimdiye kadar İngiltere, Belçika, Yunanistan ve ABD seçeneklerini denemiş durumda.

İngiltere’nin emekliye ayırdığı üç adet Tip 23 Duke sınıfı firkateyn için 2005 yılında yapılan girişim başarısızlıkla sonuçlandı: Bu gemiler Şili Deniz Kuvvetleri’nde hizmete girdi. Ertesi yıl, Yunanistan’ın modernizasyon projesi kapsamı dışında bırakıp yakın gelecekte emekliye ayıracağı 4 adet Elli (eski Hollanda Kortenaer) sınıfı firkateynin ve daha sonra Belçika’nın Wielingen sınıfı iki geminin transferi için yürütülen görüşmeler de sonuçsuz kaldı. Wielingen’ler, Bulgar Deniz Kuvvetleri’nde hizmete girdi.

PDzK için en muhtemel ikinci el firkateyn olarak, ABD yapımı FFG-7 Oliver Hazard Perry sınıfı gündemde. Halen 8 adedi Türk Deniz Kuvvetleri’nde Gabya sınıfı olarak hizmet veren bu firkateynlerden bir adedinin, FFG-8 McInerney’in devrine dair onay, ABD Kongresi tarafından 2008 Eylül’ünde verildi. Geminin 2010 civarında, USD 65,000,000 tutarında bir yenileştirme çalışmasını müteakiben Pakistan’a devri planlanıyor. ABD’nin kısa süre içinde daha fazla FFG-7 emekliye ayırması ile birlikte Pakistan’a ilave hibe ve/veya satışların gündeme gelebileceği yorumları mevcut. Eğer FFG-7’lerin Pakistan’a devri gerçekleşirse, bu ülke ile mevcut olan askeri ilişkilerin seviyesi de göz önünde tutularak, Gabya sınıfına uygulanan GENESİS modernizasyon projesinin bir benzerinin ihracı gündeme gelebilir.


*: “Pakistan in the frame for Type 42 destroyers”; Richard Scott, Jane’s Navy International: 26.05.2009

Etiketler: , , , , , , ,

18 Mart 2008 Salı

Mavi Balina 2008

Dün, yani 17 Mart 2008 Pazartesi günü bir deniz tatbikatı sessiz sedasız sona erdi. Gerçi karman çorman şu gündemde kendisine ne kadar yer bulabilirdi bilinmez ancak, konuyla ilgili olanlar için Mavi Balina 2008 (Exercise Blue Whale 2008) tatbikatının önemi oldukça büyüktü.

Mavi Balina 2008 tatbikatı, NATO üyesi Türkiye, Almanya, İngiltere, İtalya, Hollanda, Yunanistan ve ABD Deniz Kuvvetleri unsurlarından müteşekkil Standing NATO Response Force Maritime Group 2 (SNMG 2) deniz filosu ile Pakistan Deniz Kuvvetleri'ne bağlı gemilerin katılımı ile 07 - 17 Mart tarihleri arasında Doğu Akdeniz sularında icra edildi.

Tatbikatın önemi, Pakistan Deniz Kuvvetleri'nin ilk kez NATO ile müşterek bir tatbikat icra etmesinde yatıyor.

Türk Deniz Kuvvetleri tatbikata, Gabya sınıfı TCG F-495 Gediz güdümlü füzeli firkateyni ile katılırken Pakistan Tip 21 sınıfı F-181 Tarık firkateyni ve Poolster sınıfı A-20 Moawin ikmal gemisi ile katılmış.

Tatbikat ile ilgili Eurasia Daily Monitor'deki makale oldukça ilgi çekici, özellikle Türk Deniz Kuvvetleri'ni tanıtması açısından:



TURKEY AND PAKISTAN PARTICIPATE IN NATO NAVAL EXERCISE

By John C. K. Daly

Friday, March 14, 2008

While the spotlight has recently focused on Turkey’s army and air force as a result of their recent operations against militants from the Kurdistan Workers’ Party (PKK) in northern Iraq, the Turkish navy has been quietly conducting exercises with allies from distant corners of the globe.

Beginning on March 7 and lasting for nine days, the NATO “Mavi Balina–2008” (“Blue Whale”) 2008 naval exercise involves naval units from Pakistan and Standing NATO Response Force (NRF) Maritime Group 2 (SNMG) member Turkey, which contributed TCG Gediz, along with vessels from Great Britain, Italy, the Netherlands, Greece, Germany, and the United States (Geo TV, March 11).

The participants visited Turkey’s Aksaz Aegean port March 7-9, where they began coordinated anti-submarine-warfare maneuvers (Ihlas Haber Ajansi, March 7).

The exercise is scheduled to conclude at Turkey’s southern Mediterranean Antalya port on March 17 (Haber, March 5).

The exercise marks the first time that Pakistani warships have participated in a NATO operation. Islamabad has sent the destroyer PNS Tariq and combat support ship PNS Moawin, under command of Pakistan Naval Fleet Commander Vice Admiral Noman Bashir (Associated Press of Pakistan, March 12).

While the presence of a Pakistani naval contingent is a first for NATO, Turkish-Pakistani naval ties stretch back nearly a decade. In March 1999 a Turkish warship, TNS Orcureis, visited the Arabian Sea to participate in joint naval exercises with the Pakistani Navy. The TNS Orcureis remained in Pakistan's waters March 21-27 for joint exercises with three Pakistani warships.

Turkey’s unique peninsular geography has given its navy greater responsibilities than any other navy of comparable size, and its responsibilities have only increased since 9/11. Turkey is dependent on the sea for its welfare and security, as approximately 90% of Turkey’s trade relies on maritime commerce. Turkey’s 5,177 miles of coastline is three times greater than the country’s 1,598 miles of land frontiers and include borders along the Aegean, Mediterranean, and Black Seas and innumerable islands.

The Turkish Navy’s 55,000 personnel include 31,000 conscripts, 3,000 Marines, and 900 Naval Aviation troops. There are also 70,000 reserves. The Turkish Navy currently operates 15 submarines, 24 frigates, and 27 fast-attack missile craft; the service also has a naval wing. Turkey also operates a Coast Guard Command; the youngest of Turkey’s military forces, the 1,700-strong Coast Guard, was formed in July 1982.

Epitomizing Turkey’s broader naval commitments, Turkish marine companies were deployed to Afghanistan in April 2007 and Kosovo in May 2007. During the 1999 NATO campaign against Serbia Turkey contributed a frigate to the NATO maritime forces enforcing the sea blockade in the Adriatic.

If Turkey’s Cold War role was to be NATO’s eastern maritime bastion, since the 1991 collapse of communism that role has evolved to deterring terrorism and protecting seaborne energy shipments. Both concerns are centered on the 17-mile long Bosporus, which bisects Istanbul, and is only half a mile wide at its narrowest point. Along with the southern 38 mile-long Dardanelles, the Turkish Straits now carry 50,000 vessels annually, including 5,500 oil tankers, making the passage the world’s second-busiest maritime strait and the only channel transiting a major city.

Turkey, through its sovereign control of the Bosporus and Dardanelles waterways between the Mediterranean and Black Seas, occupies a unique maritime strategic position. Turkey's sovereignty is guaranteed under the 1936 Montreux Convention. Accordingly, Turkey is in a position to control the maritime destinies of Black Sea riparian states, including Bulgaria, Romania, Moldova, Ukraine, southern Russia, and Georgia. Using the Volga-Don Canal, Caspian Turkmen, Iranian, Azerbaijani, and Kazakh merchants also have access to the Black Sea and via the Turkish Straits, the Mediterranean.

Turkey’s response to these immense maritime responsibilities has been to broaden its international contacts via multinational exercises. Since 1998 Turkey, Israel, and the United States have conducted “Reliant Mermaid” exercises, while to the north, since 2001 Turkey has been a founding member and leader of the Black Sea Naval Cooperation Task Group (BLACKSEAFOR). Bulgaria and Romania, now also NATO members, participate in the Group, along with Russia, Ukraine, and Georgia. In a reminder that Turkish strategic interests do not always parallel those of Washington, in 2005 Turkey, with Russian support, rejected a U.S. request for BLACKSEAFOR observer status.

Proving that military forces need not always lead to heightened conflict, on September 18, 2006, the first joint exercise between the Greek and Turkish navies occurred when both forces conducted a passing exercise at the request of the Turkish Navy, with the Turkish TNS Barbaros frigate steaming past the Greek Navy’s HNS Themistocles.

The implicit message of the Turkish Navy in its multifaceted commitments seems to be, “We will be a loyal ally and a good neighbor while fulfilling our greatest responsibility, protecting the Republic as we strive to carry out Ataturk’s dictum, ‘peace at home, peace in the world’.”

http://jamestown.org/edm/article.php?article_id=2372887

Etiketler: , , , ,

03 Temmuz 2006 Pazartesi

Pakistan'a F-16 Dopingi

Pakistan'ın, deprem felaketi nedeniyle bir süredir sürüncemede kalan yeni F-16 savaş uçağı tedariği ve eldekilerin modernizasyonu projesi ile ilgili geçtiğimiz günlerde müspet gelişme oldu. ABD Savunma Bakanlığı'na bağlı DSCA tarafından Kongre'ye gönderilen 4 ayrı bilgilendirme notu, Pakistan'a 36 adet yeni F-16C/D Block 50/52 savaş uçağı ve bu uçaklarda kullanılacak silah ve mühimmatın satışı, 60 adet F-16A/B'nin modernizasyonunu içeriyor. Tüm bu satış ve modernizasyon pakedinin azami 5 milyar dolar tutarında olacağı bildirilmiş.

Paket şu kalemlerden oluşuyor:

1. F-16C/D Block 50/52 Satışı:

Pakistan Hava Kuvvetleri için General Electric F110-129 (Block 50) veya Pratt Whitney F100-229 (Block 52) motorlu 36 adet F-16 satışı. Toplam maliyetin, tüm opsiyonlar realize edilirse, azami 3 milyar dolar civarı tutacağı belirtilmiş.

Söz konusu uçaklar ile birlikte tedarik edilecek alt sistemler olarak,

  • AN/APG-68(v)9 radar
  • Joint Helmet Mounted Cueing System (Kaska monteli nişangah sistemi)
  • AN/ARC-238 Have Quick I/II telsiz
  • Gövde üstü harici yakıt tankları (Conformal Fuel Tank - CFT)
  • Link-16
  • INS/GPS seyrüsefer sistemi
  • AN/APX-113 IFF dost düşman tanıtma sistemi
  • AN/ALQ-184, AN/ALQ-131, AN/ALQ-187 veya AN/ALQ-178 elektronik harp sistemlerinden birisi; dijital telsiz frekans hafızası (DRFM) hariç olarak,
  • İlgili yedek parça, eğitim sistem ve sair doküman, teknik destek şeklinde sıralanmış.

2. F-16C/D Block 50/52 Uçakları İçin Silah Satışı:

Tedarik edilecek 36 adet F-16C/D Block 50/52 için modern silah ve mühimmat satışını içeren bu pakedin toplam tutarının, azami 650 milyon dolar civarında gerçekleşmesinin beklendiği belirtilmiş. Silah & mühimmat pakedi,

  • 500 adet AIM-120C-5 AMRAAM orta menzil havadan havaya füze, 12 adet eğitim füzesi ve 240 adet LAU-129A lançer,
  • 200 adet AIM-9M Sidewinder kısa menzil kızılötesi güdümlü havadan havaya füze
  • 500 adet GBU-31 ve GBU-38 JDAM; 1,600 adet GBU-12 Paveway II ve GBU-24 Paveway III
  • 800 adet 500lb Mk82 ve 1,00lb Mk84 genel maksat bombası
  • 700 adet BLU-109 (FMU-143 tapası ile)
silah ve mühimatlarını kapsıyor.

3. F-16A/B Mid Life Update (MLU) Modernizasyonu:

Pakistan Hava Kuvvetleri'nin halihazırda kullanmakta olduğu F-16A/B savaş uçaklarını modernizasyonuna yönelik olarak gerçekleştirilecek bu projenin, tüm opsiyonların gerçekleştirilmesi durumunda, azami 1.3 milyar dolar tutacağı bildirilmiş. Söz konusu MLU modernizasyon paketi yeni alt sistemlerin entegrasyonuna ilaveten Falcon UP / STAR yapısal iyileştirme paketini de içermekte.

MLU kapsamında F-16A/B uçaklarına entegre edilecek alt sistemler şöyle sıralanmış:

  • AN/APG-68(V)9 veya AN/APG-66(V)2 radarı,
  • Joint Helmet Mounted Cueing System (Kaska monteli nişangah sistemi)
  • AN/APX-113 IFF dost düşman tanıtma sistemi
  • AN/ALE-47 karşı tedbir dispenser sistemi
  • Have Quick I/II telsiz
  • SNIPER (AN/AAQ-33 Pantera) hedefleme ve seyrüsefer podu
  • ACMI (Air Combat Maneouver Indicator) eğitim sistemi
  • AN/ALQ-213 elektronik harp sistemi
  • AN/ALQ-131 veya AN/ALQ-184 elektronik harp sistemlerinden birisi; dijital telsiz frekans hafızası (DRFM) hariç olarak ve
  • İlgili yedek parça, eğitim sistem ve sair doküman, teknik destek.

4. F-16A/B Falcon UP/STAR Yapısal İyileştirmesi ve Motor Modernizasyonu:

Söz konusu paket, 14 adet Pratt & Whitney F100-220E motorunun bakım / modernizasyonu 14 adet F-16A/B yapısal iyileştirme işlemi için Falcon UP/STAR kitlerinin tedariği, 26 adet F-16A/B'nin modernizasyon için hazırlanması ile ilgili yedek parça, teknik destek ve eğitim kalemlerini içeriyor. Toplam maliyetin azami 151 milyon dolar olaağı belirtilmiş.


DSCA bilgi notlarında söz konusu satış kalemlerinin, Hindistan'ın bölgedeki askeri üstünlüğüne zarar vermeyeceği ve bölgedeki güç dengesini bozmayacağı, Pakistan'ın Teröre Karşı Küresel Savaş'ta kritik bir müttefik olduğu ve NATO'nun en önemli haricî müttefiki olduğu vurgulanmış. Kanımca AIM-9 Sidewinder hava-hava füzesinin en son versiyonu olan AIM-9X'in değil, daha eski AIM-9M modelinin satılması, bahsedilen güç dengesini korumaya yönelik bir uygulamadır.

Pakistan Hava Kuvvetleri bir süredir yeniden yapılanma ve modernizasyon faaliyeti içerisinde idi. Çin Halk Cumhuriyeti ile ortaklaşa geliştirilen JF-17 Thunder hafif çok rollü savaş uçağı ve J-10 ile ilgilenildiği haberleri, ve en son İsveç'ten Erieye HEİK sistemi tedariği, bu faaliyetlerin uzantıları olarak değerlendirilebilir.

Bu büyük satışın ABD-Pakistan-Çin üçgeninde ne gibi yansımaları olacağını ise zaman gösterecek sanırım.

Etiketler: , , , , ,

08 Haziran 2006 Perşembe

Pakistan'ın Yeni Denizaltı Programında Harpoon Faktörü

Kısa süre önce ABD Savunma Bakanlığı'na bağlı DSCA kurumu tarafından Pakistan'a yapılacak 130 adet GM-84 Harpoon güdümlü füze satışı duyurulmuştu. Bu pakedin içerisinde 30 adet UGM-84L Harpoon denizaltıdan fırlatılan anti-gemi füzesi de bulunmakta. Bugün DefenseNews'a düşen bir haber, söz konusu Harpoon satışı ile direkt ilgili.

Pakistan yeni almayı planladığı 3 adet AIP denizaltıda da UGM-84 Harpoon kullanmayı planlıyor. Bu durum, Fransa'nın adayı Marlin tipi denizaltı için bir engel olabilir. Fransız hükümetinden Armaris firmasına söz konusu denizaltıyı Pakistan ihalesinde teklif etmek için izin çıktı, ancak UGM-84'ün Marlin'e entegrasyonu maliyeti artırıcı, dolayısıyla şans azaltıcı faktör olabilir.

Marlin'in olası en güçlü rakibi ise Alman HDW tasarımı Tip 214 olarak görünüyor.



France OKs Sub Talks With Pakistan
Islamabad Wants U.S. Harpoon Missiles To Arm Subs

By PIERRE TRAN, PARIS


France has cleared Armaris to offer three patrol submarines to Pakistan, lifting a bureaucratic barrier to the naval export company’s efforts to sell the planned Marlin SSK boat, a French defense executive said.

But there is another snag on the horizon: Pakistan wants its new subs to come with the Boeing Harpoon antiship missile, not the Exocet SM39 from European missile maker MBDA, the executive said.

Acquiring the Harpoons won’t be the problem. White House officials notified Congress on May 31 that Boeing intends to sell 130 of the missiles, including 30 submarine-launched versions and related equipment, to Pakistan for $370 million.

But offering the U.S. missile over the European one could draw opposition from the French government and other local firms.

Armaris is vying to supply Pakistan with three single-hulled, diesel-electric submarines equipped with air-independent propulsion, a deal likely to be worth $1 billion to $1.2 billion. Pakistani officials have said they also would consider the Class 214 submarine from Germany’s Howaldtswerke-Deutsche Werft (HDW) or a Chinese sub. Italian and Russian bids also are expected.

“It will be a very, very tough competition,” the French executive said.
India in October purchased six Scorpene boats from Armaris, and construction of the first boat began April 28 with the cutting of the first hull plate in Cherbourg, France, which will be sent to India, where Mazagon Docks will build and outfit the six boats under Armaris’ supervision as prime contractor.

A victory in Pakistan would likely mean a launch customer for the Marlin, which will be an upgrade to state-owned shipbuilder DCN’s 10-year-old Scorpene submarine technology, and a new entry to compete in a crowded market.

Just getting this far has been a protracted process for Armaris, a marketing joint venture between DCN and Thales.

Before a French arms maker can offer weapons to a foreign customer, the company must receive the approval of the high-level Commission Interministérielle d’Etude et d’Exportation de Matériel de Guerre (CIEEMG). If buyer and seller then come to an agreement, the sale also must be authorized by the CIEEMG.

In January, the CIEEMG withheld its approval, reportedly so as not to upset Pakistan’s regional rival India. Nevertheless, Armaris officials made an informal pitch to a Pakistani delegation several weeks later.

In February, Indian officials signed contracts to buy six Exocet-armed Scorpene subs and 43 Airbus airliners worth $2.5 billion at list prices.
On May 10, Armaris received a formal invitation from Pakistan to bid on the three subs, and subsequently received the CIEEMG’s approval to do so, the defense executive said. A Pakistan official confirmed that authorization had been granted for the sale.

“It’s good news,” he said.

Officials from the French Defense Ministry and the Délégation Générale pour l’Armament procurement office were not immediately available for comment

Obstacles

Coming up with a deal that satisfies all concerned will be challenging.
Among the difficult parts is “how to make an offer that does not upset India,” the executive said. Among other considerations, New Delhi, which plans to buy more than 100 jet fighters, is currently deciding between France’s Dassault Rafale and other foreign aircraft, including the F-16 built by Lockheed Martin, the F/A-18E/F by Boeing, the JAS 39 Gripen by Sweden’s Saab and the MiG-29M, offered by Russia’s Irkut.

Another potential stumbling block is Islamabad’s request for technology transfer as part of the sub deal, which raises the spectre of Pakistani defense firms soon competing against French ones.

Yet another sticky wicket is Pakistan’s interest in the Harpoon missile.
Islamabad wants the Harpoon because it offers longer range, more accuracy, and potentially fewer export approval delays than the Exocet, the Pakistani official said.


But French industry has been given to understand its government’s export committee will never authorize the Marlin sale if it means putting a U.S. weapon on a French platform, the executive said.

A pick of the Harpoon would pose the question: Who would pay for the weapon’s integration, said Robbin Laird, an analyst with ICSA, a consulting firm based here and in Washington. It was unlikely Pakistan had the money to pay for the work and France would balk at paying to integrate an American weapon on a French submarine, he said. “We wouldn’t,” he added.

Even if Pakistan were to pay for the integration, France would ask whether it was in DCN’s interest to do it, he said. An alternative would be a buy of a German boat, he said. But the terms would have to be right for German industry, which is unlikely to sell at a loss.

As for whether the Harpoon was a better weapon, much depended on the Pakistan Navy’s mission requirement, Laird said.

Pakistan already operates French subs, thanks to a 1994 deal to buy and build three Agosta 90B Khalid boats. The first was built by DCN at its Cherbourg yard, the second was assembled in Karachi Naval Dockyard, and the third boat is being fitted with the Mesma air-independent propulsion system, also in Pakistan.

These subs were sold with Exocets. They are capable of firing the Harpoon, but this has not been tested, the French executive said.
“They are fitted for, but no tests have been done,” he said.


The schedule for the new sub program is tight. Formal offers are due in July, and Pakistan wants to pick a winner by the end of the year.

But the French executive said that preparing the offer could take six months, thanks to Pakistan’s unusually detailed specifications — for example, the number of propeller blades.

“That’s the first time I have seen that,” the executive said.

“The Indian Ocean is an ocean we’re very interested in and we want to continue engaging with all the countries in the region, including Pakistan,” said Rear Adm. Joseph Walsh, the director of the U.S. Navy’s Submarine Warfare Division. “It’s in our interest that our friends and allies have robust submarine and stronger naval capabilities in general.”

Indian defense ministry officials said they would watch the development carefully and cautiously.

One Indian analyst said France’s decision to allow Armaris to pitch its submarine to Pakistan seemed baffling, because it would intensify the future debates when India considers buying a French weapon.

http://www.defensenews.com/story.php?F=1840676&C=europe

Etiketler: , , , , ,

06 Haziran 2006 Salı

Bangladeş'ten Denizaltı Hibesi Haberine Yalanlama


http://www.crwflags.com/fotw/images/b/bd.gif http://www.crwflags.com/fotw/images/p/pk.gif


Bangladeş'ten, Pakistan'ın iki adet Hangor sınıf denizaltı hibesi ile ilgili habere yalanlama geldi. Bangladeş hükümet sözcüsü, Bangladeş'in Pakistan'dan denizaltı aldığına dair haberlerin asılsız olduğunu açıkladı. Haberin yalanlanış biçimi ve seçilen kelimeler bir miktar şüphe uyandırıyor, ancak şu an için konuyla daha net ve somut başka bir veri ya da beyanat bulunmamakta.



No gift of old Pakistani submarines for Bangladesh

Dhaka, June 5 (DPA) The Bangladesh government categorically denied Monday a report that it had received two old submarines from the Pakistan Navy as gifts, an official spokesman said.
2006-06-05 11:01:17

Dhaka, June 5 (DPA) The Bangladesh government categorically denied Monday a report that it had received two old submarines from the Pakistan Navy as gifts, an official spokesman said.

The spokesman, quoting a statement from the Bangladesh Navy, said no deal was struck between the two countries on the submarines during Bangladesh Prime Minister Khaleda Zia's official visit to Pakistan from February 12-14 this year.

The spokesman was commenting on a website report from New Delhi that Pakistan had agreed to refurbish and repaint two of its old submarines and present them as a gift to its erstwhile province.

The Pakistani gift would have given the fledgling Bangladesh Navy its first undersea capabilities.

Bangladesh, formerly East Pakistan, seceded from Islamabad's rule through a bitter war in 1971 in which India also took part. Bangladesh and Pakistan, however, established diplomatic ties in 1974 and have built up regular economic and cultural relations between them.
http://indiaenews.com/2006-06/10304-gift-pakistani-submarines-bangladesh.htm

Etiketler: , ,

04 Haziran 2006 Pazar

Bangladeş'in Denizaltı Tedariği - Hint Kaynaklı Bir Haber


Daha önce 22 Mayıs tarihli bir habere göre Bangladeş'in denizaltı tedariğine karar verdiğini yazmıştım. Hindistan'ın DNA India haber portalında dün (02 Haziran) yer alan bir habere göre, Pakistan Bangladeş'e iki denizaltı hibe etmeye hazırlanıyor. Haberde kararın, Bangladeş Devlet Başkanı Begüm Halide Ziya'nın 12 - 14 Şubat 206 tarihleri arasındaki Pakistan ziyareti sırasında gündeme geldiği bildirilmiş.

Hibe edileceği iddia edilen denizaltılar, Pakistan Deniz Kuvvetleri envanterinde halihazırda dört adet bulunan Fransız yapımı Daphné tipi Hangor sınıfı botlar. 1971 Hint - Pakistan Savaşı'nda da rol alan bu denizaltılar Tip 209'lar ile birlikte Batı yapımı dizel elektrik denizaltılar arasında en iyi ihracat grafiğini tutturan tasarımlar arasında. Habere göre Bangladeş'e hibe edilecek botlar modernizasyondan geçirilecek.





Pakistan to gift old submarines to Bangladesh Navy
Josy Joseph
Friday, June 02, 2006 23:14 IST


The Pakistan gift would provide the Bangladesh Navy its first underwater capabilties.

NEW DELHI: In a strategic decision that Indian policy planners are trying to comprehend, Pakistan has agreed to gift two of its old submarines to Bangladesh Navy.

Authoritative sources in the establishment told DNA that Pakistani authorities agreed to the gift when Bangladesh Prime Minister Begum Khaleda Zia visited Pakistan from February 12 to 14 earlier this year.

Pakistani authorities would refurbish and refit two of its old submarines for the Bangladesh Navy under the agreement.

The Pakistan gift would provide the Bangladesh Navy its first underwater capabilities. This raises several questions regarding Bangladesh’s strategic planning and forecast for the region.

As the information begin to trickle down to policy makers here, the new strength of Bangladeshi Navy is bewildering them. But they admit that they will have to ingrain Dhaka’s new strength into Indian strategic plans.

Sources said Pakistan would be refurbishing two of its Daphne class submarines, which are being decommissioned presently, and give it to Bangladesh Navy. Pakistan Navy had acquired four Daphne class submarined from France in 1969-70.

The Daphne class submarine PNS Hangor, which sunk Indian naval ship Khukri during 1971 war, was decommisioned on January 2, 2006 and is reportedly being converted into a museum ship.

Sources said the the two-submarine deal was the high point of Bangaldesh Prime Minister's visit to Pakistan. The deal was kept under wraps, but New Delhi now has authoritative information through its intelligence channels about Pakistan's strategic move.

Pakistan Navy has a small submarine arm and is presently in the process of inducting Agosta-90B submarines from France.

Sources watching Bangladesh are mystified by the move, given its small navy of just over 10,000 personnel. The Bangladesh Navy is limited mostly to coastal patrolling and is getting a modern frigate built in South Korea.

Indian efforts to woo the Bangladesh Navy, with a possible gift of a ship, has not gone too far. Indian Navy chief Admiral Arun Prakash had undertaken a visit to Bangladesh in December, and had made several offers including training for its personnel in Indian facilities and assistance on various other fronts.
http://www.dnaindia.com/report.a
sp?NewsID=1033053

Etiketler: , , ,

01 Haziran 2006 Perşembe

ABD'den Pakistan'a Harpoon Satışı


http://home.pages.at/godi/bewaffnung/agm84harpoon/agm84flug.jpg


ABD Savunma Bakanlığı'na bağlı DSCA (Defense Security Cooperation Agency) tarafından dün (31.05.2006) ABD Kongresi'ne Pakistan'a yapılacak Harpoon anti gemi füzesi satışı ile ilgili bilgi notu iletildi.

Söz konusu satışın maliyetinin, tüm opsiyonlar gerçekleştirilirse azami $ 370 milyon civarında gerçekleşeceği belirtilmiş. Satış pakedinde, 50 adet UGM-84L (denizaltılardan fırlatılan), 50 adet RGM-84L (gemi versiyonu) ve 30 adet AGM-84L (havadan fırlatılan) Harpoon II füzesi ile eğitim sistemleri ve yedek parça yer almakta. AGM-84L modelinin PAkistan'ın yeni aldığı P-3C Orion deniz karakol uçaklarında kullanılacağı beklenebilir.

Pakistan Deniz Kuvvetleri envanterinde halihazırda sadece Fransız yapımı Agosta tipi Haşmat sınıfı denizaltılar UGM-84 füzesi kullanmakta. Pakistan'ın yeni sipariş verdiği yine Fransız yapımı Agosta 90B tipi Halid sınıfı denizaltılar halihazırda Fransız MBDA yapımı SM-39 Exocet güdümlü füzesi kullanmaktalar. Sınıfın ilk denizaltısı olan PN S-137 Halid, Ağustos 2002'de SM-39 test atışı gerçekleştirmişti. Pakistan donanmasında iki adet Haşmat hizmette; üç adet sipariş verilen Halid sınıfının ilk iki botu hizmete girdi, üçüncüsünün, yanılmıyorsam bu sene hizmete girmesi bekleniyor.

Bu durumda 50 adet UGM-84'ün sadece iki adet (Haşmat sınıfı) bot için değil de, Halid sınıfını da kapsayacak şekilde beş denizaltılık filo için alındığı tahmini yürütülebilir. Halid sınıfı denizaltılarda kullanılan SUBTICS komuta kontrol sisteminin aynı zamana UGM-84 sertifiyeli olması da bu tahmini kuvvetlendiren bir husus.

Satış ile ilgili DSCA metni aşağıdadır.




Pakistan – HARPOON Block II Anti-ship Missiles Washington, May 31, 2006

The Defense Security Cooperation Agency notified Congress of a possible Foreign Military Sale to Pakistan of HARPOON Block II Anti-ship Missiles as well as associated equipment and services. The total value, if all options are exercised, could be as high as $370 million.

The Government of Pakistan has requested a possible sale of 50 UGM-84L (submarine-launched), 50 RGM-84L (surface-launched), and 30 AGM-84L (air-launched) Block II HARPOON missiles; 5 Encapsulated HARPOON Command Launch Systems; 115 containers; missile modifications; training devices; spare and repair parts; technical support; support equipment; personnel training and training equipment; technical data and publications; U.S. Government and contractor engineering and logistics support services; and other related elements of logistics support. The estimated cost is $370 million.

This proposed sale will contribute to the foreign policy and national security of the United States by helping to improve the security of a friendly country that continues to be a key ally in the global war on terrorism.

Pakistan intends to use the HARPOON systems on its P-3 aircraft, surface ships, and submarines. The Pakistan Navy currently has AGM-84 Block I air/surface/subsurface launch capability and recently accepted the Block II air- and surface-launched HARPOON. The AGM-84, HARPOON Block II upgraded targeting capability significantly reduces the risk of hitting non-combatant targets thus improving Pakistan’s naval operational flexibility. Pakistan will have no difficulty absorbing these additional missiles into its armed forces.

The HARPOON Block II system will provide a significant upgrade to Pakistan’s existing systems and allow for improved target acquisition. The system has an increased number of waypoints associated with missile flight and incorporates a Global Positioning System that allows for precision use.

The proposed sale of this equipment and support will not affect the basic military balance in the region. The prime contractor will be The Boeing Company of St. Louis, Missouri. There are no known offset agreements proposed in connection with this potential sale.

Implementation of this proposed sale will require several U.S. Government and contractor representatives to travel to Pakistan on a temporary basis in conjunction with program technical and management oversight and support requirements.

There will be no adverse impact on U.S. defense readiness as a result of this proposed sale.

This notice of a potential sale is required by law; it does not mean that the sale has been concluded.
http://www.dsca.osd.mil/PressReleases/36-b/2006/Pakistan_06-32.pdf

Etiketler: , , , , , ,

25 Mayıs 2006 Perşembe

Pakistan'ın Saab 2000 HEİK Alımı

Pakistan İsveç'ten 1 milyar dolar karşılığında Saab 2000 uçağına monteli Ericsson ERIEYE HEİK (hava erken ihbar ve kontrol) sistemi satın alıyor. Tedarik edilecek 14 Saab 2000 uçağından yedisi ERIEYE sistemi ile donatılarak HEİK görevine verilecek, diğer yedisi ise Pakistan International Airlines'İn hizmetten ayrılan Fokker uçaklarının yerini alacak.



Pakistan To Receive Swedish ERIEYE AEW&C System And SAAB Aircrafts

July 14, 2004: Pakistan has taken a big leap to strengthen its fast depleting air power by securing a nod from Sweden to sell Islamabad an Airborne Early Warning and Control System (AEW&CS), informed sources said. This state-of-the-art system will also augment Pakistan Navy’s existing potential for maritime and tactical surveillance, the sources added. Close to final approval is Pakistan’s decision to acquire 14 SAAB 2000 aircraft from Sweden. Seven of these aircraft will be dedicated for the PAF’s AEW&CS while the remaining seven will be acquired by the PIA to replace its fleet of Fokker aircraft, which have already been grounded, the sources said.

Several Fokker-related incidents, including the last year’s crash that killed the then chief of air staff, air marshal Mushaf Ali Mir, and 17 other PAF officials, the PIA had decided last year to sell its fleet of 11 aircraft and replace them with compatible ones. The seven SAAB 2000 that will replace the ageing Fokkers on the PIA’s heavily subsidized socio-economic routes will help the airline save about Rs 200 million on the subsidized routes that cost the PIA about Rs 400 million every year. Because of the composite nature of the deal, the PIA would pay only $45 million for the seven SAAB aircraft as against the $98 million for the French ATR and $91 million for the American Dash-8 that will cost about $98 million. For its part the Swedish government has provided a guarantee for the smooth supply of SAAB spare parts as long as the aircraft is flown anywhere in the world, the PIA sources confirmed. Six hundred of such planes are being flown all over the world.

The SAAB aircraft for the PAF will be equipped with ERIEYE AEW&C system which can manage airborne early warning; intercept communication; airspace management; surveillance and control borders; detect illegal shipment of weapons and drugs; and coordinate search and rescue operations. It will be two years before the PAF receives its first AEW&C system. The deal would cost Pakistan about $1.7 billion (approximately Rs 90 billion) during the next five years, and it will constitute the biggest defence purchase by the Musharraf administration. During his recently concluded visit to Sweden, President Pervez Musharraf is understood to have held extensive discussions with the Swedish leadership on Pakistan’s interest in the AEW&CS, sources familiar with the discussions in Sweden said.

Sweden had earlier turned down Pakistan’s requests on the reasons ranging from democracy to child labour. Chief of Air Staff Air Marshal Sa’adat Kaleem will be visiting Sweden to further negotiate the deal later this month. The sources said the AEW&CS would not only help Pakistan to counter-balance the Indian acquisition of the Israeli Phalcon airborne surveillance system, it will boast the Pakistan Air Force’s and the Navy’s reaction capabilities by providing early and specific warnings. In the Rs 7.6 trillion defence budget announced this week, the Indian government has earmarked the largest sum for country’s air force by committing to buy new combat aircraft, airborne warning and control systems and missiles during the current year.

"The AEW&CS from Sweden, F-7 from China, upgraded Mirages from France and fresh supplies of Mirage spare parts from Libya would help the PAF meet the air challenge from our arch rival," commented a retired PAF air marshal. Pakistan had first shown interest in the purchase of AWE&CS from Sweden in 1995 when the then Pakistani prime minister, Benazir Bhutto, had visited Stockholm and had requested the then Swedish premier, Olf Palme, to approve the sale. "For nine years we have tried to secure these aircraft from SAAB/Erricson," said an official source.

While the PAF made a determined effort to induct the SAAB AEW&CS into its fleet, but in its process to replace the Fokkers, the PIA tested the SAAB 2000, fitted with engine from Allison/Rolls Royce ATR and Dash-8 fitted with engines from Pratt and Whitney. With the PAF’s deal for SAAB-based AEW&C almost complete, it is now almost certain that the PIA would approve a strong internal recommendation for the SAAB 2000. "It makes more sense because the SAAB will be setting facility for the maintenance of the PAF’s SAAB 2000 in the country," said an official. "It’s much feasible, both financially as well as technically, to have a combined maintenance facility for the PAF’s and the PIA’s SAAB fleet."

http://www.pakistanidefence.com/news/FullNews/2004/July2004/AWECS_DEAL.htm



Pakistan Okays $1 Billion Deal for Swedish AWACS
By REUTERS, ISLAMABAD, Pakistan


Pakistan’s cabinet approved on May 24 plans for the purchase of a $1 billion airborne early warning surveillance system from Swedish firms Saab and Ericsson to boost its air defenses.

Pakistan, concerned over nuclear rival India’s plan to purchase an airborne early warning system (AWACS), has long been seeking a similar system from Sweden.

"The Federal Cabinet accorded the go-ahead to the Ministry of Defence Production of the proposed purchase of AWACS aircraft from Sweden," said an official statement issued after the cabinet meeting.

Defence group Saab announced in October that it and Ericsson had won the order worth more than 8 billion crowns ($1 billion) from Pakistan.

Pakistan, struck by a devastating earthquake at the time, had said it had yet to give the final go ahead to the deal.

The statement said defense officials informed the cabinet that Pakistan lacked a reliable surveillance system for its air space.

"In order to safeguard the air defences of Pakistan, it was deemed necessary to have the latest, airborne early warning systems," it added.

The system includes Saab 2000 turboprop aircraft equipped with airborne radar from Ericsson.

Nuclear-armed Pakistan and India have continued to focus on building their military capabilities despite a warming of ties since they went to the the brink of a fourth war in 2002.

http://www.defensenews.com/story.php?F=1823397&C=asiapac

Etiketler: , , , ,

06 Mayıs 2005 Cuma

K-8 Karakorum (JL-8) Eğitim Uçağı


ABD ambargosunun kalkması ve bu ülkeye kullanılmış ve/veya yeni F-16 satışının gündeme gelmesinden bir süre sonra Pakistan, Çin ile ortak geliştirdiği K-8 Karakorum eğitim uçağı ortak üretiminden vazgeçti. Pakistan Aeronautical Complex (PAC) olası bir F-16 modernizasyonu projesine odaklanmış durumda, ancak K-8 için parça üretimine devam edecek.

K-8, FC-1 (JF-17) Thunder ile birlikte havacılık alanında Çin ile birlikte yürütülen en önemli projelerdendi. PAC'ın K-8 montajından vazgeçme kararını almasına sebep olarak, uçağın hizmete girmesindeki yavaşlık ve üretim hattının ekonomik olmayacağı belirtiliyor.

K-8'in Çin - Pakistan dışındaki kullanıcıları arasında Mısır, Fas, Myanmar, Sri Lanka, Namibya ve Zambiya bulunuyor. Bu uçak 2001 yılında IDEF fuarında da sergilenmiş ve gösteri uçuşları gerçekleştirmişti (ama şahsımı tatmin etmemişti :))


K-8, Teknik veriler: http://www.aerospaceweb.org/aircraft/attack/k8/


PAC set for F-16 work as it shelves K-8 plans

February 01, 2005:Pakistan Aeronautical Complex (PAC) has shelved plans to assemble Hongdu K-8 Karakorum trainers, but is poised to gain work from an expected upgrade to Pakistan's Lockheed Martin F-16A/B fighters.

Assembly of the K-8 jet trainer and Chengdu FC-1 lightweight fighter had previously been envisaged as part of both Chinese-Pakistani programs, but a PAC official says that it is no longer viable to pursue local assembly of the K-8 because Islamabad is acquiring the aircraft too slowly. However, the company expects to begin assembling FC-1s from late next year. Pakistan, which has already purchased 12 K-8s, has abandoned plans to acquire over 50 additional aircraft at an accelerated rate and will instead spread a 32-aircraft acquisition out over several years.

PAC will continue to supply Hongdu with K-8 subassemblies and will increase output of these components this year. The company now manufactures Mushshak piston trainers and several K-8 components, while a separate factory located in Kamra focuses on rebuilding Dassault Mirage fighters and the Snecma Atar power plants.

The latter also recently overhauled its first Rolls-Royce Allison T56 engine and hopes to expand into F-16 upgrades. Pakistan last year sent a letter of request to the US government for an F-16 modification package, but discussions have progressed slowly and the US Congress has not yet been notified of the potential deal. Industry sources say that Pakistan has yet to decide on a configuration and has also yet to draft a formal requirement. But the sources expect that 32 F-16s will be put through avionics and structural upgrades, with some of the work expected to be conducted by PAC. Pakistan is also looking to acquire a further 11-18 used F-16A/Bs and 24-32 new F-16C/Ds and, during a US-Pakistan Defence Consultative Group (DCG) meeting to be held in Islamabad in early February, will reportedly press the USAto make available aircraft capable of delivering nuclear weapons.

Pakistan has already committed to acquiring six additional Lockheed C-130B transports and is expected to sign a contract with the US government within two months to acquire eight ex-US Navy Lockheed P-3C Orion maritime patrols. PAC lacks the capability to upgrade C-130s or P-3s and Lockheed is overhauling the former, the first of which will be delivered next month. Several vendors, including L-3 and Lockheed, are competing to win the contract for the P-3 modernization work. [Source Flight International]

http://www.pakistanidefence.com/news/MonthlyNewsArchive/2005/Feb2005.htm

Etiketler: , ,

27 Nisan 2005 Çarşamba

Hindistan Hava Kuvvetleri ve LCA


TD-1 test uçuşunda. "KH-2001"deki K ve H, Kota Harinarayana'nın, LCA proje şefinin adının ilk harfleri.


Dünyanın ikinci en kalabalık nüfusuna sahip Hindistan, nükleer güç olma özelliğinin yanı sıra, bölgesel ve küresel sebeplerden dolayı, nitelik ve nicelik açısından kuvvetli bir savunma organizasyonunu idame ettirmek durumundadır. Bunun en başta gelen sebeplerinden birisi de Hindistan’ın ezeli rakibinin, komşusu Pakistan’dan ziyade süper güç Çin olduğu gerçeğidir. Hem Rusya hem de başta Fransa ve İngiltere olmak üzere Batı ile savunma alanında köklü ilişkilere sahip olan Hindistan, savunma sanayisinde de çok önemli adımlar atmış, bilhassa yazılım sektöründe kaydettiği olağanüstü ilerlemenin meyvelerini toplamaya başlamıştır.


Savunması gereken çok geniş bir alan olan ve karşısında güçlü bir ittifak (Çin-Pakistan) bulunan bu ülkenin başta hava kuvvetleri olmak üzere silahlı gücünde yöneldiği çözümlere genelde Doğu (Rus) ve Batı (İngiliz – Fransız) karması şeklindedir. Ancak yukarıda da değinildiği üzere hem nitelik (kalite) hem de nicelik (sayı) açısından belirli bir üstünlüğe sahip olması gereken Hindistan’ın, bunu yurtdışı alımlarla sağlaması çok pahalı ve ulusal güvenlik açısından tehlikeli bir çözümdür. Zira olası bir kriz anında gelebilecek ambargo veya başka siyasi sorunlar, savunma sistemlerinin tedariği ve idamesinde büyük sorunlar yaratabilir, ki bunun en güncel örneği Mayıs 1998’de gerçekleştirilen nükleer denemenin akabinde ABD’deki Clinton yönetiminin uyguladığı ambargonun LCA programına olan etkisidir.

Hindistan Hava Kuvvetleri’nin bugünkü durumu

Hindistan, Çin’den sonra en büyük MiG-21 filosuna sahip olan ülkedir. Bu ülke 1967 – 1984 arasında lisans altında üretimle 675’den fazla MiG-21’i envanterine katmıştır. Ucuz ve bakım / idamesi kolay bir hafif çok rollü uçak olan MiG-21, zamanla Hindistan’a büyük sorunlar doğurmaya başlamıştır. Bu sorunlardan bazıları şunlardır:

1. MiG-21’in silah kapasitesi ve performansı modern hava muharebe koşullarına göre yetersizdir.

2. MiG-21’in harbe hazırlık oranı ve güvenilirliği çok düşüktür. Hindistan Hava Kuvvetleri sadece 1990 – 2000 yılları arasında 172 MiG-21 kazasında 52 pilot hayatını kaybetmiştir. LCA’nın aşağıda değinilecek gecikmesi, Hindistan için çok pahalıya mal olmuştur.

3. Hint Hava Kuvvetleri’ndeki MiG-21 pilotları, bu uçağa geçmeden önce Kiran eğitim uçağında uçmaktadırlar. Ses altı bir uçak olan Kiran, Mach 2 rejimindeki MiG-21 için yeterli tecrübeyi kazandıramamaktadır. MiG-21 kazalarının çoğunda pilotların gençe teğmenler olması bu açıdan şaşırtıcı değildir. Hindistan pilot eğitimindeki bu açığı kapatmak için, 2007 – 2010 arasında teslim edilmek üzere, 1.7 milyar Sterlin tutarında bir projeyle 66 adet Hawk AJT (Advanced Jet Trainer) tedariğine karar vermiştir. Bu uçakların 24’ü British Aerospace tarafından teslim edilecek, kalan 42’si lisans altında Hindistan’da üretilecektir.

Hindistan Hava Kuvvetleri ortaya çıkan açığı kapatmak üzere 1996 yılında 340 milyon $ bütçeli MiG-21 modernizasyon projesini başlatmıştır. Rusya ile ortaklaşa yürütülen ve MiG-21-93 programının MiG-21UPG kodlu Hint versiyonu olan bu projede, 125 uçağın modernize edilmesi planlanmıştır. İlk ikisi Aralık 2000’de teslim edilen MiG-21UPG’lerin 2010 civarına kadar hizmette kalması düşünülmektedir. Bu programın içeriğine kısaca bakacak olursak:

- Kopyo radar + atış kontrol sistemi

- Dijital uçuş kontrol bilgisayarı

- Kaska monteli nişangah (HMD), HUD, MFD

- INS, Silah yönetim bilgisayarı, yeni nesil mühimmat (R-73, R-77 vs)

Hindistan Hava Kuvvetleri’nin envanterinde 2003 itibariyle 28 Su-30MKI (teslimatlar devam etmekte, toplam 40 adet üretilecek), 40 Mirage-2000H/TH, 49 Jaguar S/B, değişik tiplerde 286 MiG-21 (125’i UPG programında), 78 MiG-23BN/MF/UM, 135 MiG-27M ve 72 MiG-29B/UB bulunmaktadır.

LCA’ya giden yol

LCA projesi, Hindistan Hava Kuvvetleri tarafından 1983 yılında, envanterdeki geniş MiG-21 filosunun yerine geçecek çok rollü hafif bir savaş uçağı gereksiniminin belirtilmesiyle başladı. Bu uçaktan istenenler yüksek manevra kabiliyetine sahip olması, hafiflik, tüm modern hava-hava ve hava-yer mühimmatını kullanabilmesi ve ucuz olmasıydı. Uçağın başta aviyonik olmak üzere belli başı tüm sistemlerinin yurt içinde geliştirilmesi, motor gibi bazı sistemlerin de lisans altında üretilmesi planlanmıştı. LCA, yerine geçeceği MiG-21, MiG-23 ve MiG-27 uçaklarından çok daha üstün bir performansa sahip olmalıydı.

Proje için ayrıntılı bir planlama yapıldı. İlk önce üç kademeden oluşan bir yönetim organizasyonu oluşturuldu. Bu organizasyon, en tepede başkanının savunma bakanı olduğu 15 üyeli bir yönetim kademesi, altında başkanının savunma bakan yardımcısı olduğu 10 üyeli idare kademesi ve onunda altında başkanının ADA ( Aeronautics Development Agency) direktörü olduğu bir teknik komiteden müteşekkildi. Teknik komite, LCA ile ilgili her türlü araştırma – geliştirme faaliyetinden sorumlu idi. LCA projesinin başlangıcından beri teknik komitenin şefi olan Prof Dr Kota Harinarayana, 2002 yılında bu görevinden ve ADA direktörlüğünden ayrılarak Haydarabad Üniversitesi’ne dönmüştür. Bu gelişme, LCA’nın geleceği üzerindeki kuşkuları bir kat daha artırmıştır, zira Harinarayana LCA konusunda aşırı iyimser olmasıyla tanınmaktaydı.

LCA proje yönetim kademelerinin oluşturulmasını müteakip, kavramsal tasarım çalışmaları Ekim 1987 – Eylül 1988 arasında, Dassault’un desteği ile tamamlandı. Bu çalışmalar sırasında Hindistan’ın sanayi ve teknoloji altyapısı da göz önünde bulundurulunca, proje ile ilgili bazı tehlikeler belirdi. Bunlardan başlıcaları projenin tamamlanmasının çok uzun sürebileceği, planlanandan daha pahalıya mal olabileceği ve istenilen performans kriterlerinin sağlanamayabileceği idi. Bu tehlikelere karşı ayrıntılı bir proje planı hazırlandı. Buna göre araştırma – geliştirme çalışmaları başlıca iki safhaya ayrıldı:

Safha 1
İki adet “teknoloji sergileyicisi" (Technology Demonstrator) üretimi (TD-1 ve TD-2)
İki adet prototip (Prototype Vehicle) üretimi (PV-1 ve PV-2)
Gerekli uçuş test tesislerinin ve fiziki altyapının inşası

Safha 2
Üç adet prototip üretimi (PV-3, PV-4 ve PV-5. PV-5 çift kişilik eğitim modeli)
Gerekli uçuş test tesislerinin ve fiziki altyapının inşası.

Proje tanımlama aşamasında ilk uçuşun 1990 yılında yapılması ve hizmete girişin 1994 yılında gerçekleştirilmesi öngörülmekteydi. Bunun ne kadar gerçekçilikten uzak bir hedef olduğu daha sonra anlaşılacaktır. Bütçe sorunları, özellikle tesis inşasının maliyeti beklenmedik ölçüde artırması ve bilhassa uçuş kontrol sisteminin (Flight Control System – FCS) geliştirilmesinde karşılaşılan sorunlar sebebiyle Safha 1’e ancak 1990 yılında başlanabildi.

Ön tasarım çalışmaları sonucunda ortaya çıkan LCA, çift açılı delta kanada sahip, kanatçık (kanard) veya yatay kuyruk taşımayan, tek dikey stabilizeli, tek motorlu bir uçaktı. Toplam uzunluğu 13 metre ve gövde yapısı alüminyum-lityum alaşımı, karbon fiber kompozit malzeme ve titanyumdan oluşan LCA’da kullanılan malzemenin %40’ı kompozitti. Dijital “fly-by-wire" sistemine sahip LCA, statik olarak kararsız bir uçak. Gelişmiş uçuş kontrol yazılımı uçağın kararlılığını sağlıyor ve doğrudan manevra kabiliyetini etkiliyor.

Burada bir parantez açarak kararlılık ve uçuş kontrol sistemi (FCS) konusuna değinmekte fayda görmekteyim:

Ters çevrilmiş küresel bir kase ve üzerine konulmuş bir bilye düşünelim. Bilyeye parmağımızla hafifçe dokunsak bile aşağı yuvarlanacaktır. Bu, kararlılık sınırındaki bir sisteme örnektir. Kontrol altındaki veya kontrol dışı en ufak bir dış etken sistemin “kararlılığını" (yani bilyenin hareketsiz konumunu) bozacaktır. Burada kontrol edilebilen dış etken (mühendislik terimi ile giriş / input) parmağımız, kontrol edilemeyen dış etken (mühendislik deyimiyle bozucu etki / gürültü / perturbation) ise söz gelimi rüzgardır.

Bu sefer bilyeyi kasenin içine koyalım. Bilyeye ne kadar fiske vurursak vuralım kase çeperinde belli bir miktar yükseldikten sonra eski konumuna, yani kasenin dibine geri gelecektir. Yani “kararlı" olan bu sistem her türlü (kontrol edilebilen veya edilemeyen) dış etkene karşı kendini konumunu koruyabilmektedir. Eğer bilyeyi kaseden dışarı çıkarmak istiyorsak parmağımızla büyük bir kuvvet uygulamalıyız – bu kuvvet ters çevrilmiş kasenin tepesindeki bilye için uygulayacağımızdan misliyle fazladır.

Basitleştirerek izah etmeye çalıştığım bu prensibi uçağa uyguladığımızda, manevra kabiliyeti açısından uçağın mümkün olduğunca az kararlılığa sahip olması en ideal durumdur. Çünkü bu şekilde uçağa verilecek en küçük kumanda girişinde bile uçağın yön değiştirmesi sağlanabilmektedir. Ancak burada önemli olan husus, kontrol edilemeyen dış etkenlere karşı (söz gelimi hava akımı) uçağın “duyarsız" olmasıdır. FCS burada devreye girmektedir, zira bu işlemlerin klasik kontrol yöntemleri ile gerçekleştirilmesi mümkün değildir. Bütün bu proses her türlü verinin hızlı biçimde işlendiği, uygun tepki organlarına uygun sinyalleri iletecek bir işlemcinin varlığını zorunlu kılar. Bu işlemci için ise uygun yazılım geliştirilmelidir.

FCS, uçağın her türlü yapısal ve aerodinamik verilerine sahip olmalıdır. Bu verilerin elde edilmesi ise ancak uzun ve zahmetli test uçuşları ile olur. Çünkü en hassas veriler rüzgar tüneli testlerinde değil, gerçek uçuş sırasında elde edilir. Çok sayıda yapılan uçuşlar sonunda elde edilen katsayılar ışığında uygun kontrol algoritmaları geliştirilir. Söz gelimi FCS, pilotun levyeyi çok sert bir şekilde geri çekmesinin, uçağın yapısal limitlerinin aşılmasına sebep olacağını hesaplarsa bu manevraya izin vermez. FCS’nin hızlı ve etkin bir şekilde çalışmasını sağlayacak süreç çok uzun ve pahalı çalışmaları gerektirir. Su-27 savaş uçağında bulunan FCS, normal şartlarda izin vermeyeceği için “Cobra Manevrası"ndan önce pilot tarafından devre dışı bırakılır.

LCA, aerodinamik olarak kararsız bir uçak olduğundan FCS olmadan uçamaz. LCA FCS’sinde kullanılan yazılım açık kaynak kodlu olup ADA tarafından geliştirilmiştir. Bu şekilde uçağa daha sonra yapılacak değişiklik ve modifikasyonlar için yazılım update’i yeterli olmaktadır.

Son bir not olarak F-16 Fighting Falcon’un fly-by-wire sistemine sahip ilk savaş uçağı olduğunu eklemekte yarar görüyorum.

Artan sancılar ve bir türlü doğmayan çocuk

Yukarıda bahsedilen sebeplerden ötürü ilk LCA (TD-1) ancak 1995 yılında tamamlandı. Uçakta kullanılacak FCS’nin geliştirilmesinde karşılaşılan zorluklar uçuşun gecikmesine sebep oldu. FCS testleri İngiltere’de BAe tesislerinde simülatör, ABD’de ise bir adet F-16D VISTA (Variable In-flight Stability Aircraft) üzerinde gerçekleştirildi. Bu testler devamlı karşılaşılan zorluklar sebebiyle tahmin edilenden daha da uzadı. Bu arada LCA programı için büyük bir “talihsizlik" meydana geldi.

Hindistan’ın Mayıs 1998’de gerçekleştirdiği nükleer test üzerine Clinton yönetimi bu ülkeye ambargo uygulama kararı aldı. Bu kararın hemen akabinde ABD’de uçuş testlerinde bulunan mühendisler geri gönderildi ve ABD’nin LCA kapsamında sağladığı her türlü teknik destek kesildi. Bu ambargonun bir başka olumsuz etkisi de motor konusunda oldu. LCA’nın, F/A-18, B-2, F-117 ve JAS-39 Gripen’da kullanılan General Electric F-404F2J3 turbofan motoru kullanması planlamış, 11 adet F-404 alınmış ve TD-1’e monte edilmişti. Ambargo diğer konularda olduğu gibi motor konusunda da LCA için belirsizlikleri doğurdu. Bu gelişme üzerine Hindistan LCA için kendi motorunu geliştirmeye karar verdi. Bu, projenin başlangıcında alınan “kendini kanıtlamış bir motor etrafında bir savaş uçağı geliştirme" hedefinden zaruri ve büyük bir sapmadır. (Bush yönetimi Hindistan üzerindeki ambargoyu kaldırmıştır)

FCS ve motor konularındaki kriz LCA projesini büyük sekteye uğrattı. Henüz FCS’si tam olarak hazır olmayan TD-1 uzun süre yazılımın iyileştirilmesini bekledi. Kaveri’nin tasarım çalışmalarının uzun süreceği belli olunca testlerin F-404 ile yapılması kararlaştırıldı ve TD-1 yer testlerini 1999’da tamamlamasını müteakip 4 Ocak 2001’de, yani fabrikadan çıkışından 7 sene sonra ilk uçuşunu gerçekleştirdi. TD-1 ile yapılan bir seri test uçuşunu 6 Haziran 2002’de TD-2’nin uçuşu izledi. Planlanan hizmete giriş tarihinden 8 sene sonra…

Motor

FCS ile birlikte LCA programındaki başlıca sorun kaynağı olan motor için Hindistan’ın GTRE kuruluşu, Fransız Snecma firması desteğinde bir turbofan motoru tasarımı çalışmalarına başladı. Snecma, Rafale yeni nesil savaş uçağında kullanılan M-88 motorlarının üreticisidir, ve ilginç bir bilgi de Rafale’nin ilk uçuşunu F-404 turbofan motorları ile gerçekleştirdiğidir.


Kaveri turbofan motor

Kaveri, sanılanın aksine M-88 kopyası değil, özgün bir tasarımdır. İki motorun bazı teknik verilerinin incelenmesi bunu kanıtlayacaktır:

...........................................Kaveri........................M-88
Hava akış oranı:...................78 kg/s.......................65 kg/s
By-pass oranı:......................0.16...........................0.3
Maksimum kuru itki:.............52 kN.........................50 kN
Basınç oranı:........................21.5...........................24.5

Kaveri motorunun testleri için Rusya’nın nispeten ucuz uçuş test tesisleri ve altyapısı kullanıldı. Testler için bir adet Tu-16 bombardıman uçağı tadil edilerek uçuş denemeleri gerçekleştirildi. Motorun sertifiye edilmesi için halen testler devam etmektedir. Bush yönetiminin ambargoyu kaldırmasından sonra 40 adet ilave F-404 siparişi verilmiştir. Planlar, Kaveri’nin Ar-Ge çalışmalarının tamamlanmasına kadar ilk LCA’ların F-404 ile uçması yönündedir.

Radar ve aviyonikler

LCA’da kullanılan neredeyse tüm aviyonik sistemler Hindistan’da geliştirilmiştir. Bu çalışmaların uzaması projenin de gecikmesine sebep olmuştur. Bilhassa yukarıda değinilen FCS Ar-Ge süreci oldukça sancılı geçmiştir.

LCA’da kullanılan belli başlı aviyonikler ve özellikleri şu şekilde özetlenebilir:

Radar: Hint CABS kuruluşu tarafından geliştirilen çok modlu Pulse Doppler radar sistemi, look down – shoot down ve yüzey haritalama kabiliyetlerine sahip. Aynı anda 10 hedefi takip edebilen radarın testleri Hint Hava Kuvvetleri’ne ait modifiye edilen bir Avro HS-748M uçağı üzerinde gerçekleştirildi. Radarın LCA üzerindeki testlerinin PV-2 üzerinde gerçekleştirilmesi planlanmakta.

Görev Bilgisayarı: 32 bit tabanlı olan görev bilgisayarı tüm uçuş verilerinin hesaplanması, tüm ana ve alt sistemlerin denetimi ve kontrolügibi işlemleri yürütüyor. MIL-STD-1553B veriyolu mimarisi üzerine inşa edilen bilgisayar 80386 işlemciye sahip.

DFCC (Digital Flight Control Computer – Dijital Uçuş Kontrol Bilgisayarı): Kanatçıklar, flaplar gibi tüm kontrol yüzeylerinin uygun şekilde kontrol edilmesi ve denetlenmesinden sorumlu. Aynı zamanda her türlü uçuş ve seyrüsefer verilerinin hesaplanması işlevini yerine getiriyor.

CCU (Control Coding Unit – Kontrol İşleme Ünitesi): Tüm kumanda giriş ve çıkış işlemlerini yapıyor. Acil durumlarda görev bilgisayarının yedeği olarak devreye girebiliyor.

Display Processor (Gösterge İşlemcisi): HUD (Head Up Display – Baş Üstü Gösterge) ve MFD’de (Multi Function Display – Çok Rollü Gösterge) yer alacak bilgilerin işlendiği sistem.

ECS (Environment Control System – Ortam Kontrol Sistemi): Uçağın düzgün çalışması ve kokpitin uygun koşullarda bulunmasından sorumlu sistem. Hava basıncı, sıcaklık, oksijen vs gibi pek çok etkeni kontrol ediyor.

Bunların yanı sıra, elektrik sistemi ve motor işleyişinden sorumlu EEMS (Engine and Electrical Monitoring System), yakıt durumunu kontrol eden DFM (Digital Fuel Monitoring), hidrolik sistemler ve frenleri kontrol eden DHBM (Digital Hydraulics and Brake Management), HUD, MFD ve HOTAS da tamamen Hindistan’da geliştirilmiş sistemler arasında.

Silahlar

LCA’nın 6 adedi kanatlar ve bir adedi de gövde altında olmak üzere toplam 7 silah taşıma istasyonu bulunuyor. Öncelikli görevi av / önleme olan LCA Gş-23 23 mm topa ilaveten kısa menzil için HMD ile yönlendirilen R-73 (AA-11 Archerer) IR güdümlü füzesi ile orta menzil için R-77 (AA-12 Adder) füzelerini taşıyor. Bunlara ilaveten Marta Super-530D ve R-27 (AA-10 Alamo) için de sertifiye edilmesi düşünülmekte. Yer saldırı görevleri için de klasik ve güdümlü mühimmat kullanabilen LCA, toplam 4000 kg silah taşıma kabiliyetine sahip. Silahlar, radar ve atış kontrol sistemi PV-2 üzerinde denenecek.

Sonuç

Planlanandan çok daha uzun süren ve çok daha pahalıya mal olan LCA projesi artık Hindistan için bir nevi prestij meselesine dönüşmüştür. LCA’nın en erken 2012 – 2015 arasında hizmete girebileceği değerlendirilmektedir, ki bu kavramsal çalışmaların başlamasından 30 yıl sonrasıdır. Bu olağanüstü gecikme eski ve yetersiz MiG-21 filosunun hizmette tutulmasına sebep olmuş, ayrıca astronomik seviyelere ulaşan maliyetler sebebiyle yavaş yavaş kamuoyu desteğinin azalması sonucunu doğurmuştur. Bazı kaynaklar eğer 2010 civarında hizmete giriş gerçekleşmezse Hindistan Hava Kuvvetleri’nin projeye olan ilgi ve desteğini çekebileceğini değerlendirmektedir.

LCA projesinde en başta göze çarpan hata, konulan hedeflerin aşırı iyimser olmasıdır. Kavramsal tasarım çalışmaları esnasında LCA’nın ilk uçuşunu 1990’da yapması, 1994 ortalarında da filo hizmetine girmesi planlanmıştı. 4.5 yıllık bu süre, uçak geliştirilmesi için zaruri olan 2000 test uçuş saatine yetmekten çok uzaktır. Gripen’ın ilk uçuşundan hizmete girişine kadar 6.5 yıl geçmiştir ve Gripen’da LCA’dan çok daha fazla yurt dışı “off-the-shelf" sistem kullanılmıştır. Endüstriyel seviyesi Hindistan’dan çok daha ileri olan Fransa’da Rafale prototipinin üretimine başlanmasından hizmete girişine kadar 16 yıl geçmiştir, EF-2000 Typhoon için bu süre 17 yıldır. Hindistan’ın LCA için prototip üretiminden hizmete girişe kadar geçmesi öngörülen süre 10 yıl idi! Yanlış, eksik ve aşırı iyimser planlama çok değerli zamanın, astronomik meblağların uçup gitmesine sebep olmuştur. Daha da acısı, LCA’nın gecikmesi yüzünden eski MiG’lerle uçmaya devam etmek zorunda kalan pek çok pilot hayatını kaybetmiştir.

Her şeye rağmen üzerinde kararlılıkla durulan LCA, tamamlandığı zaman Hindistan için büyük bir prestij ve moral kaynağı olacktır. Şu anda LCA projesinde ülkenin her yanından 33 Ar-Ge kuruluşu, 11 akademik kurum, 60 büyük ölçkeli sanayi şirketi ve yüzlerce alt yüklenici şirket görev almaktadır. Ülkenin en önde gelen bilim adamları bu projede çalışmaktadır. Ayrıca bu proje ile kazanılan kabiliyetlerin MCA (Medium Combat Aircraft) projesi için yol açacağı değerlendirilmektedir. Hindistan LCA ile tabiri caizse boyundan büyük bir işe kalkışmış ve haliyle epey zorlanmıştır (ve zorlanmaya devam etmektedir). Ancak öyle görünüyor ki göreve başladığı zaman bu uçak Hindistan’ın teknoloji alanındaki rüşdünün ispatı olacak.

Etiketler: , , , , , , ,