05 Ekim 2009 Pazartesi

Bunları Biliyor muydunuz?

1. 1970'li yıllarda Libya'nın finansmanını sağlayacağı bir proje ile, Ankara'da lisans altında Jaguar taarruz uçağının üretiminin gündeme geldiğini, üretilecek uçaklardan bir kısmının Libya'ya satılacağını,

2. 1980'lerin ortalarında Öncel Proje I ile üretilecek F-16'ların yanına 40 adet Tornado IDS'nin tedarik edilmesi için İngiltere ile görüşmeler yapıldığını, projenin, İngiltere'nin kredi finansmanı konusunda bürokratik sıkıntılar yaşaması nedeniyle gerçekleşmediğini,

3. 1979 İran İslam Devrimi'nden hemen sonra (ancak ABD ile ilişkilerin tamamen kopmasından hemen önce) İran'ın elindeki tüm F-14A Tomcat uçaklarını satmak için Kanada, , Suudi Arabistan ve İngiltere'ye teklif götürdüğünü, en son Türkiye'ye kapsamlı bir teklif ile geldiğini, F-14'lerin Türk Hava Kuvvetleri'ne transferi karşılığında İran F-4E ve F-5'lerinin Eskişehir'de bakım ve onarımlarının yapılmasının önerildiğini, Hava Kuvvetleri'nden bir heyetin İran'a, Tomcat'leri incelemek üzere gittiğini ve uçakların içinde bulundukları kötü koşullar nedeniyle teklifin reddedildiğini,

4. 1994 - 1995 arasında ABD'den 50 adet A-10 alımının gündeme geldiğini, ABD'nin uçakları teklif ettiğini ancak teklifin Türkiye tarafından reddedildiğini, eğer transfer gerçekleşmiş olsaydı uçakların çok büyük bir ihtimalle 193. Filo'da hizmete gireceğini,

5. Modernize edilen F-4E'lerin kullanacağı havadan yere hassas güdümlü silah sistemi için başlangıçta SCALP seyir füzesinin düşünüldüğünü, bu konuda çalışmalar yapıldığını, ancak Fransa ile gerilen siyasi ilişkiler, maliyet ve teknik nedenlerden dolayı SCALP'ten vazgeçilerek Popeye'nin seçildiğini,

6. 1980'lerin başlarında ABD ile, 4 adet Oliver Hazard Perry sınıfı güdümlü mermili firkateynin, Gölcük Donanma Tersanesi'nde lisans altında inşasının görüşüldüğünü, projenin maliyet ve altyapı yetersizliği nedeniyle rafa kaldırıldığını,

7. MEKO 200 Track firkateyn projesinde 2 adet Track III firkateynin de bulunduğunu, bu ilave siparişin verilmediğini,

8. 1970'lerin başlarında Almanya'dan Roland hava savunma sistemi ve Leopard 1A2 ana muharebe tankı alımı için müzakerelerin yürütüldüğünü,

9. 1980'lerin başlarında Hughes lisansı ile MD-500 helikopterinin lisans altında üretimine dair görüşmeler yapıldığını,

10. 1970'lerin ortalarında ABD ile Super Pinto hafif jet eğitim uçağının lisans altında üretiminin gündeme geldiğini,

11. 1980'de TOW donanımlı 26 adet AH-1S Cobra taarruz helikopteri alımı için ABD ile görüşmelerin yapıldığını,

12. 1994 - 1995 döneminde Türk Kara Kuvvetleri'nin OH-58D Kiowa Warrior silahlı keşif helikopteri almak için girişimlerde bulunduğunu, Ankara Etimesgut'a gelen bir Kiowa Warrior ile deneme uçuşları yapıldığını, ancak daha sonra projenin iptal edilerek keşif ve taarruz helikopteri tedarik projelerinin birleştirilerek ATAK Taarruz ve Taktik Keşif Helikopteri ihalesinin başlatıldığını,


biliyor muydunuz?

Etiketler: , , , , , , , ,

12 Temmuz 2009 Pazar

AH-64T Apache "What If"* Çalışması

Modelsitesi.com modelcilik hobi sitesinden değerli Burak Özdil, ABD Boeing yapımı AH-64D Longbow saldırı helikopterinin, Academy Model firması üretimi 1:48 ölçekli modelini Türk Kara Kuvvetleri renklerine boyayarak, ilginç bir "what if" çalışmasına imza atmış.

Bilidiniği gibi Türkiye bir süredir, elindeki taarruz helikopteri filosunun üzerindeki yükü hafifletmek ve ATAK helikopterleri hizmete girene kadar oluşacak ihtiyacı karşılamak için acil alım seçeneklerini değerlendirmekte. Bu kapsamda Rusya'dan Mi-28 ve ABD'den ikinci el AH-1W alımlarının araştırıldığına dair haberler basına yansımıştı. Apache'nin de bu süreçte zaman zaman adı geçmekte. Bu nedenle söz konusu model çalışması daha da ilgi çekici bir niteliğe sahip.

Fotografları paylaştığı için Sn. Burak Özdil'e teşekkür ediyorum. Fotografları büyütmek için üzerlerine tıklayınız.

http://img194.imageshack.us/img194/9333/resimson158.jpg

http://img517.imageshack.us/img517/2804/resimson159.jpg

http://img38.imageshack.us/img38/6351/resimson162.jpg

http://img190.imageshack.us/img190/2427/resimson163.jpg


(*) What If: Daha ziyade modelcilikte kullanılan bir terim. Bir ülkede kulanılmayan uçak, helikopter vb araçların, o ülke renklerinde modellerinin yapılması. "Bu sistem şu ülkede kullanılsaydı nasıl görünürdü?" sorusunun model ile cevaplanması. Söz gelimi Türk Hava Kuvvetleri renkleri ile boyanmış bir MiG-21'in modelinin yapılması gibi.

Etiketler: , ,

05 Mayıs 2009 Salı

Haftalık Bakış #7: Avrasya Buluşmasının Ardından

Geçtiğimiz hafta Türk savunma kamuoyunun bütün dikkati, İstanbul TÜYAP Kongre ve Fuar Merkezi'nde gerçekleştirilen IDEF 2009 savunma teknolojileri fuarındaydı. Fuar ziyaretim sırasında yaptığım gözlemleri ve yorumlarımı, Avrasya Buluşmasının Ardından başlıklı yazımda aktarmaya çalıştım. Yazıyı aşağıya da ekliyorum.



27 – 30 Nisan tarihleri arasında TÜYAP Beylikdüzü Fuar ve Kongre Merkezi’nde düzenlenen IDEF 2009 (International Defense Industry Fair), “Avrasya Buluşması” sloganı ile sunuldu.

Bugüne kadarki tüm IDEF fuarları Ankara’da düzenlenmekteydi. En son 2007 yılındaki fuar, Ankara Hipodrom’da düzenlenmişti: Alanın bu tür bir fuara uygun olmadığı yönünde eleştiriler gelmekteydi. Bunlara ilaveten, Ankara’ya zırhlı araç, ağır makina, helikopter gibi sistemlerin nakilleri, deniz yolu bağlantısı olmadığı için yüksek maliyete neden oluyordu. Öte yandan Ankara, tüm savunma bürokrasi ve sanayiinin kalbi olması nedeniyle, bu tür bir fuar için doğal merkez konumunda idi.

IDEF, sadece Türkiye değil, bölge ülkelerini de kapsama iddiasına sahip; “Avrasya Buluşması” sloganı da bu iddianın bir yansıması. Bu slogan, Karadeniz’e kıyısı bulunan ülkeler, Balkanlar, Ortadoğu, Doğu Akdeniz ve Orta Asya ülkelerinin savunma ihtiyaçlarının, fuarın konseptini belirlemesi; bu ülkelerin askeri ve sivil tedarik ve kullanıcı makamlarının fuara ilgi göstermeleri veya ilgi göstermelerinin sağlanması demek. Bu bağlamda IDEF 2009’un başarıya ulaşıp ulaşmadığının en somut göstergeleri, fuara katılım gösteren firmaların ziyaretçi sayısı, ürün ve çözümlere ciddi manada ilgi gösteren, potansiyel müşteri (lead) olarak sınıflandırılabilecek bağlantıların miktarı ve imzalanan sözleşmelerdir. Bu açıdan bir değerlendirme yapma imkânına sahip değiliz, şüphesiz ki katılımcı firmalar fuar sonu analizlerinde bunları ele almaktadır.

Ancak IDEF’in gerçek anlamda bir Avrasya Buluşması niteliği taşıyıp taşımadığı hakkında başka açılardan da fikir yürütmek mümkün. Mesela,

Fuarın katılımcı listesine göz atıldığında, toplam 461 katılımcı firmanın 181’inin Türk firması olduğu göze çarpıyor. Katılımcı sayısı bazında Türkiye’yi 54 firma ile Almanya, 50 firma ile ABD, 30 firma ile İtalya, 28 firma ile Fransa ve 27 firma ile İngiltere takip ediyor. İsrail firmaları, kamuoyuna yansıdığı şekliyle, kutsal bir günlerine denk geldiği için IDEF’e katılmadı. Bu durum, her ne kadar İsrail tarafı aksini iddia etse de, spekülasyonlara neden oldu.

Yabancı katılımcı firmalar listesindeki ilk beş, aynı zamanda Türkiye’nin savunma sanayii alanında en yoğun işbirliği yaptığı ülkelerin de listesi. Bu listeye son yıllarda Güney Kore de katılmakta; nitekim bu ülke IDEF 2009’a 8 firma ile katıldı.

Fuar, öncekiler gibi ASELSAN ve HAVELSAN başta olmak üzere Türk savunma sanayiinin önde gelen firmalarının çok geniş çaplı katılımları ile yeni projelerini ve mevcut ürünlerini sergiledikleri bir ortama sahne oldu. Son dönemde açılan başta kara ve deniz araçları olmak üzere çeşitli ihalelerin etkisi bariz biçimde hissedilmekteydi. Buna örnek olarak Mayına Karşı Korumalı Taktik Araç, Silah Taşıyıcı Araç, Özel Maksatlı Taktik Tekerlekli Araç projelerini saymak mümkün.

Daha fazla uzatmadan, fuara ilişkin bazı gözlem ve yorumlarımı madde madde sıralamak isterim:

• Fuar, Beylikdüzü gibi, İstanbul şehir merkezine son derece uzak bir mekândaydı. Bu durum, sabah gidiş ve özellikle akşam dönüşlerde trafik açısından büyük sıkıntılara neden oldu. Fuarın ilk günü çıkışta Beşiktaş’a gitmek için 3 saatten fazla süreyi trafikte harcayan katılımcılar oldu. Mecidiyeköy’den Avcılar’a sefer yapan Metrobüs’ün önemli ölçüde faydalı olduğu söylenebilir, ancak ulaşım yine de katılımcılar için zor ve yorucu nitelikteydi.

• Fuar alanının büyük kısmı kapalı idi. İç avlu olarak adlandırılabilecek açık alanda Fırtına kundağı motorlu obüs, Leopard 1T, M-60T, modernize edilmiş zırhlı personel taşıyıcılar ve fuar ve gösteriler için kullanılan bir adet F-16 vardı. Namlu ve taret kısmında bazı değişikliklerin gözlendiği Fırtına obüsü dışındaki diğer objeler herhangi bir profesyonel ilgi çekmekten uzaktı; zira son birkaç IDEF’te aynen sergilenmekteler. F-16 ise, önündeki çeşitli mühimmatlarla birlikte sadece havacılık meraklılarının ilgisini cezbetti. Eğer IDEF’in bir çeşit “Open Day” tarzı statik yer gösteri kısmı olsaydı, F-16’nın katılımı daha anlamlı ve makûl olabilirdi. Özet olarak Savaşan Şahin, “benim burada ne işim var?” dermiş gibiydi..

• Fuar merkezinin otopark bölümünün hali içler acısıydı. Toprak ve bozuk zemindeki, büyük bölümü düzensiz olan otopark; katılımcı profili karşılaştırıldığında böyle bir organizasyona yakışmadı.

• Fuar girişleri, özellikle ilk iki gün son derece sıkıntılı ve kötü organize olmuş bir görünümdeydi. Ziyaretçilerin davetiye formunu teslim ettiği banko ile güvenlik kapısı yanyana idi. Bu da, formu doldurup teslim eden ziyaretçinin yan tarafa yönelmesi; forma ihtiyacı olmayan (halihazırda giriş kartı olan) katılımcının da doğrudan güvenlik kapısına davranması sonucu, girişlerde yığılma ve kuyruk oluşmasına neden oldu. Öte yandan, fuara kartvizit ile girişin mümkün olduğu açıklanmış olmasına rağmen ilk iki güne firma kartviziti göstererek girmek isteyen çoğu sayıda ziyaretçiye zorluk çıkarıldı. Fuarın son günü 18 yaşın altında çok sayıda ziyaretçi vardı. Velhasıl, daha önceden ilan edilmiş bulunan giriş koşulları ya uygulanmadı ya da bazı durumlarda abartılı şekilde uygulandı. Bu açıdan IDEF 2009, önceki IDEF’lerin bir devamı görünümündeydi.

• Fuarın iç mekân tasarımı sınıfta kaldı. Işıklandırma seçimi, gerek ürün tanıtımı gerekse fotograf çekimi açısından son derece başarısızdı. Özellikle zırhlı araçların sergilendiği 7. Holdeki ışıklandırma abartılı derecede kuvvetli iken (Fuara ilişkin pek çok fotografta zırhlı araç fotograflarının aşırı parlak olmasının nedeni budur), 4. ve 6. Holler loş denecek kadar kötü ışıklandırılmıştı. Işıklandırma, fotograf çekimini etkilemesi bir yana, ziyaretçilerin standlara ve ürünlere ilgisini etkileyecek kadar önemli bir ayrıntıdır.

• Fuar alanının yakınında herhangi bir uçuş pistinin bulunmaması, uçuş gösterilerinin, TAI sponsorluğundaki hava akrobasi gösterisi ile sınırlı kalmasına neden oldu. Bu gösteri de, diğer başka uçak ve helikopterlerin uçtuğu bir fuar ortamında daha anlamlı olabilecekken, tek başına sadece ilgi çeken bir “hoşluk” oldu.

• Yemek – içecek ve vestiyer hizmetleri tatminkârdı. Etimesgut ve Hipodrom’daki fuarlarda bu konularda büyük sıkıntılar mevcuttu. Fahiş fiyatta, sınırlı mekânda ve sınırlı süre için bulunabilecek yiyecekler, TÜYAP fuar merkezinde çok sayıda kafeteryada, pahalı ancak nispeten makûl sayılabilecek fiyatlarda ve daha çok çeşitte sunulmaktaydı. Bu, tek başına küçük ve önemsiz bir ayrıntı gibi görünebilir, ancak bu tür fuarlarda, hele ki katılımcıların profili hesaba katılırsa yemek (catering) ve vestiyer gibi hizmetlerin kalitesi, fuarın toplam kalitesine doğrudan katkıda bulunur. IDEF, sadece Türkiye değil, bölge ve daha geniş ölçekte Avrasya hedef pazarına hitap etme iddiasında olan bir fuar olduğu için, ulaşım, yemek ve benzeri hizmetlerin ortalamanın üzerinde olması, bu iddianın gerçekleşmesine doğrudan katkıda bulunacaktır.

Genel izlenimlerden sonra firma ve sistem bazında fuardan notları aktarmak isterim:

• Fuar boyunca bazı önemli imza törenleri gerçekleştirildi. Bunları saymak gerekirse:

HAVELSAN ile Alman Rheinmetall firmaları arasında, denizaltı dalış simülatörleri için işbirliği anlaşması. Bu simülatörler, halen Gölcük Denizaltı Eğitim Merkezi Komutanlığı’ndaki Ay sınıfı ile birlikte tedarik edilen ve faydalı kullanım ömrünün sonuna gelmiş, Preveze / Gür ve yeni nesil havadan bağımsız tahrikli denizaltı dümen personelinin eğitiminde kullanılacak.

HAVELSAN ile İtalyan Finmeccanica ve yine İtalyan Elettronica ile mutabakat muhtırası: Bu mutabakat muhtırası ile birlikte bu üç firma, Türk, İtalyan ve üçüncü ülke pazarları için komuta kontrol sistemleri, deniz sistemleri, hava savunma, elektronik harp ve anayurt güvenliği konularında endüstriyel, teknolojik ve ticari fırsatları kovalamak için ortak çalışma grupları kuracak.

HAVELSAN ile Korean Aerospace Industries arasında, KT-1 Wong Bee turboprop eğitim uçakları için işbirliği anlaşması. Bu anlaşma ile iki firma, KT-1 eğitim uçaklarının simülatörleri için işbirliği kuracak.

HAVELSAN ve ABD’li Raytheon firmaları arasında, FFG-7 Oliver Hazard Perry sınıfı güdümlü mermili firkateynlerin komuta kontrol sistemlerinin modernizasyonuna yönelik işbirliği anlaşması. Türk Deniz Kuvvetleri için halen devam eden GENESİS (Gemi Entegre Savaş İdare Sistemi) projesi kapsamında, bu gemilere yöelik yoğun bir tecrübeye sahip olan HAVELSAN, Raytheon aracılığı ile, bu tip gemileri kullanan diğer ülke donanmalarına yönelik olarak modernizasyon paketleri sunacak. Nitekim bu işbirliğinin bir yansıması olarak Raytheon, fuar standında FFG-7’ler için HAVELSAN’la müşterek sunduğu modernizasyon teklifine yönelik broşür dağıttı. Bu arada GENESİS projesi kapsamında dördüncü geminin modernizasyonu tamamlanmış durumda.

F-35 Joint Strike Fighter projesi kapsamında ABD’li Lockheed Martin firması ile Türk Alp Havacılık, ASELSAN ve Kale Havacılık firmaları arasında imzalanan anlaşmalar: Bu imzalar özellikle ASELSAN için önemli, zira bu firmamız JSF projesinden iş payı almak için uzun süredir uğraş vermekteydi ve bu konudaki niyet, Savunma Sanayii Müsteşarı Murad Bayar tarafından dahi dile getirilmişti.

Norveçli Kongsberg Aerospace ile Roketsan arasında, NSM (Naval Strike Missile) gemisavar füzeleri için lançer üretimine yönelik işbirliği anlaşması. Yaklaşık 7 milyon Dolar tutarındaki anlaşma uyarınca, Roketsan, Norveç Deniz Kuvvetleri için NSM lançerlerine yönelik olarak parça imalatı gerçekleştirecek. Tek başına çok büyük boyutlu olmayan bu anlaşma, NSM’nin yeni nesil bir gemisavar füzesi olması ve JSM (Joint Strike Missile) modeli ile F-35 için de planlandığı hesaba katılırsa önem kazanıyor.

Roketsan ile Birleşik Arap Emirlikleri Burkan firması ile, BAE silahlı kuvvetleri ihtiyacı olan roket ve füze sistemlerinin müşterek üretimine yönelik olarak 70 milyon Dolar tutarında bir işbirliği anlaşması imzalandı.

Türkiye ile Almanya arasında savunma sanayii işbirliği anlaşması: 27 Nisan’da imzalanan bu anlaşma, özellikle insansız hava araçları ve elektronik harp sistemleri alanında iki ülke firmalarının daha yoğun işbirliğine gitmelerini kolaylaştırma potansiyeline sahip.

Türkiye – Suriye savunma sanayii işbirliği anlaşması: Basında Türk-Suriye müşterek sınır tatbikatı kadar ses getirmese de, önemli bir gelişme. 30 Nisan’da imzalanan anlaşma, somut anlamda çok büyük bir anlam taşımasa da, iki ülke askeri ve savunma işbirliği altyapısını kurma ve geliştirme bakımından büyük bir dönüm noktası teşkil etmekte. Özellikle iki ülkenin tam 10 yıl önce topyekûn harbin eşiğine gelmiş olması düşünülürse…

Türkiye ile Kuveyt arasında askeri işbirliği anlaşması: İki ülke arasında 1987 yılında imzalanan eğitim anlaşmasından sonraki adım kapsamında, savunma sanayiine yönelik işbirliği imkanlarının geliştirilmesi öngörülüyor.

• Artık gelenekselleştiği üzere, bu IDEF’in de yıldızı ASELSAN’dı. Geniş bir alanda çok sayıda farklı ürün sergileyen ASELSAN yerli ve yabancı çok sayıda ziyaretçinin ilgisini çekti. Tek tek saymak mümkün değil ancak en çok dikkati çeken sistem ve proje olarak şunlar sıralanabilir:

• “Avcı” kaska monteli nişangâh sisteminin endüstriyel tasarım maketi sergilendi. Sistemin ön tasarımı bitmiş durumda.

• İnsansız kara, deniz ve denizaltı araçları; komple bir üs / tesis güvenliği çözümü kapsamında sunuldu.

• Atılgan ve Zıpkın Kaideye Monteli Stinger projesinin meyveleri somut biçimde görüldü: Rus yapımı BRDM zırhlı keşif aracı üzerindeki Kaideye Monteli Igla (KMI), 2 x Stinger taşıyan, yenilenmiş tasarımı ile Bora II sistemi ve 2 x 2 Agm-114K HellFire füzesi taşıyan deniz aracı füze lançeri sergilendi. Bunlara ilaveten STAMP’ın kuzeni olarak sayılabilecek STOP 25mm stabilize top platformu da ilgi çekti.

• Dikkat çekici sistemlerden biri de füze güdüm radarı idi. ASELSAN’ın güdümlü füzeler için üzerinde çalıştığı teknolojilerin sergilendiği radar tarayıcı başlık modeli, bu sistemin hangi tip bir füze için tasarlanmış olduğuna dair yoğun merak uyandırdı. Buna ilaveten ASELSAN’ın hava savunma sistem çözümleri ile İHA’lar için geliştirdiği Sentetik Açıklıklı Radar (Synthetic Aperture Radar; SAR) ve torpidolara karşı savunma sistemleri de ayrıca dikkate değerdi.

• Sergilenen sistemlerden ARES-2N elektronik destek sistemi, Rüzgâr sınıfı hücumbot modernizasyonunda kullanılmış ve MilGem projesi kapsamında TCG Heybeliada gemisine de takıalcak. Bu önemli; zira hem milli bir ESM (Electronic Support Measures) sistemi aktif ve tam harbe hazır şekilde faal ve güncel gemilerimizde kullanımda; hem de MilGem için kendini kanıtlamış, ArGe süreci tamamlanmış bir sistem olması dolayısıyla entegrasyon risk ve maliyetlerini elektronik harp sistemi kaleminde ciddi manada düşürme potansiyeline sahip.

• Fuarda, kara araçları bakımından dikkat çekici sistemler Nurol Makina’nın 6×6 Ejder ailesi, FNSS’in Pars ailesi, BMC’nin Taktik Tekerlekli Araç ihalesini kazanan araçları (MRAP dahil) ve TEMSA Global’in GEKKO çok maksatlı araçları idi. Otokar standında Kaya ve Kale 4×4 Mayına Karşı Korumalı Taktik Tekerlekli Araç (MKKTTA) ile Cobra ailesinin üç ferdi; 12.7mm uçaksavar monteli personel taşıyıcı, Rafael insansız silah istasyonlu model ile Silah Taşıyıcı Araç (STA) projesi çerçevesinde teklif edilen, modifiye edilmiş Cobra ile Land Rover serisi bulunmaktaydı. Kale aracı, stand tasarımı nedeniyle sadece ön kısmı görülebilecek şekilde yerleştirilmişti. Cobra’nın STA türevi, tipik Cobra tasarımı ile büyük ölçüde benzeşmesine rağmen, gövdesinin arka kısmının eğimi büyük ölçüde artırılmıştı. BMC firması aynı ihalede, MRAP ailesinin bir üyesi olan ve İsrailli Hatehof firması tasarımı 4×4 araç teklif etmekte. Fuarda her iki rakip firmanın MRAP tasarımlarını, görsel bazda dahi olsa karşılaştırmak mümkün oldu.

• TEMSA Global’in savunma sanayiine daha yoğun katılımını temsil eden GEKKO çok maksatlı araca ait maket ilgi çekici idi. Dış görünüş ve konsept olarak Alman Rheinmetall firması tasarımı GEFAS modüler çok maksatlı aracı andıran 4×4 GEKKO, Geniş Modül ve Kısa Versiyon olmak üzere iki ana türeve sahip olarak sunuluyor. Muhtemelen konsept tasarım aşamasında olan araca dair ayrıntılı bilgi almak mümkün olmadı.

• FNSS, ASELSAN ile birlikte geliştirdiği Uzaktan Kumandalı Kule (UKK) sisteminin birebir maketini, Akıncı Zırhlı Muharebe Aracı üzerine monteli şekilde sergiledi. FNSS Pars 6×6 aracı, hidropnömatik süspansiyon sistemi ile ziyaretçilere bol bol gösteri yaptı. Tasarımı önemli ölçüde revize edilen aracın, fotograflar bilhassa ön profili dolayısıyla uyandırdığı hantallık izlenimi, aktif süspansiyon sisteminin perfomansı yakından incelenince silindi. Araç öne, arkaya ve yanlara çok büyük açılarla kendini “eğebiliyor”. Gerçek performans için arazi denemelerini incelemenin en doğrusu olduğu tabiidir.

• Deniz sistemleri ve gemilere gelince: Dikkat çeken bir husus, devriye botu ve karakol gemilerine yönelik sunulan çözümlerin çeşit ve sayısı idi. Söz gelimi Türk Deniz Kuvvetleri’nin Yeni Tip Karakol Botu projesi çerçevesinde, Dearsan tersanesinin YTKB-400 tasarımı ile kazandığı ihaleye sunulan ya da en azından bu ihalenin isterlerini (40mm baş top, derinlik bombası, denizaltı havanı, azami 400t deplasman, çelik tekne gibi) karşılayan neredeyse tüm adaylar, bu fuarda da sergilenmekteydi.

• 8 adet yüksek sürate sahip Tank Çıkarma Aracı (LCT) projesini kazanan ADİK Furtrans firmasının standında kazanan tasarım sergilendi. ADİK Furtrans’ın inşa edeceği LCT’lerin, teknik isterleri de aşan bir performansa sahip olduğu belirtildi. Deniz Kuvvetleri’nin 3 adet ana muharebe tankını (AMT) azami 18 deniz mili süratle taşıyacak bir gemi istemiş olmasına karşı firmanın tasarımının 7 adet AMT’yi azami 22 deniz mili ile taşıyabileceği iddia ediliyor. Bu arada firmanın standında LST ihalesi çerçevesinde önerilen tasarımi denizaltı savunma harbi maksatlı karakol botu (bkz: bir önceki madde) ve yüksek süratli hücumbot tasarımları da sergilenmekteydi. Hücumbot tasarımında 1 x 76mm/62 baş top, 1 x çift namlulu 40mm/70 kıç top, 2 x üçlü 324mm torpido tüpü, denizaltısavar havan ve 2 adet stabilize makinalı tüfek / top taret sistemi bulunmaktaydı. Genel görünüm açısından Türk Deniz Kuvvetleri’ne ait Yıldız sınıfı hücumbotlarla benzerlik arz eden geminin halihazırda devam eden ya da başlaması planlanan bir proje kapsamında teklif edilip edilmediği öğrenilemedi.

• İlginçtir, Fransız DCNS firması hemen hemen tüm savunma fuarlarında sunduğu Gowind çok maksatlı korvet tasarımını IDEF’te sergilemedi. Mistral LHD’nin iki farklı versiyonu, Scorpene AIP denizaltı ve FREMM çok maksatlı firkateyn maketleri ile MESMA AIP sistemini sergileyen firmanın, korvet / karakol botu pazarının bu kadar kızışmış olduğu bir dönemde ve Karadeniz / Ortadoğu pazarına bu kadar yakın bir ülkedeki bu fuara, yoğun biçimde tanıtım / pazarlama faaliyetleri yürüttüğü ve Bulgaristan ile Gürcistan’da satış aşamasına kadar geldiği (ama başaramadığı) bu gemiyi sergilememesi soru işaretlerine neden oldu. Kimbilir, belki de DCNS Gowind’den yavaş yavaş umudu kesmeye başlamıştır…

• Bir başka Avrupalı gemi üreticisi Fincantieri, MOSAIC çok maksatlı hafif firkateyn / korvet tasarımını bu fuarda da sergiledi. Modüler tasarıma sahip olan MOSAIC için Asya pazarında bazı ciddi potansiyel müşteriler bulunduğu, görüşmelerin devam ettiği belirtiliyor.

• Avrupa firmalarının standlarında dikkat çeken bir husus: Çoğu firma geçmişteki fuarlara getirdikleri maket ve broşürleri aynen bu fuara da getirmişler; promosyon, stand tasarımı vesaire için ciddi bir para ya da emek harcanmamış. Çoğu yabancı firma fuara usûlen katılmış gibiydi.

• STM standında, TCSG-80 Sahil Güvenlik karakol botları için bir modernizasyon ve tadilat projesi dikkat çekiciydi. 40mm baş top, 2 x ASELSAN STAMP ya da STOP taret ve kıçta ASELSAN Bora II lançeri ile donatılmış bu karakol gemisi, halihazırda mevcut ve kendini kanıtlamış SG-80 botları için ucuz ve maliyet etkin bir dönüştürme önerisi olarak sunuluyor.

• STM ve RMK Marine başta olmak üzere yerli ve yabancı firmaların ilgi duyduğu LPD amfibi taarruz gemisi projesi ile ilgili ilginç gelişmeler var: Başlangıçta 14,000t civarında bir deplasmana sahip olması ve 2+2 helikopter taşıması istenen LPD projesinde tonaj 20,000 tona, helikopter sayısı da 4+4’e çıkmış durumda. Bu, projenin LPD boyutundan çıkarak daha ziyade LHD sınıfına girmesi anlamına geliyor.

• RMK Marine standında Sahil Güvenlik Arama ve Kurtarma gemilerinin teslim tarihleri şu şekilde verilmiş:

TCSG-081 Dost: 30.09.2011
TCSG-082 Güven: 30.03.2012
TCSG-083 Umut: 30.07.2012
TCSG-084 Yaşam: 30.12.2012

• ATAK Taarruz ve Taktik Keşif Helikopteri Projesi kapsamında İtalyan Agusta Westland firması ile ortak üretilecek T-129 helikopterinin burun kısmı fuarda sergilendi. Birebir ölçekli makette ASELFLIR-300T FLIR sistemi, burun top taret tasarımı, ASELSAN’ın yeni nesil çok fonksiyonlu göstergeleri ile donatılmış kokpit ve füze lançerleri bulunmaktaydı. T-129’un ana silahları olacak Roketsan UMTAS (Uzun Menzilli Tanksavar Sistemi) ile Cirit 2.75” lazer güdümlü roketin birarada taşındığı entegre lançer podu özellikle dikkat çekiciydi. Modüler tasarıma sahip lançerde 4 x UMTAS ya da 2 x UMTAS ve 2 x ikişerli Cirit podu taşınabiliyor. Kuvvetle muhtemel farklı kombinasyonlar da mümkündür.

• Roketsan ilk kez özgün OMTAS tanksavar sistem tasarımını tanıttı. Bu arada Roketsan standında sessiz sedasız ziyaretçileri selamlayan J-600T taktik balistik füzesi, konunun meraklıları için hoş bir sürpriz oldu. 2007’de ilk kez kamuoyuna gösterilen J-600T Yıldırım füzesinin birebir ölçekli maketi, T-302 Kasırga ve T-122 Sakarya roket sistemlerinin yanında ziyaretçileri selamladı.

• TAI standında Hürkuş, C-130 Erciyes, Göktürk maketleri arasında dikkati çeken, Şimşek yüksek hızlı hedef uçağı oldu. Firmanın sunduğu teknik verilere göre turbojet motora sahip Şimşek’in 2.50m kanat açıklığı var ve azami kalkış ağırlığı 75kg.

• FN Herstal firması yeni insansız silah istasyonu LRWS’yi tanıttı.Yüksek Makina – MKE’nin geliştirdiği IMTAKS muadili olan sistemin en dikkat çekici özelliği, yüksek kapsama alanı ve açıları.

• Vestel Savunma ve Kale Baykar, gerek Mini gerekse Taktik İHA çözümlerini sergilediler. Öte yandan insansız sualtı ve suüstü araçları konusunda Genetlab ve Gate Elektronik firmalarının çözümleri de hacim ve ilgi açısından epey yer kapladı.

• IDEF’in bir başka sürprizi: TÜBİTAK SAGE standında sergilenen ısıl pil ve Hassas Güdüm Kiti (HGK) idi. ABD yapımı JDAM’ın büyük ölçüde muadili olan ve özellikle INS (Inertial Navigation System; Atalet Seyrüsefer Sistemi) alt bileşeni önemli oranda geliştirilmiş HGK’nin tüm testlerinin tamamlandığı ve operasyonel aşamada olduğu belirtildi. 2,000lb Mk84 genel maksat bombalarına eklenen bir GPS/INS güdüm kontrol kit ilavesi olan HGK’nın ayrıca JSF F-35 uçaklarına da entegre edileceği ve denemelerde isterlerin çok ötesinde INS+GPS ve INS hassasiyet değerlerine ulaşıldığı bilgisi verildi. HGK’ya ilaveten ve en az onun kadar önemli bir başka yeni sistem olan ısıl pil, güdümlü füze sistemlerindeki güdüm kontrol ve kanatçık eyleyicileri (aktüatör) için gerekli elektrik enerjisini sağlamada kullanılıyor. Isıl piller ayrıca fırlatma koltuğu mekanizmalarında, yangın kontrol sistemlerinde ve hava araçlarında acil durum güç sağlama sistemlerinde kullanılma potansiyeline de sahip.

• TSK Genel Maksat Helikopteri ihalesindeki kızgın rekabet fuara da yansıdı. Agusta Westland, proje kapsamında teklif ettiği, AW-139 tasarımını baz alan AW-149’un Türkiye için uyarlanmış türevi olan T-149’un birebir ölçekli maketini sergiledi. Projeye teklif veren iki firma olan Sikorsky (T-70) ve Agusta Westland (T-149) ayrı ayrı cazip sanayi katılım ve teknoloji transferi paketleri öneriyorlar. Bu projeye ve adayların tekliflerine dair yorumlarımı önümüzdeki hafta yazımda ele almaya çalışacağım.

• Makina Kimya Endüstrisi standında Mehmetçik 1 olduğunu iddia ettiği piyade tüfeğini ve Fransa ile uluslararası tahkime gitmesine neden olan, üretim ve teslimatı dondurulmuş Eryx kısa menizlli güdümlü tanksavar füze sistemini, Panter çekili obüsü ile çeşitli piyade silah ve mühimmatlarını sergiledi.

• Son yıllarda milli savunma sanayiine önemli yatırımlar yapan Azerbaycan, 14.5mm mühimmat atan İstiklal keskin nişancı silahı ile lisans altında üreteceği MKKTTA modellerini ziyaretçilerin ilgisine sundu. Azerbaycan gerek Gürcistan gerekse Türkiye ile önemli savunma sanayii anlaşmaları imzalamış durumda ve ihtiyaçlarını önemli ölçüde yerel kaynaklardan karşılamak için girişimlerde bulunuyor. Bu kapsamda kısa süre önce bu dost ve kardeş ülke ile firmalarımız çeşitli işbirliği anlaşmaları imzalamıştı.

• Fuarın dikkat çekici bir başka gözlemi: Sarsılmaz firmasının “At, Avrat, Sarsılmaz” logolu otobüsüydü. Firmanın standına ilgi, diğer IDEF’lerdeki gibi son derece yüksekti.

• Fuar boyunca yakındaki limanda demirli ve GENESİS modernizasyonundan geçmiş, TCG F-490 Gaziantep firkateynine geziler tertip edildi.

Fuarın tüm notlarını, tüm sistem ve çözümlerini burada aktarmak pratikte mümkün değil. Gemi ve kıyı gözetleme radarları, insansız hava, suüstü ve sualtı araçları ile elektronik harp sistemlerine yönelik olarak yoğun bir katılım söz konusu idi.

Peki IDEF 2009 gerçek manada bir Avrasya Buluşması oldu mu?

Bu soruya gönül rahatlığı ile bir “Evet” demek zor.

IDEF daha ziyade Türk savunma sanayii şirketlerinin, Türk Silahlı Kuvvetleri ihtiyaçlarına yönelik olarka geliştirdikleri ürün ve çözümleri sergiledikleri, Türkiye pazarında aktif olan ya da pazara girmeye çalışan firmaların da boy gösterdiği bir fuar mahiyetinde. Bir savunma sanayii firmamızın yetkilisinin söylediğine göre, fuar için İstanbul’a gelen çok sayıda yabancı delegasyon üyesi, fuar alanına uğramamış bile; aileleri ile birlikte İstanbul’u gezmeyi tercih etmişler. Bu anlamda fuara profesyonel katılımda ciddi sıkıntılar yaşanmış.

IDEF bölgedeki en büyük savunma fuarlarından biri şüphesiz; ancak gerçek anlamda bölgesel niteliğe tam olarak sahip değil. Bunun çeşitli sebepleri olduğunu düşünüyorum:

- Ulaşım: Ankara bu açıdan çok şanssız bir konumdaydı. Türkiye’nin tam ortasında bulunan ve limanı olmayan bir kente tank, zırhlı araç, büyük makina vb gibi sistemleri kara yolu ile nakletmek yüksek maliyete sahipti. Bu tür byük savunma fuarları genelde liman kentlerinde ya da limana yakın bölgelerde tertiplenir.
- Fuar alanı, uçuş gösterilerine izin veren bir bölgede ya da bir uçuş pistine yakın bir yerde değildi. Bu, hem statik gösteri / açık fuar alanı açısından hem de profesyonel ve amatör meraklıların ilgisini cezbetmek için öneme sahip uçuş gösterilerine izin vermemesi açısından çok önemli bir dezavantajdı.
- Fuar alanına ulaşım zor ve uzundu: Trafik ve otopark problemleri can sıkacak kadar kötüydü.

Umarım bu aksaklıklar takip eden IDEF’lerde çözülür ve bu fuar Türk savunma sanayii şirketlerinin uluslararası pazara daha emin adımlarla çıkmasına vesile olur.

Etiketler: , , , , , , , , , , ,

07 Nisan 2009 Salı

Haftalık Bakış #4: Saldırı Helikopterleri: Quo Vadis?


Saldırı Helikopterleri: Quo Vadis?

126 adet çok rollü savaş uçağı ihalesi ile askeri havacılık çevrelerinin ilgisinin üzerinde olduğu Hindistan, Mart ayının son haftasında bir başka önemli projeyi –şimdilik- iptal ettiğini duyurdu.

İptal edilen proje, Hint Hava Kuvvetleri (HHvK) envanterindeki Mil Mi-35 Hind’lerin yerini almak ve özellikle sorunlu Keşmir bölgesinde silahlı devriye görevlerini ifa etmek üzere, yüksek irtifa kabiliyetini haiz saldırı helikopterlerinin tedariğini kapsamaktaydı. Toplam 22 helikopter için yaklaşık 550 milyon Dolar’lık bir bütçe ayrılmıştı. Hint Savunma Bakanlığı’ndan 21 Mart günü yapılan açıklama, projeye teklif veren adayların hiçbirinin, şartname isterlerini karşılayamadığı, yeni bir teknik şartname ile tekrar ihaleye çıkılacağı şeklinde.

Teslimatların 3 yıl içerisinde tamamlanmasının öngörüldüğü projede en son üç aday yarışmaktaydı: Kamov Ka-50; EADS Tiger ve AgustaWestland AW-129 Mangusta. ABD’li üreticiler Bell (AH-1Z King Cobra) ve Boeing (AH-64D Apache Longbow) geçtiğimiz sene Ekim ayında, şartnameyi öne sürerek ihaleden çekilmişlerdi. Hazırlanacak yeni şartnamenin, ABD’li şirketleri tekrar sürece dahil edecek şekilde tadil edilmesi beklenebilir.

Hindistan’ın ayrıca geniş ölçekli bir genel maksat helikopter tedarik süreci devam etmekte: Rus Rosoboronexport firmasından yaklaşık 1 milyar Dolar tutarında 80 adet Mi-17IV alınacak. Ayrıca hava ve kara kuvvetleri için iki pakette toplam 300’den hafif genel maksat helikopterinin tedariği gündemde. Hava kuvvetleri için 134, kara kuvvetleri için 64 adet genel maksat helikopterini kapsayan ilk paket için Teklife Çağrı Dosyası 24.07.2008 tarihinde yayınlandı. Agusta-Westland, Bell (Bell 407), Eurocopter (AS-550C-3), Kazan, Kamov ve McDonnell (MD-500) teklif sundu. İkinci pakette ise, Hindustan Aeronautics Limited (HAL) tarafından geliştirilecek bir helikopter tedarik edilecek.

Hindistan’ın iptal ettiği ihale üzerinden, küresel saldırı helikopteri piyasasındaki mevcut sistemlere, bu sistemlerin nasıl bir evrim geçirdiklerine göz atalım.

Saldırı helikopterlerinin üç ana görevi vardır:

1. Tanksavar,
2. Yerdeki dost birliklere yakın hava desteği,
3. Keşif.

"Tanka karşı en etkili silah başka bir tanktır" sloganı, zırhsavar ve insansız araç teknolojilerindeki gelişmeler nedeniyle eskisi kadar güçlü değil. Ancak yine de güncelliğini uzun süre koruyacak gibi görünüyor. Ne var ki yaklaşık 20 sene öncesine kadar, yani halen piyasadaki tüm saldırı helikopterlerinin ya seri üretimde ya da tasarım masasında olduğu bir dönemde, Avrupa ovalarına akmaya hazır onbinlerce Varşova Paktı tank ve zırhlı aracı hazır bekliyordu. Bu onbinlerce "Kızıl Zırhlı"nın karşısında, NATO’nun 90, 105, 120mm çapında on binlerce namlusu yoktu. Dolayısıyla onları hızlı biçimde durdurmanın yegâne yolu tanksavar füzeleriydi. Füze ise, onu ateşleyecek ve güdecek bir fırlatıcıya ihtiyaç duyar.

Bu durumda şu soruya yanıt aramalıyız: Füzeyi en etkili hangi fırlatıcıdan fırlatırız?

1. Kamyon ve jeep'lerin kasasına monteli lançerlerden: Ucuz çözüm. Mekanize piyade ile birlikte hareket eden araçlar. Yola bağımlıdırlar, arazi kabiliyetleri düşüktür veya yok denecek kadar azdır. Ucuzluk ve basitlikleri sebebiyle çok sayıda temin edilebilirler.

2. Zırhlı ve paletli araçlara monteli lançerler: Nispeten pahalı çözüm. Mekanize piyadelerle birlikte her türlü arazi koşulunda tam zırh korumasında anti tank görevi icra edebilirler. Bir önceki çözümden nispeten pahalıdırlar; nispeten az sayıda üretilirler, ancak tank birlikleri ile eşgüdümlü hareket edebilmeleri sebebiyle mekanize savaş taktik ve stratejilerine daha uygundurlar.

3. Helikopterlere monteli lançerler: A-10, AMX, Su-25 gibi saldırı uçaklarını saymazsak en pahalı çözüm. Helikopterin uçuş masrafı, pahalı aviyonik ve alt sistemlerin idame maliyetleri ve harekatlarının hava koşullarına bağımlı olması eksi özellikleridir. Ancak sürat, elastikiyet ve kesinlik sağlarlar.

1 numaralı seçenek Land Rover ve Mercedes jeep kasasına monteli Milan ve HOT ile HMWVV tavanına monteli TOW'ları,

2 numaralı seçenek Warrior, Bradley, Marder gibi top + güdümlü füze kombinasyonuna sahip; paletli, zırhlı ve piyade taşıyan araçları doğurmuştur.

3 numara için ise farklı alt-seçenekler gerçekleşmiştir:

3a. "Dedicated", yani adanmış tanksavar helikopterleri,

3b. Tanksavar helikopterine dönüştürülen hafif genel maksat helikopterleri

Dikkat edilecek olursa Tiger, A-129 Mangusta ile birlikte Avrupa'da üretilen ilk "dedicated" saldırı / tanksavar helikopteridir. Yani başlangıçtan itibaren salt tanksavar / saldırı görevleri için tasdarlanmışlardır. Bu iki helikoptere kadar Avrupa'daki NATO ülkeleri Gazelle, BO-105, Lynx gibi hafif genel maksat helikopterlerine hedef tespit - teşhis sistemleri ile TOW / HOT gibi tanksavar füzeleri entegre ediyorlardı. Kargo bölümünde yedek füzeler de taşıyan bu helikopterlerin bakım ve idamesi, safkan saldırı helikopterlerine göre daha kolay ve ucuzdu. Kısa sürede çok sayıda füzeyi, safkan tanksavar helikopterleri kadar olmasa bile oldukça etkili biçimde ateşleyebiliyorlardı ve hepsinden önemlisi fazla pahalı değillerdi. Nitekim bu özellikler hatırı sayılır ihracat başarısı kazanmalarını da sağlamıştır (“Fakir adamın saldırı helikopteri”!).

Ne var ki, safkan saldırı helikopterleri, pahalı sensör ve aviyoniklere ihtiyaç duymaktadırlar; işletme ve idameleri pahalı, zordur. ABD Kosova'ya AH-64 Apache filosu gönderirken, risk analizinde tüm pilotları kaybedebileceğini hesaplamış, Apache'lerin harekat bölgesini "yumuşatmak" için MLRS bataryası konuşlandırmış, bölgedeki olası hedefleri ve tehdit alanlarını tespit için bir E-8 JSTARS'ı görevlendirmiş, bölgeye bir miktar tank birliği kaydırmış, C-17'lerle lojistik destek amaçlı 160 sorti uçuş yapmıştır. Sonuç? Harbe hazırlık oranı 60%'dan düşük olmuş, AH-64'ler hiç bir muharebe görevine çıkamamış, ilk uçuşta iki pilotun kaybedildiği bir kaza yaşanmıştır. "Maliyet - etkinlik öyküleri" kitabına girmeyi pek haketmeyen bir sicil...

Bu tabi ki, AH-64'ün kötü, başarısız bir helikopter olduğu anlamına gelmiyor. Bu durum, AH-64 gibi "dedicated" bir saldırı helikopterini doğuran ihtiyaçlar ile doğrudan ilintili. ABD'nin Varşova Paktı zırhlılarını imha etmek için helikopterlere ağırlık vermesinin nedeni, ABD Kara Kuvvetleri, Kara Havacılığı doktrininde gizli. Şöyle ki:

ABD Kara Kuvvetleri, doktrinlerini dünya çapında harekât icra etmek üzere şekillendirmiştir. Bu resmin odağında ise, dünya çapında herhangi bir bölgeye lojistik destek ve imkânların hızlı ve etkin bir şekilde yönlendirilebilmesi bulunur. Savaş ya da savaşı dışı harekâtlarda kullanılacak kara havacılık unsurları, aynı zamanda diğer havacılık birimleri ile eşgüdümlü hareket etmek zorundadır. ABD, Somali ve Kosova’da bu doktrini test etmiş, çıkarılan dersleri, 2001 Afganistan ve 2003 Irak’ta uygulamaya koymuştur. (Kosova’daki Allied Force harekâtına ilişkin ABD Kara Kuvvetleri “Center for Army Lessons Learned” [Kara Kuvvetleri Öğrenilen Dersler Merkezi] komutanlığı tarafından hazırlanan “Tactics, Techniques and Procedures from Task Force Hawk Deep Operations” başlıklı doküman, önemli bilgiler içermekte)

Dolayısıyla, normalde zırhlı araçlara karşı maliyet – etkinlik bazında en optimum çözüm yine zırhlı araçlarken, ABD'yi pahalı, sofistike, bakım ve idamesi masraflı ve zahmetli saldırı helikopterlerine yönelten koşul budur: Hareketlilik. Herhangi bir kriz anında stratejik nakliye uçaklarıyla çok sayıda saldırı helikopteri ve destek ekipmanı taşınabilir, ancak aynı sayıda zırhlı savaş aracının kısa sürede taşınması mümkün değildir.

Yer ateşine karsı dayanıksız (ya da dayanıklılığı düşük diyelim) helikopterlerin olabildiği kadar fazla sayıda düşman zırhlı aracını bertaraf etmesinin yolu, onları uzun menzilden tespit ve teşhis edebilmek, yine uzun menzilden füzeleri ateşleyebilmekle mümkündür. Tel güdümlü füze ideal değildir, zira uzun menzilde tel güdümü, uzun hover süresi, dolayısıyla düşman ateşine maruz kalma tehlikesi demektir. Bu durumda at - unut tipi füzelerin kullanılması gerekecektir. At - unut tipi uzun menzilli tanksavar füzelerinin geliştirme ve üretim süreçleri zahmetli ve pahalıdır, karmaşıktırlar (bkz: Hellfire). ABD savunma sanayii, hele 80'lerdeki aşırı agresif Reagan politikalarının da yardımıyla bu tür bir yükü kaldırabilecek kapasitedeydi; sonuçta AH-64 + Hellfire kombinasyonu ortaya çıkabildi.

Peki Avrupa’yı "dedicated" tanksavar helikopteri arayışına iten sebep nedir?

Burada Eurocopter Tiger’a bakalım: Tiger, sadece bir tanksavar helikopteri değildir. Birden fazla tipte göreve uyarlanabilecek sensör ve silah konfigürasyonuna sahip olmak üzere tasarlanmıştır. Tespiti zor, tespit edilse bile vurulması zor (ince silüet, aktif - pasif koruma tedbirleri, diğer muharebe unsurları ile entegre bilgi dağıtım sistemi gibi), hızlı bir helikopter üzerine, eskort, hafif destek ve tanksavar görevleri için farklı sensör ve silah yüklerinin taşınabilmesi amaçlanmıştır. Tiger, olası bir savaşta ön hatların gerisine hızlıca sarkıp tabiri caizse "pinpoint" yani nokta saldırılar yapıp ayni süratle geri dönmek için tasarlanmıştır. Diğer görevleri arasında NATO zırhlı ve mekanize konvoylarına refakat, hafif silahlı keşif bulunmaktadır. Bu kadar geniş bir görev yelpazesi, başlangıçta AH-64 için düşünülmemiştir örneğin: Apache, Fulda Ovası’nda Sovyet / Varşova Paktı zırhlılarını vurmak için doğmuştur.

İtalyan A-129 Mangusta'nın başlangıçta makineli topsuz olarak üretilmesini de sağlayan etkenler benzerdir. Çünkü kısa / orta menzilli tel güdümlü tanksavar füzeleri taşıyan, manevra kabiliyeti yüksek olmayan genel maksat helikopterlerinin, gelişmiş mobil Sovyet alçak irtifa / kısa menzil hava savunma sistemleri (örneğin ZSU-23-4 Shilka) karşısında fazlaca şansı yoktu. Bir tanksavar helikopterinin makineli top kullanacak kadar Sovyet ileri hatlarına yaklaşabilmesi olanak dışıydı. Tek amaç vardı: hızlı ol - vur - hızlıca kaç.

Demir Perde’nin öte yanında da farklı ihtiyaçlar farklı çözümleri dikte ettirmekteydi.

Sovyetler Birliği’nde Mi-24 (NATO kod adı Hind) saldırı helikopterinin yerini alacak yeni nesil saldırı / tanksavar helikopteri projesi için, iki Rus helikopter üreticisi, tasarım özellikleri açısından önemli farklılıklar arzeden iki aday sundular: Mil Mi-28 (NATO kod adı Havoc) daha klasik bir görünümdeyken, Kamov Ka-50 (NATO kod adı Hokum) koaksiyel rotoru, tek kişilik kokpiti ile daha sıradışı bir konfigürasyona sahip idi. Bu iki helikopterin de geliştirilmesine 1970’lerin ortalarında SSCB Savunma Bakanlığı’nın aldığı karar doğrultusunda başlanmıştı. Mi-28’in ilk versiyonu “Proje-280” Aralık 1976’da, Ka-50’nin ilk modeli V-80 ise Ocak 1977’de ortaya çıktı.

Kamov Ka-50 tasarlanırken aslında üç farklı rotor konsepti düşünülmüştü: V-50 (zıt yönlerde dönen yan yana iki rotorlu), V-80 (eşeksenli / koaksiyel) ve V-100 (bir adet ana rotor ve bir adet itici rotor). Kamov firması mühendisleri koaksiyel rotor tasarımı konusundaki tecrübelerine binaen V-80 çözümünü tercih ettiler. Hokum’un bir başka karakteristik özelliği olan tek kişilik kokpit ise taktik bir yorumun sonucuydu. Kamov tasarımcılarına göre bir saldırı helikopteri hedef veya harekât bölgesine gidene kadar tespit edilmemek ve / veya vurulmamak için çok alçak (5-50 m) irtifalardan uçmak zorundaydı. Bu alçak uçuş esnasında silah operatörünün her hangi bir fonksiyonu bulunmuyordu. Hedef / harekât bölgesine gelindiğinde ise saldırı helikopterleri genelde aniden irtifa kazanıp atış pozisyonuna geçiyor, silah atış parametrelerini sağlamak için uygun pozisyon paternine giriyordu. Uçuşun bu aşamasında da pilotun uçuştaki dominant etkisi azalıyordu. Bu tespitlerinin ardından Kamov mühendisleri iki pilotun işini kombine edebilecek bir konfigürasyon tasarlamak üzerinde yoğunlaştılar, bu biraz da teknik bir zorunluluktan kaynaklandı, çünkü koaksiyel rotor düzeninden dolayı helikopterin ağırlığı bariz biçimde artmıştı, bu ağırlığı yeterli performansta uçurmak için de daha büyük (ve dolayısıyla daha ağır) motor takılması gerekmişti. Tek mürettebatlı saldırı helikopteri için otomatik hedef tespit teşhis sistemleri gerekliydi ve bir yandan da bu sistemler tasarlandı.

İhtiyaçların özgünlüğünün çözümlerin özgünlüğünü doğurmasına güzel bir örnek...

Ne var ki Soğuk Savaş sona erip üstüne 1991 Körfez Savaşı’nda özellikle AH-64'ün üstlendiği görevler görülünce saldırı helikopteri doktrininin değişime uğraması kaçınılmaz oldu. Saldırı helikopterlerinin tanksavar ve keşif ile birlikte başat görevlerinden olan yakın hava desteğinin önemi ve kapsamı arttı; arttığı yetmezmiş gibi karmaşıklaştı.

Körfez'de Apache'ler tanksavar rolünün yanında sabit üs ve tesislerin imhası, hafif zırhlı ya da zırhsız düşman hareketli unsurlarının vurulması gibi görevlerde sıklıkla kullanıldılar. Makineli top ve güdümsüz roket gibi başlangıçta ikincil olarak düşünülen silahlara çok fazla iş düştü. T-72, BMP, BTR’lerin yanı sıra hedef vizörüne makinalı tüfek monte edilmiş Toyota arazi araçları, bir apartmanın bodrum katındaki cephanelik, ara sokakta pusu hazırlığındaki sivil giyimli şahıslar girmeye başladılar. Üzerinde uçulan bölgeler geniş Avrupa düzlüklerinden dağlık, ormanlık, bazen çöl arazilere, ama ekseriyetle şehirlere, meskûn mahallere kaydı. Helikopterler, Shilka'larla, Tunguska'larla değil, Doçka'larla, RPG'lerle, SA-7'lerle, PKM'lerle boğuşmaya başladılar. Pahalı sensörlerin yapacağı fazla bir şey yoktu, çünkü onları taşıyan helikopterler 12.7, 14.5mm çapındaki mermilere belli bir seviyeye kadar tahammül edecek şekilde tasarlanmıştı.

Artık modern orduların saldırı helikopterleri, İHA’lar, taktik savaş uçakları, yerdeki keşif veya muharip unsurlar ile eşgüdümlü hareket etmek zorunda. Taktik veri linkleri, güvenli uydu veri terminalleri, müşterek muharebe sahası resmi, C4ISR (Command, Control, Communications, Computers, Intelligence, Surveillance, Reconnaissance; Komuta, Kontrol, Muhabere, Bilgisayar, İstihbarat, Gözetleme, Keşif) gibi kavramlar, “mantra” haline geldi: Ne kadar çok söylenirlerse o kadar güçlü ve büyülü oluyorlar. Ancak bu durum, “ağ”ın önemini azaltmıyor.

Her bir unsur, ancak diğer unsurlar ile bu ağ içerisinde uyumlu çalışırsa etkin olabiliyor.

Ve özgün ihtiyaçlar, özgün çözümleri gerektiriyor...


Etiketler: , , , , , , , , ,

29 Haziran 2006 Perşembe

ATAK: Bu Gördüğüm Tünelin Ucundaki Işık mı, Yaklaşan Trenin Farı mı?


Cumhuriyet gazetesi 29 Haziran tarihli nüshasından bir haber:

ATAK iptal yolunda

TSK'nin taktik-taarruz helikopter projesi, ABD'li şirketlerin çekilmesi ve AB'ye rest çekme nedeniyle tehlikeye girdi. Rusların istenen Mi-28 modeli ile değil de Kamov'la katılması da sorun yarattı.

ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) - Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK) son dönemdeki ciddi projelerinden biri olan taktik-taarruz helikopter projesi olan ATAK'ta pürüz çıktı. İkinci ihale sürecinin başında ABD'li Bell Textron ile Boeing'in çekilmesi, beklentileri düşürmüştü. Rusların istenen Mi-28 modeli ile değil de Kamov'la katılması diğer olumsuzluk olarak gündeme getiriliyor. Başbakan Tayyip Erdoğan 'ın ''Müzakere süreci kesilirse kesilir'' açıklamasının ardından ihalenin AB sürecinde Avrupalı firmalar aracılığıyla gündeme getirilmesi olasılığı da zayıflamış durumda.

Savunma Sanayii İcra Komitesi yarın Erdoğan başkanlığında toplanacak. Toplantının birinci gündem maddesi ATAK projesi.

Emekli Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu 'nun Genelkurmay Başkanlığı, Bülent Ecevit 'in başbakanlığı döneminde etkin olarak çalışmaları yürütülen ATAK projesi, firmalarla yapılan pazarlıkların ardından sonuçlandırılamadı. İlk ihale aşamasında ABD'li King Cobra modeli için Bell Textron ile görüşmeler sürdürüldü. Görüşmeler sürerken Rus-İsrail ortaklığı Kamov da yedekte tutuldu. Sonuç alınamaması üzerine AKP döneminde ihale iptal edildi ve yeni ihaleye çıkıldı. Uzun süre savunma alımlarında ambargo uygulanan Güney Afrika Cumhuriyeti'nden Denel firmasının Rooivalk modeliyle katılmasına karar verildi. Yeni ihalenin ilk süreçlerinde SSM ile uzun görüşmeler yapan ve sonuç alamayan Bell Textron firması ikinci ihaleden çekildi. Ardından ABD ordusunun Irak'ta ve diğer kriz bölgelerinde kullandığı Apachi modelini üreten Boeing de ihaleye katılmayacağını duyurdu.

Türk basınının savunma konularındaki yeteneksizliği, yetersizliği ve cehaleti bilenen bir durum. Acı olsa da kabullenmek, sineye çekmek ve "elbet bir gün kalite ve zeka kırıntılarına rastlayacağız" diye iç çekmekten başka yapacak bir şey yok. Ancak bu en son haberin sıcaktan pelteleşmiş beynimde harekete geçirdiği bir kaç nöron oldu.

Teknoloji transferi ve ihracat lisansı konularındaki şartlar sebebiyle ABD firmaları ihaleye girmeme kararı almışlardı, zira şartnamedeki bazı hususlar ABD mevzuatına uymuyordu. Rusya'nın uzun süre hangi helikopter modeli ile katılacağı merak konusu oldu. Mil Mi-28 Havoc haberleri çıktı ancak daha sonra ilk ATAK ihalesine de katılmış ola Ka-50-2 Erdoğan'ın teklif edildiği öğrenildi. İlk ATAK proje modeli için uygun olabilecek (ve o ihalede Bell AH-1Z King Cobra'dan sonra ikinci olarak kısa listeye giren) Erdoğan'ın bu proje modelinde şans bulması oldukça zor görünmekteydi.

Geriye kaldı üç aday (usual suspects): Denel CSH-2 Rooivalk, Eurocopter Tiger ve Agusta A-129CBT Mangusta.

Bu üç adayın şans sıralamasındaki yerlerine ilişkin hep çelişkili haberler yansıdı savunma basınına. Ancak genel olarak ilk iki sırada Rooivalk ve Tiger'ın adı geçmekteydi.

Şimdi burada bir es verip son 15 günde ATAK ihalesi ile ilgili basına yansıyan haberlere bir göz atalım:

  • 28.06.2006; Middle East News Online: South Africa Offers Missile Projects to Turkey: Denel firmasının Türkiye'ye yaptığı savunma işbirliği önerileri
  • 25.06.2006; Radikal: Helikopter Yarışı Kızıştı: Eurocopter'in Rooivalk helikopterinin seçilmesi durumunda Denel firmasına tekik destek sağlamayacağı haberi.
  • 25.06.2006; Hürriyet: Üç Savunma Bakanından Türkiye'ye Tiger Mektubu: Eurocopter Tiger konsorsiyumu ortakları Almanya, Fransa ve İspanya savunma bakanlarının, Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül'e yazdıkları mektup hakkında haber. Habere göre mektupta Türkiye'ye Tiger üretimine ortak olması, üretim iş bölümünde Fransa'nın hakkından, Türkiye lehine indirim yapması önerileri yer almakta.
  • 22.06.2006; Milliyet: Helikopterde Sürpriz Gelişme: Eurocopter firmasının Denel'den lojistik desteğini çekeceğine dair ilk haber. (Rooivalk helikopteri, Eurocopter Puma / Super Puma serisinin transmisyon ve motor alt sistemlerini kullanmakta)
  • 16.06.2006: The New Anatolian: 1 Tender, 3 Different Preferences: ATAK-II ihalesinde Milli Savunma Bakanlığı'nın Denel Rooivalk, AK Parti hükümetinin Agusta Mangusta, Kara Kuvvetleri'nin ise Eurocopter Tiger'dan yana ağırlık koyduğuna dair haber - makale.
  • 15.06.2006: Bugün: Trilyonluk Mektuplar: Fransız, Alman ve İspanyol savunma bakanlarının MSB Vecdi Gönül'e yazdıkları mektupla ilgili ilk haber - makale; Lale Sarıibrahimoğlu imzalı.

İhale ile ilgili kararın 27 Haziran Salı günkü Savunma Sanayii İcra Komitesi toplantısında duyurulması bekleniyordu. Ancak Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın ağabeyinin vefatı nedeniyle toplantı 30 Haziran Cuma gününe (yarın) ertelendi.

Haberlerin içeriklerine ve tarihlerine dikkat çekerim.

Savunma tedarik mekanizması, savunma bürokrasisi ile ilgili asgari bilgisi ve / veya ilgisi olan herkes kolayca tahmin edebilir ki, bu gibi büyük çaplı projelerde karar toplantıdan önce aşağı yukarı netleşmiş olur. Toplantı boyunca karar alıcılar "acaba hangisi daha iyi, şu verileri bir karşılaştıralım" demezler, veriler zaten karşılaştırılmış, raporlar ve değerlendirmeler hazırlanmış olur. Toplantıda tüm bu malzemeler onaya sunulur.

Uzun lafın kısası, "işin rengi" toplantıdan önce belirginleşmeye başlamıştır. Ancak bu demek değildir ki ihale kararları her zaman toplantıdan önce netleşir, meseleler sadece teknik / performans tabanlı değildir çünkü.

Toplantıdan bir iki gün önceki haberlerde o zamana kadar gündemde olmayan teklifler, öneriler birdenbire gündeme geliyor. Garip değil mi? Bu haberlerle ne amaçlanıyor olabilir? SSM bürokratlarının, TSK mensuplarının, kısaca karar alıcıların aklının çelinmesi mi?

Benim bu soruya kendimce verdiğim cevap "hayır"dır.

Ben, bu haberlerin maksadının dar çerçevede savunma bürokrasisi, geniş çerçevede ise kamuoyu üzerinde bir etki bırakmak, bir baskı oluşturmak olduğunu düşünüyorum. Söz gelimi "X" firmasının "Y" helikopterinin seçilme ihtimalinin yüksek olduğuna dair emareler, rakip "A" firması tarafından alınmışsa bu gibi "halkla ilişkiler" atakları gayet manalı olabilir. İhale sonucunda "Y" helikopterinin seçildiğinde bürokrasi / kamuoyuna "bakın biz ne cazip tekliflerle gelmiştik, karar alıcılar gittiler başkasını seçtiler" demeye malzeme, gerekçe olur (Ha "A" firması seçilirse bu sefer o cazip, bol keseden dağıtılan vaatlerin pazarlık masasında nelere dönüşüverdiğini hep beraber görürüz, o ayrı)

Gelelim yukarıda alıntıladığım Cumhuriyet gazetesi haberine:

Aslında haberde yeni bir şey verilmemiş. ABD firmalarının ihaleye girmemesi zaten projede bir miktar ertelemeye sebep olmuş, teklif verme süresi ötelenmişti. Rusya'nın şansı ATAK-II'de baştan beri hiç olmadı zaten. AB'ye çekilen restin bu ihaleyle alakası(zlığı)nı görmek için yukarıdaki haberlere bakmak yeterli.

Türkiye çok önemli bir müşteri ve ihaledeki rakamlar çok büyük. İlaveten Türkiye olası diğer satışlar için iyi bir potansiyel "sıçrama tahtası" ya da "partner" niteliğinde. Hiç bir firma böyle bir fırsatı elinden kaçırmak için gerektiğinde "bel altı vurmaktan" kaçınmaz. Ben basına yansıyan bu haberleri bu bağlamda değerlendiriyorum. Vaat vermek kolaydır, iş imzaya gelene kadar dünyaları vaat edersiniz, biraz ilgi hissettiğinizde azıcık irtifa düşürürsünüz, nabız yoklarsınız, masaya oturduğunuz zaman ucu açık opsiyonlar sunarsınız, her türlü işi yapabileceğinize garanti verirsiniz (ama ne kadar süreye mal olacağını asla belirtmezsiniz, "süre" kelimesi bir nevi günahtır), sözleşme aşamasında gerçekleri sunarsınız. O aşamaya kadar geldikten sonra zaten geri dönüş yoktur. Uzun lafın kısası Nuri Alço'culuk oynarsınız. Almanya, İngiltre, İtalya, ABD, Rusya, Çin hiç fark etmez. Oyunun kuralı bu. Bir ülke kesinlikle ve kesinlikle diğerinden daha farklı değil. Sadece bazıları oyunu daha iyi oynuyor, bazıları da zamanında bol ilaçlı gazoz içtiği için acı tecrübeler yaşamış, kendini korumaya çalışıyor.

Yarınki toplantıdan ne karar çıkacak? Hangi helikopter favori? Açıkçası bu saatten sonra çok da fark etmiyor. Sikorsky R-4 bile seçilse söyleyeceğim tek şey "hayırlı olsun" olur.

Etiketler: , , , ,

24 Mayıs 2006 Çarşamba

Saldırı Helikopterleri: Nereden Nereye?


Zırhlı birlikleri durdurmanın en etkili yolu nedir?

"Tanka karşı en etkili silah başka bir tanktır" mottosunu, tümüyle reddetmeksizin, bir kenara bırakmalıyız. Zira Soğuk savaş yıllarında Avrupa ovalarına akmaya hazır onbinlerce Varşova Paktı tank ve zırhlı aracı hazır bekliyordu. On binlerce "Kızıl Zırhlı"nın karsısında 90, 105, 120mm çapında on binlerce namlu yoktu. Dolayısıyla onları hızlı biçimde durdurmanın yegane yolu tanksavar füzeleriydi. Füze ise, onu ateşleyecek ve güdecek bir fırlatıcıya ihtiyaç duyar.

Bu durumda su soruya yanıt aramalıyız: Füzeyi en etkili hangi fırlatıcıdan fırlatırız?

1. Kamyon ve jeep'lerin kasasına monteli lançerlerden: Ucuz çözüm. Mekanize piyade ile birlikte hareket eden araçlar. Yola bağımlıdırlar, arazi kabiliyetleri düşük veya hiç yoktur. Ucuzluk ve basitlikleri sebebiyle çok sayıda temin edilebilirler

2. Zırhlı ve paletli araçlara monteli lançerler: Nispeten pahalı çözüm. Mekanize piyadelerle birlikte her türlü arazi koşulunda tam zırh korumasında anti tank görevi görebilirler. Bir önceki çözümden nispeten pahalıdırlar, nispeten az sayıda üretilirler, ancak tank birlikleri ile es güdümlü hareket edebilmeleri sebebiyle zırhlı savaş doktrinine uygundurlar.

3. Helikopterlere monteli lançerlerden: saldırı uçaklarını saymazsak en pahalı çözüm. Helikopterin uçuş masrafı, pahalı aviyonik ve alt sistemlerin idame maliyetleri ve harekatlarının hava koşullarına bağımlı olması eksi özellikleridir. Ancak sürat ve kesinlik sağlarlar.

1 numaralı opsiyon Land Rover ve Mercedes jeep kasasına monteli Milan ve Hot ile HMWVV tavanına monteli TOW'lari,

2 numaralı opsiyon Warrior, Bradley, Marder gibi top + güdümlü füze kombinasyonuna sahip, paletli, zırhlı ve piyade taşıyan araçları doğurmuştur.

3 numara için ise farklı alt-opsiyonlar gerçekleşmiştir:

3a. "Dedicated" tanksavar helikopterleri

3b. Tanksavar helikopterine dönüştürülen genel maksat - hafif helikopterler

Dikkat edilecek olursa Tiger, A-129 Mangusta ile birlikte Avrupa'da üretilen ilk "dedicated" saldırı / tanksavar helikopteridir. Bu iki helikoptere kadar Avrupa'daki NATO ülkeleri Gazelle, BO-105, Lynx gibi genel maksat helikopterlerine hedef tespit - teşhis sistemi ile TOW / HOT gibi tanksavar füzeleri entegre ediyorlardı. Kargo kompartmaninda yedek füzeler de taşıyan bu helikopterlerin bakim ve idamesi, "dedicated" saldırı helikopterlerine göre daha kolay ve ucuzdu. kısa sürede çok sayıda füzeyi, "dedicated" tanksavar helikopterleri kadar olmasa bile oldukça etkili biçimde ateşleyebiliyorlardı ve hepsinden önemlisi fazla pahalı değillerdi (bu özellik hatırı sayılır ihracat başarısı kazanmalarını da sağlamıştır - fakir adamın saldırı helikopteri).

Pahalı sensör ve aviyoniklere sahip saldırı helikopterlerinin isletmesi ve harekatı gerçekten zor ve masraflıdır. ABD Kosova'ya Apache filosu gönderirken (yanılmıyorsam 24 adetti), risk analizinde tüm pilotları kaybedebileceğini hesaplamış, Apache'lerin harekat bölgesini "yumuşatmak" için MLRS bataryası konuşlandırmış, bölgedeki olası hedefleri ve tehdit alanlarını tespit için bir E-8 JSTARS'ı görevlendirmiş, bölgeye (sayısını hatırlayamadığım) tank tabur(ları) kaydırmış, C-17'lerle lojistik destek amaçlı 160 sorti uçuş yapmıştır. Sonuç? Harbe hazırlık oranı 60%'dan düşük olmuş, AH-64'ler hiç bir muharebe görevine çıkamamış, ilk uçuşta iki pilotun kaybedildiği bir kaza yaşanmıştır. "Maliyet - etkinlik öyküleri" kitabına girmeyi pek haketmeyen bir sicil...[1]

Bu, AH-64'ün kötü, basarisiz bir helikopter olduğu anlamına gelmiyor. AH-64 gibi "dedicated" bir saldırı helikopterini doğuran ihtiyaçlar ile doğrudan ilintili. ABD'nin Varşova Paktı zırhlılarını imha etmek için helikopterlere ağırlık vermesinin nedeni, ABD Kara Kuvvetleri, Kara Havacılığı doktrininde gizli. Su satırlara bakalım [2]:

Army operations require worldwide strategic mobility. Given this requirement, Army forces must have the capability to conduct operations in any environment under any conditions. These conditions include war and other operations. Army aviation doctrine focuses on the integration and synchronization of aviation forces within the framework of the operational concepts of the land component commander. The ability to successfully fight and/or conduct other operations depends on the correct application of the five basic tenets of Army aviation doctrine.

Air assault division aviation brigade. The primary mission of the air assault division aviation brigade is to deploy worldwide on short notice; plan, coordinate, and execute aviation operations as an integrated element of an air assault combined arms team; and find, fix, and destroy enemy forces in joint, combined, or unilateral operations.

Normalde zırhlı araçlara karşı en optimum çözüm yine zırhlı araçlarken, ABD'yi pahalı, sofistike, bakim ve idamesi masraflı ve zahmetli saldırı helikopterlerine yönelten koşul budur: hareketlilik. Herhangi bir kriz anında stratejik nakliye uçaklarıyla çok sayıda saldırı helikopteri ve destek ekipmanı taşınabilir, ancak ayni sayıda zırhlı savaş aracının kısa sürede taşınması mümkün değildir.

Yer ateşine karsı dayanıksız (ya da dayanıklılığı düşük diyelim) helikopterlerin olabildiği kadar fazla sayıda düşman zırhlı aracını bertaraf etmesinin yolu, onları uzun menzilden tespit ve teşhis etmesi, yine uzun menzilden füzelerini ateşleyebilmesidir. Tel güdümlü füze kullanılamaz, zira uzun menzilde tel güdümü, uzun hover süresi, dolayısıyla savunmasızlık demektir. Bu durumda at - unut tipi füzelerin kullanılması gerekecektir. At - unut tipi uzun menzilli tanksavar füzelerinin geliştirme ve üretim süreçleri zahmetli ve pahalıdır, karmaşıktırlar (bkz: Hellfire). ABD savaş sanayii, hele 80'lerdeki aşırı agresif Reagan politikalarının da yardımıyla bu tür bir yükü kaldırabilecek kapasitedeydi; sonuçta AH-64 + Hellfire kombinasyonu ortaya çıkabildi.

Peki Avrupa’yı "dedicated" tanksavar helikopteri arayışına iten sebep nedir?

Öncelikle şurada bir es verelim: Tiger tasarım felsefesi olarak "dedicated" bir tanksavar helikopteri değildir. Birden fazla tipte göreve uyarlanabilecek sensör ve silah konfigürasyonuna sahip olmak üzere tasarlanmıştır. Tespiti zor, tespit edilse bile vurulması zor (ince silüet, aktif - pasif koruma tedbirleri, diğer muharebe unsurları ile entegre bilgi dağıtım sistemi gibi), hızlı bir helikopter üzerine, eskort, hafif destek ve tanksavar görevleri için farklı sensör ve silah yüklerinin taşınabilmesi amaçlanmıştır. Tiger, olası bir savaşta ön hatların gerisine hızlıca sarkıp tabiri caizse "pinpoint" saldırılar yapıp ayni süratle geri dönmek için tasarlanmıştır, diğer görevleri arasında NATO zırhlı ve mekanize konvoylarına refakat, hafif silahlı kesif bulunmaktadır. Bu görev yelpazesi AH-64 için düşünülmemiştir örneğin, Apache'nin görevini belirleyen kıstaslar incelenirse aradaki fark anlaşılacaktır.

Altını çizmek isterim: A-129 Mangusta'nın başlangıçta makineli topsuz olarak üretilmesin de sağlayan etkenler benzerdir. Çünkü kısa / orta menzilli tel güdümlü tanksavar füzeleri taşıyan, manevra kabiliyeti yüksek olmayan genel maksat helikopterlerinin, gelişmiş mobil Sovyet alçak irtifa / kısa menzil hava savunma sistemleri karsısında sansı yoktu. Bir tanksavar helikopterinin makineli top kullanacak kadar Sovyet ileri hatlarına yaklaşabilmesi olanak dışıydı. Tek amaç vardı: hızlı ol - vur - hızlıca kaç.

Soğuk savaş sona erip üstüne 1991 Körfez Savaşı’nda AH-64'ün üstlendiği görevler görülünce saldırı helikopteri doktrininin değişime uğraması kaçınılmaz oldu.

Körfez'de Apache'ler tanksavar rolünün yanında sabit üs ve tesislerin imhası, hafif zırhlı ya da zırhsız düşman hareketli unsurlarının vurulması gibi görevlerde sıklıkla kullanıldılar. makineli top ve güdümsüz roket gibi başlangıçta ikincil olarak düşünülen silahlara çok fazla is düştü.

Somali, Kosova, Afganistan ve en nihayetinde (tekrar) Irak, saldırı helikopterleri için yeni test alanları oldular.

Saldırı helikopterlerinin görev alanı geniş Avrupa düzlüklerinden dağlık, ormanlık, bazen çöl arazilere, ama ekseriyetle şehirlere, meskun mahallere kaydı. Helikopterler, Shilka'larla, Tunguska'larla değil, Doçka'larla, RPG'lerle, SA-7'lerle, PKM'lerle boğuşmaya başladılar. Pahalı sensörlerin yapacağı fazla bir şey yoktu, çünkü onları taşıyan helikopterler 12.7, 14.5mm çapındaki mermilere belli bir seviyeye kadar tahammül edecek şekilde tasarlanmıştı.

Aşağıdaki alıntıya dikkat çekmek isterim [3]:

As for tactical changes, AH-64D missions reverted to traditional close support air operations, while deep penetration attacks were to be fiown only within the new "joint tasking" network. Indeed, only two days after 24 March, APACHEs carried out another deep penetration raid already using these new tactics. The attack was preceded by thorough reconnaissance flown by fixed-wing and unmanned surveiliance platforms, pinpointing hi-risk threat zones. Further, to support the mission a security "ring of steel" was formed around the key terrain to neutralise ali identified threat positions before the arrival of the APACHEs, This included a four-minute artillery bombardment (directed by UAVs) securing a 2km-dia. circle around the objective. Once inside the "Red Zone", the AH-64Ds shifted immediately to an outer ring launching their armament against the pre-designated targets. Once the combat zone was secure, the ground forces moved in, while the APACHEs protected their flanks from an 8km-wide perimeter. The entire mission was coordinated with a flight of US Navy F/A-18 which were cruising overhead, on stand-by call to be directed on to "pop-up" targets by CAS controllers. While this mission itself was not particularly spectacular in results, all of the choppers returned safely to their desert base, clearly proving that these ad-hoc combat adapted tactics were sound. In half a dozen such missions which followed, AH-64Ds destroyed some 200 Iraqi air defence systems, AFVs and artillery pieces, firing 40,000 rounds of 30mm ammunition and over a thousand HELLFIRE and 2.75" HYDRA rockets. Close air support functioned perfectly using the "over-the-shoutder" attack method being "on call" from the ground troops to attack designated targets.

The new tactics also proved themselves adequately in later urban warfare conditions, where AH-64D's flew combat patrols low over the rooftops in southern Baghdad supporting advancing ground forces fighting below.

F/A-18'ler, İHA'lar, bu pasajda geçmeyen ama "olmazsa olmaz" kabilinden OH-58D Kiowa Warrior'lar... "Pahalı" kelimesini tekrar tartışalım mı? Bir helikoptere "pahalı" demek, diğerinin "paha"sını görmezden gelmek olmamalı...

Devam edelim [4]:

Both in Central Europe and the Middle East, the perspective of massed armoured clashes led to the development of dedicated anti-tank helicopters performing the role of specialised flying tank destroyers. In recent years, however, the new emphasis on limited conflicts and "robust" peacekeeping operations on the one hand, and the emergence of the Network Centric Warfare (NWC) mantra on the other have caused attention being rather shifted towards more flexible designs. While anti-tank missions remain important, so now are armed recce, anti-guerrilla warfare and increasingly also operations in urban areas. As a direct consequence of this evolution in roles and missions, the threats which attack helicopters face are aiso changing. More precisely, threats can now assume various forms and be much less predictable than it was previously the case in the framework of a conventional conflict. The US Army has lost a few AH-64s in Iraq, but none of these iosses was due to the main threat - the ZSU-23-4 SHILKA SPAAG - that the APACHE was originally expected to encounter while operating against massed Soviet Army armour at the Fulda Gap. It is the whole issue of helicopter vulnerability and survivability that needs to be critically reassessed.

En son Irak harekatı ve akabinde tırmanan direniş hareketinin doğurduğu taktik ihtiyaçlar göstermiştir ki, güdümsüz roket ve makinalı top taşıyan saldırı helikopterleri, asimetrik savaş ortamında oldukça etkili olabilmektedirler. Yer ateşine karşı dayanıklılık hala çözülmesi gereken bir sorundur ve bu, Apache için bile çözülebilmiş değildir. AH-64'ün personel koruması yüksek seviyededir, ancak kendisi bir "uçan tank" da değildir. Bir helikopter her türlü harekat şartında istenen harbe hazırlık oranını yakalayamıyor, yani başka deyisle istenilen zamanda uçamiyorsa, varsin rotoru bile zırhlı olsun, pek fark yaratamaz.

[1]: http://www.globalsecurity.org/military/library/report/call/call_01-14_intro.htm

[2]: http://www.transglobal-aerospace.co.uk/1-111/chp-1.htm

[3]: “Combat Helicopter Survivability”, Sergio Coniglio, Military Technology: 3 / 2005

[4]: a.g.e

Etiketler: , , , , , , , ,

20 Mayıs 2006 Cumartesi

ATAK İhalesi Algoritması... ya da Kaynak Kodu


Hard diskin derinliklerinden tozlanmaya yüz tutmuş bir eleştiri.. Turkish Defence forumunda saldırı helikopteri ihalesi ile ilgili bir yazımda, espri soslu bir taşlama olarak kodlamıştım, SSM'nin ATAK ihalesinde izleyeceği muhtemel rotayı.. Tabi ki sadeleştirme olağanüstü boyutta, ilaveten eleştirirken haksızlık yapmış olma riskim de mevcut. Ancak aşağı yukarı 10 senedir gündem olan ve fakat halâ sonuçlandırılamayan bu proje eleştirilmeyi ve yığınla ders çıkarılmasını mecbur kılmakta.

Sonuçta mesele, TSK ihtiyaçları ve SSM (daha doğrusu savunma sanayii) öncelikleri arasında sağlıklı bir denge kurma problemidir. Optimum denge de ancak ve ancak, bazı tavizleri vererek ve bazı konularda (zaman, para, verim vesaire) fedakarlık yaparak sağlanabilir.

Her neyse... İşte "herkesin bildiği çok gizli kaynaklar"dan elde ettiğim ATAK ihalesi algoritması.. Kaynak kodu bir yerde.. Hani şu dünyadaki her kapıyı açan kaynak kodu var ya, onlardan işte...



SSM.Project.Developer.Studio v1.0 by Orko_8 Inc. 2005 - 2006

Attack Helicopter Project v2.0 by SSM


Run ATAK

Result = Atak
// Define the winner

Bidders = Apache, Mangusta, Havoc, Rooivalk, KingCobra, Tigre, BattleHawk
// Define helicopters in the contest

Countries = Turkey, EU, USA, SouthAfrica, Italy, Russia
// Define countries involved

Butce = Bütçe
// Define Butce, sources available

Systems = MilliGorevBilgisayari, Fuze, Avionics, Logistics
// Define critical systems to be considered

IF Turkey Enter EU THEN Atak = Tigre
ELSE Tigre = Trash Can

IF Bütçe = Bütçe*10 THEN Atak = Apache
ELSE Apache = Trash Can

IF importance(logistics) = 0 AND importance(avionics) = 0 AND importance(MilliGorevBilgisayari) = 0 THEN Atak = Havoc
ELSE Havoc = Trash Can

IF mandela.love.turkey > 95% AND sag.goster.sol.vur.turkey = true THEN Atak = Rooivalk
ELSE Rooivalk = Trash Can

IF important.politician.wedding = true AND berlusconi.nikahsahidi = true THEN Atak = Mangusta
ELSE Mangusta = Trash Can

IF turkey.love.cobra.very.much = true THEN Atak = KingCobra
ELSE KingCobra = Trash Can

IF ssm.go.crazy = true THEN Atak = BattleHawk
ELSE BattleHawk = Trash Can Of Helicopter History


IF ArGe.MilliGorevBilgisayari = true AND ArGe.Avionic = true AND ArGe.Systems = true AND Butce <> 95 AND Kararlılık > 95 AND Basiret > 95 AND PlanlamaYeteneği > 95 AND Öngörü > 95 THEN Confirm Atak

ELSE Run ATAK v3.0

END PROGRAM ATAK

Etiketler: , , , , , ,

01 Ekim 2005 Cumartesi

IDEF - 2005 İzlenimleri

Fuarı ikinci gün Saturn5, üçüncü gün de beleg, Jedi ve Picard kod adlı arkadaşlarla gezdim. kanımca önceki IDEF'lere nazaran daha iyi bir organizasyon vardı, ancak bazı firmalar organizasyondan oldukça şikayetçi idi. Tüyap ilk kez düzenlediği IDEF için oldukça özen göstermiş anlaşılan, zira son IDEF'ler epey hayal kırıklığı yaratmıştı. Ulaşım Etimesgut'takine göre daha kolay gibi geldi bana, öncekilerde daha sorunluydu.

Öncelikle genel olarak IDEF savunma fuarına dair bir tespitim olacak. Kanaatimce IDEF, bölgesel bir bitelik kazanma fırsatını kaçırmış görünüyor. Fuar alanının Etimesgut'tan Hipodrom'a taşınması hava araçlarının, özellikle uçakların sergilenmesini olanaksız kılmış. İlaveten Ankara'nın coğrafi konumundan dolayı liman / deniz ulaşımı olmadığı için tank, hava savunma bataryası vb gibi büyük sistemlerin sergilenmesi ulaşım masrafları nedeniyle mümkün değil. Aslında sadece fuar açısından bakılacak olursa en ideal merkez İstanbul, ancak bu da bürokratik bazı sebeplerle mümkün değil ( = başkent İstanbul değil, Genelkurmay, SSM, MSB vb İstanbul'da değil vb). IDEF halihazırda Türkiye odaklı bir fuar görünümünde, bazı savunma devi şirketlerin mütevazi katılımı ve Türkiye ile köklü ilişkileri olan şirketlerin gövde gösterisi bunun işareti.

Fuar alanına girişte A-129CBT Mangusta ve 2000 yılında testler için Türkiye'ye getirilmiş Leopard 2A6 AMT ziyaretçileri karşılıyordu. A-129CBT bizzat Irak'ta uçmuş ve fuara da uçarak gelmiş. Oldukça fazla ziyaretçisi vardı. Ancak Türkiye pazarlama sorumlusu ile sohbet ettiğimde pek sağlam bir pazarlama faaliyetlerinin olmadığı izlenimi edindim. A-129 orijinalde İtalyan ordusunun sadece tanklara karşı olarak geliştirdiği ve tasarımında başlangıçta top bulunmayan bir saldırı helikopteri. Karşı tedbir olarak halihazırda Türk helikopterlerinde de kullanılan "Disco Ball" olarak tabir edilen ve model ismi kazınmış bir chaff-flare dispenseri kullanıyor. Yorumların aksine aviyonik tertibatına baktığımda "glass kokpit" sınıfına girebilecek bir artı göremedim. Şirket sorumlusuna esasen topsuz olarak tasarlanan bir helikoptere daha sonra top ilave edilmesinin ne gibi sorunlara (stabilite, etkinlik, ağırlık vs) yol açabileceğini sorduğumda doyurucu bir yanıt alamadım (önemli not: "doyurucu yanıt alamadım" ifadesi yazının bundan sonraki kısmında "o gibi teknik konularla ilgilenen arkadaş şu anda burada değil, daha sonra uğrarsanız bilgi alabilirsiniz, bu arada size bir broşür verelim" anlamında kullanılacaktır)

Büyük umutlarla gittiğim Roketsan standından biraz hayal kırıklığı ile ayrıldım. 107 ve 122mm ÇNRA ve ilk bakışta 2.75" lazer güdümlü roket sandığım Stinger füzesi haricinde dişe dokunur bir şey yoktu. Roketsan halihazırda "Cirit" isimli bir 2.75" lazer güdümlü roket üzerinde çalışmakta. "BAE Systems'in geliştirdiği APKWS ile karşılaştırabilir misiniz?" diye sorduğumda APKWS projesinin, artan maliyetler sebebiyle iptal edilmiş olduğu yanıtını aldım. Açıkçası bu beni şaşırttı, zira APKWS'nin IRak'ta operasyonel testlerde kullanıldığı haberleri sızmakta ve roketin kullanıldığı DASALS güdüm - kontrol sisteminin arkasında yaklaşık 6 yıllık bir Ar-Ge altyapısı bulunuyor (hoş, çok daha eski mazisi olan projeler de iptal ediliyor ama neyse)

MKE standı bildiğiniz, tahmin ettiğiniz gibi... Tek ilginç not, sergilenen ERYX kısa menzilli tanksavar füzesi idi. Füzenin başındaki yetkiliye "bu proje iptal edilmemiş miydi?" diye sorduğumda TSK ve GIAT arasında bazı sorunların olduğunu, üretimin Kasım - Aralık civarında tekrar başlayabileceği yanıtını aldım. "Teşekkür ederim" dedim, oradan ayrıldım.

Kendi çapımda protesto için MKE standında hiç fotograf çekmedim.

ASELSAN kelimenin tam anlamıyla IDEF'in yıldızıydı. Oldukça büyük açık ve kapalı bir alanda çok çeşitli ürünler sergilenmekteydi. Açık alandaki ELINT vb araçları saymazsak ilk göze çarpan sistem hemen girişteki STAMP stabilize tareti göze çarpmaktaydı. Tasarım ve üretimi 6 ayda tamamlanan taret gerçekten oldukça etkileyici. Yetkililerin belirttiğine göre 7.62, 12.7, 40mm makineli tüfek / makineli top ve 40mm bombaatar monte edilebilen taretin tasarımına Sahil Güvenlik Komutanlığı'ndan gelen bir talep üzerine başlanmış. Halen dünya deniz kuvvetlerinde de, asimetrik tehditlere karşı küçük kalibre + stabilize taretler oldukça acil bir ihtiyaç (USS Cole olayından sonra bu ihtiyaç belirginleşmişti). Taretin kontrol konsolunu ilk başta KMS konsoluna benzettim, ancak yetkili konsolun yeni tasarım olduğunu belirtti. STAMP halen MilGem projesinde de yakın mesafe öz savunma silahı olarak da seçilmiş durumda (bacanın hemen arkasında iskele ve sancak tarafında). Yetkili bu taretin bir başka kullanım alanının da Güneydoğu'daki karakolların güvenliği için "Sentry Gun" olduğunu söyledi, bu yönde talep bulunmaktaymış. Bunu duyunca yalvarırcasına üzerinde durdum, çok önemli bir gelişme olacağını söyledim.



STAMP'in bir başka artısı mühimmatın taret üzerinde taşınması. Böylelikle gemiye takılırken güvertede kesme, modifikasyon vb işleme gerek kalmıyor. Ayrıca Cobra vb zırhlı araçlar üzerine de takılmış hallerinin çizimleri sergilenmiş, ancak aracın profilini epeyce yükselttiği izlenimine kapıldım, daha kompakt bir versiyon zırhlı araçlar için daha uygun olabilir. Sonuçta gemi üzerine takılabilecek bir taret sistemi tasarlandıktan sonra zırhlı araca entegrasyon fazlaca sorun teşkil etmez.

DNTSS'den başlayıp Kartal Gözü-3'e ulaşan tank atış kontrol sistemi ailesini ne kadar yazsam azdır diye düşünüyorum. Kat edilen mesafe muazzam. Halen Rus T-55 tanklarının Çin yapımı muadili Tip 59 modeli için bir atış kontrol sistemi "adı açıklanamaycak bir ülkenin" ihalesinde İtalya ve Hollanda ile yarışmaktaymış. Bu "adı açıklanamayacak ülkenin" çölünde gerçekleştirilen testlerde elde edilen sonuçlar beklenenden daha iyiymiş.


AselFlir-300T

Açık alanda bir Leopard 1 tareterine monteli komutan görüş sistemi oldukça etkileyiciydi. Yeni nesil ana muharebe tankı projesi için geliştirildiğini tahmin ettiğim sistem Leopard 2A4 veya Leopard 1 modernizasyonları için düşünülmüyormuş. Sanırım tasarım aşaması henüz tamamlanmadığı içindir.



ASELSAN standında başımdan bir de pek hoş olmayan bir tecrübe geçti:

Kapalı standın arka köşesinde sergilenen gri - siyah renkli büyükçe bir cisim dikkatimi çekti. O köşeye gittiğimde "ELINT Podu" etiketini görünce kafamda şimşekler çaktı: bu, Kanatlar dergisinde daha önce CN-235 üzerinde temsili çizimi gösterilen pod olmalıydı. Standdaki yetkililere "bu nedir acaba?" diye sorduğumda "istihbarat podu" yanıtını aldım. "Ha, şu CN-235'lere takılan pod mu?" dediğimde iki mühendisin de surat ifadeleri çarpıldı, kem küm ederek "evet, o" dediler. Podun büyük kısmı şeffaftı, içindeki devreler görülebiliyordu. Ya sergilenme ya da eğitim maksadıyla açık bırakılmış sanırım. İçindeki devreleri, üzerlerinde ASELSAN damgası var mı diye dikkatle inceledim, bundaki maksadım podun tamamının yerli üretim olup olmadığını öğrenmekti. Bu arada iki mühendis de dikkatle beni süzüyordu. Fotograf çekip çekemeyeceğimi sordum, podun özel izinle getirildiğini, fotograf çekmenin yasak olduğunu söylediler. Ben de içindeki devrelerle işimin olmadığını, şeklinin seçilebileceği bir açıdan çekmek istediğimi söyledim. Ona da izin vermediler, standdan ayrıldım. Yalnız unuttuğum şey, fotograf makinem boynumda asılı idi ve objektifi direkt ileri bakıyordu...

Standdan ayrılıp bir iki adım atar atmaz bir kol omzumu sıkıca kavradı ve "beyefendi siz az önce ne yaptınız?" diye sordu. Aramızdaki diyalog aşağı yukarı şu şekilde cereyan etti:

- Hiç bir şey, neden?
- Kameranızın video modu var mı? Siz videoya çekim yaptınız sanırım.
- Hayır canım, ne alakası var, fotograf çekmeme izin vermediniz, ben de çekmedim.
- Kameranızın hafızasına bakabilir miyim?
- (la havle) Buyrun bakın. Buyrun kartvizitim, kimliğim.

Fotograf makinemdeki tüm çekilmiş resimlere iki mühendis sırayla bir kaç kez baktılar, kartvizitim ve kimlik bilgilerim alındı. Güvenlik kleransıma rağmen casus muamelesi ve küfür gibi bir muameleyle karşılaştım. Internette ve başta Jane's olmak üzere pek çok kaynakta hakkında haberler, yazılar dolaşan bir pod için, üstelik de işbirliği yapmama rağmen bu kadar yaygara koparılmasına anlam veremedim. "Herkesin bildiği çok gizli sırlar" açığa çıkmasın diye olmuş olabilir. "Fotograf çekilmesine izin verilmeyecekse fuara neden getirilir acep?" diye sormadım, "casus olsam zebellah gibi yarı-profesyonel makineyi boynuma asıp neden ayan beyan çekim yapayım? Gizli kamera neyim kullanırım" diye düşünmedim hiç. Eskişehir Jet Üssü nizamiyesindeki F-84'lerin yanında telefonla konuşurken iki nöbetçinin koşarak gelip "fotograf çekmek yasak!" diye bağırmalarını hatırladım, gülümsedim sadece. Neyse..

ASELSAN standında ağzımda acı bir tad bırakan Knight-III sohbetini hafızamdaki bir köşeye, yanılıyor olma dualarımla birlikte kilitliyorum.

Yonca Onuk standındaki kısa sohbet kafamdaki pek çok soruyu cevaplandırdı. Öncelikle şirket yetkilisi, 16 adet karakol botu projesine, çelik gövde şartı sebebiyle cevap vermeyeceklerini söyledi. Sebebi ise, şirketin kompozit malzeme tecrübesi. MRTP-33'ün Harpoon takılı versiyonu ile ilgili konuştuk, gemide Harpoon'u tek başına güdümleyecek bir radar, atış kontrol sistemi bulunmamakta. Hedef tespit ve teşhisi Link-11 ile diğer hava ve deniz unsurlarından data link vasıtası ile mümkün oluyor. Harpoon haricinde diğer SSM'lerin de kullanılması mümkünmüş. MRTP-70 (75?) ile ilgili bazı temel test ve ölçümler yapılmış, ancak somutlaşması için ihtiyacın belirtilmesi beklenmekte imiş.

Yükte hafif pahada ağır standlardan birisi MilSoft idi. Tek başına "CMMi 5" tabelası bile yetmiş aslında anlayana.. Gösterdikleri taktik - stratejik durum yazılımı beni çok etkiledi, görsel teknolojisi biraz geri kalmış yalnız. Her seviyedeki birlik komutanlarının genel resmi görmeleri, belli bilgilere kolayca ulaşabilmeleri, üç boyutlu arazi görüntülerine erişimleri vb herşey düşünülmüş. Testleri tamamlanmış, oldukça tatmin edici görünüyor. Bu gibi komple paketlere piyasada oldukça rağbet var, son dönemde popülariteleri de arttı. MilSoft'un bu yazılımı ihrac etmemesi için hiç bir engel yok kanımca.

Mikes standındaki "Özışık" CMDS sistemi gurur vericiydi. Helikopter öz savunmasında kullanılacak sistem tamamen Mikes olanakları ile tasarlanmış ve üretilmiş..

Denel standındaki pazarlama yetkilisi şartnameden oldukça şikayetçi idi. Gerekirse Tübitak'a alt yüklenici olmalarının mümkün olduğunu, mevcut şartların ticari açıdan kabul edilemez olduğunu belirtti.

Türk Silahlı Kuvvetleri bölümündeki en gözde stand MilGem'e aitti. Burada gemiye ait epey görsel malzeme ve bilgiye ulaşmak mümkün oldu. Mühendislerden edindiğim bilgelere dayanarak aldığım notlar şöyle:

- SSM olarak Harpoon seçilmiş, GFE (Government Furnished Equipment) olarak entegre edilecek.

- Yakın menzil öz savunma silahı olarka ASELSAN STAMP tareti seçilmiş, hava savunma olarak kullanılması mümkün, ancak öncelikle tasarım ve kullanım amacı asimetrik tehditlere karşı.

- VLS SAM teorik olarak mümkün, tasarım aşamasında opsiyon olarak düşünülmül. Yeri 76mm taretin hemen arkası. Tahminimize göre 32 civarında kanister için yer var. Gemiye VLS ihtiyacı şu anda güncel değil.

- Uzun zamandır merak ettiğim bir husus gemilere verilecek ad idi. ben MilGem'in "H" sınıfı olarak adlandırılacağını, "H" harfiyle başlayan bu kadar çok ismin nasıl bulunacağını düşünüyordum. MilGem sınıfının ilk 5 gemisine ada isimleri verilecekmiş, yani "Ada" sınıfı denilebilir sanırım.

- Başlangıçta düşünülmeyen helikopter hangasının, ilerleyen safhalarda eklenmesi ile uzunluk önce 97, sonra da 99m'ye çıkmış.

- RAM'ın en son versiyonu monte edilecek.

- Malezya heyeti geminin birim fiyatını sormuş ve epey ilgilenmişler. Mühendisler tasarım çalışmalarının halen devam ettiğini, bu yüzden fiyat bilgisi veremeyeceklerini söylemişler.

- Torpido tüpleri gövde içine gömülü, fırlatma esnasında kapaklar açılıp dışarı çıkıyor. Benzer şekilde Harpoon atışı sırasında egzos gazlarının çıkışı için lançerin kıç kısmındaki kapaklar açılıyor.





Gerçekten gurur duydum, oradaki genç mühendislerin gözlerindeki pırıltıyı Fırtına KMS ile sohbet ettiğimiz Yarbay'da da görmek bana başka şeyler anlattı.

Gelelim Fırtına'ya..

İlk gün Fırtına'yı ziyaretim "acayip" oldu. Şöyle ki:

- Merhaba, bir iki soru sorabilir miyim?
- Tabi, buyrun
- Güdümlü top mermisi kullanılıyor mu acaba?
- Yok, hayır.
- Roket motoru itkili top mermisi?
- Yok o da kullanılmıyor (bu arada öndeki tabelada bu tip mermi kullanılarak menzilin 48+ km olduğu yazılı)
- Namlu konusu? Kore lisansı idi değil mi?
- Yok hayır. Lisans yok, ilk namlular Singapur'dan geldi, şimdi tamamen MKE üretimi
- ???

Ertesi gün bahsettiğim Yarbay ile sohbetimiz Fırtına'nın neden gurur duyulacak bir proje olduğunu anlamamı sağladı. Yarbay sanki Fırtına'yı oğluymuş gibi anlatıyordu. Verdiği bir örnek ibretlikti: Orijinzal K-9'un yol tekerlekleri alüminyum alaşımlu ve tanesi 1500 dolar.. Türkiye'de bu tip yol tekerlekleri üretimi mümkün değil, teknoloji ve ekipman yokmuş. Askerliğini yapmakta olan bir makine mühendisi asteğmene emir verilmiş, aynısının çelik alaşımlısını üretmesi için. Asteğmen gece gündüz uğraşarak sonuçta ortaya bir yol tekerleği çıkarmış. Ağırlık bir miktar daha fazla ama iş görüyor tanesinin fiyatı yaklaşık 150 dolar...

Yarbay'ın verdiği bilgilere göre halihazırda 32 adet Fırtına teslim edilmiş durumda. 48 adet namlu Kore'den hazır geldi, kalanları yerli üretim olacak. Bu arada atış kontrol sistemi özgün ASELSAN tasarımı, Kore'nin de bu sistemle ilgilendiği kulağıma çalındı.

Fuarda dikkatimi çeken bir şey, denizaltı piyasasının (olması gerektiği gibi) sessizce ama epey çekişmeli olarak kızıştığı idi. Alman Atlas Elektronik ve HDW ikilisine karşın Fransız Armaris firmaları kapışmaktaydı. Kapışmanın iki konusu AIP denizaltı tedariği ve Ay sınıfı modernizasyonu idi. AIP için HDW tanıdık Tip 214, Armaris ise ihrac sicili oldukça başarılı MESMA sistemini haiz Skorpene'yi sundu. Modernizayonda ise Atlas Elektronik'in son derece başarılı ürünü ISUS-90'a karşılık Armaris SUBTICS ile boy gösterdi. Armaris standında ayrıca FREMM çok maksatlı firkateyni, Mistral LHD'si ve GOWIND-200 korveti sergilenmekteydi. Mistral kanaatimce oldukça başarılı bir tasarım, ancak Saturn5'in de daha önce belirtiği ve şirket yetkilisi ile üzerinde tartıştığı gibi, yüksekliğinden kaynaklanan stabilizasyon problemi ihtimali mevcut. Mistral maketinin güvertesindeki Tiger da ilginç bir ayrıntı idi (muhtemelen bu da "kullanıcının isteğine bağlı"dır)

İsrail bu fuarda kelimenin tam anlamıyla gövde gösterisi yapmış. Benim ekseriyetle dikkatimi çeken iki şey Spice güdümlü bomba kiti ve TDzKK'nin AFSUDES projesine verilen teklif idi. AFSUDES teklifi ile ilgili bilgi, broşür, açıklama vs'ye ulaşamadım, ancak Spice kitini kendisi de bir F-15 pilotu olan pazarlama sorumlusu tanıttı.



Spice 1000 ve 2000 gerçekten mevcut hassas güdümlü bombalar arasında özel bir yere sahip, görüntü eşleme teknolojisi büyük avantaj sağlamakta. Tek dezavantjı olarak görev sırasında hedef bilgilerinin değiştirilememesi göze çarpmakta, yani görev esnasında hedefleme podu ile işaretlenen hedefe saldırı yapılamıyor. Hedef bilgileri görev planlama sistemi ile yerde saptanıp ufak bir Flash bellek ile silaha yükleniyor. Pilot uçuş sırasında bu hedeflerden uygun olanına saldırıyor. Bombanın sensörünün hedefi tam olarak görmesi gerekmemekte. Hedef bölgesinde referans teşkil edebilecek herhangi bir noktanın yakalanması yeterli, bundan sonra uygun algoritmalar kullanılıp hedefe yöneliniyor. Bu da, bulut, sis vb gibi görsel engellerin etkisini minimize ediyor. Hedefleme podu ile eşgüdümlü çalışabilecek versiyon üzerinde çalışılmaktaymış.

Şehir savaşlarına uygun geliştirilen ve personel tarafından taşınabilen bilgisayar, dürbün, bombaatar vs demoları da oldukça etkileyiciydi. Herhangi bir nişancılık kabiliyeti olmayan bir personelin bile kolayca kullanabileceği sistemler üretilmiş, ya da İsrailli'lerin pazarlama yöntemleri çok göz boyayıcı, ya da her ikisi birden..

Bu hengame arasında, sandviçlerimizi atıştırdığımız terasta, catering hizmeti veren şirketin de broşürünü almışım farkında olmadan..

Tiger şaşırtıcı biçimde fuar alanının en dibindeki ücra bir köşedeydi. Ancak Tiger'dan çok yanındaki M-113A2'ler dikkatimi çekti..

Başta Anafarta / Patria olmak üzere pek çok yeni zırhlı muharebe aracında, mayınlara karşı önlem olarak personel oturma yerlerinin kabin tabanı ile teması kaldırılmış; hepsi tavana asılı. Ancak M-113A2'lerde personel oturma yerleri tabana monteli. Mayın tehdidi bu kadar güncel olan bir ülkedeki zırhlı araçlarda bu gibi küçük ama son derece önemli detaylara hassasiyet gösterilmeli diye düşünüyorum.

FNSS standında RN-94'ü göremedim, sanırım bu proje rafa kalkmış durumda.

Otokar standındaki Cobra aracındaki tarette Spike füzeleri göze çarpıyordu. Bunu bir not olarak kaydettim, ilgi çekici, mesaj vericiydi...






Yavuz

Bir standdaki yetkiliden duyduğuma göre Ağ Merkezli Muharebe (NCW) projesi SSM'den geçmiş. Ancak neyi kastettiğini öğrenemedim.

Alenia'nın standında daha önce Paris Air Show'da gösterilmiş ATR-72 MPA maketi görülüyordu. Harpoon konusunda bilgi almak istedim, acnka yetkili birisini bulamadım. Edindiğim broşürdeki bilgiler çok net değil; gövde altındaki podun Harpoon için sertifiyeli olduğu yazılı ve kanat altı pilon görülmüyor. Bu konuda şimdilik elde veri yok gibi.

Fuarın yıldızlarının başında kuşkusuz EF-2000 Typhoon geliyordu. Hipodromun önünden geçerken afterburner'ı sonuna kadar açması ve havada bir an için motoru durdurup askıda kalması, canard'ların manevra yeteneğine bariz etkisi görsel ziyafet oluşturdu. Gayet anlaşılabilir sebeplerle pilot uçağı limitlerine kadar zorlamadı, temel aerobatik manevraları icra etti. Bu sebeple şu an için "EF-2000 şu uçağı döver, bundan kötüdür" vb diyemeyiz, bu gösteri uçuşu görsel olarak etkileyici olmasının ötesinde bir anlam ifade etmiyor. Çünkü:

1. Türkiye'de henüz bu tipte bir uçak için bir alım projesi, ihalesi vb yok. Rekabet çok sıcak değil.
2. Fuara uçak olarak sadece EF-2000'in gelmiş olması bile bir gösterge, daha fazla zorlamak için sebep yok. Typhoon, görünen o ki, rakiplerinden bir adım önde.
3. IDEF bir Paris Air Show, bir Farnborough, bir Tushino vb değil.

Ancak yine de ben o EF-2000'i istiyorum Smile

Sarsılmaz standında malum soruları sordum. İlk konuştuğum yetkili M4 lisans anlaşmasının ihracat pazarına girmek için yapıldığını söyledi. Daha fazla sıkıştırıp özgün tüfek hakkında daha spesifik sorular sormaya başladım. Önce daha üst kademeden bir yetkili geldi, ardından etrafımda takım elbiseli bir sürü genç belirdi! Smile Söylediklerine göre özgün tüfek çalışmaları devam ediyormuş, ancak M4'ü acil ihtiyaç için üreteceklermiş. Konuşma uzadıkça aldığım cevaplar daha da kafa bulandırıcı olmaya başladı. Sebebini piyade tüfeği konusunda rakip şirketler grubu çalışanı olmama bağlıyorum.

Ukrayna ve Hindistan, beklentimin aksine çok cılız bir katılım gösterdi. Hindistan'dan Bharat Electronics, haberleşme ürünlerini sergiledi, Ukrayna standında ise R-27'ler ve bir korvet maketi vardı. Bir de nereden nasıl, ne zaman aldım bilmiyorum, İran'dan bir şirketin ürettiği dürbün vb sistemlere dair broşür çıktı sırt çantamdan. Sanırım İran da katılmış fuara.

Benden duymuş (okumuş?) olmayın, KMW Türkiye'de askeri ve sivil simülasyon sistemleri pazarına çok ciddi bir giriş yapmakta.

Thales standındaki pazarlama yetkilisi ile yaptığımız uzun ve samimi sohbetin sonlarına doğru, ne kadar dertli olduklarını öğrendik. Thales'in İngiltere'nin Watchkeeper projesinde ortağı olan Elbit (ve ilaveten diğer İsrailli şirketler) Türkiye'deki hemen hemen her projede karşılarına çıkmaktaymış. Bu yüzden Thales Türkiye'deki büyük pazara istediği girişi yapamamaktaymış. Biraz daha konuşsak, "sevabına bize bir iki proje ayarlayıverin, bu İsrailliler bize hiç bir şey bırakmıyor" diyecek sandım.. İsrail'in fuara katılımının büyüklüğüne bakarsak manidar bir serzenişti bu.

Sonuç olarak benim düşünceme göre önceki son birkaç IDEF'ten daha başarılı bir fura idi. Özellikle ASELSAN ve Typhoon fuara damgasını vurdu. Fuar sırasında imzalanan anlaşmalar da ayrıca önem arz etmekte. Aslında aktaracak daha çok şey çıkar, ancak şimdilik notlarımdan ve hafızamdan derleyebildiklerim bu kadar. Fuara katılan diğer arkadaşlar da epey bilgi aktarmış. Umarım katılamayan veya arşiv yapmak isteyenlere yardımı dokunur.

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , ,