14 Ocak 2010 Perşembe

Türk Deniz Kuvvetleri'nde Firkateynler


İkinci el firkateyn transferlerini incelediğim ve halen devam eden çalışmamın, Türk Deniz Kuvvetleri ile ilgili bölümü:
 


İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra NATO’ya üyeliği ile birlikte diğer kuvvetlerde olduğu gibi Türk Deniz Kuvvetleri’nde de (TDzK) uzun süren bir yabancı sistemlere bağlılık başladı. 1980’lerin sonlarına kadar Türk Deniz Kuvvetleri’nin ana vurucu gücünü, ABD’den yardım kapsamında gelen, İkinci Dünya Savaşı gazisi, FRAM (Fleet Rehabilitation and Modernization) I ve II modernizasyonlarına tabi tutulmuş Alan M Sumner ve Gearing sınıfı destroyerler teşkil etti.

Deniz kuvvetlerindeki ABD’ye olan bu bağlılığın kırılmasına yönelik (Berk refakat muhribi girişimi sayılmazsa) ilk ciddi adım, 1982 yılında Alman Blohm und Voss tersanesi ile imzalanan Track I projesi sözleşmesi idi. 4 adet MEKO 200TN tipi genel maksat firkateyninin ilk ikisinin Almanya’da, geri kalan ikisinin Gölcük Tersanesi’nde inşa edilmesini içeren proje ile Türk Deniz Kuvvetleri’nin hizmetine ilk kez modern firkateynler girmiş oldu. Bu projeyi 19.01.1990 tarihinde imzalanan ve iki adet firkateyni içeren Track IIA ve 14.12.1992 tarihinde imzalanan, yine iki gemiyi kapsayan Track IIB projeleri takip etti. Track I firkateynleri Yavuz sınıfı olarak 1987 – 1989 yılları arasında, Track II firkateynleri ise Barbaros (Track IIA) ve Salih Reis (Track IIB) sınıfı olarak 1997 – 2000 yılları arasında hizmete girdiler. Track IIC olarak adlandırılan ve yine 2 firkateyni içeren dördüncü paket ise hayata geçirilmedi.

MEKO 200’ler ile birlikte TDzK ilk kez gemilerden hava savunma füzesi kullanma kabiliyetine erişmiş oldu.

MEKO 200 Projesi’nin, Doğan sınıfı hücumbot projesi ile birlikte, Türkiye’de modern bir askeri gemi inşa sanayii kurma girişiminin ilk aşamasını teşkil ettiği söylenebilir. Bu proje ile birlikte Türk gemi inşa sanayii, modern savaş gemisi tasarım, inşa ve sistem entegrasyon konularında bilgi ve tecrübe sahibi oldu. Ancak bu projenin, Türkiye’nin savaş gemisi konusunda dış bağımlılığını bir anda sona erdirmesi mümkün değildi. Nitekim 2000’lerin başlarına kadar FF-1052 Knox, FFG-7 Oliver Hazard Perry ve ardından A-69 D’estienne D’orves sınıfı firkateynler transfer edildi.

NATO müşterek tatbikatlarından olan Display Determination 1992 sırasında, 01.10.1992 gecesi ABD uçak gemisi Saratoga’dan ateşlenen iki adet RIM-7 Sea Sparrow hava savunma füzesi, Saratoga ile beraber seyretmekte olan DM357 Muavenet destroyerini köprüüstü kısmından vurarak beş denizcinin hayatını kaybetmesine neden oldu. Bu olaydan sonra ABD, tazminat olarak bir adet FF-1052 Knox sınıfı firkateyni TDzK’ne hibe olarak, üç adet firkateyni de düşük bedelle transfer etti. TDzK’de Tepe sınıfı olarak adlandırılan ve ilki F250 Muavenet olarak adlandırılan bu gemiler 29.11.1993 tarihinde hizmete girdi. Dört adet daha Knox sınıfı firkateyn de ertesi yıl, 1994’te, hizmete girerek TDzK’deki Tepe sınıfı firkateyn sayısını 8’e çıkardı. Türkiye ABD’den ayrıca yedek parça gemisi olarak kullanılmak üzere 4 adet Knox (FF-1059 Sims, FF-1080 Paul, FF-1082 Montgomery ve FF-1091 Miller) alındı. Böylece TDzK envanterine toplam 12 adet FF-1052 Knox sınıfı firkateyn girmiş oldu.

Knox sınıfı firkateynler TDzK’de, alımlarının gündeme gelmesinden itibaren büyük bir muhalefetle karşılaştılar. Bu muhalefetin ana nedenleri, gemilerin oldukça yıpranmış olmaları ve silah sistemlerinin yetersiz olmaları olarak sıralanabilir. İstim tipi tahrik sistemini haiz olan bu firkateynlerin kazanlarının ısıtılması ve akabinde seyre çıkış yani reaksiyon sürelerinin ve harbe hazırlık oranlarının düşük olması, yüksek işletme ve idame giderleri ile düşük performansları, TDzK’deki hizmet sürelerinin görece kısa olmasına neden oldu: Tepe sınıfınının 4 gemisi, hizmete girmelerinden 7 – 8 yıl sonra emekliye ayrılmışlardır. 2009 itibariyle Tepe sınıfından sadece bir gemi, F253 Zafer hizmette kalmış durumda.

TDzK’nin suüstü vurucu gücünü oluşturan filolarını gençleştirme çalışmalarının en önemlilerinden birini, ironik şekilde, 1990’ların sonlarında başlayan ikinci el FFG-7 Oliver Hazard Perry sınıfı firkateyn transferleri teşkil etmiştir.

Aslında Türkiye’nin FFG-7 firkateynleri ile tanışıklığı 1980’e kadar uzanmakta. Track I ve Track II projelerinin temsil ettiği modernizasyon faaliyetleri kapsamına alınabilecek bir girişim ile, 1980 yılında ABD ile imzalanan bir mutabakat muhtırasına göre İstanbul Taşkızak Tersanesi’nde dört adet FFG-7 sınıfı firkateyn, lisans altında inşa edilecekti. Ancak Taşkızak Tersanesi’nin teknik altyapı ve tecrübesinin bu boyutta bir gemi inşasına elverişli olmaması, yapılması gereken yatırım maliyetinin büyüklüğü ve bütçe sıkıntıları, bu projenin iptal edilmesine neden oldu.

Soğuk Savaş döneminde alan hava savunması ve DSH maksatlı bir refakat firkateyni olarak tasarlanan FFG-7’ler üzerindeki yük, SSCB’nin yıkılması ve Atlantik’teki Rus denizaltı tehdidinin ortadan kalkması ile önemli oranda azaldı. Bu ise, ABD DzK hizmetindeki toplam 51 adet FFG-7’nin önemli bölümünün ihtiyaç fazlası olarak emekliye ayrılmasına neden oldu. Bu gemiler, ABD’nin dost ve müttefiklerine düşük fiyata satılmaya ve/veya hibe edilmeye başlandı. Tasarım özellikleri itibariyle zaten düşük işletme ve idame maliyetine sahip FFG-7’ler, fazla yüksek bir ilkalım külfetine sahip olmadıkları için çok sayıda ülke donanması tarafından talep gördü. TDzK da, Yavuz, Barbaros ve Salihreis sınıflarının temsil modernizasyon ve gençleştirme atılımının devamı olarak bu gemilere ilgi gösterdi.

TDzK hizmetine ilk FFG-7’ler 24.07.1998 tarihinde girdi. F490 Gaziantep, F491 Giresun ve F492 Gemlik adları ile ve Gabya sınıfı adı altında göreve başlayan gemiler, denize inişlerinin üzerinden 50 yıldan fazla zaman geçmiş ve artık faydalı hizmet ömürlerinin sonuna gelmiş olan Gearing tipi destroyerlerin yerine geçerek, donanmada büyük bir gençleşme sağladılar. TDzK tarafından Gabya sınıfı adı verilen bu gemiler ile birlikte TDzK ilk kez alan hava savunması imkan ve kabiliyeti kazandı.

İlk üç gemiden sonra ABD’den 22.07.1999 tarihinde F493 Gelibolu, 08.06.2000 tarihinde F-494 Gökçeada, 25.07.2000 tarihinde F-495 Gediz, 11.04.2002 tarihinde  F-496 Gökova ve en son 04.04.2003 tarihinde F-497 Göksu firkateynleri transfer edildi. Ayrıca FFG-10 Duncan firkateyni, yedek parça gemisi kullanılmak üzere alındı.    Hizmete girdiklerinde, SH-2 Sea Sprite helikopterlerinin iniş kalkışına uygun şekilde, “kısa gövdeli” (Short Hull) olan gemiler, Gölcük Tersanesi’nde kıç kısımlarının eğimi artırılmak suretiyle uzatılarak “uzun gövdeli” (Long Hull) versiyona tadil edilerek S-70B SeaHawk helikopterlerinin iniş kalkışına uygun hale getirildiler. Bu tadilat kapsamında gemilerin helikopter pistlerinin boyu 3.16m uzatıldı, helikopterlerin inişini kolaylaştıracak ASIST sistemi monte edildi  ve helikopterlerin güvenli bir şekilde yaklaşıp alçalmaları için kıçtaki kapstan ve babalar alçaltıldı.

Gabya sınıfının hizmete girmesinden kısa süre sonra, muharebe komuta kontrol sistemlerinin modernizasyonu gündeme geldi. GENESİS (Gemi Entegre Savaş İdare Sistemi) adı verilen proje, gemilerdeki mevcut AN/SPS-55, AN/SPS-49, Mk92 ve seyrüsefer radarları ile IFF (Identification Friend or Foe; Dost Düşman Tanıma) sistemlerinden toplanan verilerin, müşterek bir taktik resim oluşturmak amacıyla birleştirilmesi; Link 11 / 16 yeteneğinin kazandırılması ve otomatik hedef tespit, teşhis ve takibini sağlayacak OTOHETTS (Otomatik Hedef Tespit ve Takip Sistemi) geliştirilmesi ve entegrasyonunu kapsıyor. Ayrıca SHM’de bulunan eski operatör konsollarının yeni nesil ergonomik çok amaçlı konsollarla değiştirilmesi de GENESIS projesinin kapsamında bulunmakta. COTS (Commercial Off The Shelf; Hazır Ticari Ürün) sistemlerin yoğun olarak kullanıldığı projede 2009 itibari ile 4 adet gemide modernizasyon çalışmaları tamamlanmış durumda. GENESİS modernizasyonundan geçmiş firkateynler NATO müşterek tatbikatları, Active Endeavour, Akdeniz Kalkanı, Operation Allied Provider ve CTF-151 harekâtları gibi çokuluslu görevlerde aktif olarak görev almaktalar. Öte yandan GENESIS projesi ana yüklenicisi HAVELSAN ile ABD’li Raytheon firmaları arasında 2009 yılında imzalanan işbirliği anlaşması uyarınca, iki firma, GENESIS projesini, FFG-7 kullanıcısı ülkelere birlikte pazarlamaktalar.

TDzK, FFG-7’lerin Mk13 lançerlerinden ateşlenen RIM-66A SM-1MR Standard füzeleri ile kazandığı alan hava savunması kabiliyetini bir adım daha ileri taşımak için, dört adet Gabya sınıfı firkateyne ikişer adet dörtlü Mk41 VLS (Vertical Launching System; Dikey Fırlatma Sistemi) lançer sistemi ve bu lançerlerden ateşlenecek RIM-162 ESSM (Evolved Sea Sparrow Missile) hava savunma füzelerini entegre etmek için proje başlattı. Bu kapsamda Lockheed Martin üretimi Mk41 lançerlerinin FMS (Foreign Military Sales) programı ile satışına ilişkin DSCA (Defense Security and Cooperation Agency; Savunma Güvenlik ve İşbirliği Kurumu) tarafından ABD Kongresi’ne bildirim, 2008 Nisan’ında yapıldı. ESSM füzelerinin güdüm kontrolü için gerekli Mk92 atış kontrol radarı modernizasyonu için ise yine FMS programı dahilinde ABD DzK ile ana yüklenici Lockheed Martin arasındaki sözleşme 2009 Mart’ında imzalandı. Mk92 modernizasyonu ile Mk41 ve ESSM entegrasyonunun GENESIS projesi kapsamında modernize edilecek son dört Gabya sınıfı gemiye, yani F494 Gökçeada, F495 Gediz, F496 Gökova ve F497 Göksu’ya, GENESIS tadilat çalışmaları sırasında yapılması bekleniyor.

Gabya sınıfının son dört gemisine Mk41 ve ESSM kabiliyeti kazandırılmasının, 1990’ların sonlarında gündeme gelen ve özellikle bütçe sıkıntıları nedeniyle iptal edilip uzun süre rafta bekleyen TF-2000 alan hava savunma ve komuta kontrol firkateyni projesi hayata geçene kadar oluşacak açığı kapamayı amaçladığı iddia edilebilir.

Türkiye’de FFG-7’ler için modernizasyon çalışmaları devam ederken, bu sınıftan daha fazla gemiyi hizmet dışına çıkaran ve Mk13 lançerlerini sökerek SeaHawk odaklı DSH görevlerine ayıran ABD’den 2007 yılında, iki adet daha firkateynin transferi teklifi geldi.

ABD Kongresi tarafından, ABD Başkanı’na, Türkiye’ye bir adet Osprey sınıfı mayın tarama gemisi ile iki adet FFG-7 güdümlü füzeli firkateynin (FFG-12 George Philip ve FFG-14 Sides) transferine yetki veren kararname 07.07.2007 tarihinde yayınlandı. FFG-12 ve FFG-14, 2003 yılında emekliye ayrılarak, San Diego Deniz Üssü’ne çekilmiş, Portekiz başta olmak üzere bazı yabancı deniz kuvvetlerine teklif edilmişti. Gemilerden birinin hibe, diğerinin ise satış yolu ile transferi teklifi ile Türkiye ciddi biçimde ilgilendi. Bu kapsamda incelemeler için San Diego’ya personel gönderildi, hatta gemilerde görev yapacak personel bile belirlendi.

Ancak söz konusu transfer, devir teslim maliyetinin kabul edilemez boyutlara ulaşması nedeni ile iptal edildi. Gemileri inceleyen heyetin TDzK komuta katına sunduğu rapora göre, gemilerin hibe edilmesine rağmen, silah sistemlerinin ayrıca satın alınması, gemilerin Türkiye’ye getirilmesi, “cold ship” seviyesinden tekrar aktif duruma getirilmeleri için gereken tadilat ve akabinde bakım ve modernizasyon maliyetlerinin yüksek oluşu, devir teslimin hesaplanandan daha pahalıya mâl olacağı anlamına geliyordu. Rapora göre devir teslim toplam EUR 160,000,000 bedele mâl olacaktı.

Etiketler: , , , , , ,

30 Aralık 2009 Çarşamba

FFG-7'lere Yeni Silah

ABD Deniz Kuvvetleri, hizmette kalan FFG-7 Oliver Hazard Perry sınıfı firkateynlerin Mk13 güdümlü füze lançerini keserek çıkarmıştı. Bu tadilatın sebebi, söz konusu lançerlerden fırlatılan Standard SM-1 füzelerinin bakım ve işletme - idame giderlerinin artması ile, hava savunma görevinin AEGIS donanımlı Arleigh Burke sınıfı destroyerler tarafından ele alınmış olmasıydı.

Mk13 lançerleri sökülen Amerikan FFG-7'leri, esas olarak Denizaltı Savunma Harbi ve asimetrik tehditlerle mücadele görevlerine tahsis edildiler. Aden Körfezi'ndeki deniz korsanlığı sorunu ile birlikte güncelliği yükselen bu görev tipinin getirdiği bir zorunluluk olarak, FFG-7'ler ufak bazı tadilatlar geçirdiler.

World Affairs Board'da rastladığım aşağıdaki fotograflar, böyle bir tadilattan geçmiş bir FFG-7'yi gösteriyor. Eskiden Mk13 lançerinin olduğu yere bir adet BAe Systems üretimi Mk38 Mod2 uzaktan kumandalı 25mm silah sistemi yerleştirilmiş.

Fotografların büyük hali için lütfen üzerlerine tıklayınız.







Etiketler: , , ,

08 Temmuz 2009 Çarşamba

Türkiye'nin Gerçekleşmemiş FFG-7 İnşa Projesi

Uzun süredir, 1990 - 2010 yılları arasında gerçekleşen ikinci el firkateyn hibe ve transferlerini incelediğim bir makale üzerinde çalışmaktayım. Bu çalışma kapsamında araştırma yaparken, değerli dostum Cem Devrim Yaylalı, okuduğu bir kitaptaki son derece ilginç bir bilgiyi benimle paylaştı.

Yaylalı'nın bahsettiği bilgiye göre, Türkiye'nin FFG-7 Oliver Hazard Perry sınıfı firkateynlerle tanışıklığı, Gabya sınıfının trasnferinden çok öncesine, 1980'e kadar uzanıyor. Alman MEKO firkateyn projesinin mimarlarından, gemi inşa mühendisi Karl Otto Sadler, "MEKO - Eine Erfolgsstory" adlı kitabında, Türkiye ile ABD arasında 1980'de 4 adet FFG-7 Oliver Hazard Perry sınıfı güdümlü mermili firkateynin Gölcük Donanma Tersanesi'nde lisans altında inşası hakkında bir anlaşma imzalandığı, ancak daha sonra gerek teknik altyapı ve tecrübe eksikliği gerekse bütçe sıkıntılarından dolayı bu projenin iptal edildiğini yazıyordu.

Bu konu oldukça ilgimi çekti. Makalemde kullanabileceğim bir bilgi edinebilirim düşüncesi ile Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Bilgi Edinme Birimi'ne başvuruda bulundum. Yanıtın gelmesi uzun sürmedi.


Soru:
Sayın Yetkili,

Alman uyruklu emekli gemi inşa mühendisi Karl Otto Sadler'in yazmış olduğu ve "Mittler & Sohn" yayınevi tarafından 2007 tarihinde basılmış "MEKO - Eine Erfolgsstory" isimli kitabın 100'ncü sayfasında, 1980'lerin başında Türkiye ile ABD arasında, FFG-7 Oliver Hazard Perry sınıfı güdümlü mermili firkateynlerin Gölcük Askeri Tersanesi'nde lisans altında inşa edilmesine dair bir anlaşma ya da mutabakat muhtırası imzalandığı, akabinde bu projenin teknik altyapı eksikliği ve bütçe sıkıntısı nedeniyle iptal edildiğine dair bilgi bulunmaktadır.

1. Bu bilginin doğruluk derecesi,

2. Bilgi doğru ise anlaşmanın imzalandığı tarihi,

3. Bilgi doğru ise anlaşmanın kapsamı ve mümkünse içeriği,

hususlarında bilgi edinmek istiyorum.

Gereği konusunda ilginize, saygılarımla, arz ederim.

M. Arda MEVLÜTOĞLU

29.06.2009

Yanıt:

Sayın Arda MEVLÜTOĞLU;

“1980’li yılların başında FFG-7 sınıfı fırkateynlere ilişkin ortak faaliyetlerin yürütülmesi kapsamında karşılıklı temaslarda bulunulmuş ancak konuyla ilgili olarak herhangi bir anlaşma veya mutabakat metni imzalanmamıştır.”

DENİZ KUVVETLERİ KOMUTANLIĞI


.

Etiketler: , , ,

16 Haziran 2009 Salı

Pakistan'ın İkinci El Savaş Gemisi Arayışı

Kısa süre önce basına yansıyan haberlere göre İngiltere ile Pakistan arasında Tip 42 muhriplrinin transferine yönelik olarak yürütülen görüşmeler ciddiyet kazanmış durumda. (*)

Sheffield sınıfı olarak tasarlanan bu muhriplerden İngiliz Deniz Kuvvetleri için üç grup ya da “Batch” halinde toplam 14, Arjantin Deniz Kuvvetleri için ise 2 adet inşa edildi. 1982 Falkland Savaşı gazisi olan bu muhriplere, savaştan alınan dersler uyarınca kapsamlı modernizasyon ve tasarım değişiklikleri de uygulandı. 2009 Haziran ayı itibariyle İngiliz DzK’de 1 adet Tip 42 Batch II Exeter sınıfı, 4 adet de Tip 42 Batch III Manchester sınıfı muhrip bulunuyor. Bu gemiler, Tip 45 Daring sınıfı hizmete girmeye başlayınca peyderpey emekliye ayrılacaklar.

İngiliz ve Pakistanlı yetkililer arasında yürütülen görüşmeler, üç adet Tip 42 Batch III muhribin, İngiliz DzK’nden emekliliklerini müteakiben, 2011 – 2013 arasında PDzK’de hizmete girmesini içeriyor. Gemilerin GWS-30 Sea Dart alan hava savunma sistemi ile birlikte transfer edilip edilmeyeceği net değil; bu sistemlerin hizmet ömürlerinin sonuna yaklaştıkları için satılmayabilecekleri yorumları yapılıyor.

Pakistan Deniz Kuvvetleri (PDzK) ikinci el firkateyn tedarik etmek üzere uzun süredir yoğun gayret sarfetmekte. Halihazırda bu Güney Asya ülkesi 6 adet eski İngiliz Tip 21 Amazon modeli, Tarık sınıfı güdümlü mermili firkateyne sahip. 1970’lerin ilk yarısında denize inen bu gemiler İngiltere’den 1993-1994 arasında, SeaCat uçaksavar ve MM-38 Exocet gemisavar füzeleri sökülmüş şekilde satın alındı. Zaman içerisinde gemilerden üçüne Çin yapımı LY-60 uçaksavar, diğer üçüne ise RGM-84 Harpoon gemisavar füzeleri takıldı; muhabere ve elektronik sistemlerinde kısmî tadilat gerçekleştirildi. Denge, titreşim ve mukavemet sorunları nedeniyle sık sık üstyapı güçlendirmesi uygulandı. Hizmet ömürlerinin sonuna gelmiş durumdalar.

Pakistan’ın firkateyn sınıfı gemiler ile ilgili en güncel çalışması, 2006 yılında emekliye ayrılan iki adet eski İngiliz Tip 12M Leander modeli, Zülfikâr sınıfı firkateynin yerini almak üzere Çin ile ortak üretimi kapsayan, yaklaşık USD 700,000,000 bütçeli F22P Sword (Kılıç) projesi. Çin’in Tip 053H3 firkateyn tasarımı üzerine, PDzK ihtiyaçları doğrultusunda yapılan değişikliklerle ortaya çıkan yaklaşık 2,500t deplasmana sahip F22P’den ilk etapta ilk üçü Çin Şangay Hudong Tersanesi, sonuncusu Karaçi Tersanesi’nde olmak üzere toplam 4 adet inşa edilecek. Sınıfın ilk gemisi F251 Zülfikâr Nisan 2008’de denize indi ve aynı yıl Ekim ayında hizmete girdi. F22P sınıfının son gemisi için ilk kaynak 5 Mart günü atıldı. Zülfikâr’ı takip eden üç geminin 2010-2013 arasında hizmete girmesi planlanıyor.

PDzK için sıkıntı da burada başlıyor.

Tarık sınıfı gerek teknoloji gerekse gövde açısından ömrünün sonuna gelmiş durumda. F22P projesindeki tüm gemilerin, her şey yolunda giderse, 2013 civarında hizmete gireceği varsayılırsa, bu tarihte sadece 4 adet modern firkateyn envanterde bulunuyor olacak. Geniş kapsamlı bir modernizasyon faaliyeti yürütmekte olan ezeli hasmı Hindistan’a karşı bir etkinlik sağlanabilmesi için acilen modern firkateyn ve korvet sınıfı gemiler gerekmekte. Dolayısıyla Pakistan’ın hızla hizmete alabileceği, tercihen üzerindeki silah ve elektronik sistemler açısından asgari eğitim ve oryantasyon süreci gerektiren firkateynlere ihtiyacı bulunuyor.

PDzK komutanı Amiral Muhammed Afzal Tahir’in Katar’daki DIMDEX 2008 fuarı sırasında verdiği beyanata göre, Pakistan’ın acilen 4 ila 8 arasında firkateyn sınıfı gemiye ihtiyacı bulunmakta. Afzan ayrıca, ilave F22P siparişinin de gündemde olduğunu belirtmiş.

Amiral Afzal’ın bahsettiği acil ihtiyaç kapsamında, savunma basınına yansıdığı kadarıyla, Pakistan şimdiye kadar İngiltere, Belçika, Yunanistan ve ABD seçeneklerini denemiş durumda.

İngiltere’nin emekliye ayırdığı üç adet Tip 23 Duke sınıfı firkateyn için 2005 yılında yapılan girişim başarısızlıkla sonuçlandı: Bu gemiler Şili Deniz Kuvvetleri’nde hizmete girdi. Ertesi yıl, Yunanistan’ın modernizasyon projesi kapsamı dışında bırakıp yakın gelecekte emekliye ayıracağı 4 adet Elli (eski Hollanda Kortenaer) sınıfı firkateynin ve daha sonra Belçika’nın Wielingen sınıfı iki geminin transferi için yürütülen görüşmeler de sonuçsuz kaldı. Wielingen’ler, Bulgar Deniz Kuvvetleri’nde hizmete girdi.

PDzK için en muhtemel ikinci el firkateyn olarak, ABD yapımı FFG-7 Oliver Hazard Perry sınıfı gündemde. Halen 8 adedi Türk Deniz Kuvvetleri’nde Gabya sınıfı olarak hizmet veren bu firkateynlerden bir adedinin, FFG-8 McInerney’in devrine dair onay, ABD Kongresi tarafından 2008 Eylül’ünde verildi. Geminin 2010 civarında, USD 65,000,000 tutarında bir yenileştirme çalışmasını müteakiben Pakistan’a devri planlanıyor. ABD’nin kısa süre içinde daha fazla FFG-7 emekliye ayırması ile birlikte Pakistan’a ilave hibe ve/veya satışların gündeme gelebileceği yorumları mevcut. Eğer FFG-7’lerin Pakistan’a devri gerçekleşirse, bu ülke ile mevcut olan askeri ilişkilerin seviyesi de göz önünde tutularak, Gabya sınıfına uygulanan GENESİS modernizasyon projesinin bir benzerinin ihracı gündeme gelebilir.


*: “Pakistan in the frame for Type 42 destroyers”; Richard Scott, Jane’s Navy International: 26.05.2009

Etiketler: , , , , , , ,

05 Mayıs 2009 Salı

Haftalık Bakış #7: Avrasya Buluşmasının Ardından

Geçtiğimiz hafta Türk savunma kamuoyunun bütün dikkati, İstanbul TÜYAP Kongre ve Fuar Merkezi'nde gerçekleştirilen IDEF 2009 savunma teknolojileri fuarındaydı. Fuar ziyaretim sırasında yaptığım gözlemleri ve yorumlarımı, Avrasya Buluşmasının Ardından başlıklı yazımda aktarmaya çalıştım. Yazıyı aşağıya da ekliyorum.



27 – 30 Nisan tarihleri arasında TÜYAP Beylikdüzü Fuar ve Kongre Merkezi’nde düzenlenen IDEF 2009 (International Defense Industry Fair), “Avrasya Buluşması” sloganı ile sunuldu.

Bugüne kadarki tüm IDEF fuarları Ankara’da düzenlenmekteydi. En son 2007 yılındaki fuar, Ankara Hipodrom’da düzenlenmişti: Alanın bu tür bir fuara uygun olmadığı yönünde eleştiriler gelmekteydi. Bunlara ilaveten, Ankara’ya zırhlı araç, ağır makina, helikopter gibi sistemlerin nakilleri, deniz yolu bağlantısı olmadığı için yüksek maliyete neden oluyordu. Öte yandan Ankara, tüm savunma bürokrasi ve sanayiinin kalbi olması nedeniyle, bu tür bir fuar için doğal merkez konumunda idi.

IDEF, sadece Türkiye değil, bölge ülkelerini de kapsama iddiasına sahip; “Avrasya Buluşması” sloganı da bu iddianın bir yansıması. Bu slogan, Karadeniz’e kıyısı bulunan ülkeler, Balkanlar, Ortadoğu, Doğu Akdeniz ve Orta Asya ülkelerinin savunma ihtiyaçlarının, fuarın konseptini belirlemesi; bu ülkelerin askeri ve sivil tedarik ve kullanıcı makamlarının fuara ilgi göstermeleri veya ilgi göstermelerinin sağlanması demek. Bu bağlamda IDEF 2009’un başarıya ulaşıp ulaşmadığının en somut göstergeleri, fuara katılım gösteren firmaların ziyaretçi sayısı, ürün ve çözümlere ciddi manada ilgi gösteren, potansiyel müşteri (lead) olarak sınıflandırılabilecek bağlantıların miktarı ve imzalanan sözleşmelerdir. Bu açıdan bir değerlendirme yapma imkânına sahip değiliz, şüphesiz ki katılımcı firmalar fuar sonu analizlerinde bunları ele almaktadır.

Ancak IDEF’in gerçek anlamda bir Avrasya Buluşması niteliği taşıyıp taşımadığı hakkında başka açılardan da fikir yürütmek mümkün. Mesela,

Fuarın katılımcı listesine göz atıldığında, toplam 461 katılımcı firmanın 181’inin Türk firması olduğu göze çarpıyor. Katılımcı sayısı bazında Türkiye’yi 54 firma ile Almanya, 50 firma ile ABD, 30 firma ile İtalya, 28 firma ile Fransa ve 27 firma ile İngiltere takip ediyor. İsrail firmaları, kamuoyuna yansıdığı şekliyle, kutsal bir günlerine denk geldiği için IDEF’e katılmadı. Bu durum, her ne kadar İsrail tarafı aksini iddia etse de, spekülasyonlara neden oldu.

Yabancı katılımcı firmalar listesindeki ilk beş, aynı zamanda Türkiye’nin savunma sanayii alanında en yoğun işbirliği yaptığı ülkelerin de listesi. Bu listeye son yıllarda Güney Kore de katılmakta; nitekim bu ülke IDEF 2009’a 8 firma ile katıldı.

Fuar, öncekiler gibi ASELSAN ve HAVELSAN başta olmak üzere Türk savunma sanayiinin önde gelen firmalarının çok geniş çaplı katılımları ile yeni projelerini ve mevcut ürünlerini sergiledikleri bir ortama sahne oldu. Son dönemde açılan başta kara ve deniz araçları olmak üzere çeşitli ihalelerin etkisi bariz biçimde hissedilmekteydi. Buna örnek olarak Mayına Karşı Korumalı Taktik Araç, Silah Taşıyıcı Araç, Özel Maksatlı Taktik Tekerlekli Araç projelerini saymak mümkün.

Daha fazla uzatmadan, fuara ilişkin bazı gözlem ve yorumlarımı madde madde sıralamak isterim:

• Fuar, Beylikdüzü gibi, İstanbul şehir merkezine son derece uzak bir mekândaydı. Bu durum, sabah gidiş ve özellikle akşam dönüşlerde trafik açısından büyük sıkıntılara neden oldu. Fuarın ilk günü çıkışta Beşiktaş’a gitmek için 3 saatten fazla süreyi trafikte harcayan katılımcılar oldu. Mecidiyeköy’den Avcılar’a sefer yapan Metrobüs’ün önemli ölçüde faydalı olduğu söylenebilir, ancak ulaşım yine de katılımcılar için zor ve yorucu nitelikteydi.

• Fuar alanının büyük kısmı kapalı idi. İç avlu olarak adlandırılabilecek açık alanda Fırtına kundağı motorlu obüs, Leopard 1T, M-60T, modernize edilmiş zırhlı personel taşıyıcılar ve fuar ve gösteriler için kullanılan bir adet F-16 vardı. Namlu ve taret kısmında bazı değişikliklerin gözlendiği Fırtına obüsü dışındaki diğer objeler herhangi bir profesyonel ilgi çekmekten uzaktı; zira son birkaç IDEF’te aynen sergilenmekteler. F-16 ise, önündeki çeşitli mühimmatlarla birlikte sadece havacılık meraklılarının ilgisini cezbetti. Eğer IDEF’in bir çeşit “Open Day” tarzı statik yer gösteri kısmı olsaydı, F-16’nın katılımı daha anlamlı ve makûl olabilirdi. Özet olarak Savaşan Şahin, “benim burada ne işim var?” dermiş gibiydi..

• Fuar merkezinin otopark bölümünün hali içler acısıydı. Toprak ve bozuk zemindeki, büyük bölümü düzensiz olan otopark; katılımcı profili karşılaştırıldığında böyle bir organizasyona yakışmadı.

• Fuar girişleri, özellikle ilk iki gün son derece sıkıntılı ve kötü organize olmuş bir görünümdeydi. Ziyaretçilerin davetiye formunu teslim ettiği banko ile güvenlik kapısı yanyana idi. Bu da, formu doldurup teslim eden ziyaretçinin yan tarafa yönelmesi; forma ihtiyacı olmayan (halihazırda giriş kartı olan) katılımcının da doğrudan güvenlik kapısına davranması sonucu, girişlerde yığılma ve kuyruk oluşmasına neden oldu. Öte yandan, fuara kartvizit ile girişin mümkün olduğu açıklanmış olmasına rağmen ilk iki güne firma kartviziti göstererek girmek isteyen çoğu sayıda ziyaretçiye zorluk çıkarıldı. Fuarın son günü 18 yaşın altında çok sayıda ziyaretçi vardı. Velhasıl, daha önceden ilan edilmiş bulunan giriş koşulları ya uygulanmadı ya da bazı durumlarda abartılı şekilde uygulandı. Bu açıdan IDEF 2009, önceki IDEF’lerin bir devamı görünümündeydi.

• Fuarın iç mekân tasarımı sınıfta kaldı. Işıklandırma seçimi, gerek ürün tanıtımı gerekse fotograf çekimi açısından son derece başarısızdı. Özellikle zırhlı araçların sergilendiği 7. Holdeki ışıklandırma abartılı derecede kuvvetli iken (Fuara ilişkin pek çok fotografta zırhlı araç fotograflarının aşırı parlak olmasının nedeni budur), 4. ve 6. Holler loş denecek kadar kötü ışıklandırılmıştı. Işıklandırma, fotograf çekimini etkilemesi bir yana, ziyaretçilerin standlara ve ürünlere ilgisini etkileyecek kadar önemli bir ayrıntıdır.

• Fuar alanının yakınında herhangi bir uçuş pistinin bulunmaması, uçuş gösterilerinin, TAI sponsorluğundaki hava akrobasi gösterisi ile sınırlı kalmasına neden oldu. Bu gösteri de, diğer başka uçak ve helikopterlerin uçtuğu bir fuar ortamında daha anlamlı olabilecekken, tek başına sadece ilgi çeken bir “hoşluk” oldu.

• Yemek – içecek ve vestiyer hizmetleri tatminkârdı. Etimesgut ve Hipodrom’daki fuarlarda bu konularda büyük sıkıntılar mevcuttu. Fahiş fiyatta, sınırlı mekânda ve sınırlı süre için bulunabilecek yiyecekler, TÜYAP fuar merkezinde çok sayıda kafeteryada, pahalı ancak nispeten makûl sayılabilecek fiyatlarda ve daha çok çeşitte sunulmaktaydı. Bu, tek başına küçük ve önemsiz bir ayrıntı gibi görünebilir, ancak bu tür fuarlarda, hele ki katılımcıların profili hesaba katılırsa yemek (catering) ve vestiyer gibi hizmetlerin kalitesi, fuarın toplam kalitesine doğrudan katkıda bulunur. IDEF, sadece Türkiye değil, bölge ve daha geniş ölçekte Avrasya hedef pazarına hitap etme iddiasında olan bir fuar olduğu için, ulaşım, yemek ve benzeri hizmetlerin ortalamanın üzerinde olması, bu iddianın gerçekleşmesine doğrudan katkıda bulunacaktır.

Genel izlenimlerden sonra firma ve sistem bazında fuardan notları aktarmak isterim:

• Fuar boyunca bazı önemli imza törenleri gerçekleştirildi. Bunları saymak gerekirse:

HAVELSAN ile Alman Rheinmetall firmaları arasında, denizaltı dalış simülatörleri için işbirliği anlaşması. Bu simülatörler, halen Gölcük Denizaltı Eğitim Merkezi Komutanlığı’ndaki Ay sınıfı ile birlikte tedarik edilen ve faydalı kullanım ömrünün sonuna gelmiş, Preveze / Gür ve yeni nesil havadan bağımsız tahrikli denizaltı dümen personelinin eğitiminde kullanılacak.

HAVELSAN ile İtalyan Finmeccanica ve yine İtalyan Elettronica ile mutabakat muhtırası: Bu mutabakat muhtırası ile birlikte bu üç firma, Türk, İtalyan ve üçüncü ülke pazarları için komuta kontrol sistemleri, deniz sistemleri, hava savunma, elektronik harp ve anayurt güvenliği konularında endüstriyel, teknolojik ve ticari fırsatları kovalamak için ortak çalışma grupları kuracak.

HAVELSAN ile Korean Aerospace Industries arasında, KT-1 Wong Bee turboprop eğitim uçakları için işbirliği anlaşması. Bu anlaşma ile iki firma, KT-1 eğitim uçaklarının simülatörleri için işbirliği kuracak.

HAVELSAN ve ABD’li Raytheon firmaları arasında, FFG-7 Oliver Hazard Perry sınıfı güdümlü mermili firkateynlerin komuta kontrol sistemlerinin modernizasyonuna yönelik işbirliği anlaşması. Türk Deniz Kuvvetleri için halen devam eden GENESİS (Gemi Entegre Savaş İdare Sistemi) projesi kapsamında, bu gemilere yöelik yoğun bir tecrübeye sahip olan HAVELSAN, Raytheon aracılığı ile, bu tip gemileri kullanan diğer ülke donanmalarına yönelik olarak modernizasyon paketleri sunacak. Nitekim bu işbirliğinin bir yansıması olarak Raytheon, fuar standında FFG-7’ler için HAVELSAN’la müşterek sunduğu modernizasyon teklifine yönelik broşür dağıttı. Bu arada GENESİS projesi kapsamında dördüncü geminin modernizasyonu tamamlanmış durumda.

F-35 Joint Strike Fighter projesi kapsamında ABD’li Lockheed Martin firması ile Türk Alp Havacılık, ASELSAN ve Kale Havacılık firmaları arasında imzalanan anlaşmalar: Bu imzalar özellikle ASELSAN için önemli, zira bu firmamız JSF projesinden iş payı almak için uzun süredir uğraş vermekteydi ve bu konudaki niyet, Savunma Sanayii Müsteşarı Murad Bayar tarafından dahi dile getirilmişti.

Norveçli Kongsberg Aerospace ile Roketsan arasında, NSM (Naval Strike Missile) gemisavar füzeleri için lançer üretimine yönelik işbirliği anlaşması. Yaklaşık 7 milyon Dolar tutarındaki anlaşma uyarınca, Roketsan, Norveç Deniz Kuvvetleri için NSM lançerlerine yönelik olarak parça imalatı gerçekleştirecek. Tek başına çok büyük boyutlu olmayan bu anlaşma, NSM’nin yeni nesil bir gemisavar füzesi olması ve JSM (Joint Strike Missile) modeli ile F-35 için de planlandığı hesaba katılırsa önem kazanıyor.

Roketsan ile Birleşik Arap Emirlikleri Burkan firması ile, BAE silahlı kuvvetleri ihtiyacı olan roket ve füze sistemlerinin müşterek üretimine yönelik olarak 70 milyon Dolar tutarında bir işbirliği anlaşması imzalandı.

Türkiye ile Almanya arasında savunma sanayii işbirliği anlaşması: 27 Nisan’da imzalanan bu anlaşma, özellikle insansız hava araçları ve elektronik harp sistemleri alanında iki ülke firmalarının daha yoğun işbirliğine gitmelerini kolaylaştırma potansiyeline sahip.

Türkiye – Suriye savunma sanayii işbirliği anlaşması: Basında Türk-Suriye müşterek sınır tatbikatı kadar ses getirmese de, önemli bir gelişme. 30 Nisan’da imzalanan anlaşma, somut anlamda çok büyük bir anlam taşımasa da, iki ülke askeri ve savunma işbirliği altyapısını kurma ve geliştirme bakımından büyük bir dönüm noktası teşkil etmekte. Özellikle iki ülkenin tam 10 yıl önce topyekûn harbin eşiğine gelmiş olması düşünülürse…

Türkiye ile Kuveyt arasında askeri işbirliği anlaşması: İki ülke arasında 1987 yılında imzalanan eğitim anlaşmasından sonraki adım kapsamında, savunma sanayiine yönelik işbirliği imkanlarının geliştirilmesi öngörülüyor.

• Artık gelenekselleştiği üzere, bu IDEF’in de yıldızı ASELSAN’dı. Geniş bir alanda çok sayıda farklı ürün sergileyen ASELSAN yerli ve yabancı çok sayıda ziyaretçinin ilgisini çekti. Tek tek saymak mümkün değil ancak en çok dikkati çeken sistem ve proje olarak şunlar sıralanabilir:

• “Avcı” kaska monteli nişangâh sisteminin endüstriyel tasarım maketi sergilendi. Sistemin ön tasarımı bitmiş durumda.

• İnsansız kara, deniz ve denizaltı araçları; komple bir üs / tesis güvenliği çözümü kapsamında sunuldu.

• Atılgan ve Zıpkın Kaideye Monteli Stinger projesinin meyveleri somut biçimde görüldü: Rus yapımı BRDM zırhlı keşif aracı üzerindeki Kaideye Monteli Igla (KMI), 2 x Stinger taşıyan, yenilenmiş tasarımı ile Bora II sistemi ve 2 x 2 Agm-114K HellFire füzesi taşıyan deniz aracı füze lançeri sergilendi. Bunlara ilaveten STAMP’ın kuzeni olarak sayılabilecek STOP 25mm stabilize top platformu da ilgi çekti.

• Dikkat çekici sistemlerden biri de füze güdüm radarı idi. ASELSAN’ın güdümlü füzeler için üzerinde çalıştığı teknolojilerin sergilendiği radar tarayıcı başlık modeli, bu sistemin hangi tip bir füze için tasarlanmış olduğuna dair yoğun merak uyandırdı. Buna ilaveten ASELSAN’ın hava savunma sistem çözümleri ile İHA’lar için geliştirdiği Sentetik Açıklıklı Radar (Synthetic Aperture Radar; SAR) ve torpidolara karşı savunma sistemleri de ayrıca dikkate değerdi.

• Sergilenen sistemlerden ARES-2N elektronik destek sistemi, Rüzgâr sınıfı hücumbot modernizasyonunda kullanılmış ve MilGem projesi kapsamında TCG Heybeliada gemisine de takıalcak. Bu önemli; zira hem milli bir ESM (Electronic Support Measures) sistemi aktif ve tam harbe hazır şekilde faal ve güncel gemilerimizde kullanımda; hem de MilGem için kendini kanıtlamış, ArGe süreci tamamlanmış bir sistem olması dolayısıyla entegrasyon risk ve maliyetlerini elektronik harp sistemi kaleminde ciddi manada düşürme potansiyeline sahip.

• Fuarda, kara araçları bakımından dikkat çekici sistemler Nurol Makina’nın 6×6 Ejder ailesi, FNSS’in Pars ailesi, BMC’nin Taktik Tekerlekli Araç ihalesini kazanan araçları (MRAP dahil) ve TEMSA Global’in GEKKO çok maksatlı araçları idi. Otokar standında Kaya ve Kale 4×4 Mayına Karşı Korumalı Taktik Tekerlekli Araç (MKKTTA) ile Cobra ailesinin üç ferdi; 12.7mm uçaksavar monteli personel taşıyıcı, Rafael insansız silah istasyonlu model ile Silah Taşıyıcı Araç (STA) projesi çerçevesinde teklif edilen, modifiye edilmiş Cobra ile Land Rover serisi bulunmaktaydı. Kale aracı, stand tasarımı nedeniyle sadece ön kısmı görülebilecek şekilde yerleştirilmişti. Cobra’nın STA türevi, tipik Cobra tasarımı ile büyük ölçüde benzeşmesine rağmen, gövdesinin arka kısmının eğimi büyük ölçüde artırılmıştı. BMC firması aynı ihalede, MRAP ailesinin bir üyesi olan ve İsrailli Hatehof firması tasarımı 4×4 araç teklif etmekte. Fuarda her iki rakip firmanın MRAP tasarımlarını, görsel bazda dahi olsa karşılaştırmak mümkün oldu.

• TEMSA Global’in savunma sanayiine daha yoğun katılımını temsil eden GEKKO çok maksatlı araca ait maket ilgi çekici idi. Dış görünüş ve konsept olarak Alman Rheinmetall firması tasarımı GEFAS modüler çok maksatlı aracı andıran 4×4 GEKKO, Geniş Modül ve Kısa Versiyon olmak üzere iki ana türeve sahip olarak sunuluyor. Muhtemelen konsept tasarım aşamasında olan araca dair ayrıntılı bilgi almak mümkün olmadı.

• FNSS, ASELSAN ile birlikte geliştirdiği Uzaktan Kumandalı Kule (UKK) sisteminin birebir maketini, Akıncı Zırhlı Muharebe Aracı üzerine monteli şekilde sergiledi. FNSS Pars 6×6 aracı, hidropnömatik süspansiyon sistemi ile ziyaretçilere bol bol gösteri yaptı. Tasarımı önemli ölçüde revize edilen aracın, fotograflar bilhassa ön profili dolayısıyla uyandırdığı hantallık izlenimi, aktif süspansiyon sisteminin perfomansı yakından incelenince silindi. Araç öne, arkaya ve yanlara çok büyük açılarla kendini “eğebiliyor”. Gerçek performans için arazi denemelerini incelemenin en doğrusu olduğu tabiidir.

• Deniz sistemleri ve gemilere gelince: Dikkat çeken bir husus, devriye botu ve karakol gemilerine yönelik sunulan çözümlerin çeşit ve sayısı idi. Söz gelimi Türk Deniz Kuvvetleri’nin Yeni Tip Karakol Botu projesi çerçevesinde, Dearsan tersanesinin YTKB-400 tasarımı ile kazandığı ihaleye sunulan ya da en azından bu ihalenin isterlerini (40mm baş top, derinlik bombası, denizaltı havanı, azami 400t deplasman, çelik tekne gibi) karşılayan neredeyse tüm adaylar, bu fuarda da sergilenmekteydi.

• 8 adet yüksek sürate sahip Tank Çıkarma Aracı (LCT) projesini kazanan ADİK Furtrans firmasının standında kazanan tasarım sergilendi. ADİK Furtrans’ın inşa edeceği LCT’lerin, teknik isterleri de aşan bir performansa sahip olduğu belirtildi. Deniz Kuvvetleri’nin 3 adet ana muharebe tankını (AMT) azami 18 deniz mili süratle taşıyacak bir gemi istemiş olmasına karşı firmanın tasarımının 7 adet AMT’yi azami 22 deniz mili ile taşıyabileceği iddia ediliyor. Bu arada firmanın standında LST ihalesi çerçevesinde önerilen tasarımi denizaltı savunma harbi maksatlı karakol botu (bkz: bir önceki madde) ve yüksek süratli hücumbot tasarımları da sergilenmekteydi. Hücumbot tasarımında 1 x 76mm/62 baş top, 1 x çift namlulu 40mm/70 kıç top, 2 x üçlü 324mm torpido tüpü, denizaltısavar havan ve 2 adet stabilize makinalı tüfek / top taret sistemi bulunmaktaydı. Genel görünüm açısından Türk Deniz Kuvvetleri’ne ait Yıldız sınıfı hücumbotlarla benzerlik arz eden geminin halihazırda devam eden ya da başlaması planlanan bir proje kapsamında teklif edilip edilmediği öğrenilemedi.

• İlginçtir, Fransız DCNS firması hemen hemen tüm savunma fuarlarında sunduğu Gowind çok maksatlı korvet tasarımını IDEF’te sergilemedi. Mistral LHD’nin iki farklı versiyonu, Scorpene AIP denizaltı ve FREMM çok maksatlı firkateyn maketleri ile MESMA AIP sistemini sergileyen firmanın, korvet / karakol botu pazarının bu kadar kızışmış olduğu bir dönemde ve Karadeniz / Ortadoğu pazarına bu kadar yakın bir ülkedeki bu fuara, yoğun biçimde tanıtım / pazarlama faaliyetleri yürüttüğü ve Bulgaristan ile Gürcistan’da satış aşamasına kadar geldiği (ama başaramadığı) bu gemiyi sergilememesi soru işaretlerine neden oldu. Kimbilir, belki de DCNS Gowind’den yavaş yavaş umudu kesmeye başlamıştır…

• Bir başka Avrupalı gemi üreticisi Fincantieri, MOSAIC çok maksatlı hafif firkateyn / korvet tasarımını bu fuarda da sergiledi. Modüler tasarıma sahip olan MOSAIC için Asya pazarında bazı ciddi potansiyel müşteriler bulunduğu, görüşmelerin devam ettiği belirtiliyor.

• Avrupa firmalarının standlarında dikkat çeken bir husus: Çoğu firma geçmişteki fuarlara getirdikleri maket ve broşürleri aynen bu fuara da getirmişler; promosyon, stand tasarımı vesaire için ciddi bir para ya da emek harcanmamış. Çoğu yabancı firma fuara usûlen katılmış gibiydi.

• STM standında, TCSG-80 Sahil Güvenlik karakol botları için bir modernizasyon ve tadilat projesi dikkat çekiciydi. 40mm baş top, 2 x ASELSAN STAMP ya da STOP taret ve kıçta ASELSAN Bora II lançeri ile donatılmış bu karakol gemisi, halihazırda mevcut ve kendini kanıtlamış SG-80 botları için ucuz ve maliyet etkin bir dönüştürme önerisi olarak sunuluyor.

• STM ve RMK Marine başta olmak üzere yerli ve yabancı firmaların ilgi duyduğu LPD amfibi taarruz gemisi projesi ile ilgili ilginç gelişmeler var: Başlangıçta 14,000t civarında bir deplasmana sahip olması ve 2+2 helikopter taşıması istenen LPD projesinde tonaj 20,000 tona, helikopter sayısı da 4+4’e çıkmış durumda. Bu, projenin LPD boyutundan çıkarak daha ziyade LHD sınıfına girmesi anlamına geliyor.

• RMK Marine standında Sahil Güvenlik Arama ve Kurtarma gemilerinin teslim tarihleri şu şekilde verilmiş:

TCSG-081 Dost: 30.09.2011
TCSG-082 Güven: 30.03.2012
TCSG-083 Umut: 30.07.2012
TCSG-084 Yaşam: 30.12.2012

• ATAK Taarruz ve Taktik Keşif Helikopteri Projesi kapsamında İtalyan Agusta Westland firması ile ortak üretilecek T-129 helikopterinin burun kısmı fuarda sergilendi. Birebir ölçekli makette ASELFLIR-300T FLIR sistemi, burun top taret tasarımı, ASELSAN’ın yeni nesil çok fonksiyonlu göstergeleri ile donatılmış kokpit ve füze lançerleri bulunmaktaydı. T-129’un ana silahları olacak Roketsan UMTAS (Uzun Menzilli Tanksavar Sistemi) ile Cirit 2.75” lazer güdümlü roketin birarada taşındığı entegre lançer podu özellikle dikkat çekiciydi. Modüler tasarıma sahip lançerde 4 x UMTAS ya da 2 x UMTAS ve 2 x ikişerli Cirit podu taşınabiliyor. Kuvvetle muhtemel farklı kombinasyonlar da mümkündür.

• Roketsan ilk kez özgün OMTAS tanksavar sistem tasarımını tanıttı. Bu arada Roketsan standında sessiz sedasız ziyaretçileri selamlayan J-600T taktik balistik füzesi, konunun meraklıları için hoş bir sürpriz oldu. 2007’de ilk kez kamuoyuna gösterilen J-600T Yıldırım füzesinin birebir ölçekli maketi, T-302 Kasırga ve T-122 Sakarya roket sistemlerinin yanında ziyaretçileri selamladı.

• TAI standında Hürkuş, C-130 Erciyes, Göktürk maketleri arasında dikkati çeken, Şimşek yüksek hızlı hedef uçağı oldu. Firmanın sunduğu teknik verilere göre turbojet motora sahip Şimşek’in 2.50m kanat açıklığı var ve azami kalkış ağırlığı 75kg.

• FN Herstal firması yeni insansız silah istasyonu LRWS’yi tanıttı.Yüksek Makina – MKE’nin geliştirdiği IMTAKS muadili olan sistemin en dikkat çekici özelliği, yüksek kapsama alanı ve açıları.

• Vestel Savunma ve Kale Baykar, gerek Mini gerekse Taktik İHA çözümlerini sergilediler. Öte yandan insansız sualtı ve suüstü araçları konusunda Genetlab ve Gate Elektronik firmalarının çözümleri de hacim ve ilgi açısından epey yer kapladı.

• IDEF’in bir başka sürprizi: TÜBİTAK SAGE standında sergilenen ısıl pil ve Hassas Güdüm Kiti (HGK) idi. ABD yapımı JDAM’ın büyük ölçüde muadili olan ve özellikle INS (Inertial Navigation System; Atalet Seyrüsefer Sistemi) alt bileşeni önemli oranda geliştirilmiş HGK’nin tüm testlerinin tamamlandığı ve operasyonel aşamada olduğu belirtildi. 2,000lb Mk84 genel maksat bombalarına eklenen bir GPS/INS güdüm kontrol kit ilavesi olan HGK’nın ayrıca JSF F-35 uçaklarına da entegre edileceği ve denemelerde isterlerin çok ötesinde INS+GPS ve INS hassasiyet değerlerine ulaşıldığı bilgisi verildi. HGK’ya ilaveten ve en az onun kadar önemli bir başka yeni sistem olan ısıl pil, güdümlü füze sistemlerindeki güdüm kontrol ve kanatçık eyleyicileri (aktüatör) için gerekli elektrik enerjisini sağlamada kullanılıyor. Isıl piller ayrıca fırlatma koltuğu mekanizmalarında, yangın kontrol sistemlerinde ve hava araçlarında acil durum güç sağlama sistemlerinde kullanılma potansiyeline de sahip.

• TSK Genel Maksat Helikopteri ihalesindeki kızgın rekabet fuara da yansıdı. Agusta Westland, proje kapsamında teklif ettiği, AW-139 tasarımını baz alan AW-149’un Türkiye için uyarlanmış türevi olan T-149’un birebir ölçekli maketini sergiledi. Projeye teklif veren iki firma olan Sikorsky (T-70) ve Agusta Westland (T-149) ayrı ayrı cazip sanayi katılım ve teknoloji transferi paketleri öneriyorlar. Bu projeye ve adayların tekliflerine dair yorumlarımı önümüzdeki hafta yazımda ele almaya çalışacağım.

• Makina Kimya Endüstrisi standında Mehmetçik 1 olduğunu iddia ettiği piyade tüfeğini ve Fransa ile uluslararası tahkime gitmesine neden olan, üretim ve teslimatı dondurulmuş Eryx kısa menizlli güdümlü tanksavar füze sistemini, Panter çekili obüsü ile çeşitli piyade silah ve mühimmatlarını sergiledi.

• Son yıllarda milli savunma sanayiine önemli yatırımlar yapan Azerbaycan, 14.5mm mühimmat atan İstiklal keskin nişancı silahı ile lisans altında üreteceği MKKTTA modellerini ziyaretçilerin ilgisine sundu. Azerbaycan gerek Gürcistan gerekse Türkiye ile önemli savunma sanayii anlaşmaları imzalamış durumda ve ihtiyaçlarını önemli ölçüde yerel kaynaklardan karşılamak için girişimlerde bulunuyor. Bu kapsamda kısa süre önce bu dost ve kardeş ülke ile firmalarımız çeşitli işbirliği anlaşmaları imzalamıştı.

• Fuarın dikkat çekici bir başka gözlemi: Sarsılmaz firmasının “At, Avrat, Sarsılmaz” logolu otobüsüydü. Firmanın standına ilgi, diğer IDEF’lerdeki gibi son derece yüksekti.

• Fuar boyunca yakındaki limanda demirli ve GENESİS modernizasyonundan geçmiş, TCG F-490 Gaziantep firkateynine geziler tertip edildi.

Fuarın tüm notlarını, tüm sistem ve çözümlerini burada aktarmak pratikte mümkün değil. Gemi ve kıyı gözetleme radarları, insansız hava, suüstü ve sualtı araçları ile elektronik harp sistemlerine yönelik olarak yoğun bir katılım söz konusu idi.

Peki IDEF 2009 gerçek manada bir Avrasya Buluşması oldu mu?

Bu soruya gönül rahatlığı ile bir “Evet” demek zor.

IDEF daha ziyade Türk savunma sanayii şirketlerinin, Türk Silahlı Kuvvetleri ihtiyaçlarına yönelik olarka geliştirdikleri ürün ve çözümleri sergiledikleri, Türkiye pazarında aktif olan ya da pazara girmeye çalışan firmaların da boy gösterdiği bir fuar mahiyetinde. Bir savunma sanayii firmamızın yetkilisinin söylediğine göre, fuar için İstanbul’a gelen çok sayıda yabancı delegasyon üyesi, fuar alanına uğramamış bile; aileleri ile birlikte İstanbul’u gezmeyi tercih etmişler. Bu anlamda fuara profesyonel katılımda ciddi sıkıntılar yaşanmış.

IDEF bölgedeki en büyük savunma fuarlarından biri şüphesiz; ancak gerçek anlamda bölgesel niteliğe tam olarak sahip değil. Bunun çeşitli sebepleri olduğunu düşünüyorum:

- Ulaşım: Ankara bu açıdan çok şanssız bir konumdaydı. Türkiye’nin tam ortasında bulunan ve limanı olmayan bir kente tank, zırhlı araç, büyük makina vb gibi sistemleri kara yolu ile nakletmek yüksek maliyete sahipti. Bu tür byük savunma fuarları genelde liman kentlerinde ya da limana yakın bölgelerde tertiplenir.
- Fuar alanı, uçuş gösterilerine izin veren bir bölgede ya da bir uçuş pistine yakın bir yerde değildi. Bu, hem statik gösteri / açık fuar alanı açısından hem de profesyonel ve amatör meraklıların ilgisini cezbetmek için öneme sahip uçuş gösterilerine izin vermemesi açısından çok önemli bir dezavantajdı.
- Fuar alanına ulaşım zor ve uzundu: Trafik ve otopark problemleri can sıkacak kadar kötüydü.

Umarım bu aksaklıklar takip eden IDEF’lerde çözülür ve bu fuar Türk savunma sanayii şirketlerinin uluslararası pazara daha emin adımlarla çıkmasına vesile olur.

Etiketler: , , , , , , , , , , ,

18 Mart 2008 Salı

Mavi Balina 2008

Dün, yani 17 Mart 2008 Pazartesi günü bir deniz tatbikatı sessiz sedasız sona erdi. Gerçi karman çorman şu gündemde kendisine ne kadar yer bulabilirdi bilinmez ancak, konuyla ilgili olanlar için Mavi Balina 2008 (Exercise Blue Whale 2008) tatbikatının önemi oldukça büyüktü.

Mavi Balina 2008 tatbikatı, NATO üyesi Türkiye, Almanya, İngiltere, İtalya, Hollanda, Yunanistan ve ABD Deniz Kuvvetleri unsurlarından müteşekkil Standing NATO Response Force Maritime Group 2 (SNMG 2) deniz filosu ile Pakistan Deniz Kuvvetleri'ne bağlı gemilerin katılımı ile 07 - 17 Mart tarihleri arasında Doğu Akdeniz sularında icra edildi.

Tatbikatın önemi, Pakistan Deniz Kuvvetleri'nin ilk kez NATO ile müşterek bir tatbikat icra etmesinde yatıyor.

Türk Deniz Kuvvetleri tatbikata, Gabya sınıfı TCG F-495 Gediz güdümlü füzeli firkateyni ile katılırken Pakistan Tip 21 sınıfı F-181 Tarık firkateyni ve Poolster sınıfı A-20 Moawin ikmal gemisi ile katılmış.

Tatbikat ile ilgili Eurasia Daily Monitor'deki makale oldukça ilgi çekici, özellikle Türk Deniz Kuvvetleri'ni tanıtması açısından:



TURKEY AND PAKISTAN PARTICIPATE IN NATO NAVAL EXERCISE

By John C. K. Daly

Friday, March 14, 2008

While the spotlight has recently focused on Turkey’s army and air force as a result of their recent operations against militants from the Kurdistan Workers’ Party (PKK) in northern Iraq, the Turkish navy has been quietly conducting exercises with allies from distant corners of the globe.

Beginning on March 7 and lasting for nine days, the NATO “Mavi Balina–2008” (“Blue Whale”) 2008 naval exercise involves naval units from Pakistan and Standing NATO Response Force (NRF) Maritime Group 2 (SNMG) member Turkey, which contributed TCG Gediz, along with vessels from Great Britain, Italy, the Netherlands, Greece, Germany, and the United States (Geo TV, March 11).

The participants visited Turkey’s Aksaz Aegean port March 7-9, where they began coordinated anti-submarine-warfare maneuvers (Ihlas Haber Ajansi, March 7).

The exercise is scheduled to conclude at Turkey’s southern Mediterranean Antalya port on March 17 (Haber, March 5).

The exercise marks the first time that Pakistani warships have participated in a NATO operation. Islamabad has sent the destroyer PNS Tariq and combat support ship PNS Moawin, under command of Pakistan Naval Fleet Commander Vice Admiral Noman Bashir (Associated Press of Pakistan, March 12).

While the presence of a Pakistani naval contingent is a first for NATO, Turkish-Pakistani naval ties stretch back nearly a decade. In March 1999 a Turkish warship, TNS Orcureis, visited the Arabian Sea to participate in joint naval exercises with the Pakistani Navy. The TNS Orcureis remained in Pakistan's waters March 21-27 for joint exercises with three Pakistani warships.

Turkey’s unique peninsular geography has given its navy greater responsibilities than any other navy of comparable size, and its responsibilities have only increased since 9/11. Turkey is dependent on the sea for its welfare and security, as approximately 90% of Turkey’s trade relies on maritime commerce. Turkey’s 5,177 miles of coastline is three times greater than the country’s 1,598 miles of land frontiers and include borders along the Aegean, Mediterranean, and Black Seas and innumerable islands.

The Turkish Navy’s 55,000 personnel include 31,000 conscripts, 3,000 Marines, and 900 Naval Aviation troops. There are also 70,000 reserves. The Turkish Navy currently operates 15 submarines, 24 frigates, and 27 fast-attack missile craft; the service also has a naval wing. Turkey also operates a Coast Guard Command; the youngest of Turkey’s military forces, the 1,700-strong Coast Guard, was formed in July 1982.

Epitomizing Turkey’s broader naval commitments, Turkish marine companies were deployed to Afghanistan in April 2007 and Kosovo in May 2007. During the 1999 NATO campaign against Serbia Turkey contributed a frigate to the NATO maritime forces enforcing the sea blockade in the Adriatic.

If Turkey’s Cold War role was to be NATO’s eastern maritime bastion, since the 1991 collapse of communism that role has evolved to deterring terrorism and protecting seaborne energy shipments. Both concerns are centered on the 17-mile long Bosporus, which bisects Istanbul, and is only half a mile wide at its narrowest point. Along with the southern 38 mile-long Dardanelles, the Turkish Straits now carry 50,000 vessels annually, including 5,500 oil tankers, making the passage the world’s second-busiest maritime strait and the only channel transiting a major city.

Turkey, through its sovereign control of the Bosporus and Dardanelles waterways between the Mediterranean and Black Seas, occupies a unique maritime strategic position. Turkey's sovereignty is guaranteed under the 1936 Montreux Convention. Accordingly, Turkey is in a position to control the maritime destinies of Black Sea riparian states, including Bulgaria, Romania, Moldova, Ukraine, southern Russia, and Georgia. Using the Volga-Don Canal, Caspian Turkmen, Iranian, Azerbaijani, and Kazakh merchants also have access to the Black Sea and via the Turkish Straits, the Mediterranean.

Turkey’s response to these immense maritime responsibilities has been to broaden its international contacts via multinational exercises. Since 1998 Turkey, Israel, and the United States have conducted “Reliant Mermaid” exercises, while to the north, since 2001 Turkey has been a founding member and leader of the Black Sea Naval Cooperation Task Group (BLACKSEAFOR). Bulgaria and Romania, now also NATO members, participate in the Group, along with Russia, Ukraine, and Georgia. In a reminder that Turkish strategic interests do not always parallel those of Washington, in 2005 Turkey, with Russian support, rejected a U.S. request for BLACKSEAFOR observer status.

Proving that military forces need not always lead to heightened conflict, on September 18, 2006, the first joint exercise between the Greek and Turkish navies occurred when both forces conducted a passing exercise at the request of the Turkish Navy, with the Turkish TNS Barbaros frigate steaming past the Greek Navy’s HNS Themistocles.

The implicit message of the Turkish Navy in its multifaceted commitments seems to be, “We will be a loyal ally and a good neighbor while fulfilling our greatest responsibility, protecting the Republic as we strive to carry out Ataturk’s dictum, ‘peace at home, peace in the world’.”

http://jamestown.org/edm/article.php?article_id=2372887

Etiketler: , , , ,