05 Ekim 2009 Pazartesi

Bunları Biliyor muydunuz?

1. 1970'li yıllarda Libya'nın finansmanını sağlayacağı bir proje ile, Ankara'da lisans altında Jaguar taarruz uçağının üretiminin gündeme geldiğini, üretilecek uçaklardan bir kısmının Libya'ya satılacağını,

2. 1980'lerin ortalarında Öncel Proje I ile üretilecek F-16'ların yanına 40 adet Tornado IDS'nin tedarik edilmesi için İngiltere ile görüşmeler yapıldığını, projenin, İngiltere'nin kredi finansmanı konusunda bürokratik sıkıntılar yaşaması nedeniyle gerçekleşmediğini,

3. 1979 İran İslam Devrimi'nden hemen sonra (ancak ABD ile ilişkilerin tamamen kopmasından hemen önce) İran'ın elindeki tüm F-14A Tomcat uçaklarını satmak için Kanada, , Suudi Arabistan ve İngiltere'ye teklif götürdüğünü, en son Türkiye'ye kapsamlı bir teklif ile geldiğini, F-14'lerin Türk Hava Kuvvetleri'ne transferi karşılığında İran F-4E ve F-5'lerinin Eskişehir'de bakım ve onarımlarının yapılmasının önerildiğini, Hava Kuvvetleri'nden bir heyetin İran'a, Tomcat'leri incelemek üzere gittiğini ve uçakların içinde bulundukları kötü koşullar nedeniyle teklifin reddedildiğini,

4. 1994 - 1995 arasında ABD'den 50 adet A-10 alımının gündeme geldiğini, ABD'nin uçakları teklif ettiğini ancak teklifin Türkiye tarafından reddedildiğini, eğer transfer gerçekleşmiş olsaydı uçakların çok büyük bir ihtimalle 193. Filo'da hizmete gireceğini,

5. Modernize edilen F-4E'lerin kullanacağı havadan yere hassas güdümlü silah sistemi için başlangıçta SCALP seyir füzesinin düşünüldüğünü, bu konuda çalışmalar yapıldığını, ancak Fransa ile gerilen siyasi ilişkiler, maliyet ve teknik nedenlerden dolayı SCALP'ten vazgeçilerek Popeye'nin seçildiğini,

6. 1980'lerin başlarında ABD ile, 4 adet Oliver Hazard Perry sınıfı güdümlü mermili firkateynin, Gölcük Donanma Tersanesi'nde lisans altında inşasının görüşüldüğünü, projenin maliyet ve altyapı yetersizliği nedeniyle rafa kaldırıldığını,

7. MEKO 200 Track firkateyn projesinde 2 adet Track III firkateynin de bulunduğunu, bu ilave siparişin verilmediğini,

8. 1970'lerin başlarında Almanya'dan Roland hava savunma sistemi ve Leopard 1A2 ana muharebe tankı alımı için müzakerelerin yürütüldüğünü,

9. 1980'lerin başlarında Hughes lisansı ile MD-500 helikopterinin lisans altında üretimine dair görüşmeler yapıldığını,

10. 1970'lerin ortalarında ABD ile Super Pinto hafif jet eğitim uçağının lisans altında üretiminin gündeme geldiğini,

11. 1980'de TOW donanımlı 26 adet AH-1S Cobra taarruz helikopteri alımı için ABD ile görüşmelerin yapıldığını,

12. 1994 - 1995 döneminde Türk Kara Kuvvetleri'nin OH-58D Kiowa Warrior silahlı keşif helikopteri almak için girişimlerde bulunduğunu, Ankara Etimesgut'a gelen bir Kiowa Warrior ile deneme uçuşları yapıldığını, ancak daha sonra projenin iptal edilerek keşif ve taarruz helikopteri tedarik projelerinin birleştirilerek ATAK Taarruz ve Taktik Keşif Helikopteri ihalesinin başlatıldığını,


biliyor muydunuz?

Etiketler: , , , , , , , ,

28 Eylül 2009 Pazartesi

Haftalık Bakış #15: Uzun Menzilli Körlük

Soğuk Savaş dönemlerine ait meşhur bir deyiştir: “Nükleer denizaltılar gerçek savaşta kullanılmamak üzere inşa edilirler”

Caydırıcılığın ne demek olduğuna dair güzel bir ifade.

Silah sistemlerinin menzil, kapsama alanı, boyut gibi nitelikleri büyüdükçe stratejik, politik ve ekonomik etkileri, askeri etkilerinin çok çok ötesine geçiyor.

Kıbrıs’ın Rusya Federasyonu’ndan S-300 hava savunma sistemi alması ile başlayan gerginliği hepimiz hatırlıyoruz. Kıbrıs’ta Yunanistan ve Türkiye’yi savaşın eşiğine getiren S-300 füzelerinin teknik kabiliyetlerine dair basında çok şey yazıldı, çizildi (çoğu saçmalıktan ibaret olsa da).

Peki Güney Kıbrıs Rum Yönetimi kaç batarya S-300 sipariş etmişti? Hatırlıyor muyuz? Önemli olan GKRY’nin S-300 gibi son derece etkili bir silah sistemini tedarik ediyor olmasıydı. Türkiye, sistemlerin adaya konuşlandırılmasına izin vermeyeceğini, gerekirse vuracağını ilan etti. Eğer GKRY geri adım atmasaydı, sistemler adaya doğru yola çıksaydı, büyük ihtimalle Türkiye bu sistemleri taşıyan gemileri F-16 uçakları ile bombalayacaktı.

Ancak bu gerçekleşmedi. F-16’lar herhangi bir nakliye gemisini bombalamadı. Bombalayabilme imkan, kabiliyet ve ihtimalleri, krizde GKRY ve Yunanistan’a geri adım attırdı.

İşte caydırıcılık budur.

Bir başka güzel örneği, İran – Azerbaycan gerilimi sırasında Türk Yıldızları akrobasi timinin, Bakı’nın Azadlık Meydanı’ndan yapmış olduğu gösteridir. 1 milyon seyircinin izlediği, 1960 – 1970’li yıllardan kalma, radarsız ikinci el jet savaş uçakları, İran’a geri adım attırmıştır. O uçaklar ki, silah bile taşımıyorlardı halbuki.

17 Ağustos 1999 Depremi’nden sonra değerli bir bilim adamımız deyim yerindeyse haykırıyordu:

“Bir sonraki deprem İstanbul’u vuracak. Ve kötü vuracak. İstanbul ve çevresi harap olacak. Bu kentlerin yeniden inşası için milyarlarca dolar kredi gerekecek. Bu kredi yurtdışından gelecek, başka yolu yok. Sana, yeniden imarın için milyarlarca dolar veren yabancı ülkeler, bir daha o kentleri ve o çevreyi sana bedava yedirtmez!”

İstanbul ve çevresi Türkiye’nin sanayi merkezi. Bu bölgenin mümkün olan en iyi şekilde korunması gerekiyor. GAP bölgesinin de ha keza. Ankara’nın da öyle.

İşin siyasi yönü siyasetçilerin olsun, bugün Türkiye’nin çevresindeki ülkelerin envanterinde ya da tedarik listesinde, Türkiye’nin bu hassas noktalarını vurabilecek sistemler varsa, Türk Silahlı Kuvvetleri de bunlara karşı önlem geliştirmek zorundadır. Bu, TSK’nın görevidir.

Bu kadar basit.

“Vay efendim AB uyum süreci, 17. Yüzyıldan bu yana değişmeyen sınır, X ülkesi ile iyi giden ilişkiler, Y ülkesinin dostça açılımları...”

Bunlar siyasetçilerin işidir. Asker, elindeki araç gereci en iyi şekilde kullanarak, ihtiyacına en uygun sistemi tarif edip envantere katılmasına yardım ederek, caydırıcılık tesis eder. Görevi budur.

İşte bu en temel gerçeklerden bihaber olan “düşünürlerimiz” son günlerde cehalet sınırlarını zorlamaktalar. Hani askerin görevi yurt savunması ile sınırlı kalmalı idi? İşte buyurun, hodri meydan! En temel yurt savunması ihtiyaçlarından biri!

Maskaralığın bir başka boyutu ise, malum “7 küsür milyar” mertebesi.

Foreign Military Sales (FMS; Yabancı Askeri Satışlar) kredi sistemi ile Savunma Sanayii Müsteşarlığı’nın yürütmekte olduğu LORAMIDS (Long Range Air and Missile Defense System; Uzun Menzil Hava ve Füze Savunma Sistemi) projesinden bihaber kalemler, cehaletin bini bir para kabilinden satırlar dökmekte.

FMS’den başlayalım.

Nitelik olarak diğer ticari ürünlerden son derece farklı olan silah sistemlerinin finansmanı, kimi zaman kendine özgü sistemlerle sağlanıyor. ABD'nin yakın ilişkide olduğu ülkelere silah satışı sırasında uyguladığı FMS de bu tür, değişik bir finansman ve tedarik yöntemi.

Normalde askeri sistemlerin satışı çoğunlukla hükümetler (savunma bakanlıkları) ile silah üretici firmalar arasındaki anlaşmalarla gerçekleştirilir. Hükümet, belli süreçler sonunda ihale ile ya da ihalesiz bir firmanın ürün ya da hizmetini seçer ve bu firma ile sözleşme görüşmelerine başlar. Firmanın, ait olduğu ülkeden ihracat iznini almasını müteakip sözleşme ve akabinde satış gerçekleşir. FMS ise, hükümetten hükümete bir askerî sistem satış programı.

FMS süreci, müşteri ülkenin ABD hükümetinden, ilgilendiği silah sisteminin fiyat ve uygunluğuna dair bilgi ("Price and Availability Data") talep etmesi ile başlar. Fiyat ve uygunluk bilgisinin alıcı hükümete iletilmesinden sonra, bu ülke sistemi FMS programı dahilinde tedarik edip etmeyeceğine karar verir. FMS aracılığıyla tedarik kararının verilmesinden sonra, sistemin niteliğine göre ABD Savunma Bakanlığı'na (Pentagon) bağlı ilgili birim (kara, hava ya da deniz kuvvetleri), alıcı hükümetle görüşmelere başlar. Pentagon'da FMS sürecini takip eden daire olan DSCA (Defense Security and Cooperation Agency; Savunma Güvenlik ve İşbirliği Dairesi), ABD Kongresi'ne olası satışla ilgili bildirimde bulunur. Bu bildirimin ABD Kongresi'ne ulaşmasının üzerinden 15 iş günü geçtiği halde satışa Kongre'den bir itiraz gelmemişse, satış doğrudan onaylanmış sayılır. Satışla ilgili görüşmelerin tamamlanmasından sonra imzalanan LOA (Letter of Offer and Acceptance; Teklif ve Kabul Mektubu) ile, tedarik süreci başlamış olur.

Bu aşamadan sonra DSCA, söz konusu sistemi üretici firmadan ABD Hükümeti adına satın alır. DSCA'nın sistemi satın alıp kabulünü yapıp alıcı hükümete teslim etmesine kadar belli bir süre geçer; bu süre kalite ve nihai kabul testleri için harcanır. ABD hükümeti, sistemi 3% kar marjı ekleyerek alıcı hükümete satar.

Dolayısıyla FMS sisteminde:

1. Satış "hükümetten hükümete" şeklindedir.

2. DSCA, sistemi ABD Hükümeti adına satın almaktadır. Dolayısıyla DSCA yani ABD Hükümeti, ABD Kongresi'ne karşı sorumluluk altına girmiş olmaktadır. Satılan silah sisteminin ABD çıkarlarına karşı kullanılmayacağının, satışın ABD'ye doğrudan ya da dolaylı şekilde zarar vermeyeceğinin garantisini vermek durumundadır. DSCA'nın Kongre bildirimlerinde birbirini tekrar eden "bu satış ABD çıkarlarına zarar vermeyecektir", "bu satış bölgedeki güç dengesini olumsuz yönde etkilemeyecektir", "bu satış, müttefik ülkenin teröre karşı verilen savaştaki kabiliyetini artıracaktır" benzeri ifadelerin sebebi budur.

3. FMS sisteminin en büyük avantajı, sistemin ABD Hükümeti'nin garantisi altında olduğudur. Zira sistemin esas müşterisi ABD olduğu için kalite, yedek parça ve destek konularında sorun çıkması ihtimali çok düşüktür.

4. FMS sistemi, doğasından ötürü en fazla, ABD ile herhangi bir siyasi ya da askeri sorunu olmayan ülkeler için avantajlıdır.

5. FMS sistemi ile tedarik edilen sistemler üzerinde tadilat, modernizasyon vb işlem doğal olarak ABD Hükümeti'nin iznine bağlıdır. ABD’nin izni ve onayı olmadan sistemler üzerinde en ufak tadilat dahi yapılamaz.

6. Doğrudan ticari satıştan avantajlı olarak, kâr marjı daha düşük olduğu için FMS maliyet açısından daha caziptir.

7. DSCA'nın Kongre'ye bildiriminde olası satışla ilgili belirtilen maliyet tavanı, çok büyük bir güvenlik katsayısı ile çarpılmış haldedir. Başka bir ifade ile gerçekleşen satışın tutarı çoğunlukla DSCA bildiriminde yer alan rakamdan çok daha düşük olmaktadır. Satışın gerçek maliyeti için baz alınması gereken rakam DSCA bildirimindeki değil, ABD Hükümeti ile üretici firma(lar) arasında imzalanacak sözleşme(ler)dir.

Bir başka deyişle DSCA bildiriminde yer alan miktar, “en en her şey dahil” fiyattır ve hemen hemen tüm satışlarda bu miktarın yakınına bile yaklaşılmaz.

Malum yaygaralara sebep olan “7 küsür milyar Dolar” da işte böyle bir DSCA bildiriminde yer almış miktardır. Söz konusu DSCA bildirimi de LORAMIDS ihalesine katılacak olan ABD’li Lockheed Martin firmasına avantaj sağlamak içindir. Başka bir ifadeyle, ABD, diğer adaylara karşı FMS kredisi avantajını kullanmak istemektedir. Aynı yöntemi mesela Brezilya’nın FX-2 savaş uçağı ihalesinde, Boeing üretimi F/A-18E/F Super Hornet uçakları için de uygulamıştır.

Ancak her isteyen ülke FMS ile ABD’den silah sistemi alamaz. Bazı anlaşma ve belgeleri imzalamak, bazı şartları kabul etmek zorunda. Bunların en başta geleni ise EUMA (End User Monitoring Agreement; Son Kullanıcı Takip Anlaşması) adı verilen bir belge.

EUMA nedir?

EUMA, ABD’nin bir ülkeye sattığı savunma sistemini, satıştan sonra düzenli olarak kontrol etmesine olanak sağlayan bir anlaşma. EUMA çerçevesinde ABD, alıcı ülkeye yılda bir kez, sistemin satış amacı dışında ve/veya ABD çıkarlarına aykırı şekilde kullanılıp kullanılmadığını denetlemek için heyetler gönderme hakkına sahip oluyor. EUMA’yı imzalayan ülke, ABD’den satın alacağı silah sistemi üzerinde izinsiz değişiklik yapmayacağını, başka bir ülkeye devretmeyeceğini, bakım, onarım ve tadilatlarını ABD’nin bilgisi ve izni olmadan gerçekleştirmeyeceğini taahhüt ediyor.

Söz konusu takip ve denetleme işlemleri, ABD Savunma Bakanlığı’na (Pentagon) bağlı DSCA (Defense Security and Cooperation Agency; Savunma Güvenlik ve İşbirliği Kurumu) tarafından, “Golden Sentry” (Altın Gözcü) programı çerçevesinde gerçekleştiriliyor.

Golden Sentry ile yapılan bu denetlemenin kanuni dayanağını ise, Silah İhrac Kontrol Yasası’nın (Arms Export Control Act) 40A maddesinde 1996 yılında yapılan bir düzenleme teşkil ediyor. Bu maddeye göre ABD Savunma Bakanlığı, ABD’den savunma sistemi alan ülkenin bu sistemi, ABD Hükümeti’nin koyduğu şartlara göre kullandığını denetlemek ve bununla ilgili ABD Kongresi’ne yıllık rapor sunmakla yükümlü kılınmış durumda.

EUMA, kullanıcı ülkenin egemenliği üzerinde kısıtlayıcı hükümlere sahip. Kullanıcı ülke, sistem üzerinde kendi ihtiyaçlarına göre istediği değişiklik, modernizasyon ya da benzeri tadilatı istediği zaman ve şekilde yapma serbestisine sahip değil. Sistemin bakım, onarım, işletme ve idame sürecinde, daha açık bir ifade ile envantere girişinden çıkışına kadarki tüm süreçte (EUMA tartışmalarında “from cradle to grave” [beşikten mezara] ifadesi bunu tanımlamak için sıklıkla kullanılır) kesintisiz bir ABD takip ve denetimi söz konusu. Bu da doğal olarak, kullanıcı ülkenin ulusal güvenlik meselelerine ABD’nin dolaylı yoldan müdahil olması anlamına gelmekte. Tüm bunlar, ABD’nin son teknolojisine erişimin bedeli.

Kısa süre içinde karar verilmesi beklenen LORAMIDS projesi neden başlatıldı peki?

Çünkü Türkiye’nin belki de 10 yıllardır yüksek irtifa uzun menzil hava ve füze savunma sistemlerine ihtiyacı vardı. Yukarıda da belirttiğim gibi, siyasi ortam ne olursa olsun, tehdit algılamasına göre öyle ya da böyle, Türkiye’nin, çevresinde sayısı gittikçe artan ve teknolojik yönden gelişen balistik ve seyir füzelerine, modern savaş uçaklarına karşı tedbir alması gerekiyor.

Burada meselenin askeri boyutunun biraz irdelenmesi gerekiyor:

Türkiye’ye komşu ülkelerin hava kabiliyetleri incelendiğinde, en sofistike ve modern kuvvet yapısının Yunanistan’da bulunduğu görülüyor. NATO üyesi olan ve büyük bir savunma bütçesine sahip bu Batı komşumuz, kalite olarak yaklaşık son 10 – 15 yılda büyük sıçrama kaydetmiş durumda. Envanterine kattığı gerek modern savaş uçakları (Mirage-2000 Mk5, F-16C/D Block-52+ gibi) gerekse modern güdümlü mühimmat ile (özellikle SCALP seyir füzeleri ile) Yunan Hava Kuvvetleri, hatırı sayılır bir güce sahip.

Diğer Batı komşumuz olan Bulgaristan, gerek NATO üyeliği gerek Türkiye ile son derece olumlu seyretmekte olan ikili ilişkileri, gerekse hava kuvvetlerinin teknik durumu sebebiyle ciddi bir tehdit olmaktan son derece uzak. Soğuk Savaş döneminde Bulgaristan, sahip olduğu MiG-25 ve MiG-29 filoları ve balistik füze envanteri ile ciddi bir tehlike kaynağı idi.

Karadeniz havzasında tartışmasız deniz üstünlüğüne sahip Türkiye’ye karşı ciddi bir hava tehdidi bulunmamakta. Ukrayna’nın, özellikle Yuşçenko’nun iktidara gelmesi ile birlikte daha da belirginleşmesi beklenen Batı’ya yönelimi ve NATO adaylığı, Türkiye ile mevcut olumlu ilişkileri değerlendirildiğinde bu ülkenin de yüksek riske sahip olmadığı sonucuna varılabilir. Ayrıca SSCB’nin dağılmasını müteakip bu ülkede kalan pek çok uzun menzilli bombardıman uçağı bakımsızlıktan çürümüştür. Her ne kadar kağıt üstünde ve sayısal olarak Avrupa’nın en büyük hava güçlerinden birisi olarak gözükse de, Ukrayna Hava Gücü kalite açısından hiç de iyi bir durumda değil.

Yine SSCB’nin dağılmasından sonra Rusya’nın ekonomik sorunlar sebebiyle askeri kabiliyeti büyük darbe yedi. Son dönemde yeniden yapılanma çalışmaları içerisinde olan Rusya’nın halihazırda uzun menzilli, hassas hava saldırısı yapabilme kabiliyeti son derece sınırlıdır. Önemli oranda pilot sıkıntısı çekilmektedir, bakım – onarım ve idame koşulları, etkin bir güç bulundurmaya yetmekten uzaktır. Ancak bu durum, en son Ağustos 2008’deki Kafkasya Savaşı’nda da görüldüğü gibi, Rusya’yı çıkarlarını korumak ve hatta dikte ettirmek için büyük güç kullanmaya engel değil.

Ne ilginçtir ki, LORAMIDS projesinde Türkiye’ye teklif edilen S-300 füze sistemleri Güney Osetya ve Abhazya’ya yerleştiriliyor, Ermenistan’daki üslerde bu ülkeyi Türk ve Azeri Hava Kuvvetleri’ne karşı koruyor.

Bir diğer güney komşumuz olan Suriye askeri gücü, Soğuk Savaş’ın sona ermesinden son derece olumsuz etkilendi. Yedek parça, bakım ve modernizasyon konularında ciddi sıkıntılar yaşayan Suriye’nin hava gücü de nitelik ve nicelik açısından Türkiye için ciddi bir rakip veya tehdit değildir. Bu ülkenin Türk Hava Savunma sistemini ilgilendirebilecek yegane silahı, sahip olduğu balistik füzelerdir. Askeri anlamda büyük bir taktik veya stratejik etkisi olmasa da, doğrudan ya da dolaylı ekonomik, sınai ve sosyal etkileri nedeniyle son derece hassasiyetle ve ciddiyetle ele alınması gereken bir tehdittir. Eski Sovyet tasarımı SCUD ve türevlerine sahip olan bu ülkenin, askeri gücünün Türkiye karşısındaki dezavantajlı durumunun da yarattığı baskı ve köşeye sıkışmışlık psikolojisi içinde, bu silahları askeri ve / veya sivil hedeflere karşı kullanması olasılığı yükselebilir. Ancak bu ülkeyle 1998’de, terörist başı Abdullah Öcalan’ın ülkeden çıkarılması ile sonuçlanan kriz ve takip eden süreçte yakınlaşma ve normalleşme eğilimi gösteren ikili ilişkiler, 2003’teki Körfez Savaşı sonrası bu ülkenin üzerindeki artan ABD baskısı ile birleşince, sıcak çatışma olasılığını son derece düşük bir seviyeye getirmektedir.

Doğu - Güneydoğu sektörü komşumuz olan İran, Şah döneminde Ortadoğu’nun en büyük ve modern hava gücüne sahipti. ABD’den tedarik edilen çok miktarda F-4, F-5 ve F-14 savaş uçakları (İran Şah döneminde 80 F-14A Tomcat sipariş vermiş, 79’u teslim edilmiştir) satın alan, pilotlarına Batı standartlarında eğitim veren İran’ın hava gücü, İslam Devrimi sonrasında dramatik ölçüde zayıflamıştır (ayrıca ilginç bir not olarak ilave edilebilir ki, İran devrimden hemen önce ilk etapta 160 adet F-16A/B siparişi vermiştir, 140 adet daha almayı planlamıştır. Bu ülke için üretilen ilk F-16’lar, ironik biçimde İsrail’in siparişi için teslim edilmiştir). Ordudaki en Batı yanlısı güç olarak bilinen ve personelinin çoğunun Şah yanlısı olduğu öne sürülen İran Hava Kuvvetleri’nin pek çok subayı, kıdemliler de dahil olmak üzere ya idam edilmiş ya da hapishanelere atılmıştır. Ancak devrimden hemen bir sene sonra 1980’de Irak’la patlak veren savaş ve hissedilen ciddi personel kıtlığı, hapishanedeki tüm hava kuvvetleri mensuplarının serbest bırakılması sonucunu doğurmuştur. İran bu savaşta elindeki hava gücünü beklenilenin üzerinde bir etkinlikle kullanmıştır. Ancak devrim sebebiyle uygulanmakta olan uluslar arası ambargo, uçakların idamesi için hayati derecede önemli yedek parçaların teminini olanaksız hale getirmiş, pek çok uçağın yedek parça için kullanılmasına (cannibalization) sebep olmuştur. Savaştan sonra İran’ın tüm savunma gayretleri başlıca iki alanda yoğunlaşmıştır: 1) Eldeki silahların mümkün olduğunca idamesi, 2) Uzun menzilli füze geliştirilmesi.

Hali hazırda İran, her ne kadar elindeki Şah döneminde tedarik edilen savaş uçaklarını belirli bir seviyeye kadar idame edebilse de, elektronik ve aviyonik alanında modern şartlarda bir hava gücünden söz etmek mümkün değildir. Yeni uçak tedariği, uluslararası ambargo ve politik koşullar sebebiyle imkansız olmasa da büyük çaplı ve etkin olabilme ihtimali düşüktür.

İran’ın uluslar arası kamuoyunda da yoğun biçimde yer alan en büyük askeri gücü, orta ve uzun menzilli balistik füzelerdir. İran uzun süredir Rusya, Çin, Kuzey Kore ve kısmen Pakistan desteği ile balistik füzelere üzerine yoğun çalışmalar icra etmektedir. Scud ve NoDong füzeleri baz alınarak yürütülen bu çalışmalarda en son konfirme edilen verilere göre Şahab-3 serisi balistik füzelerle 1300 – 1500 km arası menzile ulaşılmıştır ve daha uzun menzilli versiyonlar üzerine çalışılmaya devam edilmektedir. Bu haliyle bile Şahab serisi füzeler Türkiye için ciddi tehdittir. Özellikle İran’ın balistik füzelerinin atmosfer dışı uçuş ve RV (Reentry Vehicle – atmosfere yeniden giren ve sadece savaş başlığından oluşan füze kademesi) teknolojilerinin kullanılması, söz konusu ülkeden kaynaklanan tehdidin ciddiyetini daha da artırmaktadır. Halihazırdaki gerek ikili gerekse uluslararası konjonktür dahilinde sıcak çatışma olasılığı, çeşitli koşullara bağlıdır. Ancak sıklıkla dile getirilen bir ihtimal olan bu ülkenin nükleer tesislerine saldırı, söz gelimi Türkiye’deki İncirlik NATO üssüne balistik füzelerle yapılacak intikam motifli bir karşı saldırıya sebep olabilir. Her ne kadar İncirlik’in kendi hava savunma altyapısı mevcut olsa da, tehdit en dar anlamda bile, CEP olgusu da göz önüne alındığında, bölgeyi kapsayacak kadar geniştir.

İşin askeri – taktik boyutu bu şekilde. Türkiye, bir gül bahçesi olmaktan çok uzak bir coğrafyada bulunuyor. Bu coğrafyada ayakta kalmak, etkin bir caydırıcı güç idame ettirmekten geçiyor.

Ancak işin başka bir boyutu daha var.

Mümkün olan her fırsatta TSK’nın demokratikleşmesi, “hesap vermesi” gibi argümanlar üzerinden nutuklar atan basınımızın “taraftarları”, madem bu kadar samimiler taleplerinde...

Bir zahmet şu FMS ve EUMA meseleleri hakkında birkaç haber, makale yazsalar ya? Bu konulara yabancı da olmamaları gerek halbuki, baştaraftarları “5 köşeli binada” pişti ne de olsa...

Etiketler: , , , , ,

26 Temmuz 2009 Pazar

Haftalık Bakış #10: Gelişen Hindistan - ABD İlişkileri ve EUMA Meselesi

Gelişen Hindistan - ABD İlişkileri ve EUMA Meselesi

ABD’nin Hindistan’la ilişkileri son yıllarda hızla gelişmekte. Özellikle 11 Eylül sonrası dönemde değişen Orta Asya ve Asya – Pasifik politikaları, Çin’in yükselişi ve enerji stratejileri, bu gelişimin temellerini teşkil ediyor. Nükleer teknoloji ve savunma sistemleri alımlarında iyice belirginleşen ve stratejik ittifaka doğru yönelen ABD – Hindistan ilişkileri, geçtiğimiz hafta, 20 Temmuz’da imzalandığı açıklanan EUMA (End Use Monitoring Agreement; Son Kullanıcı Takip Anlaşması) belgesi ile yeni bir rotaya girdi.


EUMA belgesinin imzalanması Hint kamuoyunda yoğun tartışmalara sahne olmakta. Bu belgenin Hint – ABD ilişkileri açısından önemine geçmeden önce kapsam ve amacına değinmekte fayda var.

EUMA nedir?

EUMA, ABD’nin bir ülkeye sattığı savunma sistemini, satıştan sonra düzenli olarak kontrol etmesine olanak sağlayan bir anlaşma. EUMA çerçevesinde ABD, alıcı ülkeye yılda bir kez, sistemin satış amacı dışında ve/veya ABD çıkarlarına aykırı şekilde kullanılıp kullanılmadığını denetlemek için heyetler gönderme hakkına sahip oluyor. EUMA’yı imzalayan ülke, ABD’den satın alacağı silah sistemi üzerinde izinsiz değişiklik yapmayacağını, başka bir ülkeye devretmeyeceğini, bakım, onarım ve tadilatlarını ABD’nin bilgisi ve izni olmadan gerçekleştirmeyeceğini taahhüt ediyor.

Söz konusu takip ve denetleme işlemleri, ABD Savunma Bakanlığı’na (Pentagon) bağlı DSCA (Defense Security and Cooperation Agency; Savunma Güvenlik ve İşbirliği Kurumu) tarafından, “Golden Sentry” (Altın Gözcü) programı çerçevesinde gerçekleştiriliyor.

Golden Sentry ile yapılan bu denetlemenin kanuni dayanağını ise, Silah İhrac Kontrol Yasası’nın (Arms Export Control Act) 40A maddesinde 1996 yılında yapılan bir düzenleme teşkil ediyor. Bu maddeye göre ABD Savunma Bakanlığı, ABD’den savunma sistemi alan ülkenin bu sistemi, ABD Hükümeti’nin koyduğu şartlara göre kullandığını denetlemek ve bununla ilgili ABD Kongresi’ne yıllık rapor sunmakla yükümlü kılınmış durumda.

ABD firmaları, EUMA’yı imzalamamış ülkelere ihracat gerçekleştiremiyor.

Hindistan, EUMA belgesini imzalamadan önce ABD ile imzaladığı USS Trenton LPD çıkartma gemisi, Boeing P-8I deniz karakol uçağı, C-130J Hercules nakliye uçağı alımlarında, münferit olarak EUMA maddelerine muadil şartları kabul etmişti. ABD Dışişleri Bakanı Hillary R. Clinton’un 5 gün süren son Hindistan ziyareti sırasında imzalanan EUMA ile birlikte bundan sonraki tüm alım anlaşmaları, bu belgeye atıfta bulunacak. Diğer bir deyişle EUMA, ABD – Hindistan savunma işbirliği projelerinde bir referans belge ve çatı anlaşma işlevi görecek.

EUMA, kullanıcı ülkenin egemenliği üzerinde kısıtlayıcı hükümlere sahip. Kullanıcı ülke, sistem üzerinde kendi ihtiyaçlarına göre istediği değişiklik, modernizasyon ya da benzeri tadilatı istediği zaman ve şekilde yapma serbestisine sahip değil. Sistemin bakım, onarım, işletme ve idame sürecinde, daha açık bir ifade ile envantere girişinden çıkışına kadarki tüm süreçte (EUMA tartışmalarında “from cradle to grave” [beşikten mezara] ifadesi bunu tanımlamak için sıklıkla kullanılır) kesintisiz bir ABD takip ve denetimi söz konusu. Bu da doğal olarak, kullanıcı ülkenin ulusal güvenlik meselelerine ABD’nin dolaylı yoldan müdahil olması anlamına gelmekte. Tüm bunlar, ABD’nin son teknolojisine erişimin bedeli.

Bu şartlar, ulusal çıkarları ve tehdit algılamaları ABD ile büyük ölçüde örtüşen ülkeler için büyük bir sorun teşkil etmeyebilir. Ancak Hindistan gibi küresel güç olma iddiasındaki bir ülkede büyük fırtınalar koparması kaçınılmazdı.

Kopardı da.

Hint kamuoyu, EUMA konusunda iki safa bölünmüş durumda. Anlaşmaya karşı çıkan kesim, Hindistan’ın EUMA ile birlikte egemenlik haklarının bir kısmından feragat ettiğini iddia ederken; diğer kesim, EUMA’nın Hindistan’ın en son ABD teknolojisine erişiminin artık mümkün olduğunu, bunun da ülkenin savunma kapasitesinin güçlenmesine yardım edeceğini savunuyor.

EUMA’nın Hindistan’daki önde gelen muhaliflerinden Hint Deniz Kuvvetleri komutanı Amiral Suresh Mehta, Londra’da konuşlu Stratejik Çalışmalar Enstitüsü’nün (Strategic Studies Institute) Yeni Delhi’de 2008 Nisan ayında düzenlediği konferansta “egemen bir ulus olarak, sistemimize müdahaleleri kabul edemeyiz, dolayısıyla bazı temel zorluklar bulunmaktadır ABD, diğer ülkelerle bu tür anlaşmalar imzalayabilir. Biz parasını vererek bir teknoloji satın alıyoruz. Bununla ne yapacağımız bizim işimizdir” demişti. Hint anamuhalefet partisi, hükümeti, Hint ulusal egemenliğini satmakla suçluyor.

Bu ateşli tartışmalar süredursun, Hindistan’ın EUMA’yı imzalamasının iki önemli boyutu var: Savunma sanayii boyutu ve stratejik – politik boyut.

Hindistan’ın 2020’lerin başlarına kadar yaklaşık 80 milyar Dolar’lık savunma sistemi ve hizmeti alımı gerçekleştirmesi bekleniyor. Önümüzdeki 2.5 yıl içinde karara bağlanması beklenen projelerin toplam tutarı ise 30 milyar Dolar dolaylarında. Bu projelerin en önemlilerinden biri, 10 milyar Dolar’dan fazla tutması beklenen, 126 adet savaş uçağının teknoloji transferi ile Hindistan’da üretimini kapsayan MRCA (Multi Role Combat Aircraft) projesi. Uzun vadede 74 adetlik opsiyon pakedi ile birlikte projenin 200 uçaklık bir sayıya ulaşması söz konusu. Öte yandan 22 adet saldırı helikopteri, Very Heavy Lift Transport Aircraft (VHTAC) projesi ile 10 adet uzun menzilli ağır nakliye uçağı alımı, 200’e yakın hafif genel maksat ve gözetleme / keşif helikopteri tedariği, hizmetteki Mi-26 Halo ağır nakliye helikopteri yerine 15 adet yeni nesil nakliye helikopterinin tedariği projelerinin de kısa – orta vadede karara bağlanması bekleniyor.

Bu sayılanlardan en sıcak olanı kuşkusuz MRCA orta sınıf taktik savaş uçağı projesi. ABD’nin Lockheed Martin (F-16IN) ve Boeing (F/A-18E/F Super Hornet) firmaları ile katıldığı projede diğer adaylar Rus Mikoyan MiG-35, İsveçli Saab Gripen NG, Fransız Dassault Rafale ve Eurofighter EF-2000 Typhoon. Her aday Hindistan’a oldukça cazip teknoloji transferi paketleri önermiş durumda. Kararın 2010 – 2011 arasında verilmesi bekleniyor. ABD tarafından yalanlanan bazı iddialara göre bu ülke Hindistan’a, F-18 Super Hornet’lerle birlikte, emekliye ayırdığı Kitty Hawk uçak gemisini içeren bir paket teklif etmiş durumda. Hindistan’ın Amiral Gorşkov helikopter gemisinin, MiG-33 ve Tejas LCA uçaklarının iniş kalkışına olanak sağlayacak şekilde tadil edilip, Vikramaditya adı ile hizmete girmesini içeren projenin maliye ve takvim olarak planların bir hayli ötesine sarkmış olması, eğer doğru ise bu teklifin cazibesini bir hayli artırmakta.

ABD’li firmalar ayrıca, Hindistan’ın İsrail ile yakın ilişkilerini sıçrama tahtası olarak kullanıp, özellikle komuta kontrol, hedef tespit, teşhis ve sair C4ISR sistemleri konusunda Hindistan’a yeni teklifler sunmaya hazırlanıyor. Bilindiği gibi İsrail, Hindistan’ın ikinci en büyük savunma sistemleri sağlayıcısı konumuna gelmiş durumda. İki ülkenin çok sayıda ortak geliştirme projesi bulunuyor.

EUMA meselesinin stratejik boyutu ise, ABD’nin Orta Asya ve Asya – Pasifik bölgelerindeki geniş ölçekli vizyonu ve amaçları ile doğrudan ilişkili. Orta Asya enerji kaynaklarının Atlantik Bloku’na aktarılmasının güvenliği, Rusya ve daha da önemlisi yükselen güç Çin’in çevrelenmesi, Basra Körfezi ve GüneyDoğu Asya’nın güvenliği gibi konularda Hindistan’ın stratejik müttefik olarak kazanılması hayati önemi haiz. Bir nükleer güç olan Hindistan, Çin’e karşı yürütülen güç mücadelesinde önemli bir kuvvet çarpanı rolü oynayabilir. Hindistan’ın gelişen ekonomisi ve teknolojik kabiliyetleri, ABD başta olmak üzere Atlantik Bloku ülkelerine yeni açılım ve fırsat kapıları da sağlama potansiyeline sahip. Savunma sistemlerinin bu tür stratejik ilişkilerin kurulup yürütülmesinde oynadığı rol yadsınamaz, dolayısıyla EUMA, bu kapsamda son derece kilit bir konuma yerleşiyor.

Çin’in giderek genişleyen etki sahası ve gücünü artırması, Rusya’nın her zaman yüzde yüz güvenilir bir müttefik olmayabileceğinin görülmesi, Hint strateji kurucu ve yöneticilerini, “müttefik çeşitlendirmeye” yöneltti. Bu çerçevede İsrail ile yakın ve yoğun ilişkiler tesis edildi; Avrupa ile ilişkiler çeşitlendirildi. 11 Eylül ve sonrasındaki “Teröre Karşı Küresel Savaş” da bu doğrultuda Hindistan’a yeni açılımlar sundu. 1990’larda nükleer program nedeniyle gerilen ABD – Hindistan ilişkileri, ironik bir şekilde 2000’lerde yine nükleer program odağında hiç olmadığı kadar sıcak ve yakın hale geldi: İki ülke nükleer işbirliği anlaşmaları imzaladı, ABD’li firmalar Hindistan’da 10 milyar Dolar tutarında iki nükleer reaktör inşa etmeye hazırlanıyor.

DSCA mevzuatı, Foreign Military Sales (FMS) sistemi ve EUMA’nın Türkiye tarafından çok dikkatli ve titiz biçimde incelenmesi gerekmekte. Savunma sistemleri, ancak bu tip üstyapı anlaşma, kanun ve belgeler aracılığı ile dış politika araçları haline gelebilirler. Türkiye’nin gelişen savunma sanayii ve güçlenen savunma ihracat potansiyelini en etkin şekilde değerlendirmesinin yegâne yolu, benzer mevzuatların incelenerek bir politika belirlenmesinden geçiyor.


Etiketler: , , , , , ,

29 Temmuz 2008 Salı

Foreign Military Sales (FMS) Nedir?

En son 30 adet yeni F-16 alımı sırasında ABD'nin bu uçakları ancak "Kıbrıs Şartı" ile birlikte satmayı kabul ettiği iddiaları yer aldı basınımızda. Yıllardır TAI fabrikasından çıkan her F-16'nın aslında ABD'nin malı olduğu, ABD'nin izni olmadan vidalarının bile değiştirilemeyeceği, çoğunlukla abartılı şehir efsanesi katkılı hikayelerle anlatıldı. Bu hikayelere karşı ulusal gururumuz da "biz aslında F-16'nın kalıbını döküp ondan daha iyi uçak yaptık", "bizim mühendisler F-16'yı 3 kat geliştirdi" türü karşı-saldırılarla korundu. Halbuki bütün bunlar, FMS adı verilen bir sistemden haberdar olunmadan, bilgi sahibi olmadan yapılan yorumlar.

Nitelik olarak diğer ticari ürünlerden son derece farklı olan silah sistemlerinin finansmanı, kimi zaman kendine özgü sistemlerle sağlanıyor. ABD'nin yakın ilişkide olduğu ülkelere silah satışı sırasında uyguladığı Foreign Military Sales (FMS), yani "Yabancı Askeri Satışlar" sistemi de bu tür, değişik bir finansman ve tedarik yöntemi.


Normalde askeri sistemlerin satışı çoğunlukla hükümetler (savunma bakanlıkları) ile silah üretici firmalar arasındaki anlaşmalarla gerçekleştirilir. Hükümet, belli süreçler sonunda ihale ile ya da ihalesiz bir firmanın ürün ya da hizmetini seçer ve bu firma ile sözleşme görüşmelerine başlar. Firmanın, ait olduğu ülkeden ihracat iznini almasını müteakip sözleşme ve akabinde satış gerçekleşir. FMS ise, hükümetten hükümete bir askerî sistem satış programıdır.

FMS süreci, müşteri ülkenin ABD hükümetinden, ilgilendiği silah sisteminin fiyat ve uygunluğuna dair bilgi ("Price and Availability Data") talep etmesi ile başlar.
Fiyat ve uygunluk bilgisinin alıcı hükümete iletilmesinden sonra, bu ülke sistemi FMS programı dahilinde tedarik edip etmeyeceğine karar verir. FMS aracılığıyla tedarik kararının verilmesinden sonra, sistemin niteliğine göre ABD Savunma Bakanlığı'na (Pentagon) bağlı ilgili birim (kara, hava ya da deniz kuvvetleri), alıcı hükümetle görüşmelere başlar. Pentagon'da FMS sürecini takip eden daire olan DSCA (Defense Security and Cooperation Agency; Savunma Güvenlik ve İşbirliği Dairesi), ABD Kongresi'ne olası satışla ilgili bildirimde bulunur. Bu bildirimin ABD Kongresi'ne ulaşmasının üzerinden 15 iş günü geçtiği halde satışa Kongre'den bir itiraz gelmemişse, satış doğrudan onaylanmış sayılır. Satışla ilgili görüşmelerin tamamlanmasından sonra imzalanan LOA (Letter of Offer and Acceptance; Teklif ve Kabul Mektubu) ile, tedarik süreci başlamış olur.

Bu aşamadan sonra DSCA, söz konusu sistemi üretici firmadan ABD Hükümeti adına satın alır. DSCA'nın sistemi satın alıp kabulünü yapıp alıcı hükümete teslim etmesine kadar belli bir süre geçer; bu süre kalite ve nihai kabul testleri için harcanır. ABD hükümeti, sistemi 3% kar marjı ekleyerek alıcı hükümete satar.

FMS programının başlıca özellikleri şu şekilde sıralanabilir:

1.
Satış "hükümetten hükümete" şeklindedir.


2.
DSCA, sistemi ABD Hükümeti adına satın almaktadır. Dolayısıyla DSCA yani ABD Hükümeti, ABD Kongresi'ne karşı sorumluluk altına girmiş olmaktadır. Satılan silah sisteminin ABD çıkarlarına karşı kullanılmayacağının, satışın ABD'ye doğrudan ya da dolaylı şekilde zarar vermeyeceğinin garantisini vermek durumundadır. DSCA'nın Kongre bildirimlerinde birbirini tekrar eden "bu satış ABD çıkarlarına zarar vermeyecektir", "bu satış bölgedeki güç dengesini olumsuz yönde etkilemeyecektir", "bu satış, müttefik ülkenin teröre karşı verilen savaştaki kabiliyetini artıracaktır" benzeri ifadelerin sebebi budur.
Türkiye ve Yunanistan'a FMS ile yapılan silah sistemi satışları ile ilgili DSCA bildirim metinleri incelenirse büyük bir kısmında Kıbrısla ilgili aşağıdaki ifadenin yer aldığı görülecektir:

This proposed sale will not adversely affect either the military balance in the region or U.S. efforts to encourage a negotiated settlement of the Cyprus questions.


Türkçe'si:
Teklif edilen satışın, bölgedeki askeri dengeye ya da Kıbrıs sorununa müzakere yolu ile varılması yönündeki ABD teşviklerine olumsuz etkisi olmayacaktır.

F-16 satışı sırasında basında koparılan yaygara budur. Daha doğrusu bununla ilgili kasten ya da cehaleten yayılan yanlış bilgilerdir.


3.
FMS sisteminin en büyük avantajı, sistemin ABD Hükümeti'nin garantisi altında olduğudur. Zira sistemin esas müşterisi ABD olduğu için kalite, yedek parça ve destek konularında sorun çıkması ihtimali çok düşüktür.


4. FMS sistemi, doğasından ötürü en fazla, ABD ile herhangi bir siyasi ya da askeri sorunu olmayan ülkeler için avantajlıdır.

5.
Türkiye'nin Peace Onyx I ve II projeleri ile monte ettiği F-16'ların finansmanı FMS ile karşılanmıştır. Dolayısıyla TAI'den çıkan tüm F-16'lar ABD Hükümeti'ne aitti. ABD Hükümeti adına Amerikalı pilotlar tarafından uçurulup, resmen teslim alınıp daha sonra Türkiye'ye teslim ediliyorlardı.


6. FMS sistemi ile tedarik edilen sistemler üzerinde tadilat, modernizasyon vb işlem doğal olarak ABD Hükümeti'nin iznine bağlıdır.

7.
Doğrudan ticari satıştan avantajlı olarak, kâr marjı daha düşük olduğu için FMS maliyet açısından daha caziptir.


8.
DSCA'nın Kongre'ye bildiriminde olası satışla ilgili belirtilen maliyet tavanı, çok büyük bir güvenlik katsayısı ile çarpılmış haldedir. Başka bir ifade ile gerçekleşen satışın tutarı çoğunlukla DSCA bildiriminde yer alan rakamdan çok daha düşük olmaktadır. Satışın gerçek maliyeti için baz alınması gereken rakam DSCA bildirimindeki değil, ABD Hükümeti ile üretici firma(lar) arasında imzalanacak sözleşme(ler)dir.


9. Çoğunlula savunma basınında "modification to contract" ibareli haberler ve oldukça uzun bir sözleşme kod numarası görülür. Bunun anlamı şudur: Pentagon ile üretici firma ile belli bir sistemin tedariğine yönelik imzalanmış sözleşme, FMS aracılığıyla bu sistemi tedarik edecek ülkenin ihtiyacına yönelik olarak tadil edilmektedir. Söz gelimi Pentagon 100 adet X füzesi için 100 milyon USD'lik bir sözleşme imzalamış olsun. Y ülkesi bu füze sisteminden 10 adet füze için 10 milyon USD'lik FMS süreci başlatmış olsun. DSCA bildirimi ve LOA'nın imzalanmasından sonra Pentagon, üretici firma ile ana sözleşmeyi tadil edici ek bir sözleşme imzalar, bu ek sözleşme ana sözleşmeye 10 adet daha X füzesi ilave 10 milyon USD bedel ekler ve bu, kamuoyuna açıklanır.

Etiketler: , , ,

07 Haziran 2008 Cumartesi

Fas'a 24 Adet F-16C/D Block 52+

Bilindiği gibi Fas'ın yeni nesil savaş uçağı gereksinimi kapsamında 2006 ortalarında Dassault Rafale savaş uçağının adı geçmiş, Dassault başta yalanladığı görüşmeleri daha sonra teyit etmişti.

19.12.2007 tarihinde DSCA tarafından ABD Kongresi'ne, Fas'a yapılması olası 24 adet F-16C/D Block 52+ savaş uçağı ve ilgili alt-sistemlerin satışına dair bir bilgi notu gönderilmişti. Bu bilgi notuna göre,

· 24 adet F-16C/D Block 50/52 (F100-PW-229 ya da F110-GE-129IPE [Increased Performance Engine] motoru ve APG-68(V)9 radarı ile),

· 5 adet F100-PW-229 ya da F110-GE-129IPE yedek motor,

· 4 adet APG-68(V)9 radar yedek parça seti,

· 30 adet AN/ALE-47 karşı tedbir salıcı sistem,

· 30 adet AN/ALR-56M Radar Warning Receiver (RWR),

· 60 adet LAU-129/A lançer (AIM-120 AMRAAM ve/veya AIM-9X Sidewinder için),

· 30 adet LAU-117 lançer (AGM-65 Maverick için),

· 6 adet JHMCS (Joint Helmet Mounted Cueing System) kaska monteli görüş sistemi,

· 4 adet AN/ARC-238 SINCGARS (Single Channel Ground and Airborne Radio System) telsiz sistemi,

· 24 çift CFT (Conformal Fuel Tank) gövdeye monteli harici yakıt tankı,

· 4 adet Link-16 terminali,

· 2 adet Link-16 yer istasyonu,

· 4 adet GPS ve entegre GPS/INS sistemi,

· 12 adet AN/AAQ-33 SNIPER veya AN/AAQ-28 LITENING hedefleme podu,

· 5 adet TARS (Tactical Air Reconnaissance System) veya DB-110 keşif podu,

· 4 adet AN/APX-113 AIFF (Advanced Identification Friend or Foe) dost düşman tanımlama sistemi,

· 28 adet AN/ALQ- 211 AIDEWS (Advanced Integrated Defensive Electronic Warfare Suite) veya AN/ALQ-187 ACES (Advanced Countermeasures Electronic Systems) veya AN/ALQ-178 SPEWS (Self-Protection Electronic Warfare Suite) Elektronik Harp sistemi

· 1 adet Unit Level Trainer kategorisinde simülatör ve

· 15 yıl boyunca eğitim ve yedek parça, destek hizmetlerini içeren pakedin azami USD 2,400,000,000 tutacağı bildirilmişti.

06.06.2008 tarihinde Lockheed Martin tarafından yapılan basın açıklamasına göre ABD Hükümeti, Fas için F-16C/D üretimine başlaması için bu şirkete USD 233,600,000 tutarında bir ön ödeme gerçekleştirmiş.

Çok benzer bir içeriğe sahip olası Romanya F-16 alımından sonra bu Fas başarısı, F-16'nın havacılık tarihindeki efsane konumunu daha da pekiştirecek gibi.

Etiketler: , , , , ,

20 Mayıs 2008 Salı

Romanya'ya 48 Adet F-16

Romanya, savunma bakanlığının 48 adet olarak daha önceden tespit ve ilan etmiş olduğu çok rollü savaş uçağı ihtiyacına binaen ABD'den toplam 48 adet F-16 savaş uçağı almaya hazırlanıyor. FMS (Foreign Military Sales) kanalı ile yapılacak satış ile ilgili DSCA'nın (Defense Security Cooperation Agency) ABD Kongresi'ne bildiriminde satış pakedinin azami 4.5 milyar ABD Doları tutacağı belirtilmiş. Pakedin kalemleri şu şekilde:

  • 24 adet F-16C/D Block 50 veya Block 52 (F100-PW-229 veya F110-GE-129IPE motor seçimine bağlı olarak)
  • APG 68(V)9 radar,
  • 24 adet F-16C/D Block 25 uçağının, EDA (Excess Defense Articles) kanalı ile tedariği ve F100-PW-220IPE motoru ile APG-68(V)1 radarı dahil olmak üzere modernizasyonu,
  • 4 adet F100-PW-229 veya F110-GE-129IPE yedek motor,
  • 5 adet F100-PW-220IPE yedek motor
  • 4 adet APG-68(V)9 yedek radar,
  • 60 adet LAU-129/A lançer (AIM-9 Sidewinder ve AIM-120 AMRAAM füzeleri için)
  • 30 adet LAU-117 lançer (AGM-65 Maverick füzesi için)
  • 6 adet JHMCS (Joint Helmet Mounted Cueing System) kaska monteli görüş sistemi,
  • 4 adet AN/ARC-238 SINCGARS (Single Channel Ground and Airborne Radio System) telsiz sistemi
  • 24 çift CFT (Conformal Fuel Tank) gövdeye monteli harici yakıt tankı
  • 4 adet Link-16 terminali,
  • 2 adet Link-16 yer istasyonu,
  • 4 adet GPS ve entegre GPS/INS sistemi,
  • 12 adet AN/AAQ-33 SNIPER veya AN/AAQ-28 LITENING hedefleme podu,
  • 4 adet TARS (Tactical Air Reconnaissance System) veya DB-110 keşif podu,
  • 4 adet AN/APX-113 AIFF (Advanced Identification Friend or Foe) dost düşman tanımlama sistemi,
  • 28 adet AN/ALQ-213 Elektronik Harp sistemi
  • 28 adet AN/ALQ- 211 AIDEWS (Advanced Integrated Defensive Electronic Warfare Suite) veya AN/ALQ-187 ACES (Advanced Countermeasures Electronic Systems) veya AN/ALQ-178 SPEWS (Self-Protection Electronic Warfare Suite) Elektronik Harp sistemi
  • İlgili destek, eğitim teçhizatı, yazılım - donanım desteği vb



Romania Plans To Buy 48 F-16 Fighters -US Defense Dept

Dow Jones

May 19, 2008: 02:11 PM EST

WASHINGTON (AFP)--The U.S. military notified Congress Monday of the possible sale of 48 F-16 fighters to Romania as part of a deal valued at $4.5 billion.

Twenty-four of the fighters would be new F-16C/D Block 50/52 aircraft built by Lockheed Martin Corp. (LMT), and the other 24 will be refurbished surplus F-16C/ D Block 25 aircraft, the Defense Security Cooperation Agency said.

"The proposed sale will allow the Romanian Air Force to modernize its aging air force by acquiring both new and used fighter aircraft, thereby enabling Romania to support both its own air defense needs and coalition operations," the agency said in a statement.

The sale would include engines, radars, communications systems, targeting pods, navigation systems, electronic warfare systems and electronic countermeasures systems.

http://money.cnn.com/news/newsfeeds/articles/djf500/200805191411DOWJONESDJONLINE000484_FORTUNE5.htm

Etiketler: , , , , ,

03 Temmuz 2006 Pazartesi

Pakistan'a F-16 Dopingi

Pakistan'ın, deprem felaketi nedeniyle bir süredir sürüncemede kalan yeni F-16 savaş uçağı tedariği ve eldekilerin modernizasyonu projesi ile ilgili geçtiğimiz günlerde müspet gelişme oldu. ABD Savunma Bakanlığı'na bağlı DSCA tarafından Kongre'ye gönderilen 4 ayrı bilgilendirme notu, Pakistan'a 36 adet yeni F-16C/D Block 50/52 savaş uçağı ve bu uçaklarda kullanılacak silah ve mühimmatın satışı, 60 adet F-16A/B'nin modernizasyonunu içeriyor. Tüm bu satış ve modernizasyon pakedinin azami 5 milyar dolar tutarında olacağı bildirilmiş.

Paket şu kalemlerden oluşuyor:

1. F-16C/D Block 50/52 Satışı:

Pakistan Hava Kuvvetleri için General Electric F110-129 (Block 50) veya Pratt Whitney F100-229 (Block 52) motorlu 36 adet F-16 satışı. Toplam maliyetin, tüm opsiyonlar realize edilirse, azami 3 milyar dolar civarı tutacağı belirtilmiş.

Söz konusu uçaklar ile birlikte tedarik edilecek alt sistemler olarak,

  • AN/APG-68(v)9 radar
  • Joint Helmet Mounted Cueing System (Kaska monteli nişangah sistemi)
  • AN/ARC-238 Have Quick I/II telsiz
  • Gövde üstü harici yakıt tankları (Conformal Fuel Tank - CFT)
  • Link-16
  • INS/GPS seyrüsefer sistemi
  • AN/APX-113 IFF dost düşman tanıtma sistemi
  • AN/ALQ-184, AN/ALQ-131, AN/ALQ-187 veya AN/ALQ-178 elektronik harp sistemlerinden birisi; dijital telsiz frekans hafızası (DRFM) hariç olarak,
  • İlgili yedek parça, eğitim sistem ve sair doküman, teknik destek şeklinde sıralanmış.

2. F-16C/D Block 50/52 Uçakları İçin Silah Satışı:

Tedarik edilecek 36 adet F-16C/D Block 50/52 için modern silah ve mühimmat satışını içeren bu pakedin toplam tutarının, azami 650 milyon dolar civarında gerçekleşmesinin beklendiği belirtilmiş. Silah & mühimmat pakedi,

  • 500 adet AIM-120C-5 AMRAAM orta menzil havadan havaya füze, 12 adet eğitim füzesi ve 240 adet LAU-129A lançer,
  • 200 adet AIM-9M Sidewinder kısa menzil kızılötesi güdümlü havadan havaya füze
  • 500 adet GBU-31 ve GBU-38 JDAM; 1,600 adet GBU-12 Paveway II ve GBU-24 Paveway III
  • 800 adet 500lb Mk82 ve 1,00lb Mk84 genel maksat bombası
  • 700 adet BLU-109 (FMU-143 tapası ile)
silah ve mühimatlarını kapsıyor.

3. F-16A/B Mid Life Update (MLU) Modernizasyonu:

Pakistan Hava Kuvvetleri'nin halihazırda kullanmakta olduğu F-16A/B savaş uçaklarını modernizasyonuna yönelik olarak gerçekleştirilecek bu projenin, tüm opsiyonların gerçekleştirilmesi durumunda, azami 1.3 milyar dolar tutacağı bildirilmiş. Söz konusu MLU modernizasyon paketi yeni alt sistemlerin entegrasyonuna ilaveten Falcon UP / STAR yapısal iyileştirme paketini de içermekte.

MLU kapsamında F-16A/B uçaklarına entegre edilecek alt sistemler şöyle sıralanmış:

  • AN/APG-68(V)9 veya AN/APG-66(V)2 radarı,
  • Joint Helmet Mounted Cueing System (Kaska monteli nişangah sistemi)
  • AN/APX-113 IFF dost düşman tanıtma sistemi
  • AN/ALE-47 karşı tedbir dispenser sistemi
  • Have Quick I/II telsiz
  • SNIPER (AN/AAQ-33 Pantera) hedefleme ve seyrüsefer podu
  • ACMI (Air Combat Maneouver Indicator) eğitim sistemi
  • AN/ALQ-213 elektronik harp sistemi
  • AN/ALQ-131 veya AN/ALQ-184 elektronik harp sistemlerinden birisi; dijital telsiz frekans hafızası (DRFM) hariç olarak ve
  • İlgili yedek parça, eğitim sistem ve sair doküman, teknik destek.

4. F-16A/B Falcon UP/STAR Yapısal İyileştirmesi ve Motor Modernizasyonu:

Söz konusu paket, 14 adet Pratt & Whitney F100-220E motorunun bakım / modernizasyonu 14 adet F-16A/B yapısal iyileştirme işlemi için Falcon UP/STAR kitlerinin tedariği, 26 adet F-16A/B'nin modernizasyon için hazırlanması ile ilgili yedek parça, teknik destek ve eğitim kalemlerini içeriyor. Toplam maliyetin azami 151 milyon dolar olaağı belirtilmiş.


DSCA bilgi notlarında söz konusu satış kalemlerinin, Hindistan'ın bölgedeki askeri üstünlüğüne zarar vermeyeceği ve bölgedeki güç dengesini bozmayacağı, Pakistan'ın Teröre Karşı Küresel Savaş'ta kritik bir müttefik olduğu ve NATO'nun en önemli haricî müttefiki olduğu vurgulanmış. Kanımca AIM-9 Sidewinder hava-hava füzesinin en son versiyonu olan AIM-9X'in değil, daha eski AIM-9M modelinin satılması, bahsedilen güç dengesini korumaya yönelik bir uygulamadır.

Pakistan Hava Kuvvetleri bir süredir yeniden yapılanma ve modernizasyon faaliyeti içerisinde idi. Çin Halk Cumhuriyeti ile ortaklaşa geliştirilen JF-17 Thunder hafif çok rollü savaş uçağı ve J-10 ile ilgilenildiği haberleri, ve en son İsveç'ten Erieye HEİK sistemi tedariği, bu faaliyetlerin uzantıları olarak değerlendirilebilir.

Bu büyük satışın ABD-Pakistan-Çin üçgeninde ne gibi yansımaları olacağını ise zaman gösterecek sanırım.

Etiketler: , , , , ,

28 Haziran 2006 Çarşamba

ABD'den Güney Kore'ye SM-2 Satışı


ABD Savunma Bakanlığı'na bağlı Defense Security Cooperation Agency 5 Haziran günü ABD Kongresi'ne sunduğu bilgi notunda, Güney Kore'ye yapılması muhtemel RIM-66M-5 Standard SM-2 Block IIIB satışı ile ilgili bilgi verdi. 48 adet Standart 2 füzesi, Mk13 Mod0 lançeri ve ilgii yedek parçayı kapsayan olası satışın tutarı, tüm opsiyonlar uygulanırsa 111 milyon dolar civarında gerçekleşecek.

Söz konusu füzeler, Güney Kore'nin KDX-III destroyerlerinde kullanılacak.

Güney Kore bir süre önce de ABD'ye 42 adet AGM-84L ve 16 adet UGM-84L Harpoon siparişi vermişti.

Yine DSCA tarafından Japonya'ya RIM-66M-5 Standard SM-2 Block IIIB satışı ile ilgili 5 Haziran'da, RIM-161 Standard SM-3 Block IA satışı ile ilgili 6 Haziran'da duyurular yapılmıştı. Kuzey Kore'nin füze denemesi ile ilgili kriz sürerken bu haberler oldukça manidar diye düşünüyorum.

Korea - SM-2 Block IIIB Standard Missiles


(Source: US Defense Security Cooperation Agency; issued June 26, 2006)


WASHINGTON --- The Defense Security Cooperation Agency notified Congress of a possible Foreign Military Sale to the South Korean Government of 48 SM-2 Block IIIB Tactical STANDARD missiles as well as associated equipment and services. The total value, if all options are exercised, could be as high as $111 million.

The Government of Korea has requested a possible sale of 48 SM-2 Block IIIB Tactical STANDARD missiles with Mk 13 Mod 0 canisters, containers, Intermediate-Level Maintenance spares and repair parts, supply support, personnel training and training equipment, publications and technical data, U.S. Government and contractor technical assistance and other related elements of logistics support. The estimated cost is $111 million.

The Government of Korea is one of the major political and economic powers in East Asia and the Western Pacific and a key partner of the United States in ensuring peace and stability in that region. It is vital to the U.S. national interest to assist our ally in developing and maintaining a strong and ready self-defense capability, which will contribute to an acceptable military balance in the area. This proposed sale is consistent with those objectives. No foreign policy or military developments affect this proposed sale.

Korea will use these missiles as the primary defensive system aboard its new KDX-III AEGIS destroyer for anti-missile ship protection. Korea has already integrated the SM-2 Block IIIA into its ship combat systems. It will have no difficulty absorbing these additional missiles into its armed forces.

The proposed sale of this equipment and support will not affect the basic military balance in the region.

The prime contractor will be Raytheon Systems Company of Tucson, Arizona. Offset agreements associated with this proposed sale are expected, but at this time the specific offset agreements are undetermined and will be defined in negotiations between the purchaser and contractors.

Implementation of this proposed sale will require the assignment of U.S. Government or contractor representatives for six months to assist in the installation, testing, training, and support requirements.

There will be no adverse impact on U.S. defense readiness as a result of this proposed sale.

This notice of a potential sale is required by law; it does not mean that the sale has been concluded.

Etiketler: , , , , , , ,

08 Haziran 2006 Perşembe

Pakistan'ın Yeni Denizaltı Programında Harpoon Faktörü

Kısa süre önce ABD Savunma Bakanlığı'na bağlı DSCA kurumu tarafından Pakistan'a yapılacak 130 adet GM-84 Harpoon güdümlü füze satışı duyurulmuştu. Bu pakedin içerisinde 30 adet UGM-84L Harpoon denizaltıdan fırlatılan anti-gemi füzesi de bulunmakta. Bugün DefenseNews'a düşen bir haber, söz konusu Harpoon satışı ile direkt ilgili.

Pakistan yeni almayı planladığı 3 adet AIP denizaltıda da UGM-84 Harpoon kullanmayı planlıyor. Bu durum, Fransa'nın adayı Marlin tipi denizaltı için bir engel olabilir. Fransız hükümetinden Armaris firmasına söz konusu denizaltıyı Pakistan ihalesinde teklif etmek için izin çıktı, ancak UGM-84'ün Marlin'e entegrasyonu maliyeti artırıcı, dolayısıyla şans azaltıcı faktör olabilir.

Marlin'in olası en güçlü rakibi ise Alman HDW tasarımı Tip 214 olarak görünüyor.



France OKs Sub Talks With Pakistan
Islamabad Wants U.S. Harpoon Missiles To Arm Subs

By PIERRE TRAN, PARIS


France has cleared Armaris to offer three patrol submarines to Pakistan, lifting a bureaucratic barrier to the naval export company’s efforts to sell the planned Marlin SSK boat, a French defense executive said.

But there is another snag on the horizon: Pakistan wants its new subs to come with the Boeing Harpoon antiship missile, not the Exocet SM39 from European missile maker MBDA, the executive said.

Acquiring the Harpoons won’t be the problem. White House officials notified Congress on May 31 that Boeing intends to sell 130 of the missiles, including 30 submarine-launched versions and related equipment, to Pakistan for $370 million.

But offering the U.S. missile over the European one could draw opposition from the French government and other local firms.

Armaris is vying to supply Pakistan with three single-hulled, diesel-electric submarines equipped with air-independent propulsion, a deal likely to be worth $1 billion to $1.2 billion. Pakistani officials have said they also would consider the Class 214 submarine from Germany’s Howaldtswerke-Deutsche Werft (HDW) or a Chinese sub. Italian and Russian bids also are expected.

“It will be a very, very tough competition,” the French executive said.
India in October purchased six Scorpene boats from Armaris, and construction of the first boat began April 28 with the cutting of the first hull plate in Cherbourg, France, which will be sent to India, where Mazagon Docks will build and outfit the six boats under Armaris’ supervision as prime contractor.

A victory in Pakistan would likely mean a launch customer for the Marlin, which will be an upgrade to state-owned shipbuilder DCN’s 10-year-old Scorpene submarine technology, and a new entry to compete in a crowded market.

Just getting this far has been a protracted process for Armaris, a marketing joint venture between DCN and Thales.

Before a French arms maker can offer weapons to a foreign customer, the company must receive the approval of the high-level Commission Interministérielle d’Etude et d’Exportation de Matériel de Guerre (CIEEMG). If buyer and seller then come to an agreement, the sale also must be authorized by the CIEEMG.

In January, the CIEEMG withheld its approval, reportedly so as not to upset Pakistan’s regional rival India. Nevertheless, Armaris officials made an informal pitch to a Pakistani delegation several weeks later.

In February, Indian officials signed contracts to buy six Exocet-armed Scorpene subs and 43 Airbus airliners worth $2.5 billion at list prices.
On May 10, Armaris received a formal invitation from Pakistan to bid on the three subs, and subsequently received the CIEEMG’s approval to do so, the defense executive said. A Pakistan official confirmed that authorization had been granted for the sale.

“It’s good news,” he said.

Officials from the French Defense Ministry and the Délégation Générale pour l’Armament procurement office were not immediately available for comment

Obstacles

Coming up with a deal that satisfies all concerned will be challenging.
Among the difficult parts is “how to make an offer that does not upset India,” the executive said. Among other considerations, New Delhi, which plans to buy more than 100 jet fighters, is currently deciding between France’s Dassault Rafale and other foreign aircraft, including the F-16 built by Lockheed Martin, the F/A-18E/F by Boeing, the JAS 39 Gripen by Sweden’s Saab and the MiG-29M, offered by Russia’s Irkut.

Another potential stumbling block is Islamabad’s request for technology transfer as part of the sub deal, which raises the spectre of Pakistani defense firms soon competing against French ones.

Yet another sticky wicket is Pakistan’s interest in the Harpoon missile.
Islamabad wants the Harpoon because it offers longer range, more accuracy, and potentially fewer export approval delays than the Exocet, the Pakistani official said.


But French industry has been given to understand its government’s export committee will never authorize the Marlin sale if it means putting a U.S. weapon on a French platform, the executive said.

A pick of the Harpoon would pose the question: Who would pay for the weapon’s integration, said Robbin Laird, an analyst with ICSA, a consulting firm based here and in Washington. It was unlikely Pakistan had the money to pay for the work and France would balk at paying to integrate an American weapon on a French submarine, he said. “We wouldn’t,” he added.

Even if Pakistan were to pay for the integration, France would ask whether it was in DCN’s interest to do it, he said. An alternative would be a buy of a German boat, he said. But the terms would have to be right for German industry, which is unlikely to sell at a loss.

As for whether the Harpoon was a better weapon, much depended on the Pakistan Navy’s mission requirement, Laird said.

Pakistan already operates French subs, thanks to a 1994 deal to buy and build three Agosta 90B Khalid boats. The first was built by DCN at its Cherbourg yard, the second was assembled in Karachi Naval Dockyard, and the third boat is being fitted with the Mesma air-independent propulsion system, also in Pakistan.

These subs were sold with Exocets. They are capable of firing the Harpoon, but this has not been tested, the French executive said.
“They are fitted for, but no tests have been done,” he said.


The schedule for the new sub program is tight. Formal offers are due in July, and Pakistan wants to pick a winner by the end of the year.

But the French executive said that preparing the offer could take six months, thanks to Pakistan’s unusually detailed specifications — for example, the number of propeller blades.

“That’s the first time I have seen that,” the executive said.

“The Indian Ocean is an ocean we’re very interested in and we want to continue engaging with all the countries in the region, including Pakistan,” said Rear Adm. Joseph Walsh, the director of the U.S. Navy’s Submarine Warfare Division. “It’s in our interest that our friends and allies have robust submarine and stronger naval capabilities in general.”

Indian defense ministry officials said they would watch the development carefully and cautiously.

One Indian analyst said France’s decision to allow Armaris to pitch its submarine to Pakistan seemed baffling, because it would intensify the future debates when India considers buying a French weapon.

http://www.defensenews.com/story.php?F=1840676&C=europe

Etiketler: , , , , ,

04 Nisan 2006 Salı

Güney Kore'den Harpoon Siparişi


http://navy-matters.beedall.com/images/ugm84.jpg

Güney Kore, ABD'ye 42 adet havadan atılan AGM-84L, 16 adet de denizaltılardan atılan UGM-84L Harpoon siparişi verdi. Konuyla ilgili ABD DSCA duyurusu 31.03.2006 tarihinde yayınlandı.

Güney Kore envanterinde 10 adet Tip 209 / 1200 (KSS-1 / "Chang Bogo" sınıfı) modeli denizaltı bulunmakta. İlaveten 3 adet Tip 214 (KSS-2) denizaltı da Alman HDW lisansı altında Hyundai tarafından üretilmekte. Havadan bağımsız tahrik sistemine (AIP - Air Independent Propulsion) sahip bu denizaltılar, dünyanın en modern konvansiyonel botları arasında.

Güney Kore Tip 209'ları, Atlas Elektronik üretimi ISUS 83 muharebe yönetim sistemi kullanmakta. Bu botların son üç adedine (068 "Lee Sunsin", 069 "Na Daeyong" ve 071 "Lee Eokgi") EHCLS (Encapsulated Harpoon Command and Launch Subsystem) entegrasyonu gerçekleştirilerek UGM-84 fırlatma kabiliyeti eklendi. Her bir Tip 209, 4 adet UGm-84 Harpoon taşıyabiliyor.

Yeni inşa edilecek Tip 214'lerde, ISUS 83'ün daha gelişmiş bir versiyonu olan ISUS 90 kullanılıyor. Bu botlar da Tip 209'lar gibi 4 adet UGM-84 taşıyabiliyor. ISUS 90 muharebe yönetim sistemi, Harpoon atışı, sistem içine gömülü AHWCS (Advanced Harpoon Weapon Control System) atış kontrol sistemi ile yönetiliyor; ilave bir atış kontrol sistemi entegrasyonuna gerek bulunmuyor.

Her bir botun 4 adet Harpoon taşıdığı bilgisi, fazla 4 füzenin eğitim atışları için kullanılabileceği tahmini ve mevcut Tip 209'lar için EHCLS entegrasyon işleminin maliyet - etkinliğinin düşük olacağı öngörüsü ile, söz konusu UGM-84 siparişinin Tip 214'ler için yapıldığı rahatlıkla öne sürülebilir.

Bu alımın, Tip 214'lerle birlikte donanmasını oldukça güçlendiren Güney Kore'ye, Uzakdoğu'nun ısınmaya başlayan sularında önemli bir kuvvet çarpanı olacağı aşikar...

Etiketler: , , , , , , , , ,