26 Temmuz 2009 Pazar

Haftalık Bakış #10: Gelişen Hindistan - ABD İlişkileri ve EUMA Meselesi

Gelişen Hindistan - ABD İlişkileri ve EUMA Meselesi

ABD’nin Hindistan’la ilişkileri son yıllarda hızla gelişmekte. Özellikle 11 Eylül sonrası dönemde değişen Orta Asya ve Asya – Pasifik politikaları, Çin’in yükselişi ve enerji stratejileri, bu gelişimin temellerini teşkil ediyor. Nükleer teknoloji ve savunma sistemleri alımlarında iyice belirginleşen ve stratejik ittifaka doğru yönelen ABD – Hindistan ilişkileri, geçtiğimiz hafta, 20 Temmuz’da imzalandığı açıklanan EUMA (End Use Monitoring Agreement; Son Kullanıcı Takip Anlaşması) belgesi ile yeni bir rotaya girdi.


EUMA belgesinin imzalanması Hint kamuoyunda yoğun tartışmalara sahne olmakta. Bu belgenin Hint – ABD ilişkileri açısından önemine geçmeden önce kapsam ve amacına değinmekte fayda var.

EUMA nedir?

EUMA, ABD’nin bir ülkeye sattığı savunma sistemini, satıştan sonra düzenli olarak kontrol etmesine olanak sağlayan bir anlaşma. EUMA çerçevesinde ABD, alıcı ülkeye yılda bir kez, sistemin satış amacı dışında ve/veya ABD çıkarlarına aykırı şekilde kullanılıp kullanılmadığını denetlemek için heyetler gönderme hakkına sahip oluyor. EUMA’yı imzalayan ülke, ABD’den satın alacağı silah sistemi üzerinde izinsiz değişiklik yapmayacağını, başka bir ülkeye devretmeyeceğini, bakım, onarım ve tadilatlarını ABD’nin bilgisi ve izni olmadan gerçekleştirmeyeceğini taahhüt ediyor.

Söz konusu takip ve denetleme işlemleri, ABD Savunma Bakanlığı’na (Pentagon) bağlı DSCA (Defense Security and Cooperation Agency; Savunma Güvenlik ve İşbirliği Kurumu) tarafından, “Golden Sentry” (Altın Gözcü) programı çerçevesinde gerçekleştiriliyor.

Golden Sentry ile yapılan bu denetlemenin kanuni dayanağını ise, Silah İhrac Kontrol Yasası’nın (Arms Export Control Act) 40A maddesinde 1996 yılında yapılan bir düzenleme teşkil ediyor. Bu maddeye göre ABD Savunma Bakanlığı, ABD’den savunma sistemi alan ülkenin bu sistemi, ABD Hükümeti’nin koyduğu şartlara göre kullandığını denetlemek ve bununla ilgili ABD Kongresi’ne yıllık rapor sunmakla yükümlü kılınmış durumda.

ABD firmaları, EUMA’yı imzalamamış ülkelere ihracat gerçekleştiremiyor.

Hindistan, EUMA belgesini imzalamadan önce ABD ile imzaladığı USS Trenton LPD çıkartma gemisi, Boeing P-8I deniz karakol uçağı, C-130J Hercules nakliye uçağı alımlarında, münferit olarak EUMA maddelerine muadil şartları kabul etmişti. ABD Dışişleri Bakanı Hillary R. Clinton’un 5 gün süren son Hindistan ziyareti sırasında imzalanan EUMA ile birlikte bundan sonraki tüm alım anlaşmaları, bu belgeye atıfta bulunacak. Diğer bir deyişle EUMA, ABD – Hindistan savunma işbirliği projelerinde bir referans belge ve çatı anlaşma işlevi görecek.

EUMA, kullanıcı ülkenin egemenliği üzerinde kısıtlayıcı hükümlere sahip. Kullanıcı ülke, sistem üzerinde kendi ihtiyaçlarına göre istediği değişiklik, modernizasyon ya da benzeri tadilatı istediği zaman ve şekilde yapma serbestisine sahip değil. Sistemin bakım, onarım, işletme ve idame sürecinde, daha açık bir ifade ile envantere girişinden çıkışına kadarki tüm süreçte (EUMA tartışmalarında “from cradle to grave” [beşikten mezara] ifadesi bunu tanımlamak için sıklıkla kullanılır) kesintisiz bir ABD takip ve denetimi söz konusu. Bu da doğal olarak, kullanıcı ülkenin ulusal güvenlik meselelerine ABD’nin dolaylı yoldan müdahil olması anlamına gelmekte. Tüm bunlar, ABD’nin son teknolojisine erişimin bedeli.

Bu şartlar, ulusal çıkarları ve tehdit algılamaları ABD ile büyük ölçüde örtüşen ülkeler için büyük bir sorun teşkil etmeyebilir. Ancak Hindistan gibi küresel güç olma iddiasındaki bir ülkede büyük fırtınalar koparması kaçınılmazdı.

Kopardı da.

Hint kamuoyu, EUMA konusunda iki safa bölünmüş durumda. Anlaşmaya karşı çıkan kesim, Hindistan’ın EUMA ile birlikte egemenlik haklarının bir kısmından feragat ettiğini iddia ederken; diğer kesim, EUMA’nın Hindistan’ın en son ABD teknolojisine erişiminin artık mümkün olduğunu, bunun da ülkenin savunma kapasitesinin güçlenmesine yardım edeceğini savunuyor.

EUMA’nın Hindistan’daki önde gelen muhaliflerinden Hint Deniz Kuvvetleri komutanı Amiral Suresh Mehta, Londra’da konuşlu Stratejik Çalışmalar Enstitüsü’nün (Strategic Studies Institute) Yeni Delhi’de 2008 Nisan ayında düzenlediği konferansta “egemen bir ulus olarak, sistemimize müdahaleleri kabul edemeyiz, dolayısıyla bazı temel zorluklar bulunmaktadır ABD, diğer ülkelerle bu tür anlaşmalar imzalayabilir. Biz parasını vererek bir teknoloji satın alıyoruz. Bununla ne yapacağımız bizim işimizdir” demişti. Hint anamuhalefet partisi, hükümeti, Hint ulusal egemenliğini satmakla suçluyor.

Bu ateşli tartışmalar süredursun, Hindistan’ın EUMA’yı imzalamasının iki önemli boyutu var: Savunma sanayii boyutu ve stratejik – politik boyut.

Hindistan’ın 2020’lerin başlarına kadar yaklaşık 80 milyar Dolar’lık savunma sistemi ve hizmeti alımı gerçekleştirmesi bekleniyor. Önümüzdeki 2.5 yıl içinde karara bağlanması beklenen projelerin toplam tutarı ise 30 milyar Dolar dolaylarında. Bu projelerin en önemlilerinden biri, 10 milyar Dolar’dan fazla tutması beklenen, 126 adet savaş uçağının teknoloji transferi ile Hindistan’da üretimini kapsayan MRCA (Multi Role Combat Aircraft) projesi. Uzun vadede 74 adetlik opsiyon pakedi ile birlikte projenin 200 uçaklık bir sayıya ulaşması söz konusu. Öte yandan 22 adet saldırı helikopteri, Very Heavy Lift Transport Aircraft (VHTAC) projesi ile 10 adet uzun menzilli ağır nakliye uçağı alımı, 200’e yakın hafif genel maksat ve gözetleme / keşif helikopteri tedariği, hizmetteki Mi-26 Halo ağır nakliye helikopteri yerine 15 adet yeni nesil nakliye helikopterinin tedariği projelerinin de kısa – orta vadede karara bağlanması bekleniyor.

Bu sayılanlardan en sıcak olanı kuşkusuz MRCA orta sınıf taktik savaş uçağı projesi. ABD’nin Lockheed Martin (F-16IN) ve Boeing (F/A-18E/F Super Hornet) firmaları ile katıldığı projede diğer adaylar Rus Mikoyan MiG-35, İsveçli Saab Gripen NG, Fransız Dassault Rafale ve Eurofighter EF-2000 Typhoon. Her aday Hindistan’a oldukça cazip teknoloji transferi paketleri önermiş durumda. Kararın 2010 – 2011 arasında verilmesi bekleniyor. ABD tarafından yalanlanan bazı iddialara göre bu ülke Hindistan’a, F-18 Super Hornet’lerle birlikte, emekliye ayırdığı Kitty Hawk uçak gemisini içeren bir paket teklif etmiş durumda. Hindistan’ın Amiral Gorşkov helikopter gemisinin, MiG-33 ve Tejas LCA uçaklarının iniş kalkışına olanak sağlayacak şekilde tadil edilip, Vikramaditya adı ile hizmete girmesini içeren projenin maliye ve takvim olarak planların bir hayli ötesine sarkmış olması, eğer doğru ise bu teklifin cazibesini bir hayli artırmakta.

ABD’li firmalar ayrıca, Hindistan’ın İsrail ile yakın ilişkilerini sıçrama tahtası olarak kullanıp, özellikle komuta kontrol, hedef tespit, teşhis ve sair C4ISR sistemleri konusunda Hindistan’a yeni teklifler sunmaya hazırlanıyor. Bilindiği gibi İsrail, Hindistan’ın ikinci en büyük savunma sistemleri sağlayıcısı konumuna gelmiş durumda. İki ülkenin çok sayıda ortak geliştirme projesi bulunuyor.

EUMA meselesinin stratejik boyutu ise, ABD’nin Orta Asya ve Asya – Pasifik bölgelerindeki geniş ölçekli vizyonu ve amaçları ile doğrudan ilişkili. Orta Asya enerji kaynaklarının Atlantik Bloku’na aktarılmasının güvenliği, Rusya ve daha da önemlisi yükselen güç Çin’in çevrelenmesi, Basra Körfezi ve GüneyDoğu Asya’nın güvenliği gibi konularda Hindistan’ın stratejik müttefik olarak kazanılması hayati önemi haiz. Bir nükleer güç olan Hindistan, Çin’e karşı yürütülen güç mücadelesinde önemli bir kuvvet çarpanı rolü oynayabilir. Hindistan’ın gelişen ekonomisi ve teknolojik kabiliyetleri, ABD başta olmak üzere Atlantik Bloku ülkelerine yeni açılım ve fırsat kapıları da sağlama potansiyeline sahip. Savunma sistemlerinin bu tür stratejik ilişkilerin kurulup yürütülmesinde oynadığı rol yadsınamaz, dolayısıyla EUMA, bu kapsamda son derece kilit bir konuma yerleşiyor.

Çin’in giderek genişleyen etki sahası ve gücünü artırması, Rusya’nın her zaman yüzde yüz güvenilir bir müttefik olmayabileceğinin görülmesi, Hint strateji kurucu ve yöneticilerini, “müttefik çeşitlendirmeye” yöneltti. Bu çerçevede İsrail ile yakın ve yoğun ilişkiler tesis edildi; Avrupa ile ilişkiler çeşitlendirildi. 11 Eylül ve sonrasındaki “Teröre Karşı Küresel Savaş” da bu doğrultuda Hindistan’a yeni açılımlar sundu. 1990’larda nükleer program nedeniyle gerilen ABD – Hindistan ilişkileri, ironik bir şekilde 2000’lerde yine nükleer program odağında hiç olmadığı kadar sıcak ve yakın hale geldi: İki ülke nükleer işbirliği anlaşmaları imzaladı, ABD’li firmalar Hindistan’da 10 milyar Dolar tutarında iki nükleer reaktör inşa etmeye hazırlanıyor.

DSCA mevzuatı, Foreign Military Sales (FMS) sistemi ve EUMA’nın Türkiye tarafından çok dikkatli ve titiz biçimde incelenmesi gerekmekte. Savunma sistemleri, ancak bu tip üstyapı anlaşma, kanun ve belgeler aracılığı ile dış politika araçları haline gelebilirler. Türkiye’nin gelişen savunma sanayii ve güçlenen savunma ihracat potansiyelini en etkin şekilde değerlendirmesinin yegâne yolu, benzer mevzuatların incelenerek bir politika belirlenmesinden geçiyor.


Etiketler: , , , , , ,

17 Temmuz 2009 Cuma

Hindistan'ın Nükleer Denizaltı Projesi: Güncelleme

Hindistan'ın Nükleer Denizaltı Projesi ile ilgili yeni gelişme: India Today'in haberine göre "Arihant" olarak adlandırılan nükleer takatli saldırı denizaltısı, resmî bir törenle 26 Temmuz günü denize indirilecek.

Habere göre Arihant, Hindistan'ın 1980'lerin sonlarında Sovyetler Birliği'nden kiraladığı "Charlie I" sınıfı baz alınarak tasarlandı.

ATV projesinin, Rus Proje 670A Skat (NATO kod adı "Charlie I") türevi olduğuna dair başka Hint kaynakları da mevcut. Dolayısıyla bu bilginin doğruluk derecesi yüksek olabilir. ATV ile Charlie I arasındaki tasarım benzerliği hakkında daha sağlıklı bilgiyi muhtemelen denize iniş töreni sırasında elde etmek mümkün olacak, en azından görsel tasarım açısından.


PM's wife to launch INS Arihant, India's first nuclear submarine

Sandeep Unnithan

New Delhi, July 16, 2009

Prime Minister Manmohan Singh’s wife Gursharan Kaur is to crack the auspicious coconut marking the historic launch of India’s first nuclear-powered ballistic missile submarine at the naval dockyard, Visakhapatnam on July 26. The launch, which naval tradition demands always be performed by a lady, is also the tenth anniversary of the conclusion of the Kargil War.

The Arihant is a copy of the Charlie class nuclear submarine leased from the Soviet Union in 1987.

After spending over a decade cloaked under an obscure project name, the Advanced Technology Vessel (ATV) India’s first nuclear submarine finally gets a name: Arihant (destroyer of enemies), pulled out of a list with options like Astra. But more importantly, the Arihant propels India into an exclusive league of only five other nations who have designed and built their own nuclear-powered submarines. It also marks the first step towards the acquisition of the third leg of the nuclear triad— a secure underwater platform for launching nuclear weapons.

Based on the design of a Charlie-1 submarine which India leased from the former Soviet Union between 1987-’91, the submarine is currently housed in a completely-enclosed dry-dock called the Shipbuilding Centre (SBC) in Visakhapatnam. The launch, where the long, narrow dry dock is to be flooded with water from the harbor and the submarine floated out, is only the first step.

The Arihant is to be towed out of the SBC into an enclosed pier for its harbor trials. The trials will prove its nuclear power plant and auxiliary systems before it heads out into the Bay of Bengal for sea trials and weapon trials of the 12 K-15 ballistic missiles it is armed with. It will take the submarine between two and three years before commissioning.

In the meantime, the navy will get its first nuclear submarine, the Chakra, an Akula-2 class nuclear powered attack submarine currently undergoing sea trials in the Pacific Ocean off Vladivostok. The Chakra is to be commissioned later this year before sailing to Visakhapatnam. The submarine (known s the Nerpa in Russian service) is being acquired on a ten-year lease from Russia under a secret agreement signed in January 2004. India paid $ 650 million for the completion and lease of the submarine which is being acquired to rapidly train crews to man the fleet of three nuclear submarines which are to be inducted by 2015. Hull sections of two more ATVs have been completed by L&T at its Hazira facility and are to be transported to the SBC for assembling soon after the Arihant vacates dock space.
http://indiatoday.intoday.in/index.php?option=com_content&task=view&id=51956&sectionid=4&secid=&Itemid=1&issueid=114

Etiketler: , , ,

14 Temmuz 2009 Salı

Hindistan'ın Nükleer Denizaltı Projesi

Hindistan, "Advanced Technology Vessel" projesi dahilinde inşa ettiği ilk nükleer saldırı denizaltısı "Chakra"'yı Ağustos ayında denize indiriyor.

Chakra'nın, Proje 971 Akula tasarımı baz alınarak geliştirildiği belirtiliyor. Aynı tipteki "Nerpa" adlı denizaltı Rusya'dan kiralanmış, ancak devir teslimden hemen önce gerçekleşen bir kaza sonucu 20 denizci hayatını kaybetmişti. Nerpa'nın, onarımını müteakiben bu sene sonunda Hint DzK'ne teslim edilmesi söz konusu.

Eğer aşağıdaik haberde belirtildiği gibi ATV projesinin ilk denizaltısına gerçekten de Chakra adı verilecekse, Hint DzK'de üç adet "Chakra" hizmete girmiş olacak:

1. Chakra (I): Ocak 1988 - Ocak 1991 tarihleri arasında SSCB'den kiralanan, Proje 670A Skat (NATO kod adı: Charlie) tipi K-43 denizaltısı. Bu denizaltıya Hint DzK, Proje 06709 kodunu vermişti,

2. Chakra (II): 2009 - 2019 yılları arasında kullanılmak üzere kiralanan ancak transferden önce, 09.11.2008 tarihinde yangın geçiren, Proje 971A Nerpa (NATO kod adı Akula II) tipi K-152 Nerpa denizaltısı,

3. Chakra (III): Advanced Technology Vessel projesi ile üretilen ilk Hint yapımı denizaltı. Habere göre bu denizaltı, Rus Proje 971 Şçuka (NATO kod adı "Akula I") tasarımını baz alıyor.

Hindistan'ın uzun vadeli hedefi, toplam 5 adet ATV sınıfı SSN inşa etmek.

July 11, 2009

India's home-built nuke sub

Vessel set to launch before Aug 15, but sea trials another 1-1/2 years away

By Ravi Velloor, South Asia Bureau Chief

NEW DELHI - INDIA'S home-built nuclear submarine will make its first splash shortly, certainly before Prime Minister Manmohan Singh addresses the nation on Aug 15, people familiar with the plans said.

'The original idea was for the PM to finish his independence day speech and then travel to Vizag to launch the submarine,' a senior official told The Straits Times, using the abbreviation for Vishakhapatnam, a city on India's eastern seaboard.

'But that was not considered feasible. So we are planning the event a few days ahead of that, depending on the PM's schedule.'

The launch of the nuclear-powered submarine will mark a milestone in the super-secret Advanced Technology Vessel (ATV) programme and is the first step to completing India's nuclear triad: the ability to launch nuclear missiles from the air, land and now, sea.

Alongside that, India has been testing its sea-launched ballistic missiles.

'The August launch is essentially to float the tub in the dock,' sources said. 'Sea trials are still another 18 months away, but we are fully confident of the machine.'

Defence Minister A.K. Antony said in February that the project was in its final stages. 'Some years back, there were some bottlenecks in terms of supply of parts. It is over now. We will announce the vessel's launch whenever it is ready.'

The ATV programme charter is believed to be for an initial three submarines, probably the size of 6,000 tonnes each. It garners the combined resources of more than two dozen government and private organisations. Started in the 1970s, the trickiest part of the project was apparently to design the miniaturised nuclear reactor, for which some help came from Russia. The 100MW electrical reactor is said to use highly enriched uranium.

People familiar with the plans said the design includes several measures to prevent nuclear radiation in the event of a lethal accident. Two decades ago, Moscow loaned India a Charlie-class nuclear submarine so it could gain experience with nuclear submarines. That vessel joined the Indian Navy as the INS Chakra.
http://www.straitstimes.com/Breaking%2BNews/Asia/Story/STIStory_401713.html

Etiketler: , , ,

18 Mart 2009 Çarşamba

Hindistan'dan Hawk Sürprizi

Hindistan, hava kuvvetlerindeki ileri jet eğitim uçağı ihtiyacını karşılamak üzere yaklaşık 20 yıllık bir süreçten sonra seçtiği İngiliz Hawk Mk132 uçaklarından, ilk parti 66 adetten sonra projeyi durdurup yeni tip bir eğitim uçağı için ihaleye çıkıyor.

1983 yılında çerçevesi çizilen, 1986 yılında verilen hükümet onayı ile resmen başlayan AJT (Advanced Jet Trainer) projesinde BAe firması ile sözleşme ve Mart 2004'te imzalanmıştı. Sözleşme, ilk 22'si BAe'den doğrudan teslimat, kalan 44'ü Hindustan Aeronautics (HAL) tesislerinde lisans altında üretim olmak üzere ilk etapta toplam 66 uçağın tedariğini kapsamaktaydı. Sözleşme 40 adet de opsiyonu içermekteydi. İlk Hawk AJT'ler Hint Hava Kuvvetleri'nde (HHvK) Şubat 2008'de resmen hizmete girmeye başladı.

Ancak projenin ilerlemesi ile birlikte sorunlar da artmaya başladı.

Hintliler, BAe'nin özellikle uçağın üretimi ile ilgili teknoloji transferi ve lojistik destek konularında büyük sorunlar çıkardığını, uçakların HAL tesislerinde üretimi için gerekli yardımın sağlanmadığını, yedek parçaların temininde büyük aksamaların olduğunu belirtiyorlar.

Yeni eğitim uçağı için Teklife Çağrı Dosyası gönderilen adaylar Alenia (M-346), Korean Aerospace Industries (T-50 Golden Eagle), Aero Vodochody (L-159), Yakovlev (Yak-130), MiG (MiG AT) ve şaşırtıcı bir biçimde BAe (Hawk).

İlk AJT projesinde seçimin yapılmasının 20 sene sürmesinin ardından AJT II'de 5-10 sene arası bir süreç şaşırtıcı olmaz herhalde...

IAF Plans for Additional Hawks Jet Trainers Shelved
India, Britain sign AJT deal

Etiketler: , , , , , , ,

06 Ocak 2009 Salı

ABD'nin P-8A Posedion Üs Kararı ve Düşündürdükleri

ABD'nin Boeing 737-800 yolcu uçağı platformu üzerine geliştirdiği ve meşhur P-3 Orion Deniz Karakol Uçağı'nın (DKU) yerin alacak; kısa süre önce de Hindistan tarafından da sipariş edilen P-8A Poseidon DKU ile ilgili bir haber ve bu haberle ilgili yapılan bir yorum oldukça dikkatimi çekti.

ABD Deniz Kuvvetleri resmî web sitesindeki bu habere göre, P-8 DKU şu şekilde konuşlandırılacak: Biri ihtiyat 5 filo Florida, Jacksonville Üssü, 4 filo Whidbey Island Üssü, 3 filo Hawaii.

Ayrıca P-8'ler Guam ve muhtemelen Japonya'yadaki üslere de periyodik intikaller gerçekleştirecekler.

Bu, şu anlama gelmekte: Toplam 12 operasyonel P-8A Poseidon filosunun 4'ü Atlantik, 7'si Pasifik bölgesinde konuşlandırılmış olacak.

Bu da kanımca, başta Çin faktörü olmak üzere, ABD açısından aslî (deniz) tehdit odağının Asya-Pasifik'e kaymış olduğunun en bariz göstergelerindendir.

İlgili haber aşağıdadır.



P-8A Multi-Mission Maritime Aircraft Homebasing Announced


Story Number: NNS090102-01
Release Date: 1/2/2009 11:51:00 AM

From the Department of Defense

WASHINGTON (NNS) -- The Department of the Navy announced Jan. 2 its decision to provide facilities and functions to base five fleet squadrons of the P-8A Multi-Mission Maritime Aircraft (MMA) with a fleet replacement squadron (FRS) at Naval Air Station (NAS) Jacksonville, Fla., four fleet squadrons at NAS Whidbey Island, Wash., and three fleet squadrons at Marine Corps Base Hawaii Kaneohe Bay, Hawaii, with periodic squadron detachment operations at NAS North Island.

This decision implements the preferred homebasing alternative 5 identified in the final environmental impact statement (FEIS) for the Introduction of the P-8A Multi-Mission Aircraft into the U.S. Navy Fleet (published November 2008).

Introduction of the P-8A MMA squadrons is projected to begin no later than 2012 and be completed by 2019.

The notice of availability of the Navy's record of decision (ROD) was published in the Federal Register on Dec. 31, 2008 and the ROD is available for public viewing on the project Web site at http://www.mmaeis.com <http://www.mmaeis.com/> along with copies of the FEIS and supporting documents.

This action is needed to transition from existing P-3C aircraft to the P-8A MMA while maintaining the Navy's overall maritime patrol capability supporting national defense objectives and policies without interruption or impediment to operations or combat readiness.

Ultimately, this action will include a total of 84 fleet and FRS aircraft.

Etiketler: , , , , ,

02 Haziran 2008 Pazartesi

Hindistan'a ABD'den Uçak Gemisi Teklifi? - ABD'den Yalanlama


Daha önce “Hindistan’a ABD’den Uçak Gemisi Teklifi?” başlıklı yazımda bahsi geçen, ABD’nin Hindistan’a emekliye ayrılacak Kitty Hawk uçak gemisini, F/A-18E/F Super Hornet savaş uçaklarını da kapsayan bir paket dahilinde teklif ettiği iddialarına, ABD Savunma Bakanı Robert Gates’den 31 Mayıs’ta yalanlama geldi. Gates, Shangri-La Diyalog Forumu toplantıları için gittiği Singapur’da, bu tür bir plandan haberi olmadığını ifade etti.

Etiketler: , , , ,

08 Mayıs 2008 Perşembe

Exercise IBSAMAR

Hindistan, Brezilya ve Güney Afrika Deniz Kuvvetleri unsurlarının katılımı ile gerçekleştirilen IBSAMAR tatbikatı, 05.05.2008 Pazartesi günü Güney Afrika’nın Cape Town kentinde başladı.

Söz konusu üç ülkenin aralarındaki işbirliği olanaklarını geliştirmek için kurduğu IBSA girişiminin bir uzantısı olan tatbikat 15.05.2008 tarihine kadar sürecek.

Tatbikata katılan gemiler:

Güney Afrika

F145 Amatola (MEKO A200SAN; Valour sınıfı FFG)

F146 Isandlwana (MEKO A200SAN; Valour sınıfı FFG)

P1567 Galeshewe (Reshev; Jan Smuts sınıfı PCFG)

M1499 Umkomaas (River; Umzimkulu sınıfı MHC)

A301 Drakensburg (AOR)

Hindistan

D62 Mumbai (Tip 15; Delhi sınıfı DDG)

P64 Karmukh (Tip 25A; Kora sınıfı FSG)

Brezilya

F41 Defensora (Vosper Mk10; Niterói sınıfı FFG)

F44 Independência (Vosper Mk10; Niterói sınıfı FFG)

Etiketler: , , ,

19 Şubat 2008 Salı

Hindistan'a ABD'den Uçak Gemisi Teklifi?

Hindistan'ın Force adlı savunma dergisinde yer alan aşağıdaki makaleye göre, ABD geçtiğimiz sene bu ülkeye 2008 yılında emekliye ayrılması planlanan Kitty Hawk uçak gemisinin 10 seneliğine kiralanması ve birlikte 40 F/A-18E/F Super Hornet, 4 EA-18G Growler, 6 E-2D Hawkeye HEİK uçağı ve 12 adet T-45C Goshawk eğitim uçağının satışını içeren bir paket teklif sunmuş.

Bu arada
Vikramaditya (eski Gorşkov) uçak gemisinin hizmete girişi en erken 2011 - 2012 civarına sarkmış durumda.

Makalede Hindistan'ın milli uçak gemisi projeleriyle de ilgili bilgiler var.


Stability with Power
Indian Navy eyes three-dimensional force to project power and stability in IOR

By Prasun K. Sengupta

The Indian Navy (IN) in the next five years plans to deploy two potent carrier battle groups (CBG) to project power as well as act as a stabilising influence in the Indian Ocean Region (IOR) and beyond. The basic aim behind a powerful three-dimensional naval force, with the ‘blue-water element’ jumping from the present 40 per cent to 60 per cent, is to keep India’s primary area of interest in IOR under adequate surveillance and to ensure that economic activity is not hindered. It is for this reason that the 44,570-tonne aircraft carrier Admiral Gorshkov, rechristened INS Vikramaditya, was contracted for in January 2004 and was originally scheduled to be inducted into service by the IN by August 15 this year.

India has already paid around USD 460 million of the USD 974 million earmarked for Gorshkov’s refit under a fixed price contract. However, Moscow now wants an additional USD 1.2 billion to refurbish the aircraft carrier, as the Russian shipyard, Sevmashpredpriyatiye, near the city of Archangelsk, has to do recabling work of 2,400 km (as opposed to 800 km as per original estimates), with the vessel being readied for service only by 2011. As things now stand, the Vikramaditya will have on board the Poima-E CMS comprising nine multi-function consoles, Podberezovik-ET1 long-range air/surface search radar and a Fregat-M2EM medium-range radar, all built by Salyut State Moscow Plant FSUE. Close-in air defence will be provided by four Kashtan-M systems, while medium-range air defence will be provided by 64 Altair 9M317ME medium-range surface-to-air missiles (SAM) mounted on four 16-cell vertical launchers.

To cater for the unforeseen unavailability of the Vikramaditya, the IN could contract state-owned Cochin Shipyard Ltd (CSL) to undertake another refit of its ageing 28,000-tonne aircraft carrier INS Viraat in 2008 to take care of any contingency through to 2012. But this option makes sense only if the navy in the near future acquires up to 12 pre-owned but refurbished AV-8B Harrier V/STOL combat aircraft from the US Marine Corps and upgrades them. This move will, in turn, avert another crisis facing the navy, this being the steadily dwindling fleet of Sea Harrier FRS Mk51 V/STOL aircraft that now numbers less than 10.

Another option that needs to go hand-in-hand is for CSL to expedite construction of the first 37,500-tonne indigenous aircraft carrier (IAC), which as of now is due for delivery only by 2012, with a second, larger IAC (displacing 64,000 tonnes) following in 2017. The primary early warning sensors and on-board air defence systems of the IAC will be identical to that on board the Project 15A DDG (these being the EL/M-2248 MF-STAR active phased-array radar with four antennae and Barak-2 long-range SAMs). In addition, twin OTOBreda 76-mm/62 main guns will be mounted. The IAC’s integrated platform management system, propulsion control system, automatic fire detection system, advanced power management system and battle damage control systems are all now being designed by L-3 MAPPS. Fincantieri (part of Italy’s Finmeccanica group) is designing and supplying the integrated propulsion system centered around four GE LM-2500 marine industrial gas turbines.

A third option for the IN (one that it prefers the most but is being prevented from voicing out due to political reasons) concerns the US offer, made late last year, to lease to India for a 10-year period the conventionally-fuelled aircraft carrier, the 81,780-ton USS Kitty Hawk (CV-63), with India in return committing to the off-the-shelf purchase of about 40 Boeing F/A-18E/F Super Hornets and four EA-18G Growlers, six Northrop Grumman E-2D Hawkeye AEW & C aircraft and up to 12 Boeing/BAE Systems T-45C Goshawk lead-in fighter trainers.

The US has also offered to supply the critical steam catapults for the second, bigger IAC to be built by CSL, which will enable the vessel to house all aircraft types acquired by the IN for conducting operations from the leased Kitty Hawk (in contrast, the Vikramaditya and the first IAC will have STOBAR configurations that preclude the need for a steam catapult for launching aircraft from the carriers’ decks). If this option is exercised by India, the Kitty Hawk, which can accommodate 85 aircraft and helicopters (it is presently home ported in Yokosuka, Japan and will be decommissioned by the year’s end) will be subjected to a 15-month service life extension programme (SLEP) costing about USD 150 million, which will add another 10 years of service life to the vessel. At the same time, its on-board armaments suite will be upgraded to accommodate two Raytheon-built RIM-162 ESSM medium-range SAM launchers and a close-in weapons system comprising four RIM-116 RAM missile launchers and four Vulcan Phalanx 20mm gatling guns. The entire commercial transaction, if undertaken, will be channelled through the US’ Foreign Military Sales (FMS) contract implementation process.

Etiketler: , ,

22 Mayıs 2006 Pazartesi

Bangladeş'in Denizaltı ve Deniz Karakol Uçağı Tedariği


Bangladeş Donanması, etkin bir deniz gücü oluşturma gayretleri çerçevesinde denizaltı ve deniz karakol uçağı tedarik etmeye karar verdi. Haberde bahsedilen karakol uçağı Beech King Air B200. Kısa süre önce Malezya da envanterindeki iki adet B200 deniz gözetleme uçağını AMASCOS görev süiti ile modernize etmek için Thales ile 8.38 milyon dolarlık bir anlaşma imzalamıştı.

Bangladeş'in denizaltı ve deniz karakol uçağı alım programı, Hint alt kıtasındaki ve Hint Okyanusu'ndaki askeri dengelerin yanısıra, bölge güvenliği açısından da önem arz ediyor. Burma ve Hindistan ile olan kara suları anlaşmazlıklarının yanı sıra, Hint Okyanusu'nda son dönemde giderek artan korsan aktiviteleri, deniz ticaretini olumsuz yönde etkilemekte.

Denizaltı personelinin eğitimi ve denizaltının çok kısa bir sürede envantere gireceğinin açıklanmış olması, bu yöndeki çalışmaların uzun süredir devam etmekte olduğunu gösteriyor.

Konu ile ilgili haber aşağıdadır:



Bangladesh Navy to procure submarine, patrol aircraft

Monday May 22 2006 14:53:12 PM BDT

BMF Staff Correspondent, Dhaka

As per government decision to form a three-dimensional blue water navy through procuring surface, submarine and aircraft the Bangladesh Navy will procure four submarines and two maritime patrol aircraft (MPA’s) to protect Bangladesh’s maritime territory and resources at any cost.

The Bangladesh Navy will purchase a submarine and two maritime patrol aircraft (MPA) soon apart from other naval weapons systems to enhance the Navy’s capabilities.

Sources say the government could have been alarmed by recent illegal gas and oil exploration activities carried out by Indian and Myanmar inside Bangladesh’s sovereign maritime area. India started exploration on 18,000 sq km territory, while Myanmar carried out survey on a 17,000 sq km area.

Training for the submarine has already begun and Bangladeshi naval personnel have already been imparted with some necessary training and additional training will follow.

A single conventional diesel-electric powered submarine will be procured immediately soon. The submarines are designed for anti-submarine warfare (ASW), anti-surface warfare (ASuW) and are also capable of general reconnaissance, water mine laying and patrol missions.

Also two American made maritime patrol aircraft (MPA) will be procured by the Bangladesh Navy at a cost of 130 crore taka. A Singapore based company called King Air is supplying these aircraft. The MPA’s feature a maximum cruising speed of of 315 kts, maximum range of 1,813 nautical miles, Four prop, twin Pratt & Whitney PT6A-60 engines, certified to land at its full 15,000-pound takeoff weight, 2,850-pound special mission payload, on-station endurance of seven hours, operational ceiling of 35,000 feet, takeoff length is 3,300 feet; landing distance of 2,692 feet under standard sea level conditions, drop and monitor sonobuoys, fully certified for grass and gravel field operations, special performance supplements for takeoff and landing operations above 10,000 feet MSL and ISA + 30o C outside air temperature, 360-degree search radar, long-range and tactical navigation, audio/interphone, maritime communications, HF communications, hand-held camera with data annotation, FLIR (Forward Looking Infrared), low-light TV, direction-finding systems, ESM system, data recording, observation window for visual search or photography and drop hatch for airdrops of survival/rescue equipment.

Sources said that the world considers MPA as the fastest and most reliable platform to monitor maritime territories. The operating cost of MPA’s is also significantly lower than naval patrol ships.

Bangladesh has 44,000 square miles of maritime area. A navy ship takes three days and three nights to monitor such a huge area. Maritime Patrol Aircraft (MPA) can do this task in 2 to 3 hours, they mentioned.
http://www.bdmilitary.
com/main/reports/news/2006/news_2006_05.htm

Etiketler: , , ,

17 Nisan 2006 Pazartesi

India Fighter Jets To Launch Supersonic Cruise Missiles: Report

Hint Su-30'larına BrahMos, Hindistan'a Bölgesel Güç Dopingi

Hint Hava Kuvvetleri Su-30MKI savaş uçaklarını, Rusya ile birlikte geliştirilen BrahMos seyir füzesi ile donatmaya başlıyor.

Bu çalışmanın bir başka özelliği ise, Hindistan'ın ilk kez savaş uçağından fırlatılan ses üstü (süpersonik) seyir füzesi kabiliyetine ulaşacak ülke olması.

BrahMos projesinin yakından takip edilmesinin Türkiye'nin yararına olduğunu düşünüyorum.

By AGENCE FRANCE-PRESSE, NEW DELHI

The Indian Air Force (IAF) has begun work to arm its frontline fighter jets with supersonic cruise missiles being developed jointly with Russia, a report said April 17.

"We need only small changes to be made," Sivathanu Pillai, chief executive of the Indian-Russian firm BrahMos Aerospace told the Press Trust of India (PTI).

"But it will be a giant leap because if we deploy aircraft with BrahMos missiles, we would be the first country to deploy supersonic airborne missiles," Pillai was quoted as saying.

Pillai said the modifications were being carried out for India's Russian-built Sukhoi-30 multi-role jet fighters.

"Already the needful modifications are being worked simultaneously at BrahMos Aerospace, IAF and Hindustan Aeronautics," he said but did not give a date for when the smaller cruise missiles would be fitted to the Sukhois.

India has already fitted some of its warships with 300-kilometer (186-mile) BrahMos missiles and is currently working on a version for its land forces.

India and its largest military supplier, Russia, are also trying to sell the supersonic missile in Asian arms markets.
http://www.defensenews.com/story.php?F=1691434&C=asiapac

Etiketler: , ,

29 Haziran 2005 Çarşamba

India and US Sign Defence Accord

India and US have signed a 10-year agreement to strengthen defence ties between the two countries.

The landmark agreement will help facilitate joint weapons production, co-operation on missile defence and the transfer of technology.

Indian Defence Minister Pranab Mukherjee and US Defence Secretary Donald Rumsfeld signed the agreement.

There has been a significant transformation in relations between the two countries in recent years.

The agreement was signed during Mr Mukherjee's visit to the US - his first since assuming his post last year.

"The United States and India have entered a new era," a statement issued after the signing of the agreement in Washington said.

"We are transforming our relationship to reflect our common principles and shared national interests."

According to AFP news agency, the statement said the ministers agreed to set up a "defence procurement and production 'group' to oversee defence trade, as well as prospects for co-production and technology collaboration".

Biggest partner

"Today, we agree on a new framework that builds on past successes, seizes new opportunities and charts a course for the US-India defence relationship for the next 10 years," the statement said.

Mr Singh is due to hold talks with President Bush in July

The statement said that the two nations had advanced to "unprecedented levels of cooperation".

The defence pact came ahead of a three-day visit by Indian Prime Minister Manmohan Singh to the US in July.

In a speech in Washington on Tuesday, Mr Mukherjee urged the US to lift curbs on nuclear technology transfers to India.

The US imposed the restrictions in the wake of India's nuclear tests in 1998.

Economic ties have grown between the two countries, once on opposite sides of the Cold War fence, and the US is now India's biggest trading partner.

The two countries have also overseen increased military ties, holding joint exercises and expanded civilian, space and hi-tech contacts.

http://news.bbc.co.uk/2/hi/south_asia/4632635.stm

Etiketler: ,

07 Haziran 2005 Salı

Hindistan'ın Yeni Savaş Uçağı İhalesi


126 uçağı kapsayan ihale ile ilgili DefenseNews'da 6 Haziran'da yayınlanan makale... 9 milyar dolarlık projenin sebebinin LCA projesindeki gecikmeler ve hava kuvvetleri stratejilerindeki değişimler olduğu belirtilmiş. Orijinalde tüm hava kuvvetlerini Su-30 ve LCA ile donatma planı, bu sebeplerle değiştirilmiş...

Makalede yer alan Hint Hava Kuvvetleri komutanı Pal Tyagi'nin ifadesine göre Hindistan ağır, orta ve hafif olmak üzere üç türde savaş uçağına sahip olmayı hedefliyor. Su-30, Mirage-2000, LCA ve ihalesi yapılan MRCA bu planın sacayakları...

İlginç bir sürpriz yaparak bu ihalede boy gösteren F-16'nın seçimi ise, bölgede yeni jeopolitik ilişkilerin ve dengelerin kurulduğunun göstergesi olabilir..


India Plans To Buy 126 Medium-Range Fighters

By VIVEK RAGHUVANSHI, NEW DELHI

Instead of depending entirely on the Light Combat Aircraft (LCA) to upgrade its aging fighter fleet, the Indian Air Force is pressing ahead with plans to supplement its indigenous jet with 126 new medium-range combat jets under a program valued at some $9 billion.

Senior leaders want a mix of LCAs and new medium-range planes to complement heavy aircraft like the Su-30MKI built by Russia’s Sukhoi, now being produced under license in India.

Originally, the Indian Air Force wanted a force composed entirely of LCAs and Su-30s. But delays in LCA production and change in Air Force strategy are driving the service toward a medium-range aircraft as well.

The medium-range program is now the Air Force’s top acquisition target to fulfill its goal of a mixed fleet of multirole combat aircraft.

Guided by Staff Qualitative Requirements (SQR) the service issued in 2000, the Defence Ministry announced in December that it was asking leading aircraft makers to submit technical information for the purchase of the 126 medium-range, multirole combat aircraft.

The 126-aircraft purchase is necessary, said Air Chief Marshal Shashindra Pal Tyagi, because “the indigenously developed Light Combat Aircraft [LCA] is still under development and is likely to be available for induction only by 2008 to 2010. Further, the LCA is a 10-ton class of aircraft, and as is evident from the name, it is a light combat aircraft. On the other hand, the 126 MRCAs [multirole combat aircraft] are required in the medium-weight category [20-ton class], and their procurement should not be compared with the LCA procurement.”

He added, “In the long run, we intend having a force structure for the IAF that is a mix of light, medium and heavy combat aircraft. The LCA falls in the light category, Su-30s in the heavy category, and the 126 MRCAs in the medium category. Hence, we are looking for a single type of aircraft capable of undertaking multiple roles in the medium category.”

So far, requests for information have been sent to France’s Dassault for the Mirage 2000-5, America’s Lockheed Martin for the F-16, Russia’s RAC MiG for the MiG-29 SMT, and Sweden’s Saab for the JAS-39 Gripen.

Currently, the Air Force has a limited number of multirole aircraft, including the Su-30MKI, Mirage 2000-H and MiG-29 aircraft. Most of the service’s combat fleet is composed of MiG jets, which are primarily used for point defense and therefore limited in their ability to destroy targets on low-flying missions.

The Air Force also has British-made Jaguar aircraft, but they are equipped solely for ground-attack missions.

The MiG series and the Jaguars were bought to counter the low-flying aircraft from Pakistan.

A senior Defence Ministry official said India will forge a new geopolitical alliance while finalizing the contract for 126 multirole combat aircraft.

He said an American defense firm has been invited to compete for the first time, and if India chooses the F-16 aircraft, the decision would be shaped by political considerations.

The Defence Ministry hopes to sign a contract within three years after issuing the formal limited global tender, expected before the end of this year. Once the companies submit their technical specifications in response to the Air Force’s request for information, service officials will prepare their global tender.

A draft paper is being prepared to finalize an offset clause for the program, said an official in the Defence Ministry’s Department of Defence Production. The Defence Ministry also is likely to include a clause under which the supplier will be asked to buy back spare parts and other related support systems up to the value of 20 percent of the entire contract, he added.

The draft paper also will demand complete technology transfer of all crucial subsystems, including engine, avionics, fly-by-wire systems, electronic warfare suites, communication systems and the source code of the aircraft.

The Air Force is expected to release funding for licensed production of the aircraft to allow Hindustan Aeronautics to create manufacturing facilities, the second Defence Ministry official said.

The defense production official refused to assess whether the ministry can finalize the contract within three years after floating a limited global tender.
http://www.defensenews.com/story.php?F=873246&C=mideast

Etiketler: , , , , , ,

03 Mayıs 2005 Salı

Ejder ve Kaplan - III: Çin'in J-10 Projesi (2)





(Source: Frost & Sullivan; issued May 27, 2004)

By Michel Merluzeau, Frost & Sullivan

Recent pictures obtained by Frost & Sullivan show the new J-10 combat aircraft more closely than ever before. At first look, the aircraft is very impressive, particularly when compared to previous generation Chinese built types. However, one must be cautious about the true extent of Chinese "original" content in this aircraft, as many experts of the Chinese military have extensively elaborated upon in the past.


We have examined the aircraft and its capabilities internally, as well as in previous articles, roughly equivalent to an F-16C, the FC-10 is China’s hope to achieve independence in the production of advanced combat aircraft and may have export potential in the next 5-6 years.

Such a program however has significant repercussions for the Chinese industry as a whole. The advanced technologies developed for and used on this aircraft have propelled the Chinese industry in a new technology era, and will most likely lead to the acceleration of several new programs in the area of weapon systems, payloads and sensors.

To some degree, the J-10 is roughly the equivalent of a mini Apollo program for the Chinese. We estimate that roughly 150,000 people are directly or indirectly participating in this program. As a direct consequence of the lengthy development of J-10, China has made key advances in the areas of propulsion, low observability and flight control systems that will be further refined and integrated in the J-12.

This also raises the usual concerns about technology transfers by third party countries such as Israel and Pakistan, which have undoubtedly provided China with a wealth of knowledge, worth millions of man-hours of research and development.

Now, looking back at the aircraft itself, it is most interesting to note the apparent quality of the manufacturing process, which is in sharp contrast with previous versions of the J-8II for example. Engines and radar are derivatives or licensed versions of Russian origin initially developed for the ill-fated Mig-33. Indeed, China and its original partner in the J-10 project, Israel, were not capable of developing the advanced propulsion system needed for aircraft. China then turned to Russia who initially supplied the AL-31F, which are used in China's J-11 Flankers. J-10 now uses the modified AL-31FN, which is a miniaturized upgraded version of the F model and has a modular afterburner.

We also believe that the current engine used on the J-10 is only going to be fitted on early production; a next generation engine, the WS-10/A turbofan engines designed by Shenyang Motor Company will likely be fitted later on. The WS-10/A has already completed flight-testing on a J-11/SU27. We can expect WS-10/A to be a lighter engine with performance superior to the AL-31FN, in the area of 25,000Lbs of thrust. Russian and Chinese engineers are also collaborating in the area of thrust vectoring developed for the SU-35, and future versions of J-10 or more likely J-12 could be fitted with this additional capability.

J-10 is bad news for Taiwan and India. Now equipped with advanced generation aircraft (J-11, J-10 and may be FC-1), and developing its AEW capabilities, China is almost on par technologically with some of Taiwan’s most advanced aircraft.

Still, much needs to be done in the areas of training and weapon systems to give the PLAAF a significant advantage over the Taiwan straits. Although China is in a position to fight and possibly win such an engagement now, its capabilities and chances of success will reach new levels around 2008-2009. That’s of course if you take the US out of the equation…

Etiketler: , , , , , ,

27 Nisan 2005 Çarşamba

Hindistan Hava Kuvvetleri ve LCA


TD-1 test uçuşunda. "KH-2001"deki K ve H, Kota Harinarayana'nın, LCA proje şefinin adının ilk harfleri.


Dünyanın ikinci en kalabalık nüfusuna sahip Hindistan, nükleer güç olma özelliğinin yanı sıra, bölgesel ve küresel sebeplerden dolayı, nitelik ve nicelik açısından kuvvetli bir savunma organizasyonunu idame ettirmek durumundadır. Bunun en başta gelen sebeplerinden birisi de Hindistan’ın ezeli rakibinin, komşusu Pakistan’dan ziyade süper güç Çin olduğu gerçeğidir. Hem Rusya hem de başta Fransa ve İngiltere olmak üzere Batı ile savunma alanında köklü ilişkilere sahip olan Hindistan, savunma sanayisinde de çok önemli adımlar atmış, bilhassa yazılım sektöründe kaydettiği olağanüstü ilerlemenin meyvelerini toplamaya başlamıştır.


Savunması gereken çok geniş bir alan olan ve karşısında güçlü bir ittifak (Çin-Pakistan) bulunan bu ülkenin başta hava kuvvetleri olmak üzere silahlı gücünde yöneldiği çözümlere genelde Doğu (Rus) ve Batı (İngiliz – Fransız) karması şeklindedir. Ancak yukarıda da değinildiği üzere hem nitelik (kalite) hem de nicelik (sayı) açısından belirli bir üstünlüğe sahip olması gereken Hindistan’ın, bunu yurtdışı alımlarla sağlaması çok pahalı ve ulusal güvenlik açısından tehlikeli bir çözümdür. Zira olası bir kriz anında gelebilecek ambargo veya başka siyasi sorunlar, savunma sistemlerinin tedariği ve idamesinde büyük sorunlar yaratabilir, ki bunun en güncel örneği Mayıs 1998’de gerçekleştirilen nükleer denemenin akabinde ABD’deki Clinton yönetiminin uyguladığı ambargonun LCA programına olan etkisidir.

Hindistan Hava Kuvvetleri’nin bugünkü durumu

Hindistan, Çin’den sonra en büyük MiG-21 filosuna sahip olan ülkedir. Bu ülke 1967 – 1984 arasında lisans altında üretimle 675’den fazla MiG-21’i envanterine katmıştır. Ucuz ve bakım / idamesi kolay bir hafif çok rollü uçak olan MiG-21, zamanla Hindistan’a büyük sorunlar doğurmaya başlamıştır. Bu sorunlardan bazıları şunlardır:

1. MiG-21’in silah kapasitesi ve performansı modern hava muharebe koşullarına göre yetersizdir.

2. MiG-21’in harbe hazırlık oranı ve güvenilirliği çok düşüktür. Hindistan Hava Kuvvetleri sadece 1990 – 2000 yılları arasında 172 MiG-21 kazasında 52 pilot hayatını kaybetmiştir. LCA’nın aşağıda değinilecek gecikmesi, Hindistan için çok pahalıya mal olmuştur.

3. Hint Hava Kuvvetleri’ndeki MiG-21 pilotları, bu uçağa geçmeden önce Kiran eğitim uçağında uçmaktadırlar. Ses altı bir uçak olan Kiran, Mach 2 rejimindeki MiG-21 için yeterli tecrübeyi kazandıramamaktadır. MiG-21 kazalarının çoğunda pilotların gençe teğmenler olması bu açıdan şaşırtıcı değildir. Hindistan pilot eğitimindeki bu açığı kapatmak için, 2007 – 2010 arasında teslim edilmek üzere, 1.7 milyar Sterlin tutarında bir projeyle 66 adet Hawk AJT (Advanced Jet Trainer) tedariğine karar vermiştir. Bu uçakların 24’ü British Aerospace tarafından teslim edilecek, kalan 42’si lisans altında Hindistan’da üretilecektir.

Hindistan Hava Kuvvetleri ortaya çıkan açığı kapatmak üzere 1996 yılında 340 milyon $ bütçeli MiG-21 modernizasyon projesini başlatmıştır. Rusya ile ortaklaşa yürütülen ve MiG-21-93 programının MiG-21UPG kodlu Hint versiyonu olan bu projede, 125 uçağın modernize edilmesi planlanmıştır. İlk ikisi Aralık 2000’de teslim edilen MiG-21UPG’lerin 2010 civarına kadar hizmette kalması düşünülmektedir. Bu programın içeriğine kısaca bakacak olursak:

- Kopyo radar + atış kontrol sistemi

- Dijital uçuş kontrol bilgisayarı

- Kaska monteli nişangah (HMD), HUD, MFD

- INS, Silah yönetim bilgisayarı, yeni nesil mühimmat (R-73, R-77 vs)

Hindistan Hava Kuvvetleri’nin envanterinde 2003 itibariyle 28 Su-30MKI (teslimatlar devam etmekte, toplam 40 adet üretilecek), 40 Mirage-2000H/TH, 49 Jaguar S/B, değişik tiplerde 286 MiG-21 (125’i UPG programında), 78 MiG-23BN/MF/UM, 135 MiG-27M ve 72 MiG-29B/UB bulunmaktadır.

LCA’ya giden yol

LCA projesi, Hindistan Hava Kuvvetleri tarafından 1983 yılında, envanterdeki geniş MiG-21 filosunun yerine geçecek çok rollü hafif bir savaş uçağı gereksiniminin belirtilmesiyle başladı. Bu uçaktan istenenler yüksek manevra kabiliyetine sahip olması, hafiflik, tüm modern hava-hava ve hava-yer mühimmatını kullanabilmesi ve ucuz olmasıydı. Uçağın başta aviyonik olmak üzere belli başı tüm sistemlerinin yurt içinde geliştirilmesi, motor gibi bazı sistemlerin de lisans altında üretilmesi planlanmıştı. LCA, yerine geçeceği MiG-21, MiG-23 ve MiG-27 uçaklarından çok daha üstün bir performansa sahip olmalıydı.

Proje için ayrıntılı bir planlama yapıldı. İlk önce üç kademeden oluşan bir yönetim organizasyonu oluşturuldu. Bu organizasyon, en tepede başkanının savunma bakanı olduğu 15 üyeli bir yönetim kademesi, altında başkanının savunma bakan yardımcısı olduğu 10 üyeli idare kademesi ve onunda altında başkanının ADA ( Aeronautics Development Agency) direktörü olduğu bir teknik komiteden müteşekkildi. Teknik komite, LCA ile ilgili her türlü araştırma – geliştirme faaliyetinden sorumlu idi. LCA projesinin başlangıcından beri teknik komitenin şefi olan Prof Dr Kota Harinarayana, 2002 yılında bu görevinden ve ADA direktörlüğünden ayrılarak Haydarabad Üniversitesi’ne dönmüştür. Bu gelişme, LCA’nın geleceği üzerindeki kuşkuları bir kat daha artırmıştır, zira Harinarayana LCA konusunda aşırı iyimser olmasıyla tanınmaktaydı.

LCA proje yönetim kademelerinin oluşturulmasını müteakip, kavramsal tasarım çalışmaları Ekim 1987 – Eylül 1988 arasında, Dassault’un desteği ile tamamlandı. Bu çalışmalar sırasında Hindistan’ın sanayi ve teknoloji altyapısı da göz önünde bulundurulunca, proje ile ilgili bazı tehlikeler belirdi. Bunlardan başlıcaları projenin tamamlanmasının çok uzun sürebileceği, planlanandan daha pahalıya mal olabileceği ve istenilen performans kriterlerinin sağlanamayabileceği idi. Bu tehlikelere karşı ayrıntılı bir proje planı hazırlandı. Buna göre araştırma – geliştirme çalışmaları başlıca iki safhaya ayrıldı:

Safha 1
İki adet “teknoloji sergileyicisi" (Technology Demonstrator) üretimi (TD-1 ve TD-2)
İki adet prototip (Prototype Vehicle) üretimi (PV-1 ve PV-2)
Gerekli uçuş test tesislerinin ve fiziki altyapının inşası

Safha 2
Üç adet prototip üretimi (PV-3, PV-4 ve PV-5. PV-5 çift kişilik eğitim modeli)
Gerekli uçuş test tesislerinin ve fiziki altyapının inşası.

Proje tanımlama aşamasında ilk uçuşun 1990 yılında yapılması ve hizmete girişin 1994 yılında gerçekleştirilmesi öngörülmekteydi. Bunun ne kadar gerçekçilikten uzak bir hedef olduğu daha sonra anlaşılacaktır. Bütçe sorunları, özellikle tesis inşasının maliyeti beklenmedik ölçüde artırması ve bilhassa uçuş kontrol sisteminin (Flight Control System – FCS) geliştirilmesinde karşılaşılan sorunlar sebebiyle Safha 1’e ancak 1990 yılında başlanabildi.

Ön tasarım çalışmaları sonucunda ortaya çıkan LCA, çift açılı delta kanada sahip, kanatçık (kanard) veya yatay kuyruk taşımayan, tek dikey stabilizeli, tek motorlu bir uçaktı. Toplam uzunluğu 13 metre ve gövde yapısı alüminyum-lityum alaşımı, karbon fiber kompozit malzeme ve titanyumdan oluşan LCA’da kullanılan malzemenin %40’ı kompozitti. Dijital “fly-by-wire" sistemine sahip LCA, statik olarak kararsız bir uçak. Gelişmiş uçuş kontrol yazılımı uçağın kararlılığını sağlıyor ve doğrudan manevra kabiliyetini etkiliyor.

Burada bir parantez açarak kararlılık ve uçuş kontrol sistemi (FCS) konusuna değinmekte fayda görmekteyim:

Ters çevrilmiş küresel bir kase ve üzerine konulmuş bir bilye düşünelim. Bilyeye parmağımızla hafifçe dokunsak bile aşağı yuvarlanacaktır. Bu, kararlılık sınırındaki bir sisteme örnektir. Kontrol altındaki veya kontrol dışı en ufak bir dış etken sistemin “kararlılığını" (yani bilyenin hareketsiz konumunu) bozacaktır. Burada kontrol edilebilen dış etken (mühendislik terimi ile giriş / input) parmağımız, kontrol edilemeyen dış etken (mühendislik deyimiyle bozucu etki / gürültü / perturbation) ise söz gelimi rüzgardır.

Bu sefer bilyeyi kasenin içine koyalım. Bilyeye ne kadar fiske vurursak vuralım kase çeperinde belli bir miktar yükseldikten sonra eski konumuna, yani kasenin dibine geri gelecektir. Yani “kararlı" olan bu sistem her türlü (kontrol edilebilen veya edilemeyen) dış etkene karşı kendini konumunu koruyabilmektedir. Eğer bilyeyi kaseden dışarı çıkarmak istiyorsak parmağımızla büyük bir kuvvet uygulamalıyız – bu kuvvet ters çevrilmiş kasenin tepesindeki bilye için uygulayacağımızdan misliyle fazladır.

Basitleştirerek izah etmeye çalıştığım bu prensibi uçağa uyguladığımızda, manevra kabiliyeti açısından uçağın mümkün olduğunca az kararlılığa sahip olması en ideal durumdur. Çünkü bu şekilde uçağa verilecek en küçük kumanda girişinde bile uçağın yön değiştirmesi sağlanabilmektedir. Ancak burada önemli olan husus, kontrol edilemeyen dış etkenlere karşı (söz gelimi hava akımı) uçağın “duyarsız" olmasıdır. FCS burada devreye girmektedir, zira bu işlemlerin klasik kontrol yöntemleri ile gerçekleştirilmesi mümkün değildir. Bütün bu proses her türlü verinin hızlı biçimde işlendiği, uygun tepki organlarına uygun sinyalleri iletecek bir işlemcinin varlığını zorunlu kılar. Bu işlemci için ise uygun yazılım geliştirilmelidir.

FCS, uçağın her türlü yapısal ve aerodinamik verilerine sahip olmalıdır. Bu verilerin elde edilmesi ise ancak uzun ve zahmetli test uçuşları ile olur. Çünkü en hassas veriler rüzgar tüneli testlerinde değil, gerçek uçuş sırasında elde edilir. Çok sayıda yapılan uçuşlar sonunda elde edilen katsayılar ışığında uygun kontrol algoritmaları geliştirilir. Söz gelimi FCS, pilotun levyeyi çok sert bir şekilde geri çekmesinin, uçağın yapısal limitlerinin aşılmasına sebep olacağını hesaplarsa bu manevraya izin vermez. FCS’nin hızlı ve etkin bir şekilde çalışmasını sağlayacak süreç çok uzun ve pahalı çalışmaları gerektirir. Su-27 savaş uçağında bulunan FCS, normal şartlarda izin vermeyeceği için “Cobra Manevrası"ndan önce pilot tarafından devre dışı bırakılır.

LCA, aerodinamik olarak kararsız bir uçak olduğundan FCS olmadan uçamaz. LCA FCS’sinde kullanılan yazılım açık kaynak kodlu olup ADA tarafından geliştirilmiştir. Bu şekilde uçağa daha sonra yapılacak değişiklik ve modifikasyonlar için yazılım update’i yeterli olmaktadır.

Son bir not olarak F-16 Fighting Falcon’un fly-by-wire sistemine sahip ilk savaş uçağı olduğunu eklemekte yarar görüyorum.

Artan sancılar ve bir türlü doğmayan çocuk

Yukarıda bahsedilen sebeplerden ötürü ilk LCA (TD-1) ancak 1995 yılında tamamlandı. Uçakta kullanılacak FCS’nin geliştirilmesinde karşılaşılan zorluklar uçuşun gecikmesine sebep oldu. FCS testleri İngiltere’de BAe tesislerinde simülatör, ABD’de ise bir adet F-16D VISTA (Variable In-flight Stability Aircraft) üzerinde gerçekleştirildi. Bu testler devamlı karşılaşılan zorluklar sebebiyle tahmin edilenden daha da uzadı. Bu arada LCA programı için büyük bir “talihsizlik" meydana geldi.

Hindistan’ın Mayıs 1998’de gerçekleştirdiği nükleer test üzerine Clinton yönetimi bu ülkeye ambargo uygulama kararı aldı. Bu kararın hemen akabinde ABD’de uçuş testlerinde bulunan mühendisler geri gönderildi ve ABD’nin LCA kapsamında sağladığı her türlü teknik destek kesildi. Bu ambargonun bir başka olumsuz etkisi de motor konusunda oldu. LCA’nın, F/A-18, B-2, F-117 ve JAS-39 Gripen’da kullanılan General Electric F-404F2J3 turbofan motoru kullanması planlamış, 11 adet F-404 alınmış ve TD-1’e monte edilmişti. Ambargo diğer konularda olduğu gibi motor konusunda da LCA için belirsizlikleri doğurdu. Bu gelişme üzerine Hindistan LCA için kendi motorunu geliştirmeye karar verdi. Bu, projenin başlangıcında alınan “kendini kanıtlamış bir motor etrafında bir savaş uçağı geliştirme" hedefinden zaruri ve büyük bir sapmadır. (Bush yönetimi Hindistan üzerindeki ambargoyu kaldırmıştır)

FCS ve motor konularındaki kriz LCA projesini büyük sekteye uğrattı. Henüz FCS’si tam olarak hazır olmayan TD-1 uzun süre yazılımın iyileştirilmesini bekledi. Kaveri’nin tasarım çalışmalarının uzun süreceği belli olunca testlerin F-404 ile yapılması kararlaştırıldı ve TD-1 yer testlerini 1999’da tamamlamasını müteakip 4 Ocak 2001’de, yani fabrikadan çıkışından 7 sene sonra ilk uçuşunu gerçekleştirdi. TD-1 ile yapılan bir seri test uçuşunu 6 Haziran 2002’de TD-2’nin uçuşu izledi. Planlanan hizmete giriş tarihinden 8 sene sonra…

Motor

FCS ile birlikte LCA programındaki başlıca sorun kaynağı olan motor için Hindistan’ın GTRE kuruluşu, Fransız Snecma firması desteğinde bir turbofan motoru tasarımı çalışmalarına başladı. Snecma, Rafale yeni nesil savaş uçağında kullanılan M-88 motorlarının üreticisidir, ve ilginç bir bilgi de Rafale’nin ilk uçuşunu F-404 turbofan motorları ile gerçekleştirdiğidir.


Kaveri turbofan motor

Kaveri, sanılanın aksine M-88 kopyası değil, özgün bir tasarımdır. İki motorun bazı teknik verilerinin incelenmesi bunu kanıtlayacaktır:

...........................................Kaveri........................M-88
Hava akış oranı:...................78 kg/s.......................65 kg/s
By-pass oranı:......................0.16...........................0.3
Maksimum kuru itki:.............52 kN.........................50 kN
Basınç oranı:........................21.5...........................24.5

Kaveri motorunun testleri için Rusya’nın nispeten ucuz uçuş test tesisleri ve altyapısı kullanıldı. Testler için bir adet Tu-16 bombardıman uçağı tadil edilerek uçuş denemeleri gerçekleştirildi. Motorun sertifiye edilmesi için halen testler devam etmektedir. Bush yönetiminin ambargoyu kaldırmasından sonra 40 adet ilave F-404 siparişi verilmiştir. Planlar, Kaveri’nin Ar-Ge çalışmalarının tamamlanmasına kadar ilk LCA’ların F-404 ile uçması yönündedir.

Radar ve aviyonikler

LCA’da kullanılan neredeyse tüm aviyonik sistemler Hindistan’da geliştirilmiştir. Bu çalışmaların uzaması projenin de gecikmesine sebep olmuştur. Bilhassa yukarıda değinilen FCS Ar-Ge süreci oldukça sancılı geçmiştir.

LCA’da kullanılan belli başlı aviyonikler ve özellikleri şu şekilde özetlenebilir:

Radar: Hint CABS kuruluşu tarafından geliştirilen çok modlu Pulse Doppler radar sistemi, look down – shoot down ve yüzey haritalama kabiliyetlerine sahip. Aynı anda 10 hedefi takip edebilen radarın testleri Hint Hava Kuvvetleri’ne ait modifiye edilen bir Avro HS-748M uçağı üzerinde gerçekleştirildi. Radarın LCA üzerindeki testlerinin PV-2 üzerinde gerçekleştirilmesi planlanmakta.

Görev Bilgisayarı: 32 bit tabanlı olan görev bilgisayarı tüm uçuş verilerinin hesaplanması, tüm ana ve alt sistemlerin denetimi ve kontrolügibi işlemleri yürütüyor. MIL-STD-1553B veriyolu mimarisi üzerine inşa edilen bilgisayar 80386 işlemciye sahip.

DFCC (Digital Flight Control Computer – Dijital Uçuş Kontrol Bilgisayarı): Kanatçıklar, flaplar gibi tüm kontrol yüzeylerinin uygun şekilde kontrol edilmesi ve denetlenmesinden sorumlu. Aynı zamanda her türlü uçuş ve seyrüsefer verilerinin hesaplanması işlevini yerine getiriyor.

CCU (Control Coding Unit – Kontrol İşleme Ünitesi): Tüm kumanda giriş ve çıkış işlemlerini yapıyor. Acil durumlarda görev bilgisayarının yedeği olarak devreye girebiliyor.

Display Processor (Gösterge İşlemcisi): HUD (Head Up Display – Baş Üstü Gösterge) ve MFD’de (Multi Function Display – Çok Rollü Gösterge) yer alacak bilgilerin işlendiği sistem.

ECS (Environment Control System – Ortam Kontrol Sistemi): Uçağın düzgün çalışması ve kokpitin uygun koşullarda bulunmasından sorumlu sistem. Hava basıncı, sıcaklık, oksijen vs gibi pek çok etkeni kontrol ediyor.

Bunların yanı sıra, elektrik sistemi ve motor işleyişinden sorumlu EEMS (Engine and Electrical Monitoring System), yakıt durumunu kontrol eden DFM (Digital Fuel Monitoring), hidrolik sistemler ve frenleri kontrol eden DHBM (Digital Hydraulics and Brake Management), HUD, MFD ve HOTAS da tamamen Hindistan’da geliştirilmiş sistemler arasında.

Silahlar

LCA’nın 6 adedi kanatlar ve bir adedi de gövde altında olmak üzere toplam 7 silah taşıma istasyonu bulunuyor. Öncelikli görevi av / önleme olan LCA Gş-23 23 mm topa ilaveten kısa menzil için HMD ile yönlendirilen R-73 (AA-11 Archerer) IR güdümlü füzesi ile orta menzil için R-77 (AA-12 Adder) füzelerini taşıyor. Bunlara ilaveten Marta Super-530D ve R-27 (AA-10 Alamo) için de sertifiye edilmesi düşünülmekte. Yer saldırı görevleri için de klasik ve güdümlü mühimmat kullanabilen LCA, toplam 4000 kg silah taşıma kabiliyetine sahip. Silahlar, radar ve atış kontrol sistemi PV-2 üzerinde denenecek.

Sonuç

Planlanandan çok daha uzun süren ve çok daha pahalıya mal olan LCA projesi artık Hindistan için bir nevi prestij meselesine dönüşmüştür. LCA’nın en erken 2012 – 2015 arasında hizmete girebileceği değerlendirilmektedir, ki bu kavramsal çalışmaların başlamasından 30 yıl sonrasıdır. Bu olağanüstü gecikme eski ve yetersiz MiG-21 filosunun hizmette tutulmasına sebep olmuş, ayrıca astronomik seviyelere ulaşan maliyetler sebebiyle yavaş yavaş kamuoyu desteğinin azalması sonucunu doğurmuştur. Bazı kaynaklar eğer 2010 civarında hizmete giriş gerçekleşmezse Hindistan Hava Kuvvetleri’nin projeye olan ilgi ve desteğini çekebileceğini değerlendirmektedir.

LCA projesinde en başta göze çarpan hata, konulan hedeflerin aşırı iyimser olmasıdır. Kavramsal tasarım çalışmaları esnasında LCA’nın ilk uçuşunu 1990’da yapması, 1994 ortalarında da filo hizmetine girmesi planlanmıştı. 4.5 yıllık bu süre, uçak geliştirilmesi için zaruri olan 2000 test uçuş saatine yetmekten çok uzaktır. Gripen’ın ilk uçuşundan hizmete girişine kadar 6.5 yıl geçmiştir ve Gripen’da LCA’dan çok daha fazla yurt dışı “off-the-shelf" sistem kullanılmıştır. Endüstriyel seviyesi Hindistan’dan çok daha ileri olan Fransa’da Rafale prototipinin üretimine başlanmasından hizmete girişine kadar 16 yıl geçmiştir, EF-2000 Typhoon için bu süre 17 yıldır. Hindistan’ın LCA için prototip üretiminden hizmete girişe kadar geçmesi öngörülen süre 10 yıl idi! Yanlış, eksik ve aşırı iyimser planlama çok değerli zamanın, astronomik meblağların uçup gitmesine sebep olmuştur. Daha da acısı, LCA’nın gecikmesi yüzünden eski MiG’lerle uçmaya devam etmek zorunda kalan pek çok pilot hayatını kaybetmiştir.

Her şeye rağmen üzerinde kararlılıkla durulan LCA, tamamlandığı zaman Hindistan için büyük bir prestij ve moral kaynağı olacktır. Şu anda LCA projesinde ülkenin her yanından 33 Ar-Ge kuruluşu, 11 akademik kurum, 60 büyük ölçkeli sanayi şirketi ve yüzlerce alt yüklenici şirket görev almaktadır. Ülkenin en önde gelen bilim adamları bu projede çalışmaktadır. Ayrıca bu proje ile kazanılan kabiliyetlerin MCA (Medium Combat Aircraft) projesi için yol açacağı değerlendirilmektedir. Hindistan LCA ile tabiri caizse boyundan büyük bir işe kalkışmış ve haliyle epey zorlanmıştır (ve zorlanmaya devam etmektedir). Ancak öyle görünüyor ki göreve başladığı zaman bu uçak Hindistan’ın teknoloji alanındaki rüşdünün ispatı olacak.

Etiketler: , , , , , , ,

26 Nisan 2005 Salı

Ejder ve Kaplan - I: Çin'in J-10 Projesi


Ejder...

Çin Halk Cumhuriyeti (ÇHC), ya da diğer bir ifadeyle anakara Çin’i ile bir ada devleti olan Tayvan (Çin Cumhuriyeti / Milliyetçi Çin) arasında 1949’dan beri bu ülkelerin coğrafi büyüklükleri ile orantısız bir soğuk savaş devam etmektedir. 1949’daki komünist devrimi takiben anakaradan kaçan yaklaşık 2 milyon milliyetçinin kurduğu Tayvan, günümüze kadar uzanan büyük bir sanayileşme ve kalkınma projesi sürdürmektedir. Bir değişim ve gelişim sürecinde olan Komünist Çin ise uzun yıllar içinde bulunduğu izolasyondan sonra yavaş yavaş dünya ekonomik, teknolojik ve bilimsel ortama entegre olmaya başlamıştır.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi üyesi ve bir nükleer güç olan ÇHC, muazzam büyüklükteki askeri yapısıyla dünyanın en büyük ordularından birine sahiptir. Bu ülkenin Tayvan ile olan sorunları (ki esas olarak birleşme eksenlidir) zaman zaman sıcak savaş tehlikesini doğurmaktadır. Tayvan ise oldukça dinamik ekonomik yapısı ve ileri seviyedeki teknolojik kapasitesinin de yardımıyla Çin tehdidine karşı etkin bir savunma gücünü idame ettirmek zorundadır. Bugün Tayvan, dünyada yüzölçümüne oranla en fazla silahlanmış bölgelerden birisidir.

Olası bir ÇHC – Tayvan sıcak çatışmasında esas belirleyici unsurun hava muharebeleri olduğunu ileri sürmek yanlış olmaz. Zira eğer ÇHC Tayvan’ı işgal ve ilhak etmek için bir amfibik harekat yapacaksa mutlak suretle hava üstünlüğünü sağlamak durumundadır. Tayvan ise gerek abluka gerekse çıkarma harekatına karşı ÇHC deniz ve hava unsurlarını bertaraf edecek bir hava + füze gücüne sahip olmak zorundadır. Genelde Batı kaynaklı sistemler kullana Tayvan, bu ihtiyaca yönelik ulusal bir çözüm olarak Ching Kuo (IDF – Indigenous Defense Fighter) savaş uçağını geliştirmiştir.

ÇHC gibi neredeyse sınırsız kaynaklara, dolayısıyla sayı avantajına sahip olmayan Tayvan’ın, bu gücü kalite üstünlüğü ile dengelemesi zaruridir. Ancak gelişen teknoloji ve modern savaş alanı ihtiyaçları, ÇHC’nin de artık nicelikten ziyade niteliğe yatırım sonucunu doğurmuştur. Bu yatırımın en başta gelen örnekleri J-11 / Su-27 / Su-30MKK, FC-1 ve J-10’dur.

Çin Halk Kurtuluş Ordusu Hava Kuvvetleri’nin (ÇHKO-HK) organizasyonuna bakacak olursak ÇHC’nin genel stratejik ihtiyaçları ve tehdit durumuna yönelik olarak 7 ana askeri bölgeye ayrıldığını görürüz. Bunlar: Beijing (Pekin), Guangzhou, Nanjing, Chengdu, Shenyang, Jinan ve Lanzhou Askeri Bölgeleri’dir.

Bunlardan Guangzhou Askeri Bölgesi öncelikli olarak Tayvan tehdidini bertaraf etmek ve gerekirse bu ülkeye karşı düzenlenecek harekata katılmakla yükümlüdür.

2003 itibariyle ÇHKO-HK envanterinde şu uçaklar bulunmaktaydı:

Bombardıman
140 H-6E / F / H
200 H-5

Av / önleme
375 J-7II / IIA / IIH / IIM
80 J-7III
200 J-7E
220 J-8IIA / B / D / E
97 J-11 (Su-27)

Av / bombardıman – saldırı
38 Su-30MKK
300 Q-5
500 J-6B / D / E

Not: J-11 projesinde toplam 200 uçak üretilecek. Program, yılda 15 uçağın teslimi şeklinde devam ediyor.

Çin Halk Kurtuluş Ordusu, Soğuk Savaş’ın bitimiyle birlikte kapsamlı bir yeniden yapılanma ve modernizasyon faaliyetine başlamıştır. Ordunun genel olarak önceliği topyekün harpten olabildiğince kaçınmak, sınırlı yerel çatışmalarda üstünlük kurmak olarak özetlenebilir. Genel olarak Çin ordusu savunma odaklıdır, Çin’in olası bir savaşta nükleer silahları ilk kullanan ülke olmayacağını deklare etmesi de bu anlayışın bir yansıması olarak kabul edilebilir. Ancak bu savunma bazlı stratejik yapılanma, Hindistan ve Tayvan gibi ülkelerle yerel çatışmaların gerçekleşmeyeceğinin garantisi değildir. Gerçekleşme ihtimali yüksek olan bu gibi bir çatışmada üstünlük kurmak için acil reaksiyon kabiliyetini haiz, teknolojik olarak mümkün olan en üst imkanlarla donanmış askeri güçlere ihtiyaç vardır. Ancak şu anki yapısı Çin Hava Kuvvetleri’nin bu özelliğe sahip olmaktan uzak olduğunu göstermektedir. Genel olarak ÇHKO-HK'nin başlıca sorunları şu şekilde sıralanabilir:

1. ÇHKO-HK genel olarak bir savunma kuvveti rolündedir ve bazı açılardan kara ordusunun havadaki uzantısı gibi görev yapmaktadır. 20. yüzyılın sonlarına kadarki başlıca görevi önemli şehir / bölgeleri korumak ve Çin’e havadan gelebilecek tehditleri bertaraf etmektir. Ofansif hava gücü doktrinine sahip değildir ve gerek stratejisi gerekse ekipmanı bu tarz bir düşman topraklarının derinliklerinde saldırı (deep penetration / strike) harekatı gerçekleştirebilecek kapasitede değildir.

2. Hava kuvvetlerinin büyük bölümünü oluşturan J-6 (MiG-19 kopyasıdır), Q-5 (MiG-19’dan türetilmiştir), J-7 (MiG-21 kopyasıdır) gibi uçakların teknolojisi 1950’li ve 1960’lı yıllara dayanamaktadır. Uçakların büyük bölümü gece ya da kötü hava koşullarında harekat yapabilecek kabiliyete sahip değildir. Yer saldırı uçakları kara birlikleriyle koordinasyon sağlamak için gerekli ekipmana ve bu uçakların mürettebatı bunun için gerekli eğitime sahip değildir. Daralan ÇHKO-HK bütçesi modern savaş uçaklarının tedariğini hızlandırmaya yetmemektedir.

3. Eğitim sistemi modern çağın gereksinimlerine cevap vermekten uzaktır. Yıllık uçuş saatleri J-11 (Su-27) / Su-30MKK pilotları haricinde oldukça düşüktür (bu uçakların pilotları yıllık 180 saat civarı uçarken diğer uçaklar için ortalama 100 saat civarındadır). Ayrıca eğitim altyapısı modern değildir, özellikle simülatör eğitimleri ilkel sistemlerle yapılmaktadır.

4. Komuta – kontrol ve istihbarat (C4I) yetenekleri bölgesel ve yerel ölçekte yeterli değildir. Genelde Çin Halk Kurtuluş Ordusu, özelde ÇHKO-HK, “bilgi savaşı” icra etmek için yeterli donanıma ve eğitime tam anlamıyla sahip değildir.

Savunacak alanı çok geniş olan ve sayıca belirli bir üstünlüğe sahip olmak zorunda olan Çin, son zamanlarda başta hava ve deniz kuvvetleri olmak üzere kapsamlı bir modernizasyon programı yürütmektedir. Nitelik ve nicelik sarmallarıyla boğuşan Çin ordusunun programdaki en büyük projelerinden birisi de J-10 programıdır.

J-10 (Jianjiji -10) Projesi

1980’li yıllarda Sovyetler Birliği’nin MiG-29 ve Su-27 gibi modern savaş uçaklarını hizmete sokması, Hindistan, Tayvan’ın hava kuvvetlerini modernize etmeleri ve envanterdeki uçakların son derece yetersiz kalması, Çin’de yeni bir savaş uçağına olan ihtiyacı ortaya çıkardı. Bu yeni uçağın öncelikli görevi hava üstünlüğü idi ve J-6 ile J-7 uçaklarının yerini alması planlanmıştı. Uçağın ilk tasarım çalışmalarına 1988 Ekim’inde 611 no’lu Araştırma Enstitüsü’nde başlandı. İptal edilen J-9 projesinden hareketle başlanan bu ön tasarım çalışmalarında Pakistan’dan alınan bir F-16’dan da faydalanıldığı tahmin ediliyor. İsrail’in 1987 yılında ABD baskısıyla Lavi projesini iptal etmesinden sonra Çin, bu ülkeden J-10 projesi için yoğun destek almaya başladı. İsrail’in Çin’e özellikle J-10 kapsamında sağladığı destek halen ABD – Çin – İsrail üçgeninde yoğun tartışmalara ve yer yer gerginliklere sebep olmaktadır.

MiG-23 gövdesini baz alan J-9 uçağının maketi. Bu program iptal edilmiştir.

Bu noktada ufak bir parantez açıp Çin – İsrail askeri işbirliğini J-10 perspektifinden inceleyelim:

Çin – İsrail Savunma İşbirliği ve J-10 – Lavi İlişkisi

Çin ile İsrail’in savunma alanındaki işbirliği 1980 başlarında start almıştır. 80’li yılların ortalarına doğru nispeten durgun artan bu işbirliği, 1987’de Lavi saldırı uçağı projesinin iptalinden sonra belirgin biçimde hız kazanmıştır. Aralık 1991’de yayınlanan bir Kongre raporunda ABD, İsrail’in Çin’de savunma işbirliğini koordine edecek bir ofis açmayı planladığını ve bu ofisin öncelikli görevinin aviyonik teknolojisi transferini yürütmek olduğunun tahmin edildiğini açıklamıştır. Ayrıca ABD Dışişleri soruşturma komisyon başkanı Sherman Funk tarafından Mart 1992 tarihinde kaleme alınan başka bir rapor, İsrail’i 1983 yılından itibaren giderek artan biçimde Çin’e izinsiz olarak ABD kaynaklı teknoloji transfer etmekle suçlanmıştır. Bugün artık J-10’da İsrail kaynaklı aviyoniklerin kullanıldığı bilinen bir gerçektir, ayrıca İsrail J-10 uçağında kullanılacak radar için Elta üretimi EL/M-2035 ile teklif vermiştir.

Çin – İsrail savunma ilişkilerinin en somut ürünlerinden birisi de İsrail yapımı bir AIM-9L versiyonu olan Python-3 kısa menzilli havadan havaya füzesidir. Çin’de PL-8 kod adı ile üretilen bu füzeler halen ÇHKO-HK tarafından kullanılmaktadır ve J-10’da da kullanılmaları planlanmıştır. Ancak dönemin İsrail başbakanı Benjamin Netanyahu tarafından 1998’de Pekin’de imzalanan anlaşma ile karara bağlanan Phalcon erken uyarı sistemlerinin satışı, ABD’den gelen yoğun baskı neticesinde 2000 yılında İsrail tarafından iptal edilmiştir.

Her ne kadar Lavi baz alınarak geliştirilmiş olsa da J-10,bu uçağın bir kopyası değildir. Çin havacılık endüstrisi motor ve aviyonik konularında yeterli çözümler üretecek konumda değildir. Bu sebepten ötürü aviyonik alanında başlıca destek, yukarıda da belirtildiği gibi İsrail’den gelmiştir. Genel tasarım incelenecek olursa J-10’un Lavi’den benzerliklerinin yanı sıra bazı farklılıklarının bulunduğu görülebilir. J-10’un delta kanat ve kanatçık (canard) tasarımı Lavi’den farklıdır, ayrıca kullanılan motor (AL-31F) Lavi’dekinden (PW 1120) daha yüksek performanslıdır, ayrıca başta hava alığı olmak üzere ön gövde tasarımı da değiştirilmiştir.

Bu parantezi kapatıp J-10 programının seyrini incelemeye devam edelim…

J-10 uçağının tasarım çalışmalarına 611 ve Chengdu Aircraft Industry Corporation (CAC) tarafından devam edilirken bazı önemli gelişmeler oldu. SSCB’nin yıkılması, Soğuk Savaş’ın sonra ermesi ve 90’lı yıllardan itibaren özellikle Tayvan’ın modern ve yüksek performanslı savaş uçaklarını envanterine katması, ÇHKO-HK'nin J-10’dan beklentilerinde değişiklik yarattı. Başlangıçta MiG-29 ve Su-27 gibi uçaklara karşı tasarlanan ve görevi sadece av / önleme ile sınırlı tutulan J-10’un artık çok rollü bir savaş uçağı olması isteniyordu. J-10’un ilk tasarımları daha klasik bir uçak görünümündeyken, yeniden tasarım sonucunda şimdiki bilinen halini aldı. Bu uçağın başlıca rakipleri ise Mirage-2000, F-16 ve Ching Kuo olacaktı. Ayrıca daha fazla silah taşıma istasyonu, yer saldırı görevlerine yönelik yazılım ve aviyonik ile “terrain following” + “look down – shoot down” özelliklerine sahip radar taşıması isteniyordu. Konseptteki bu değişim, programın uzamasına sebep oldu.

1001 kod numaralı J-10 prototipi ilk uçuşunu 1996 yılında gerçekleştirdi. Ancak ikinci prototipin (1002) 1997 yılında test pilotunun ölümüyle sonuçlanan kazası projede önemli bir aksamaya sebep oldu. Başta motor ve FBW (fly by wire) olmak üzere tüm tasarım en baştan ele alındı ve pek çok özellik değiştirildi. Çalışmalarda hız kazanmak için FBW yazılımı testleri, ÇHKO-HK'e ait bir J-8II üzerinde gerçekleştirildi. Tamamlanan yeniden tasarım çalışmaları sonunda 1003 numaralı prototip 28 Mart 1998 tarihinde ilk uçuşunu gerçekleştirdi ve bu yılın sonunda 1004’ün de uçmasıyla birlikte ilk aşama testler sona erdi. Seri üretim versiyonunun ilk uçuşunu Haziran 2002’de gerçekleştirmesini takiben iki kişilik J-10B de ilk kez Aralık 2003’de uçtu. Bazı bilgilere göre operasyonel test maksatlı 10 adetlik bir J-10 filosu Nanjing Askeri Bölgesi’nde 2003 başlarında hizmete girmiş durumda. İlk 50 adetlik ön-seri üretim paketinin üretimine devam ediliyor. Bu paket ile gerçekleştirilecek testlerin akabinde tam ölçekli hizmete girişin 2007 – 2010 civarında gerçekleşmesi beklenmektedir. J-10 projesinde doğrudan ya da dolaylı olarak 150 bin işçi ve mühendisin çalıştığı tahmin edilmekte.

J-10 ile ilgili bir başka dikkat çeken nokta, tasarım revizyonu sonrasında resmi açıklamalarda bu uçağa “Jian-10” (Avcı – 10) şeklinde değil, “Quan-shi-10” (Saldırı-10) şeklinde atıfta bulunulmasıdır. Bu da bazı kaynaklarca uçağın öncelikli görevinin av-önlemeden av-bombardımana kaydığının göstergesi. Zira direk alım ve lisans altında üretim sonucu belli bir miktar J-11 / Su-27 savaş uçağını envanterine sokan Çin, hava üstünlüğü görevleri için J-10’a, daha doğrusu J-10’da ilk kez kullandığı modern aviyonik sistemlere güvenme konusunda temkinli davranıyor olabilir. Bu yeni durum J-10’un, J-6 ve J-7’ye ilaveten Nanchang Q-5 Fantan (ihraç versiyonu A-5) saldırı uçağının da yerini alacağı şeklinde yorumlanabilir. Ayrıca bilindiği kadarıyla Çin J-10’un iki motorlu ve daha düşük radar kesit alanına sahip bir versiyonu üzerinde de çalışmakta.

J-10, Genel Özellikler

J-10, tek kişilik, tek motorlu ve delta kanat + kanatçık (canard) konfigürasyonunda bir savşa uçağıdır. Bu uçağın bir ilginç özelliği, su damlası ya da köpük (bubble) formundaki kanopiye sahip ilk Çin savaş uçağı tasarımı olmasıdır. Aerodinamik açıdan kararsız olan J-10 dört kanallı bir Fly-by-Wire sistemi ile idare ediliyor. Ayrıca kararlılığı sağlamada yardımcı olmak için gövdenin arka-alt kısmında küçük kanatçıklar (ventral fin) bulunmakta.

Genel görünüm olarak Lavi’ye oldukça benzeyen J-10, bu uçaktan farklı olarak öncelikle hava-hava görevleri için optimize edilmiştir (Lavi’nin birincil görevi yer hedeflerine saldırı idi). Uçağın kullanacağı radar sistemi konusunda henüz karar verilmiş durumda değil. Adaylar Rus Phazotron yapımı Zhuk-10PD (Su-27’de kullanılan radarın gelişmiş modeli), İsrail Elta yapımı EL/M-2035 ve Rus destekli Çin tasarımı JL-10A. J-10 kokpitinde biri renkli üç adet MFD, HOTAS ve bir adet geniş açılı HUD bulunmakta. Kullanılan RWR, ECM gibi sistemler konusunda ayrıntılı ve güvenilir bilgi mevcut değil, ancak Çin’in bu uçak için İsrail’den önemli destek aldığı biliniyor (ki buna yukarıda da değinilnişti).

J-10 savaş uçağında kullanılan motor Rus Saturn / Lyulka üretimi AL-31F turbofan. Bu motor bilindiği gibi Su-27 serisi savaş uçaklarında da kullanılmaktadır. Gerek Çin’de gerekse İsrail’deki mevcut uçak motor endüstrisinin J-10 sınıfındaki bir uçağa yetebilecek bir ürün ortaya koyacak kapasiteye sahip olmaması, Çin’in bu alanda Rusya ile işbirliğine gitmesini zorunlu kıldı. J-10’un ileriki modellerinde, AL-31F motorunun egzoz yönlendirme sistemli versiyonunun kullanılabileceği belirtiliyor. Ayrıca Çin’de bu uçağa yönelik WS-10 motorunun da geliştirme çalışmaları devam etmekte.

J-10’da kanat altlarında 6, gövde altında da 5 adet olmak üzere toplam 11 adet istasyon bulunmakta. Uçağın bir adet 23 mm makineli topu bulunuyor. Ayrıca PL-8 ve R-73 (AA-11 Archer) kısa menzilli, PL-11 / 12 ve R-77 (AA-12 Adder) orta menzilli havadan havaya füzelere ile YJ-8K (C-801) anti gemi füzesi taşıması öngörülmüş. Genel performans açısından F-16C / D ile aynı seviyede olduğu iddia edilen J-10’un muharebe yarıçapının yaklaşık 1000 km olduğu düşünülüyor. Toplam 300 adet üretilmesi planlanan bu uçakla ilgili Çin hükümetinin uyguladığı gizlilik politikası ve dönem dönem maksatlı olarak sızdırılan hatalı haberler, sağlıklı değerlendirme yapmayı oldukça güçleştirmiş durumda.

Etiketler: , , , , , , , , , ,