08 Aralık 2009 Salı

Terörizmde Yeni Boyut: Deniz Korsanlığı - Güncelleme

Dışişleri Bakanlığı'ndan, Bilgi Edinme Talebi'me istinaden 4 Aralık günü gelen cevap:


    Somali Geçici Federal Hükümeti (GFH),  Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) 1897 (2009) sayılı kararı çerçevesinde korsanlık ve deniz haydutluğu ile mücadele konusunda ülkemiz dahil uluslararası toplumla işbirliği yapmaktadır. Bu işbirliğinin çerçevesi sözkonusu kararda ve BM Genel Sekreteri’nin dönemsel raporlarında belirtilmektedir. Sözkonusu Güvenlik Konseyi kararına ve Genel Sekreter’in ilgili dönemsel raporlarına Birleşmiş Milletler’in internet sitesinden ulaşılması mümkündür.

Etiketler: ,

12 Ağustos 2008 Salı

Kafkasya'da Savaş - 12.08.2008


12 Ağustos itibariyle Kafkasya'daki savaş sıcaklığını kaybetmiş görünüyor. Rusya askeri harekâtı durdurma kararı aldı.

1. Gürcistan, Bağımsız Devletler Topluluğu'ndan ayrılma kararı aldı.


2. Günün en önemli gelişmesi belki de NATO'dan gelen açıklamalardı. NATO Genel Sekreteri Jaap de Hooop Scheffer, Gürcistan'ın NATO adaylığının hala geçerli olduğunu ve bu ülkeye verilen üyelik sözünün halen devam ettiğini, tarafların çatışmaların başladığı 6 Ağustos'tan önceki konumlarına geri çekilmeleri gerektiğini belirtti.
Öte yandan Gürcistan, Rusya'nın bölgede Barış Gücü statüsünde bulunmasını kabul etmeyeceğini açıkladı.

3. Vostok (Doğu) Ordusu'na bağlı Çeçen milislerin bölgedeki yoğunluğu dikkat çekiyor.


4. Bu sabaha karşı bir Gürcü Su-25'inin düşürüldüğü iddiaları mevcut.


5. Senaki kasabası Rus kuvvetlerinin eline geçti. Gürcistan ayrıca Zugdidi ve Kurga kentlerinin de Ruslar'ın eline geçtiğini iddia ediyor.

6. Ruslar'ın Gori'yi ele geçirmelerinden sonraki hedeflerinin liman kenti Poti olduğu düşünülüyordu. Ancak Poti ele geçirilmeden harekât sona erdirildi.


7. Bugün sabah saatlerinde başlayan Rus saldırısı sonucu Gürcü birlikleri Abhazya'daki Kodori Geçidi'nden büyük ölçüde püskürtüldü.


8. Moskova'ya giden Fransa Devlet Başkanı Nicholas Sarkozy ile görüşen Rus Devlet Başkanı Medvedev, ortak hazırladıkları barış planına göre şartlarının tüm askeri faaliyetlere son verilmesi, insani yardım yapılması için her türlü olanağın sağlanması, Gürcü askeri birliklerinin eski mevzilerine dönmesi, Rus askeri birliklerinin çatışma öncesinde bulundukları yere dönmesi ve Rusya barış güçlerinin ilave güvenlik önlemi alması ve Güney Osetya ve Abhazya'nın güvenliğini sağlamak için uluslararası karar alınması olduğunu sıraladı.


9. BM Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR), Kafkaslar'daki çatışma yüzünden en az 100 bin kişinin yerlerinden olduğunu bildirdi. BMMYK sözcüsü, Rus ve Gürcü hükümetlerinin verdiği bilgilere göre, 30 bin kişinin Güney Osetya'dan Kuzey Osetya'ya kaçtığını, 12 binden fazla insanın da Güney Osetya içinde evlerini terk etmek zorunda kaldığını belirtti. Sözcü, Gürcistan'ın Gori kentinde yaşayan halktan yaklaşık 56 bin kişinin de kenti terk ettiğini kaydetti.

10. Dün gece Show TV Ana Haber Bülteni'nde, Gürcistan'a sivil TIR'lar ile taşınan zırhlı personel taşıyıcıların
görüntüleri yer aldı. Görüntülerden seçildiği kadarıyla araçlar Ejder 6x6. Nitekim SSM Web Sayfası'nda da Nurol AŞ'nin Gürcistan'a Ejder 6x6 aracı ihraç ettiği bilgisi yer almıştı.

Etiketler: , , , , ,

11 Ağustos 2008 Pazartesi

Kafkasya'da Savaş - 11.08.2008


Kafkasya'daki savaş, Gürcistan'ın içine yayılarak devam ediyor. Gürcü birliklerinin Güney Osetya'dan çekildiği ve Şinvali'nin denetiminin Rus birliklerine geçtiği bildiriliyor.

1. NTVMSNBC'nin haberine göre, Gürcistan, bugünden itibaren askeri harekata son vereceğini bildiren bir notayı Rusya’ya iletti. Rusya ise Gürcistan yeniden güç kullanmama yönünde bağlayıcı bir anlaşmaya imza atarsa Güney Osetya’dan çekileceğini ve müzakereye hazır olduğunu duyurdu.

2. Abhazya, Kodori Geçidi'ne 1,000 kişilik bir askeri birlik gönderdi ve özerk cumhuriyette genel seferberlik ilan edildi. Rus birliklerinin Abhaz güçlerle birleşmek üzere ilerlediği bildiriliyor.

3. Gürcistan'ın Karadeniz kıyıları açıklarında Rus Karadeniz Filosu unsurları ile Gürcü hücumbotları arasında bir deniz çatışması yaşandığına dair çelişkili haberler geliyor. Olayla ilgili çoğu haberin ortak noktası bir Gürcü hücumbotunun, ablukaya katılan Rus gemilerine saldırdığı ve akabinde bu gemilerden atılan füze ile batırıldığı şeklinde. Saldırıya katılan Gürcü hücumbotlarının sayısı iki ve tip olarak ise birinin Proje 206MR diğerinin ise Yunanistan'ın hibe ettiği Combattante II tipi olduğu iddia ediliyor.

4. Öte yandan Ukrayna, Kırım'daki üslerinden ayrılan Rus Karadeniz Filosu gemilerinin geri dönmesine izin vermeyebileceğini açıkladı.

5. Abhazya'nın başkenti Suhumi'ye 20 adet Il-76 "Candid" nakliye uçağı ile lojistik destek malzemesi gönderildiği, Hurça'ya Mi-24 refakatindeki BTR-80 zırhlı personel taşıyıcıları ile Rus birliklerinin aktarıldığı bildiriliyor.

6. Gürcüler dün ve bugün yine Şinvali'yi bombaladı. 3 Rus askerinin hayatını kaybettiği, çok sayıda asker ve sivil yaralı olduğu bildiriliyor.

7. Gürcü kaynaklarına göre Ruslar Bakü-Tiflis-Ceyhan petrol boru hattının Gürcü toprakları içinde kalan kısmına füze saldırısı düzenledi. 50 civarında füzenin kullanıldığı saldırda hat zarar görmedi, ancak çevresinde ağır hasar oluştu.

8. Gürcistan'ın Irak'taki 2,000 askerlik gücü, ABD nakliye uçakları ile ülkeye dönüyor. Bu, ABD'nin Irak'taki güçlerini olumsuz etkileyebilecek bir gelişme; zira Gürcistan Irak'ta üçüncü en kalabalık askere sahip olan ülkeydi ve Gürcü askerleri Irak-İran sınırında önemli harekâtlara katılmaktaydı.

9. Rus Hava Kuvvetleri'nin kaybettiği uçak ve helikopter sayıları hakkında çelişkili haberler gelmeye devam ediyor. Ölü bir Rus pilotunun cesedinin ve bir jet motor enkazının görüntüleri TV'de yayınlandı. Motor tipini tespit edemedim ama ilk izlenimim bir Su-25'e ait olduğu şeklinde.

Rusya daha önce bir adet Tu-22M3 bombardıman ve bir adet Su-25 taktik taarruz uçağını kaybettiğini kabul etmişti. Bugün yapılan açıklamada iki adet daha uçağın kaybedildiği bildirildi. Bununla birlikte Rusya tarafından teyit edilen uçak kayıp sayısı 4'e çıkmış durumda. Gerçek sayının daha yüksek olması ihtimali mevcut.

Rus Hava Kuvvetleri'nin (VVS), ciddi bir hava-hava kabiliyeti olmayan Gürcistan'a karşı kayıplar vermesinin nedeni olarak, yoğun MANPADS (Man Portable Air Defense System; Seyyar Hava Savunma Sistemi) olarak tabir edilen ve omuzdan ateşlenen kızılaltı (IR) güdümlü füze sistemleri ve Gürcistan'ın NATO standartlarına uyum kapsamında modernize ettiği hava savunma altyapısı sayılabilir.

10. Gori'ye yönelik şiddetli Rus topçu ve hava bombardımanı devam ediyor. Gori, Gürcistan'ın Güney Osetya'ya düzenlediği harekâtın esas ağırlık noktası ve Gürcü birliklerinin ana lojistik ve komuta - kontrol merkezi olması nedeniyle stratejik öneme sahip. Rus birlikleri henüz Gori'ye yönelik bir harekât başlatmış değil: Topçu ve hava bombardımanı ile yumuşatılmasını müteakip bir ilerleme başlatılabilir ya da ABD / NATO desteği ile kurulan ve eğitim verilen üslerin ve komuta - kontrol, lojistik tesislerin tamamen tahrip edilmesi ile Gürcü Silahlı Kuvvetleri'nin felç edilmesi ile anlaşma masasında Rus şartlarının kabul edilmesine zorlanması heefleniyor olabilir.

11. Rusya'nın, yoğun ABD / NATO desteği ile modernize edilen Gürcü ordusunu ağır şekilde hezimete uğratması, Atlantik Bloku ve bilhassa ABD için son derece ağır bir yenilgi anlamına gelebilir. Bu, hararetli bir tartışmanın da konusu aynı zamanda:

Gürcistan neden durup dururken böyle bir maceraya girişti?

Bazı ipuçları, Rusya'nın böyle bir gelişmeye hazırlıklı olduğunu gösteriyor. Ağustos ayı başından beri yükselen tansiyonun sıcak çatışmaya dönüşme riskinin giderek arttığı bir sır değildi. Ancak Rus Karadeniz Filosu'na ait unsurların "bir tatbikat amacı" ile 8 Ağustos'tan birkaç gün önce Kırım'dan ayrılmaları, Rus 58. Ordusu'na ait bazı unsurların "bir tatbikat amacı" ile yine 8 Ağustos'tan önceki hafta Kuzey Osetya'ya intikal etmeleri soru işaretlerine neden oluyor.

11a. Rusya, Gürcistan'ın kısa süre içinde Güney Osetya'ya bir harekata girişeceği tespitini yapmış (ve muhtemelen ellerini oğuşturarak) bu gelişmeye karşı önlemlerini almış olabilir.

11b. Rusya, Gürcistan'ı bu maceraya provoke etmiş / itmiş olabilir. Mesela Güney Osetya'dan Gürcü topraklarına bir saldırı ve akabinde Gürcistan'ın "nasıl olsa arkamızda Batı var" özgüveni ile harekât başlatması.

12. Batı ve NATO'dan gelen tepkiler oldukça cılız. Bu, ABD ve Rusya'nın karşılıklı tavizlere dayanan bir anlaşma yaptığı iddialarına da neden olmakta. Bu iddialara göre ABD, Rusya'nın Gürcistan'ı ezmesine sessiz kalma karşılığında İran'a girişeceği harekât için Rusya'nın sessizliğini satın aldı. Mümkün mü? Elbette. Ancak Gürcistan'ı ezen, daha doğrusu perişan eden ve Abhazya ile Güney Osetya'yı bu ülkeden koparan bir Rusya, Karadeniz'de etkinliğini büyük ölçüde artıracaktır; ve dahası bunu NATO'yu aşağılayarak yapmış olacaktır. Gürcistan, İran (kaz) için esirgenmemiş bir "tavuk" olabilir mi? ABD, "şimdilik Gürcistan'ı feda edelim, İran'dan sonra Karadeniz'le ilgileniriz" demiş olabilir mi?

ABD'nin girdiği ülkelerden rezil olarak çıkma alışkanlığının (Lübnan, Vietnamve muhtemelen yakın gelecekte Irak) aksine Rusya'nın girdiği ülkelerden kolay kolay çıkmama alışkanlığı mevcut. Bu da hesaba katılması gereken başka bir etken.

Ferai Tınç'ın Hürriyet'teki yazısı bu bağlamda önem taşıyor.

13. Başbakanımız tatilde, Putin telefonlarımıza çıkmıyor. Dış politikamız her zamanki gibi görünüyor. Dışişleri Bakanı Ali Babacan'ın kısa süre önce Alman İstihbarat Dairesi Başkanı'nın diplomatik skandal niteliğindeki açıklaması karşısında suspus kalmasından sonra böyle bir olayda dirayetli bir tavra önayak olmasını beklemek aşırı iyimserlik olacaktır.


Etiketler: , , , , ,

09 Ağustos 2008 Cumartesi

Kafkasya'da Savaş - 09.08.2008

Gürcü Silahlı Kuvvetleri'nin, tek taraflı bağımsızlık ilan eden Güney Osetya Özerk Cumhuriyeti'ne karşı başlattıkları saldırı ile patlak veren ve Rusya'nın müdahil olması ile büyüyen çatışmalar ikinci gününe girdi. Bölgeden birbiri ile çelişen haberler ve resmî açıklamalar geliyor, bu da sağlıklı bir durum değerlendirmesi yapmayı zorlaştırmakta.

Eldeki veri, bilgi ve bunlar ışığında yaptığım durum değerlendirmesi şu şekilde:

1. Rusya'nın Kuzey Kafkas Askeri Bölgesi'ne bağlı olan 58. Ordu'nun aslî unsurlarından 19. Motorize Piyade Tümeni'ne, 8 Ağustos Cuma gününün ilk saatlerinde, geceyarısı alarm veriliyor. Bu alarm, Gürcistan'ın Güney Osetya'ya saldırısından önce mi yoksa hemen akabinde mi veriliyor net değil. Alarmın verilmesini müteakip, bu tümene mensup birlikler Güney Osetya'nın başkenti Şinvali'ye giden yaklaşık 100km'lik yola çıkıyorlar.

19. Motorize Piyade Tümeni Şinvali'ye ulaştıktan sonra kenti çeviriyor ve çeşitli noktalarda girmeye başlıyor.

2. Gürcü kuvvetleri 8 Ağustos ilk saatlerinde Güney Osetya'daki Oset lojistik ve komuta-kontrol merkezlerine ve bir Rus üssüne yoğun ÇNRA ve namlulu topçu ateşi açıyor. İlk ateşi Rusya'nın mı, Osetler'in mi yoksa Gürcistan'ın mı açtığı hala meçhul; tahminim Gürcistan olabilir.

Topçu ve ÇNRA ateşini müteakiben Gürcü zırhlı ve mekanize birlikleri Güney Osetya'ya girmeye başlıyor. Şinvali'ye 20km uzaklıktaki Gori'den harekete geçen Gürcü tankları, Oset başkentine ilerliyor. İlerlemelerine Gürcü HvK Mi-24 "Hind" helikopteri ve Su-25 "Frogfoot" jet uçakları destek veriyor. (Gürcü HvK Su-25 uçakları İsrail Elbit firmasının desteği ile modernize edilmişti). Gürcü Mi-24 ve Su-25'lerinin 80mm roket ve 30mm makinalı toplarla yaptıkları sortiler televizyonlara yansıyor.

Bazı haberlere göre Şinvali'ye doğru harekete geçen Gürcü birliği 1. Piyade Tugayı.

3. Rus topçu birlikleri (muhtemelen 943. ÇNRA Alayı) 8 Ağustos yerel saatle 0100 - 0200 sularından itibaren, Gori'deki mevzilerinden Şinvali ve çevresindeki Gürcü birliklerine karşı yoğun bir bombardıman başlatıyor. Bu saatlerde Mugut kasabasını tamamen ele geçiren Gürcü birlikleri Didmuha'yı kuşatıyor, ancak yoğun Rus ÇNRA ateşi karşısında Dmenisi'den çekiliyorlar.

4. Gürcistan ilk gün 1400 - 1700 arasında ateşkes ilan etti. Bu arada Güney Osetya liderinin Rusya'ya kaçtığı iddiaları atıldı.

5. Çatışmaların şiddetlenmesi üzerine Güney Osetya Rusya'dan 1 saat içinde acileyardım talep etti. Kısa süre sonra 150 adet tanklık Rus birliğinin Güney Osetya'ya doğru harekete geçtiği bildirildi.

6. Rus Genelkurmayı bir adet Su-25 "Frogfoot" ve bir adet Tu-22M3 "Blinder" uçağı kaybettiklerini doğruladı. Gürcistan'ın en son iddiasına göre Gürcü birlikleri toplam 10 Rus uçağını düşürdü ve bir Rus pilotunu esir aldı.

7. 9 Ağustos Cumartesi günü Rus HvK ve ÇNRA bombardımanının Gürcistan'ın derinliklerine ve önemli hedeflere yoğunlaştırıldığı haberleri gelmeye başladı. 8 Ağustos'ta Gürcü Vaziani ve Marneuli hava üslerinin bombalanmasından sonra ikinci gün Yukarı Abhazya'daki Sakeni ve Aşağı Kvapçara kasabaları bombalandı. Bu kasabalardaki sivil halkın Abhazya'ya kaçtığı haberleri var.

Öte yandan Gürcistan'ın Karadeniz kıyısındaki Poti limanını ve bazı önemli karayolu hatlarını bombaladığı haberleri ajanslara yansıdı. Savaş nedeniyle Türkiye'ye dönen TIR şoförlerinin ifadelerine göre Rus bombardımanı Gürcistan'ın Türkiye sınırına yakın bölgelerine de yayılmış durumda.

8. Abhaz jetlerinin Kodori'yi bombaladığı, Kuzey Osetya ve Abhazya'dan çok sayıda gönüllünün Gürcistan'a karşı savaşmak üzere Güney Osetya'ya doğru harekete geçtiği bildiriliyor. Ayrıca Abhazya, Gürcistan'i, ikinci cephe açmakla tehdit etmişti.

9. Gürcistan Devlet Başkanı Mihail Saakaşvili Rusya'ya savaş ilan etti ve Gürcistan'da sıkıyönetim ilan edilmesini istedi. Öte yandan Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Medvedev ise bunun topyekün bir savaş olmadığını, Rus Barış Gücü'nün Güney Osetya'da sonuna kadar çatışacağını ve Rus bombardımanının Gürcistan'ın içlerine yoğunlaştırıldığına dair bir delil olmadığını söyledi.

10. Rus Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneal Gladimir Bolderev, Rus kuvvetlerinin Güney Osetya'yı tamamen ele geçirdiğini, Gürcü birliklerinin geri çekilmekte olduğunu açıkladı.

11. Rusya'nın bölgedeki Barış Gücünün komutanı olan Tümgeneral Murad Kulhametov'un 8 Ağustos'taki Gürcü topçu ateşi sırasında öldüğü yönünde teyit edilmemiş haberler var.

12. Şinvali'den uluslararası ajanslara yansıyan televizyon görüntülerinde çok sayıda tahrip edilmiş Gürcü tank ve zırhlı aracı ile caddelerdeki Rus askerleri görülüyor. Başkentin kontrolünün ne derece Rus birliklerine geçtiği net olmasa da Gürcüler'in büyük ölçüde geri çekildiği doğru olabilir.

13. Bu savaş nereden çıktı?

Kanımca bu savaşın sebepleri arasında Gürcistan'ın NATO üyeliğinin önemli bir rolü var. Son NATO zirvesinde Rus baskıları sonucunda Gürcistan'ın NATO'nun genişleme politikasına dahil edilmemesi önemli bir gelişmeydi.

Rusya'nın Güney Osetya'yı ilhak etme gibi bir amacı olmadığını düşünüyorum. Güney Osetya'nın ilhakı, Gürcistan'ı Atlantik İttifakı'nın kucağına daha fazla iter. Ancak Gürcistan üzerinde Demokles Kılıcı gibi sallanan Osetya (ve Abhazya) sorunları, bu ülkeyi "Limbo"da bırakabileceği, Barış Gücü vasıtasıyla kısmen de olsa üzerinde kontrol sağlayabileceği için Rusya'nın daha çok işine gelecektir.

Çatışmaların uzaması, Rus birliklerinin neredeyse kaçınılmaz olan üstünlüklerini sağlamak için önemli ölçüde kayıp vermesi ve en nihayetinde bölgeye belki BM öncülüğünde uluslararası bir barış gücünün yerleşmesi, Rusya'nın elini zayıflatacaktır.

ABD ve AB başta olmak üzere Atlantik Bloku'nun nispeten sessiz kalmasının bir nedeni olmalı diye düşünüyorum.

Etiketler: , , , , ,

08 Ağustos 2008 Cuma

Kafkasya'da Savaş - 08.08.2008


Uzun süredir barut fıçısı halindeki Kafkaslar'da dün gece itibariyle tehlikeli ve şiddetli bir dönem başlamış görünüyor.

Gürcistan ve ayrılıkçı cumhuriyet Güney Osetya güçleri arasında, ateşkes konusunda görüş birliğine varılmasından birkaç saat sonra şiddetli çatışmalar başlandı. İlk gelen haberlere göre Gürcü mekanize birlikleri Güney Osetya'nın başkenti Şinvali'ye bir harekât başlattı. Gürcü birlikleri nin Şinvali'nin çevresindeki 11 yerleşim birimini kontrol almış durumda olduğuna dair iddialar var. Çatışmalarda en az 15 kişinin öldüğü belirtiliyor.

Alman Basın Ajansı'nın (DPA) haberine göre Gürcistan Sağlık Bakanlığı, Ayrılıkçı Osetya birliklerine ait iki Su-25 "Frogfoot" taarruz uçağının topraklarına 08.08.2008 saldırı düzenlediğini, buna karşılık olarak 5 adet Gürcü savaş jetinin ayrılıkçı güçlere ait hedefleri tahrip ettiğini duyurdu.




Anadolu Ajansı'nın haberine göre, Gürcistan'ın harekâtının başlamasını takip eden saatlerde Rus Hava Kuvvetleri'ne (VVS) ait üç adet Su-24 "Fencer" tipi taktik taarruz uçağı, Kareli bölgesindeki polis merkezini bombaladı. Hürriyet'in konuyla ilgili haberine göre Gürcistan İçişleri Bakanlığı, Rus bombardıman uçaklarının Kareli kentindeki polis merkezini hedef aldığını ve buraya iki adet bomba bıraktığını açıkladı. Can kaybı konusunda bir bilgi bulunmuyor.

Aynı habere göre Gürcistan İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Şota Utiaşvili, Reuters ajansına iki Rus savaş uçağının Kareli, üçüncüsünün ise Gori yakınına bomba bıraktığını, Kareli'de siviller arasında yaralılar bulunduğunu beyan etti.

Gerginliğin tarihçesine ilişkin BBC Türkçe sayfasından:

Güney Osetya, Abhazya gibi, Rusya'ya yakın ayrılıkçı güçlerin denetiminde. Güney Osetya yetkilileri, Gürcistan birliklerinin bölgenin yönetim merkezi Tsinvali ve civar köyleri bombalayarak ateşkesi ihlal ettiğini söylüyor. Yetkililer, bombardımanda 11 kişinin de yaralandığını belirttiler. Güney Osetya ve Abhazya'da yeniden denetimi ele almak isteyen Gürcistan, Rusya'nın bu bölgelerde ayrılıkçılığı özendirdiğini savunuyor. Gürcistan'dan ayrılmalarından sonra çıkan savaşların ardından Rusya bu bölgelere barış gücü göndermişti. Rusya'nın Abhazya'da 2 bin, Güney Osetya'da da bin kadar askeri bulunuyor. Rusya'nın Gürcistan'a ticari yaptırımları kaldırmasına rağmen, iki ülke ilişkilerinde gerginlik son dönemde yeniden artmış durumda.

Gürcistan hakkında: http://tr.wikipedia.org/wiki/G%C3%BCrcistan

Çatışmalar ile ilgili bazı haber sitesi bağlantıları:
http://www.ntvmsnbc.com/news/455621.asp
http://news.bbc.co.uk/2/hi/europe/7548715.stm
http://www.bbc.co.uk/turkish/news/story/2008/08/080808_ossetia_2.shtml
http://www.porttakal.com/haber-gurcistan-osetya-yi-bombaladi-18171.html
http://fotogaleri.hurriyet.com.tr/GaleriDetay.aspx?cid=14880&p=28&rid=2 (Foto Galeri)
http://www.hurriyet.com.tr/dunya/9611495.asp?gid=229&sz=82690

Etiketler: , , , , ,

09 Eylül 2006 Cumartesi

Lübnan ve Türkiye İçin Önemi




Lübnan'ın Türkiye açısından öneminin son dönemde bilhassa iki olaydan sonra çok daha fazla arttığını düşünüyorum. Bu iki olay da:

1. GKRY'in AB üyeliği,
2. Türkiye'nin enerji alanındaki -Bakü-Tiflis-Ceyhan projesinin hayat geçmesiyle sembolik olarak vücut bulan- artan önemi.

Açmak gerekirse,

Kıbrıs adası Levant'ın eşiğinde ve Anadolu'nun hemen altında, çok ilginç bir pozisyonda bulunmakta. Aynı anda hem bir ileri karakol (popüler deyimiyle "asla batmayacak bir uçak gemisi") hem de bir düğüm noktası durumunda.



Kıbrıs'a baktığımda başlıca üç hat ile çevrelendiğini görüyorum:

1. Anamur - Mersin - İskenderun hattı
2. Rodos - Karpat - Girit hattı
3. Lazkiye - Beyrut - Hayfa hattı

Anadolu'nun Levant'la dolayısıyla Akdeniz'le bağlantısını sürekli kılmak için Kıbrıs'ın güvenliğinin sağlanması ve Kıbrıs'ın bir şekilde Anadolu ile daimî bir bağının mevcut olması gerekir. 1974'e kadar bu bağ salt garantörlük hakkı ile, 1974'ten sonra adadaki Türk askeri ile, 1983'ten sonra da KKTC ve Türk askeri ile sağlanmıştır.

Kıbrıs'ın Anadolu ile bağı bu şekilde korunabilmiştir, ancak bunun bir anlam ifade edebilmesi için kanımca, paradoksal bir biçimde Kıbrıs'ın izole edilmesi, Türkiye'ninki hariç bağlarının koparılması gerekir.

Kıbrıs'ın Anadolu ile kurulanki hariç bağları politik, askeri, ekonomik şekillerde tezahür edebilecek organik bağlar olabileceği gibi, tam tersine, haricî tehditler de olabilir. Yani Kıbrıs'a diğer stratejik istikametlerden gelecek hamleler de ada ile bir şekilde bağ oluşturacak, neticede adanın Anadolu ile olan bağını tehdit edecektir.

Halihazırda bu bağlardan bir tanesi katı bir gerçeklikle Türkiye'nin önündedir.

Yunan anakarasının ötesindeki Rodos - Girit yayı, ortak savunma anlaşması ile Güney Kıbrıs'la birleşmiştir. Gerek Yunanistan'ın gerekse GKRY'nin silahlanmaya ayırdığı büyük bütçeler bu bağın temelini atmış, GKRY'nin AB üyeliği ile katılaştırmıştır. Ve işte bu gelişme, Türkiye'nin jeopolitik olarak boğulmasına demeyim ama, daha zor nefes almasına sebep olmuştur.

Türkiye'nin bu bağı koparmasının iki yolu vardır:

1. Yunanistan ve GKRY ile topyekün bir savaş,
2. AB'ye tam üyelik.

Türkiye askeri açıdan sayısal üstünlüğünün yanına son dönemde eklediği teknolojik ilerlemeyi de katarak, uzun süreli bir savaşta Yunanistan - Kıbrıs bağını kopartabilir. Bu biçimde, yerel ölçekte olmayan topyekün bir savaşın ekonomik, politik ve askeri sonuçları yakıcı olacaktır, ancak bahsettiğim bağı kesmede nihaî olmasa bile orta-uzun vadede etkili olma ihtimali mevcuttur.

İkinci seçenek ise Türkiye ile Yunanistan'ın aynı jeopolitik safta yer alması sonucunu doğuracağı için, etkisi uzun veya çok uzun vadeli olacaktır.

Öte yandan GKRY'nin AB üyeliği, jeopolitik olarak, Anadolu'nun Akdeniz'e erişiminde Kıbrıs adasının doğu bölgesinin güvenliğinin önemini daha da artırmıştır. Burada da yazımın başında bahsettiğim ikinci olay devreye girmekte: Yani Türkiye'nin bir enerji dağıtım kavşağı olarak öne çıkışı.

Kıbrıs adasının "burnunun ucu", küresel ekonomik sistemin beslenmeye devam edebilmesi için gerekli Azeri / Orta Asya enerjisini dünyaya ulaştıracak çıkış noktasını işaret etmektedir. Lazkiye - Beyrut - Hayfa hattı da bu burnu seyretmektedir.

Jeopolitik olarak bahsettiğim hat, yek bir cephe değildir. Hat üç ülke tarafından bölünmüştür. Yakın geçmişe kadar hattın ortasındaki Lübnan iki ülke tarafından paylaşılmış ve bir kara delik durumundaydı. Son dönemde Lübnan'ın yeniden yapılanması ve başka bir aktörün bu hatta doğru tazyik uygulaması eşzamanlı gerçekleşmektedir.

2003 sonrası Irak'taki Şiiler üzerindeki nüfuzu, ardından Baas rejimine meşruiyetini kanıtlama ve yerini sağlamlaştırma derdinde olan oğul Esad'ın Suriye'si ile derinleştirdiği ilişkileri ve nihayetinde Hamas ve Hizbullah vasıtası ile Lübnan ve Filistin'deki artan etki alanı ile İran, Levant'a doğru bir hamle yapmaktadır. Irak'ın işgali sonrası uluslararası arenada manevra alanı son derece daralan ve çıkış yolu olarak Kaddafi Libya'sının izlediği yolu seçmek istemeyen Beşar Esad, İran'ın bu hamlesine elinden gelen yardımı, pragmatik sınırlar çerçevesinde, veriyor gözükmekte. Ancak gerek İran'ın bu momentumu, gerekse Suriye'nin HAMAS piyonunu daha agresif biçimde kullanmaya başlaması çok kritik bir öneme sahiptir: Bu adımlar, nihayetinde Lazkiye - Beyrut hattını birleştirirler.

Şii İran etki alanının bu şekilde Levant sahillerine ulaşması doğrudan Kıbrıs'ı ve dolaylı değil, yine doğrudan Türkiye'yi tehdit eder. Halihazırda "zor nefes alan" Türkiye, boğulma tehlikesiyle karşı karşıya kalır.

Türkiye'nin Lazkiye - Beyrut bağlantısını kesmesinin de, yukarıda saydıklarıma benzer iki yolu vardır:

1. Suriye ile topyekün ya da mahdut hedefli savaş
2. Lübnan ile artırılacak ve akabinde pekiştirilecek ekonomik ve siyasi ilişkiler.

Birinci seçeneğe Türkiye 1998 yılında birkaç adım yaklaşmıştır. Hatay'dan doğruca güneye doğru indirilecek bir koridor ya da daha sınırlı ölçekte olsa da Lazkiye'nin bertaraf edilmesi, uzak olmayan gelişmelerdi. Teröristbaşının Suriye'den çıkarılması ve yumuşama eğilimi gösteren ilişkiler ışığında bir savaş ihtimali oldukça azalmış görünmekte.

İkinci seçeneğin ise yegâne ön şartı: Lübnan'da merkezi hükümetin ülkede tam egemenliği sağlaması ve Lübnan'ın uluslararası sisteme yeniden eklemlenmesidir.

Türkiye, Doğu Bloku'nun yıkılmasından sonra Karadeniz ülkeleri ve Rusya'da gösterdiği ekonomik ve ticari atılımın bir benzerini, Lübnan'ı atlama tahtası olarak kullanarak Kuzey Afrika ve Ortadoğu'da tekrarlayabilir. Bombardımanı altında harap olan, altyapısı çöken Lübnan'ın yeniden imarında Türkiye vakit kaybetmeden devreye girmeli, bölgeye işadamları ile çıkartma yapmalıdır. Bu faaliyet, aynı zamanda Lübnan'da ekonomik hayatı tekrar canlandırıp, belli bir dereceye kadar sınırlı da olsa istihdam olanağı sağlayacağı için, düzenin yeniden oluşturulmasına katkı sağlayabilir. İlaveten karşılıklı ekonomik işbirliği ile Türkiye'nin bölgedeki etkisini artıracağı için Levant'a doğru uygulanan İran tazyiği engellenmiş olur.

Ancak bunlar için öncelikle Lübnan'da güvenliğin yeniden tesisi ve Lübnan hükümetinin ülkede denetimi tam olarak sağlaması gerekmektedir. Hizbullah etkin bir politik ve sosyal hareket olmalı, ancak Lübnan halkının savunmasını (Türkiye tarafından eğitilecek) Lübnan ordusu sağlamalıdır.

Bu şekilde Türkiye,

1. Kıbrıs'ın, dolayısıyla Akdeniz'e bağlantısının güvenliğini garantiye almış olur,
2. Doğu Akdeniz ve Ortadoğu'daki etki alanını genişletir,
3. İran - Suriye ittifakının momentumunu absorbe ederek varlık sebebini zayıflatır, İran'ın orantısız bir üstünlük kazanmasını önler, dolayısıyla tehlikeli boyutlara ulaşma riski taşıyan Şii yükselişinin önünü almada etkili olur.

Lübnan'a BM Barış Gücü UNIFIL bünyesinde asker gönderilmesi bahsettiğim bu hususlar için gerek ön koşuldur, ama yeter değildir. Askerin niteliği, sayısı, süngüsünün kanımca çok da hükmü yoktur. Yeniden imar edilecek ve toparlanacak Lübnan'da söz sahibi olacaksak oraya göndereceğimiz esas askerlerimiz işadamlarımız (özellikle inşaat ve hizmet sektörü) olacaktır. Ancak önce onlar için yolu açmamız gerekmektedir.



Not: Merak edenler yazıda kaç kere "İsrail" kelimesi geçtiğini sayabilirler...

Etiketler: , , , , , , , , , , , ,

06 Eylül 2006 Çarşamba

Asker Göndermek ya da TSK Dünyanın Kaçıncı En Güçlü Ordusu?


The image “http://www.meclishaber.gov.tr/develop/owa/dokumanlar/F1439770793_genel_kurulK.JPG” cannot be displayed, because it contains errors.

"Adriyatik'ten Çin Seddi'ne" kadar olan bölge Türkiye'nin doğal ilgi alanı olarak görülmüştür değil mi? Özellikle SSCB'nin yıkılışından sonra, 90'ların ortalarında yoğun biçimde dillendirilen bir vizyon.

Türkiye bu coğrafyadaki herhangi bir bölgede tek başına, herhangi bir desteğe ihtiyaç duymadan askeri, istihbari, psikolojik ya da ticari harekata girişebiliyorsa, TSK da ilk 10 içerisinde yer almaya hak kazanır.

Bir ülke ordusunu, ulusal menfaatlerinin kapsadığı bölgede herhangi bir noktada istediği gibi bağımsızca, tüm imkanlarını eşgüdüm içinde seferber edebiliyorsa o tarz listelere girebilir.

Öyle ya da böyle, güney sahillerimizin yanı başındaki bölgeye güç gönderme konusunda, daha işin kağıt üstündeki aşamasında bu kadar paralize olan, eli ayağı birbirine karışan bir ülkeden bahsediyoruz. Tüm tartışmaları, safı ne olursa olsun, şovenizm, demagoji ve ikiyüzlülük üzerine kuran "yazar-çizer-konuşur-oy ister" takımının hayatı yönlendirdiği bir ülke burası.

Kaşları çatılanlara açıklamamı yapayım hemen: Asker gönderdiğimiz için güçlüyüz, asker göndermediğimiz için de güçsüz oluruz demiyorum, bunu savunmuyorum. Bir vizyon, bir politika ortaya koyup, artılarını eksilerini tartıp, kamuoyuna da tarttırıp, oluşan mutabakat doğrultusunda ordumuzu kullanamadığımız için o listeye giremeyiz diyorum. Lübnan olsun başka ülke olsun, eğer asker göndermenin ulusal çıkarlarımız ve bölge politikalarımız açısından fayda getirmeyeceğine kanî olsaydık (yani pragmatik davranabilseydik) ve bunun sonucunda asker gönderme / göndermeme kararı alsaydık güçlü olurduk.

Reklamda dediği gibi: Kontrolsüz güç, güç değildir. İsterse tüm tank filonuz M-48'lerden, tüm deniz kuvvetleriniz Knox'lardan, tüm hava kuvvetleriniz F-4'lerden oluşsun, fark etmez. Çıkarlarınızı ve hedeflerinizi belirleyip, elinizdeki enstrümanları da bu hedefler için kullanamıyorsanız güçlü değilsiniz. Araç - amaç uyumunun gücü, salt aracın gücünden çok daha ezicidir.

Bu kadar basittir.

Etiketler: , , , , , ,

20 Eylül 2005 Salı

Bak Şu Allah'ın İşine... Sudan Nire, Çin Nire?

Bildiğimiz gibi bir süredir Sudan'da hükümet destekli Arap gerillalar başta Darfur bölgesi olmak üzere yerel halk üzerinde en hafif deyimiyle soykırım uygulamaktaydı. Yaşlı ve çocuklar da dahil olmak üzere sistematik tecavüzlerin de gerçekleştiği rapor edilmişti. Sudan hükümeti ise sorunun çözümü için artan dış baskılara aldırış etmiyordu. ABD bu konuda BM Güvenlik Konseyi'ne bir tasarı sundu. Tasarı Sudan hükümetine "Bu işi durdur BM ile işbirliği yap, akıllı ol" diyordu. Ama dünyanın öteki tarafından aksi bir ses geldi "olmaz" diye.

Çin'den geldi o ses.

Bildiğim kadarıyla Çinliler çekik gözlü olanlar, Sudanlılar ise siyah derililer. Ölçmeye üşendirecek kadar çok kilometre var Pekin ile Hartum arasında.

Yahu Allah aşkına ne alakası var Çin ile Sudan'ın? Hem BM Güvenlik Konseyi'ne gelen tasarı bir insanlık trajedisini durdurmak için Sudan üzerinde baskı kurmak gibi yüce bir amaca hizmet etmiyor mu? "Sen bu olayı durdurmak için adım atmazsan, petrolünü satmana izin vermeyiz, seni parasız bırakırız" diyorlar.

Petrol... Petrol dedi birisi. Sudan'ın önemli bir petrol üreticisi olduğunu biliyoruz değil mi? Peki bu kararın, örneğin Ortadoğu (daha doğrusu güven altına alınmış Irak) petrol piyasasına etkisi? Aman hiç o konuya girmeyeyim şimdi, mübarek gün kafayı bulandırmaya değmez.

E ama ben hala anlayabilmiş değilim, Çin neden "olmaz da olmaz" diyor? CIA Fact Book'a bir bakalım, belki bir şeyler bulabiliriz. Economy kısmında başlıca ithalat (import) ve ihracat (export) partnerlerinin kim olduğuna bakalım. Kimi görüyoruz?

Çin.

Çin'in Sudan'da çok önemli yatırımları var, Sudan'ın en önemli dış ticaret partneri ve haberde de belirtildiği gibi Sudan'ın en büyük petrol müşterisi. Mevcut durumun bozulması hem enerji hem de ticaret bakımından Çin'in çıkarına ters. Öyle ya, başlıca petrol sağlayıcınızın petrol satması yasaklanırsa ne yaparsınız? İşgal edilecek ülke de pek kolay bulunmuyor son zamanlarda, bazıları hepsini kapmış durumda. "İlim Çin'de dahi olsa gidip öğreniniz" demiş Hz Muhammed, günümüzde ise ülkeler çıkarları dünyanın öteki ucunda dahi olsa gidip savaşıyorlar, ama silahla ama diplomasiyle.

Darfur'da ölenler? Onların petrol olmasına daha çok var...



Çin BM'de ABD'ye "hayır" diyecek

BM Güvenlik Konseyi'nin veto yetkisine sahip beş daimi üyesinden biri olan Çin, ABD'nin Konsey'de oylatmak istediği Sudan karar tasarısını veto etmekte kararlı.

Sudan'ın Darfur bölgesinde bir sorun olduğuna katıldıklarını söyleyen Çin'in BM Daimi Temsilcisi Büyükelçi Wang Guangya, ABD'nin Sudan karar tasarısında bazı olumlu değişiklikler yapmış olmasına karşın tavırlarında bir değişiklik olmadığını söyledi.

Çin başka bir formül arayışında

BM Güvenlik Konseyi toplantısı çıkışında gazetecilere açıklamalarda bulunan Büyükelçi Guangya, karar tasarısı konusunda Çin'in muhalif tavrının bir felsefe ve yaklaşım farklılığından kaynaklandığını ifade etti. Büyükelçi Guangya, Çin'in, bölgede durumu daha da kötüleştirecek Sudan hükümetine yaptırımı öngören bir Güvenlik Konseyi kararı yerine, Darfur'daki sorunun çözümüne yardımcı olacak bir formül bulma arayışını savunduğunu söyledi.

Çin, Sudan petrollerinin başlıca müşterisi

Sudan petrollerinin ana müşterisi olma durumunun Çin'in bu tavrında etkili olup olmadığının sorulması üzerine ise Guangya, benimsedikleri tavrın bu konuyla bir ilgisinin bulunmadığını, tavırlarında, böyle bir karar tasarısının kabul edilmesi durumunda Darfur'da neler olabileceği konusundan duydukları endişenin daha etkin olduğunu ifade etti. Darfur'daki insanlık krizine bir çözüm bulunması gerektiğine katıldıklarını söyleyen Guangya, Güvenlik Konseyi'nde bu karar tasarısının geçmesinin sorunun çözümüne bir katkısının olmayacağını söyledi. Guangya, karar tasarısı yerine bölgede barış ve güvenliğin sağlanması yönündeki çabalara yardımcı olunması gerektiğinin altını çizdi.

ABD, karar tasarısını yumuşattı ama...

ABD'nin yaptığı son değişikliklerle karar tasarısı, Darfur bölgesinde katliamlardan sorumlu Cancavid milislerini etkisiz hale getirememesi, bölge halkının güvenliğini sağlayamaması ve Afrika Birliği gözlemci güçleri ile yeterli işbirliğini sergileyememesi durumunda ''Güvenlik Konseyi Sudan'ın petrol endüstrisine karşı yaptırımlar uygulamayı düşünecektir'' şekline dönüştürülmüştü.

ABD, Rusya, İngiltere ve Fransa'nın yanısıra Güvenlik Konseyi'nde veto yetkisine sahip beş üyeden biri olan Çin'in yanı sıra konseyin geçici üyelerinden Pakistan ve Cezayir de karar tasarısına karşı çıkıyor. Rusya ile Brezilya'nın ise karar tasarısına yönelik ciddi bazı itirazları bulunuyor. Fransa, İngiltere ve Almanya gibi AB üyesi ülkeler ise karar tasarısına destek veriyor.

http://www.cnnturk.com/DUNYA/haber_detay.asp?pid=319&haberid=36398



Dipnot: Rusya'nın, Sudan ile büyük silah satış anlaşmaları imzaladığını, en son 200 milyon $ değerinde 12 MiG-29 sattığını belirtmiş miydim?

http://www.defesanet.com.br/fx/mtmig29sudan/
http://english.pravda.ru/economics/2002/04/22/27869.html


Etiketler: , , , ,

03 Mayıs 2005 Salı

"Tanker Savaşları"

“Tanker Savaşları”, İran Irak savaşı'nın daha ziyade 1984 - 1987 arasındaki periyodunda cereyan eden ve iki tarafın karşılıklı Basra Körfezi'ndeki petrol trafiğine saldırılarının gerçekleştiği döneme verilen isim... Bu dönem, İran - Irak savaşı'nın etkilerinin küresel ölçeğe genişlemesine ve savaşa dolaylı da olsa büyük güçlerin müdahil olmasına sebep olmuştur. Tanker Savaşları sırasında ayrıca dünyadaki petrol fiyatları hatırı sayılır ölçüde artmıştır.

İlk olarak Irak, mayıs 1981'de Basra Körfezi'nin büyük kısmını tek taraflı olarak açık bölge ilan etmiş ve buraya giren tüm gemileri vuracağını ilan etmiştir. İran için hayati öneme sahip petrol nakliyatı bu bölgeden gerçekleşmektedir, bu nakliyatın devamı İran'ın korkunç maliyetleri bulan savaşı finanse etmesi için gereklidir. 1981'den 1984'e kadar olan safhada Irak tarafından daha ziyade kısıtlı ölçekte saldırılar gerçekleşmiş, bazı İran petrol platformları ve limanları vurulmuştur.

Mart 1984'te Irak, açık bölgenin sınırlarını tüm Körfezi kapsayacak ölçüde genişletmiş ve Fransa'dan yeni savaş uçakları ve güdümlü füzeler satın almıştır. Bu dönemde Irak tarafından İran'a giren ve bu ülkeden ayrılan petrol tankerlerine karşı yoğun bir saldırı dalgası başlamıştır. Hedefler arasında tankerlere ilaveten nakliye gemileri de bulunmaktadır. Irak saldırıları İran'ın petrol ihracatını yarı yarıya düşürür, İran da karşılık olarak körfeze giren ve Irak'a doğru yol alan petrol tankerlerine saldırmaya başlar. Arada pek çok sivil veya başka ülkelerden gemi isabet alır, bazıları batar. Tanker savaşı yavaş yavaş kontrolden çıkmaktadır.

Bunun üzerine iki taraf arasında BM hakemliğinde bir moratoryum imzalanır ve karşılıklı sivil hedeflere saldırılmayacağı garantisi verilir. Ancak bir süre sonra Irak bu moratoryumu ihlal etmeye başlar. Deyim yerindeyse yüzen her şeye saldırmaya, füze sallamaya başlar. Bunun üzerine İran da gemi azıya alır. Artık bir nevi hedef gözetilmeden karşılıklı atış yapılmaya başlanır ve pek çok tarafsız petrol tankeri batar, bunun da etkileri petrol fiyatlarında görülmeye başlar. Burada da devreye ABD, SSCB, Japonya ve pek çok Avrupa devleti girer. Anılan ülkeler körfeze giren tankerleri kendi korumaları altına alır ve kendi bayraklarını çeker. Yani söz gelimi ABD bayrağı çekmiş bir tankere saldırmak ABD'ye saldırmak anlamına gelecektir.

Bu sırada enteresan bir şey olur.

Bir Irak Mirage F1 savaş uçağı bir Exocet anti gemi füzesi ateşler. Hedefi bir petrol tankeridir, en azından Iraklı pilot öyle sanmaktadır. Ancak füze vura vura USS Stark adlı ABD fırkateynini vurur! 37 denizci ölür. Irak resmen yusuf yusuf modunda ABD'den milyonlarca kez özür diler, denizcilerin ailelerini tazminata boğar. Bir ABD karşı saldırısından korkmaktadır. ABD esip gürler, ama Irak'a karşı değil.

Saldırıdan İran'ı sorumlu tutar ABD. Buna göre İran bu tür saldırıları provoke etmektedir.

İran altta kalır mı? O da ABD'ye esip gürler. Yetmez körfeze daha fazla mayın yerleştirir. O da yetmez ABD bayrağı çekilmiş petrol tankerlerine ve ABD devriye gemilerine vur kaç saldırıları yapar.

ABD de bunun altında kalmaz. ABD özel timleri bir kaç İran petrol platformuna operasyon düzenler, platformları tamamen imha eder.

İran bunun altında kalır.

Bu arada savaş diğer cephelerde tüm şiddetiyle, tüm korkunçluğuyla, tüm saçmalığıyla devam eder. İranlı ortaokul çocukları insan dalgası taktikleriyle Irak cephelerine saldırtılır, Irak, İran şehirlerine uzun menzilli füzeler atar, İran da tabi bunun altında kalmaz, petrol fiyatları artar, derken iki taraf da "artık yeter" demeye karar verir. Yıl 1988 olur. İran Irak savaşı da, tanker savaşları da sona erer.

Sonuçta ne olur?

- Irak'ın anormal artan borçları ekonomik olarak onu en az 20 yıl geriye götürür. Bunda tanker savaşları süresince sekteye uğrayan petrol sevkiyatının büyük etkisi vardır. Öyle ki 1988'den sonra tüm petrol gelirlerini olduğu gibi altyapı yatırımına harcasa bile, bir 20 yıl daha savaştan önceki durumuna ulaşamayacaktır. Sonuçta borç yiğidi sağlam kamçılar, Kuveyt'e saldırır Saddam.

- İran'ın petrol gelirleri ve enerji altyapısı çöker. Ekonomik kriz ülkeyi boğar. Irak'tan farklı bir durum söz konusu değildir. Ayrıca Basra Körfezi'ndeki petrol nakliyatını kontrol etmek için güdümlü füzelere ve mayınlara inanılmaz yatırım yapılmaya başlanır.

- ABD, bölgedeki petrol sevkiyatının hem kendisi hem de küresel satranç oyunu üzerindeki önemini anlar. Bölgeye daha fazla yerleşir. 1991'deki Körfez Savaşı da bunun tuzu biberi olur. 2003'deki İkinci Körfez Savaşı ise creme de la creme.

Etiketler: , , , , , ,