05 Ekim 2009 Pazartesi

Bunları Biliyor muydunuz?

1. 1970'li yıllarda Libya'nın finansmanını sağlayacağı bir proje ile, Ankara'da lisans altında Jaguar taarruz uçağının üretiminin gündeme geldiğini, üretilecek uçaklardan bir kısmının Libya'ya satılacağını,

2. 1980'lerin ortalarında Öncel Proje I ile üretilecek F-16'ların yanına 40 adet Tornado IDS'nin tedarik edilmesi için İngiltere ile görüşmeler yapıldığını, projenin, İngiltere'nin kredi finansmanı konusunda bürokratik sıkıntılar yaşaması nedeniyle gerçekleşmediğini,

3. 1979 İran İslam Devrimi'nden hemen sonra (ancak ABD ile ilişkilerin tamamen kopmasından hemen önce) İran'ın elindeki tüm F-14A Tomcat uçaklarını satmak için Kanada, , Suudi Arabistan ve İngiltere'ye teklif götürdüğünü, en son Türkiye'ye kapsamlı bir teklif ile geldiğini, F-14'lerin Türk Hava Kuvvetleri'ne transferi karşılığında İran F-4E ve F-5'lerinin Eskişehir'de bakım ve onarımlarının yapılmasının önerildiğini, Hava Kuvvetleri'nden bir heyetin İran'a, Tomcat'leri incelemek üzere gittiğini ve uçakların içinde bulundukları kötü koşullar nedeniyle teklifin reddedildiğini,

4. 1994 - 1995 arasında ABD'den 50 adet A-10 alımının gündeme geldiğini, ABD'nin uçakları teklif ettiğini ancak teklifin Türkiye tarafından reddedildiğini, eğer transfer gerçekleşmiş olsaydı uçakların çok büyük bir ihtimalle 193. Filo'da hizmete gireceğini,

5. Modernize edilen F-4E'lerin kullanacağı havadan yere hassas güdümlü silah sistemi için başlangıçta SCALP seyir füzesinin düşünüldüğünü, bu konuda çalışmalar yapıldığını, ancak Fransa ile gerilen siyasi ilişkiler, maliyet ve teknik nedenlerden dolayı SCALP'ten vazgeçilerek Popeye'nin seçildiğini,

6. 1980'lerin başlarında ABD ile, 4 adet Oliver Hazard Perry sınıfı güdümlü mermili firkateynin, Gölcük Donanma Tersanesi'nde lisans altında inşasının görüşüldüğünü, projenin maliyet ve altyapı yetersizliği nedeniyle rafa kaldırıldığını,

7. MEKO 200 Track firkateyn projesinde 2 adet Track III firkateynin de bulunduğunu, bu ilave siparişin verilmediğini,

8. 1970'lerin başlarında Almanya'dan Roland hava savunma sistemi ve Leopard 1A2 ana muharebe tankı alımı için müzakerelerin yürütüldüğünü,

9. 1980'lerin başlarında Hughes lisansı ile MD-500 helikopterinin lisans altında üretimine dair görüşmeler yapıldığını,

10. 1970'lerin ortalarında ABD ile Super Pinto hafif jet eğitim uçağının lisans altında üretiminin gündeme geldiğini,

11. 1980'de TOW donanımlı 26 adet AH-1S Cobra taarruz helikopteri alımı için ABD ile görüşmelerin yapıldığını,

12. 1994 - 1995 döneminde Türk Kara Kuvvetleri'nin OH-58D Kiowa Warrior silahlı keşif helikopteri almak için girişimlerde bulunduğunu, Ankara Etimesgut'a gelen bir Kiowa Warrior ile deneme uçuşları yapıldığını, ancak daha sonra projenin iptal edilerek keşif ve taarruz helikopteri tedarik projelerinin birleştirilerek ATAK Taarruz ve Taktik Keşif Helikopteri ihalesinin başlatıldığını,


biliyor muydunuz?

Etiketler: , , , , , , , ,

25 Eylül 2009 Cuma

Uygur Türkleri Hakkındaki Bilgi Talebim - Nihayet!

Dışişleri Bakanlığı'na yaptığım ısrarlı başvuruların neticesinde en sonunda ihtiyacım olan cevap geldi.

Gelen cevapta iki önemli bilgi var:

1. ABD, Türkiye'ye, Guantanamo Hapishanesi'nde tutuklu bulunan Uygur Türkleri'ni kabul etmesi için bir girişimde bulunmamış.

2. Türkiye, bu tutukluları misafir etmek için ABD nezdinde bir girişimde bulunmamış.

Peki bu ne anlama geliyor?

İlk yorumlarım şu şekilde:

1. ABD, bu Uygur Türkü tutukluları Türkiye'nin misafir etmesini özellikle istememiş olabilir. Türkiye, bu tutukluları misafir ederek, Uygur Türkleri'nin hamisi konumuna geçebilir ya da -eğer varsa- bu konumunu pekiştirebilirdi. Bu ise, kuşkusuz Türkiye ile Çin ilişkilerine olumsuz etkisi olabilecek bir gelişme olurdu, her ne kadar Türkiye ile Çin arasında kayda değer bir stratejik, politik veya ekonomik bir ilişkiler bütünü söz konusu olmasa da.

Acaba ABD, Çin'i ürkütmemek mi istedi, "müttefiklerinden" birinin Çin'le karşı karşıya gelmesinin önüne geçerek? Ya da Türkiye'nin Doğu Türkistan'daki varlığının (?) güçlenmesini mi önlemeye çalıştı?

2. Türkiye neden bu tutuklular için bir girişimde bulunmadı? Ya haberi yoktu bu hadiseden Türkiye'nin ya da haberi vardı ancak düşük profilde kalmayı tercih etti. Occam'ın Usturası ilk seçeneği işaret ediyor bize gerçi ama, konu bu kadar basit olmayabilir.

Tüm bunların üstüne Doğu Türkistan'daki olayları da eklemek lazım.

Bermuda ve Palau'ya nakledilen 17 Uygur Türkü, çok daha geniş kapsamlı bir oyunda kullanılan piyon gibi geliyor bana...

191047, 210505 ve 210069 sayılı bilgi edinme başvurularınıza Bakanlığımızca 31 Temmuz 2009 tarihinde dış politikamızın yürütülmesinde uyulması gereken ilkeler çerçevesinde uygun bir yanıt verilmiş ve cevap verilmesinin zaman almasının nedeni açıklanmıştır.

Bu kere 214912 sayılı bilgi edinme başvurumuza karşılık olarak, Guantanamo’da tutuklu kişilerin Türkiye’ye kabul edilmesi için Türkiye’ye herhangi bir resmi başvuru olmadığını ve Türkiye’nin de bu konuda herhangi bir başvuruda bulunmadığını bilgilerine.

T.C. DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI

Etiketler: , , , , ,

20 Ağustos 2009 Perşembe

Fair Game

Ünlü ABD'li gazeteci ve yazar Bob Novak, 18 Ağustos günü beyin kanserinden vefat etti.

Ünlü ABD'li aktris Naomi Watts, 2010'da gösterime girecek "Fair Game" (Adil Oyun) adlı sinema filminde başrolü Sean Penn ile paylaşacak.

Bu iki alakasız gibi görülen haberin aslında son derece çarpıcı bir ortak noktası var: Yakın tarihin en ilginç siyasi skandallarından biri.

6 - 7 yıl öncesine dönelim:

ABD'nin 2003'te Irak'a açtığı savaşın en önemli gerekçelerinden biri, Irak'ın kitle imha silahları üretmeye çalıştığı iddiasıydı. ABD, Colin Powell'ın Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne sunduğu istihbarat raporlarını, Irak'ın dünya güvenliğine arz ettiği tehdidin kanıtı olarak sunmuş, bu ülkeye karşı çok uluslu bir kalisyon kurmaya çalışmıştı. Savaştan sonra bu istihbarat raporlarının neredeyse tamamının hatalı ya da uydurma olduğu, Irak'ın ciddi bir kitle imha silah imkân, kabiliyet ve potansiyeline sahip olmadığı ortaya çıkmıştı.

İşte bu hatalı / sahte istihbarat raporlarından biri, ABD'de ciddi bir siyasi skandala sebep olmuştu: Valeri Plame Skandalı.

ABD Dışişleri Bakanlığı'nda 20 yıldan uzun bir süre çeşitli mevkilerde çalışan ve özellikle Afrika konusunda uzman olan Büyükelçi Joseph Wilson, "özel ama gizli olmayan" bir resmî görevle, 2002 yılında CIA aracılığı ile Nijer'e gitti. Görevi, Irak'ın bu ülkeden işlenmiş Uranyum aldığı iddialarının araştırılması ve bir rapor hazırlanması idi. Daha önce bu ülkede görevli bulunan, bölgeyi iyi tanıyan Wilson, Nijer devlet görevlileri, ülkedeki Uranyum madenlerini işleten yabancı şirketlerin yöneticileri, bu madenlerdeki cevher akışını kontrol eden IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı) yetkilileri ile görüştü. ABD'ye dönüşünde CIA'ye bir brifing veren Wilson, Irak'ın Nijer'den uranyum aldığına dair herhangi bir kanıt olmadığını, bu satışın gerek ülkedeki sıkı mevzuat gerekse uluslararası denetimler nedeniyle neredeyse imkansız olduğunu belirtti.

Ama sonradan anlaşıldı ki, Wilson'un görevi, Nijer'e gittiği gün zaten tamamlanmıştı.

Eylül 2002'de İngiliz hükümeti, yayınladığı bir raporda Irak'ın Afrika'dan uranyum almaya çalıştığını iddia etti. Daha sonra dönemin ABD Başkanı, aptallığı ile meşhur George W. Bush, Ocak 2003'te yaptığı bir konuşmada İngiliz istihbarat raporlarına atıfta bulunarak Irak'ın bir Afrika ülkesinden uranyum alma girişimlerinden bahsetti. Ancak zaten ABD Dışişleri Bakanlığı, Aralık 2002'deki bir raporunda bu ülkeyi Nijer olarak ifade etmişti.

Beyninden vurulmuşa dönen, ziyareti, temasları, raporları çarpıtılmış ya da belki en iyi ihtimalle görmezden gelinmiş olan Wilson, 06.07.2003 tarihinde, yani Irak Savaşı'nın sona ermesinden kısa süre sonra The New York Times gazetesinde "What I Didn't Find in Africa" (Afrika'da Ne Bulmadım?) başlıklı bir makale yayınladı. Makalede Wilson, Nijer seyahatinden, seyahat sırasındaki bulgularından, sonrasında hazırladığı rapordan ve ABD yönetiminin bulgularını görmezden gelmesi ve çarpıtmasından bahsetti.

Kıyamet de bundan sonra koptu.

Makalenin yayınlanmasından kısa süre sonra 14.07.2003 tarihinde, Bob Novak, The Washington Post gazetesindeki köşesinde "Mission to Niger" (Nijer Görevi) başlığı ile kaleme aldığı makalesinde, Joseph Wilson'ın Nijer'e gönderilmesini, CIA'de gizli ajan olarak çalışan eşi Valerie Plame'in üstlerine tavsiye ettiğini yazdı. Novak'ın makalesine göre Plame, özellikle silahlanma ve kitle imha silahları konusunda uzman bir ajandı.

Gizli bir istiharat görevlisini deşifre eden bu makale, ciddi bir suç unsuru taşıyordu. CIA hemen harekete geçerek ABD Adalet Bakanlığı'ndan olayı soruşturmasını talep etti. Adalet Bakanlığı da topu FBI'ya attı (kahrolası federaller!) Takip eden süreçte Valeri Plame'in neredeyse tüm CIA kariyeri, katıldığı operasyon ve görevler deşifre oldu, Plame CIA'den istifa etti. Dönemin Başkan Yardımcısı, haysiyetsizliği ile meşhur Dick Cheney'in başdanışmanı Lewis Libby hüküm giydi.

Olayın aslı sonradan çözüldü:

Bush hükümeti, savaş açma bahanesi olarak kullandığı Irak - Nijer komplosuna şiddetle muhalefet eden Wilson'u cezalandırmak için, eşini deşifre ve rezil etmek istemiş, bunun için de Dick Cheney, gazeteci Bob Novak'ı kullanmıştı.

İşte bu hikaye, Sean Penn ve Naomi Watts'ın oynayacağı "Fair Game" (Adil Oyun; aynı zamanda "avlanmasında sakınca olmayan av" anlamına gelen bir deyim - Plame'i tanımlamak için güzel bir seçim. Zaten bu ifade de soruşturma raporlarında geçmektedir) adlı sinema filminde anlatılacak. Film hakkında çok fazla detay yok, ancak siyasi görüşü ve muhalif tavrı bilinen Sean Penn'in oynuyor olması gözönüne alınırsa, dönemin ABD hükümetinin set biçimde eleştirileceğini bekleyebiliriz.

Ne dersiniz, belki de Fair Game, Obama hükümetinin günah çıkarma adımlarından birisidir?

Konu ile ilgili Wikipedia makaleleri:

http://en.wikipedia.org/wiki/CIA_leak_grand_jury_investigation
http://en.wikipedia.org/wiki/Plame_affair#cite_note-novakcolumn-9

Joseph Wilson'un The New York Times'da yayınlanan makalesi: What I Didn't Find in Niger



Not: Bu arada Naomi Watts'ın Valerie Plame'e benzerliği dikkat çekici...




Etiketler: , , , ,

26 Temmuz 2009 Pazar

Haftalık Bakış #10: Gelişen Hindistan - ABD İlişkileri ve EUMA Meselesi

Gelişen Hindistan - ABD İlişkileri ve EUMA Meselesi

ABD’nin Hindistan’la ilişkileri son yıllarda hızla gelişmekte. Özellikle 11 Eylül sonrası dönemde değişen Orta Asya ve Asya – Pasifik politikaları, Çin’in yükselişi ve enerji stratejileri, bu gelişimin temellerini teşkil ediyor. Nükleer teknoloji ve savunma sistemleri alımlarında iyice belirginleşen ve stratejik ittifaka doğru yönelen ABD – Hindistan ilişkileri, geçtiğimiz hafta, 20 Temmuz’da imzalandığı açıklanan EUMA (End Use Monitoring Agreement; Son Kullanıcı Takip Anlaşması) belgesi ile yeni bir rotaya girdi.


EUMA belgesinin imzalanması Hint kamuoyunda yoğun tartışmalara sahne olmakta. Bu belgenin Hint – ABD ilişkileri açısından önemine geçmeden önce kapsam ve amacına değinmekte fayda var.

EUMA nedir?

EUMA, ABD’nin bir ülkeye sattığı savunma sistemini, satıştan sonra düzenli olarak kontrol etmesine olanak sağlayan bir anlaşma. EUMA çerçevesinde ABD, alıcı ülkeye yılda bir kez, sistemin satış amacı dışında ve/veya ABD çıkarlarına aykırı şekilde kullanılıp kullanılmadığını denetlemek için heyetler gönderme hakkına sahip oluyor. EUMA’yı imzalayan ülke, ABD’den satın alacağı silah sistemi üzerinde izinsiz değişiklik yapmayacağını, başka bir ülkeye devretmeyeceğini, bakım, onarım ve tadilatlarını ABD’nin bilgisi ve izni olmadan gerçekleştirmeyeceğini taahhüt ediyor.

Söz konusu takip ve denetleme işlemleri, ABD Savunma Bakanlığı’na (Pentagon) bağlı DSCA (Defense Security and Cooperation Agency; Savunma Güvenlik ve İşbirliği Kurumu) tarafından, “Golden Sentry” (Altın Gözcü) programı çerçevesinde gerçekleştiriliyor.

Golden Sentry ile yapılan bu denetlemenin kanuni dayanağını ise, Silah İhrac Kontrol Yasası’nın (Arms Export Control Act) 40A maddesinde 1996 yılında yapılan bir düzenleme teşkil ediyor. Bu maddeye göre ABD Savunma Bakanlığı, ABD’den savunma sistemi alan ülkenin bu sistemi, ABD Hükümeti’nin koyduğu şartlara göre kullandığını denetlemek ve bununla ilgili ABD Kongresi’ne yıllık rapor sunmakla yükümlü kılınmış durumda.

ABD firmaları, EUMA’yı imzalamamış ülkelere ihracat gerçekleştiremiyor.

Hindistan, EUMA belgesini imzalamadan önce ABD ile imzaladığı USS Trenton LPD çıkartma gemisi, Boeing P-8I deniz karakol uçağı, C-130J Hercules nakliye uçağı alımlarında, münferit olarak EUMA maddelerine muadil şartları kabul etmişti. ABD Dışişleri Bakanı Hillary R. Clinton’un 5 gün süren son Hindistan ziyareti sırasında imzalanan EUMA ile birlikte bundan sonraki tüm alım anlaşmaları, bu belgeye atıfta bulunacak. Diğer bir deyişle EUMA, ABD – Hindistan savunma işbirliği projelerinde bir referans belge ve çatı anlaşma işlevi görecek.

EUMA, kullanıcı ülkenin egemenliği üzerinde kısıtlayıcı hükümlere sahip. Kullanıcı ülke, sistem üzerinde kendi ihtiyaçlarına göre istediği değişiklik, modernizasyon ya da benzeri tadilatı istediği zaman ve şekilde yapma serbestisine sahip değil. Sistemin bakım, onarım, işletme ve idame sürecinde, daha açık bir ifade ile envantere girişinden çıkışına kadarki tüm süreçte (EUMA tartışmalarında “from cradle to grave” [beşikten mezara] ifadesi bunu tanımlamak için sıklıkla kullanılır) kesintisiz bir ABD takip ve denetimi söz konusu. Bu da doğal olarak, kullanıcı ülkenin ulusal güvenlik meselelerine ABD’nin dolaylı yoldan müdahil olması anlamına gelmekte. Tüm bunlar, ABD’nin son teknolojisine erişimin bedeli.

Bu şartlar, ulusal çıkarları ve tehdit algılamaları ABD ile büyük ölçüde örtüşen ülkeler için büyük bir sorun teşkil etmeyebilir. Ancak Hindistan gibi küresel güç olma iddiasındaki bir ülkede büyük fırtınalar koparması kaçınılmazdı.

Kopardı da.

Hint kamuoyu, EUMA konusunda iki safa bölünmüş durumda. Anlaşmaya karşı çıkan kesim, Hindistan’ın EUMA ile birlikte egemenlik haklarının bir kısmından feragat ettiğini iddia ederken; diğer kesim, EUMA’nın Hindistan’ın en son ABD teknolojisine erişiminin artık mümkün olduğunu, bunun da ülkenin savunma kapasitesinin güçlenmesine yardım edeceğini savunuyor.

EUMA’nın Hindistan’daki önde gelen muhaliflerinden Hint Deniz Kuvvetleri komutanı Amiral Suresh Mehta, Londra’da konuşlu Stratejik Çalışmalar Enstitüsü’nün (Strategic Studies Institute) Yeni Delhi’de 2008 Nisan ayında düzenlediği konferansta “egemen bir ulus olarak, sistemimize müdahaleleri kabul edemeyiz, dolayısıyla bazı temel zorluklar bulunmaktadır ABD, diğer ülkelerle bu tür anlaşmalar imzalayabilir. Biz parasını vererek bir teknoloji satın alıyoruz. Bununla ne yapacağımız bizim işimizdir” demişti. Hint anamuhalefet partisi, hükümeti, Hint ulusal egemenliğini satmakla suçluyor.

Bu ateşli tartışmalar süredursun, Hindistan’ın EUMA’yı imzalamasının iki önemli boyutu var: Savunma sanayii boyutu ve stratejik – politik boyut.

Hindistan’ın 2020’lerin başlarına kadar yaklaşık 80 milyar Dolar’lık savunma sistemi ve hizmeti alımı gerçekleştirmesi bekleniyor. Önümüzdeki 2.5 yıl içinde karara bağlanması beklenen projelerin toplam tutarı ise 30 milyar Dolar dolaylarında. Bu projelerin en önemlilerinden biri, 10 milyar Dolar’dan fazla tutması beklenen, 126 adet savaş uçağının teknoloji transferi ile Hindistan’da üretimini kapsayan MRCA (Multi Role Combat Aircraft) projesi. Uzun vadede 74 adetlik opsiyon pakedi ile birlikte projenin 200 uçaklık bir sayıya ulaşması söz konusu. Öte yandan 22 adet saldırı helikopteri, Very Heavy Lift Transport Aircraft (VHTAC) projesi ile 10 adet uzun menzilli ağır nakliye uçağı alımı, 200’e yakın hafif genel maksat ve gözetleme / keşif helikopteri tedariği, hizmetteki Mi-26 Halo ağır nakliye helikopteri yerine 15 adet yeni nesil nakliye helikopterinin tedariği projelerinin de kısa – orta vadede karara bağlanması bekleniyor.

Bu sayılanlardan en sıcak olanı kuşkusuz MRCA orta sınıf taktik savaş uçağı projesi. ABD’nin Lockheed Martin (F-16IN) ve Boeing (F/A-18E/F Super Hornet) firmaları ile katıldığı projede diğer adaylar Rus Mikoyan MiG-35, İsveçli Saab Gripen NG, Fransız Dassault Rafale ve Eurofighter EF-2000 Typhoon. Her aday Hindistan’a oldukça cazip teknoloji transferi paketleri önermiş durumda. Kararın 2010 – 2011 arasında verilmesi bekleniyor. ABD tarafından yalanlanan bazı iddialara göre bu ülke Hindistan’a, F-18 Super Hornet’lerle birlikte, emekliye ayırdığı Kitty Hawk uçak gemisini içeren bir paket teklif etmiş durumda. Hindistan’ın Amiral Gorşkov helikopter gemisinin, MiG-33 ve Tejas LCA uçaklarının iniş kalkışına olanak sağlayacak şekilde tadil edilip, Vikramaditya adı ile hizmete girmesini içeren projenin maliye ve takvim olarak planların bir hayli ötesine sarkmış olması, eğer doğru ise bu teklifin cazibesini bir hayli artırmakta.

ABD’li firmalar ayrıca, Hindistan’ın İsrail ile yakın ilişkilerini sıçrama tahtası olarak kullanıp, özellikle komuta kontrol, hedef tespit, teşhis ve sair C4ISR sistemleri konusunda Hindistan’a yeni teklifler sunmaya hazırlanıyor. Bilindiği gibi İsrail, Hindistan’ın ikinci en büyük savunma sistemleri sağlayıcısı konumuna gelmiş durumda. İki ülkenin çok sayıda ortak geliştirme projesi bulunuyor.

EUMA meselesinin stratejik boyutu ise, ABD’nin Orta Asya ve Asya – Pasifik bölgelerindeki geniş ölçekli vizyonu ve amaçları ile doğrudan ilişkili. Orta Asya enerji kaynaklarının Atlantik Bloku’na aktarılmasının güvenliği, Rusya ve daha da önemlisi yükselen güç Çin’in çevrelenmesi, Basra Körfezi ve GüneyDoğu Asya’nın güvenliği gibi konularda Hindistan’ın stratejik müttefik olarak kazanılması hayati önemi haiz. Bir nükleer güç olan Hindistan, Çin’e karşı yürütülen güç mücadelesinde önemli bir kuvvet çarpanı rolü oynayabilir. Hindistan’ın gelişen ekonomisi ve teknolojik kabiliyetleri, ABD başta olmak üzere Atlantik Bloku ülkelerine yeni açılım ve fırsat kapıları da sağlama potansiyeline sahip. Savunma sistemlerinin bu tür stratejik ilişkilerin kurulup yürütülmesinde oynadığı rol yadsınamaz, dolayısıyla EUMA, bu kapsamda son derece kilit bir konuma yerleşiyor.

Çin’in giderek genişleyen etki sahası ve gücünü artırması, Rusya’nın her zaman yüzde yüz güvenilir bir müttefik olmayabileceğinin görülmesi, Hint strateji kurucu ve yöneticilerini, “müttefik çeşitlendirmeye” yöneltti. Bu çerçevede İsrail ile yakın ve yoğun ilişkiler tesis edildi; Avrupa ile ilişkiler çeşitlendirildi. 11 Eylül ve sonrasındaki “Teröre Karşı Küresel Savaş” da bu doğrultuda Hindistan’a yeni açılımlar sundu. 1990’larda nükleer program nedeniyle gerilen ABD – Hindistan ilişkileri, ironik bir şekilde 2000’lerde yine nükleer program odağında hiç olmadığı kadar sıcak ve yakın hale geldi: İki ülke nükleer işbirliği anlaşmaları imzaladı, ABD’li firmalar Hindistan’da 10 milyar Dolar tutarında iki nükleer reaktör inşa etmeye hazırlanıyor.

DSCA mevzuatı, Foreign Military Sales (FMS) sistemi ve EUMA’nın Türkiye tarafından çok dikkatli ve titiz biçimde incelenmesi gerekmekte. Savunma sistemleri, ancak bu tip üstyapı anlaşma, kanun ve belgeler aracılığı ile dış politika araçları haline gelebilirler. Türkiye’nin gelişen savunma sanayii ve güçlenen savunma ihracat potansiyelini en etkin şekilde değerlendirmesinin yegâne yolu, benzer mevzuatların incelenerek bir politika belirlenmesinden geçiyor.


Etiketler: , , , , , ,

23 Temmuz 2009 Perşembe

Uygur Türkleri Hakkındaki Bilgi Talebim

Bir Haysiyet Turnusolu Olarak Palau Adaları başlıklı yazımda bahsettiğim, Uygur Türkleri'nin dramı ile ilgili Dışişleri Bakanlığı Bilgi Edinme Birimi'ne, 06.07.2009 tarih ve 191047 numaralı dilekçe ile,

Sayın yetkili,

09.06.2009 tarihli New York Times gazetesinin haberine göre, ABD'nin Guantanamo üssündeki hapishanede tutulan 17 adet Uygur Türkü'nün, Büyük Okyanus'taki Palau ada devleti tarafından kabul edileceğine ilişkin bir haber yayınlanmıştır.

Söz konusu haberde, ABD hükümetinin bu esirleri, yargılanıp idam edilmelerini önlemek için Çin'e vermek istemediği, bu esirleri kabul edecek bir ülke arayışları çerçevesinden 100 civarında hükümet ile temas kurulduğu belirtilmiştir.

Bu kapsamda,

1. ABD hükümetinin, söz konusu 17 Uygur Türkü'nün kabul edilmesi için Türkiye Cumhuriyeti hükümetine herhangi bir başvuru ya da girişiminin olup olmadığı,

2. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin, söz konusu 17 Uygur Türkü'nü misafir etmek için ABD nezdinde herhangi bir başvuru ya da girişiminin olup olmadığı,

3. Bermuda ve Palau adalarına nakledilen Uygur Türkleri ile ilgili T.C. Dışişleri Bakanlığı'nın yapmış olduğu basın açıklaması ya da açıklamalarının bir kopyasının iletilmesi,

Hususlarında bilgi edinmek istiyorum.

Gereği için saygılarımla arz ederim.

şeklinde bir başvuruda bulunmuştum.

Aradan geçen 17 günden sonra başvurumun akıbetini merak edip, Dışişleri Bakanlığı'nın internet sitesinde, başvuru takip özelliğini kullanarak sorgulama yaptım.

Gereğinin yapılmasını hala bekliyorum sayın devletim. Arz ederim.



Etiketler: , , , , , ,

06 Temmuz 2009 Pazartesi

Bir Haysiyet Turnusolu Olarak Palau Adaları

Palau Adaları'nı bilir misiniz? Nerededir? Adında "ada" kelimesi geçtiğine göre bir denizde olmalı. Hangi denizde? Neden önemlidir Palau Adaları?

Efendim, Palau Adaları, Wikipedia'ya göre, Büyük Okyanus'un ortasında, toplam 459 km2'lik bir alan üzerine kurulu bu ada-devlet, bağımsızlığını 1994 yılında kazanmış. O zamana kadar ABD'ye bağlı, yarı özerk bir yönetim imiş. Temmuz 2007 verilerine göre nüfusu 20,942; GSMH 160 milyon Dolar'ı bulmuyor, kişi başı milli gelir 10,000 Dolar civarlarında.

Böyle küçük bir ada-devletin nasıl bir önem arz ettiğini anlamak için önce başka bir adaya gitmek gerek:

Küba'ya.

Bilindiği gibi Küba, ABD'nin ezeli düşmanı, Castro'nun memleketi bir ülke. Ancak Küba Adası'nın güneydoğu ucunda, ABD toprakları olan bir yer var: Guantanamo. Burada ABD üssü ve meşhur esir kampı bulunuyor. ABD, 11 Eylül'den sonra özellikle Afganistan ve daha sonra Ortadoğu ve Afrika'da "Teröre Karşı Küresel Savaş" bünyesinde ele geçirdiği "tutsaklar"ı buradaki üste gözlem altında tutuyor. Dünyanın görmüş olduğu en aşağılık devlet adamlarından biri olan George Bush ve onun daha da rezil yönetiminin, her türlü hukuk ve insaf kaidelerine karşı gelerek ve haklarında herhangi bir suçlama, iddia vs'de bulunmadan öylece esir tuttuğu bu tutsakların durumu, uluslararası kamuoyunun yoğun tepkisini çekmekte. Uluslararası ve iç hukuktan kaçınmak için bu tutsaklar ABD hükümeti tarafından uydurulmuş bir terim olan "düşman savaşçı" (enemy combattant) olarak adlandırılıyor.

ABD askerlerinin düzenledikleri operasyonlarda El Kaide, Taliban ya da diğer aşırı İslamcı terör örgütlerine üye olduklarından şüphelenilen ya da sırf canları çektiği için "tutsak" edilen bu kişiler, en asgari koşullarda yaşıyorlar. İçlerinde bulundukları durum çok sayıda belgesel ve filme de konu oldu.

Neyse, daha sonra George Bush yönetimi yerini Barack Obama'ya devretti. ABD'nin dünya çapında sarsılan imajı, kazandığı nefret ve içine düştüğü zor durumdan kurtulmayı hedefleyen Obama yönetiminin ilk kararlarından biri, Guantanamo üssü hapishanesi ve içindeki çok sayıdaki suçsuz tutsağa ilişkin oldu.

Obama, Guantanamo Üssü'nün 2009 yılı içinde kapatılmasını emretti.

Bu aslında gerçekten güzel bir gelişme. Nazi toplama kamplarına rahmet okutacak bir utanç abidesi dünya yüzünden silinecek (belki başka yerlerde yenileri kurulacak, o ayrı). Ancak Guantanamo'nun kapatılması, beraberinde bir sorun da getirdi: Bu adadaki hapishanede tutulan çok sayıda tutsağın durumu. Bu tutsakların büyük kısmı, haklarında herhangi bir suçlama ya da iddia olmaksızın hücrelerde tutulmaktaydı. Orada neden bulunduklarını kendileri de dahil kimse bilmemekte.

Ve bu tutsakların arasında Uygur Türkleri de bulunuyor.

Uygur Türkleri... Hani şu Çin'in Doğu Türkistan bölgesinde yaşayan Türkler. Türk... Kardeşlerimiz.

Uygur Türkleri'nin durumu Haziran ayında önemli tartışmalara neden oldu. Haymatlos, yani vatansızdı çünkü bu Türkler. Gidebilecekleri bir ülkeleri yoktu. Doğu Türkistan'a gidemezlerdi, Çin yönetiminden dolayı. Mağdur durumdaydılar. New York Times'ın haberine göre Guantanamo tutsağı olan 17 adet Uygur Türk'ü için ABD, dünya çapında 100 ülkeden talepte bulunmuş, kendilerini misafir etmeleri için.

Tekrar edelim, tane tane.

ABD, Guantanamo hapishanesinden salıverilecek 17 adet Uygur Türkü'nü misafir edecek bir ülke bulmak için 100'den fazla hükümet ile temasa geçmiş.

Bu 100'den fazla ülke arasında Türkiye var mı? Tahminimce evet. Ama sadece tahmin edebiliyorum.

Çünkü bu 17 adet Türk'ün durumu ile ilgili Türk basınında herhangi bir haber yer almadı, bazı cılız istisnalar dışında.

Herhangi bir düşünür, yazar - çizer bu durumu incelemedi, gündeme taşımadı - bir iki istisna dışında.

Hükümet bu konuyla ilgili herhangi bir açıklama yapmadı.

İktidar partisi AKP'nin herhangi bir yetkilisi bu konuyla ilgili konuşmadı.

Anamuhalefet partisi CHP'nin herhangi bir yetkilisi bu konuyla ilgili konuşmadı.

Adında "milliyetçi" ibaresi ve "üç hilal" bulunan muhalefet partisi MHP'nin herhangi bir yetkilisi bu konuyla ilgili konuşmadı.

Herhangi bir sivil toplum örgütü bu konuyla ilgili konuşmadı.

Neden?

Çünkü kimse bilmiyordu bu 17 Uygur Türkü'nün yaşadığı dramı. Hiçkimsenin haberi yoktu. Hiçkimsenin umrunda değildi.

Ve asıl mide bulandırıcı olan şey nedir?

Çin'in Uygur Türkleri'ne yaptığı mezalimi protesto etmek için mesela Çin Büyükelçiliği önüne "Ocak"tan yüzlerce genci çok rahat toplayabilirsiniz. Elçiliği taşlatabilir, önüne siyah çelenk bıraktırabilirsiniz. "Milliyetçi" (!) Hareket Partisi başta olmak üzere partilerinizi ve sivil toplum örgütlerinizin önde gelenleri saatlerce bu konu hakkında konuşabilir, Çin'i lanetleyebilir, protesto edebilir. Çok kolay çünkü. Bir sonuç elde edilemeyecek, bir sonuç beklenmeyen zararsız şeylerdir çünkü bunlar. Elçilik önünde protesto eylemi yapan ve aynı komünist / sosyalist simetrikleri gibi çok kolay manipüle edilebilen o gençler bir şeyler yaptıklarını sanarlar, manevi mastürbasyon yaparlar hepsi o.

Ama iş gerçekten eyleme geldiğinde olayın boyutu değişir, öyle değil mi? 17 adet Türk'ü Küba Adası'nda alıp gelmek için konuyu gündeme taşımak, tartışmak gerekir değil mi? Hükümete bu konuda baskı yapmak gerekir ya da hükmetseniz eğer bu konuda iradenizin, dünya Türkleri hakkında politikanızın, vizyonunuzun olması gerekir.

Değil mi?

Red Flag tatbikatı için Nevada'ya ve dahi Alaska'ya tanker uçak ve F-16 gönderebilen, en son aldığı Boeing 777'ler ile dünyanın her yerine yolcu taşıyabilen Türk devleti için -madem Adriyatik'ten Çin Seddi'ne hede hödö iddiasında- çok mu zordu, Guantanamo'ya üzerinde "Turkish" yazan sülün gibi bir uçağı göndermek? "17 Türk için koskoca uçağı dünyanın öteki tarafına gönderirim ben" demenin dost ve düşman üzerindeki psikolojik etkisini düşünebiliyor musunuz?

Ama olmadı. Türkiye farkında bile değildi o 17 Türk'ün dramından.. Vatansız, topraksız, evsiz, günahsız o 17 Türk'ün bir mal gibi alınıp satılmasından...

Evet bir malmış gibi alınıp satıldılar.

Hani Palau Adaları diye başladım ya yazıya...

O küçücük, haritada yerini dahi bilmediğimiz Palau Adaları hükümeti, ABD'den 200 milyon dolarlık kredi paketi karşılığında bu 17 Uygur Türkü'nü barındırmayı kabul etti.

Ancak bu Türkler'den 4'ü, onları kabul eden ve haritada göstermede zorlanabileceğimiz bir başka ülkeye, Bermuda'ya gönderildiler. Her biri için 85,000 dolar karşılığında...

Dünden bu yana Doğu Türkistan'da kanlı olaylar var. Bakalım siyasi partilerimiz, "aydınlarımız" ve sivil toplum örgütlerimiz ne nutuklar çekecekler. Herhangi bir sonuç istemedikleri, beklemedikleri ve umursamadıkları bir konu hakkında neler neler yumurtlayacaklar...

Sonuç olarak,

Üç çeşit milliyetçi vardır:

1. Milliyetçiyim diye geçinen,
2. Milliyetçilikten geçinen,
3. Gerçek milliyetçi olan.

17 Uygur Türkü'nün yaşadığı dram, önemli bir sınavdı.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti bu sınavda (da) kaldı.

Ha bir de unutmadan: Uygur lideri: Türkiye`den vize bile alamıyorum


Ek: Bu konu ile ilgili bugün (07.06.2009) tarihinde Dışişleri Bakanlığı'ndan bilgi talebinde bulundum. Bakalım ne cevap gelecek..

Başvuru Tarihi: 06.07.2009 / Başvuru Sayısı:191047

Sayın yetkili,

09.06.2009 tarihli New York Times gazetesinin haberine göre, ABD'nin Guantanamo üssündeki hapishanede tutulan 17 adet Uygur Türkü'nün, Büyük Okyanus'taki Palau ada devleti tarafından kabul edileceğine ilişkin bir haber yayınlanmıştır.

Söz konusu haberde, ABD hükümetinin bu esirleri, yargılanıp idam edilmelerini önlemek için Çin'e vermek istemediği, bu esirleri kabul edecek bir ülke arayışları çerçevesinden 100 civarında hükümet ile temas kurulduğu belirtilmiştir.

Bu kapsamda,

1. ABD hükümetinin, söz konusu 17 Uygur Türkü'nün kabul edilmesi için Türkiye Cumhuriyeti hükümetine herhangi bir başvuru ya da girişiminin olup olmadığı,

2. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin, söz konusu 17 Uygur Türkü'nü misafir etmek için ABD nezdinde herhangi bir başvuru ya da girişiminin olup olmadığı,

3. Bermuda ve Palau adalarına nakledilen Uygur Türkleri ile ilgili T.C. Dışişleri Bakanlığı'nın yapmış olduğu basın açıklaması ya da açıklamalarının bir kopyasının iletilmesi,

Hususlarında bilgi edinmek istiyorum.

Gereği için saygılarımla arz ederim.


Etiketler: , , , , , , , ,

06 Mayıs 2009 Çarşamba

Avustralya'nın Yeni Savunma Tedarik Planı

Avustralya hükümeti, önümüzdeki 20 yıllık süreç için planlanan savunma tedarik planını yeni “Defending Australia in the Asia-Pacific Century: Force 2030” başlıklı beyaz kitap (White Paper) ile kamuoyuna açıkladı.

Yaklaşık 70 milyar Avustralya Doları (51 milyar ABD Doları) tutarındaki plan, 2010 – 2030 dönemi içerisinde Avustralya Savunma Kuvvetleri (Australian Defence Force; ADF) için çok sayıda yeni sistem alımı ile Araştırma Geliştirme projeleri ve dönüşüm faaliyetlerinin finanse edilmesini kapsıyor.

Yeni tedarik planı, Avustralya’nın Asya Pasifik’teki güç iddiasının ve ABD müttefikliğinin önemli bir yansıması niteliğinde.

Planın öne çıkan maddeleri şu şekilde:

- 100 adet F-35 Lightning II alımı

- 12 adet yeni nesil denizaltı alımı: Envanterdeki 6 adet Collins sınıfı dizel elektrik denizaltının yerine. Bu ihtiyaç çerçevesinde bir ara nükleer denizaltı tedariği de gündeme gelmişti.Denizaltı, sonar ve torpido teknolojileri alanlarında ABD ile çok sayıda müşterek ArGe projesi mevcut. Denizaltı sayısının iki katına çıkartılacak olması son derece dikkat çekici: Endonezya, Vietnam, Malezya ve Hindistan gibi Asya – Pasifik ülkelerinin bu alanda yaptıkları yoğun yatırımlar da hesaba katılırsa, bölgede yoğun bir denizaltı yarışının söz konusu olduğu iddia edilebilir.

- 8 adet yeni nesil firkateyn tedariği: ANZAC sınıfı yerine.

- Deniz Kuvvetleri için 24 yeni DSH (Denizaltı Savunma Harbi) helikopteri ve 6 adet MRH-90 genel maksat helikopteri tedariği,

- 20 adet OPV (Offshore Patrol Vessel) kıyı karakol teknesi

- 6 adet büyük çıkarma gemisi

- 1 adet lojistk destek ve ikmal gemisi

- Devam eden 3 adetlik Hobart sınıfı hava savunma destroyeri projesi kapsamındaki opsiyon olarak dördüncü geminin tedariği

- 8 adet yeni deniz karakol uçağı: Boeing üretimi P-8 Poseidon

- 7 adet HALE (High Altitude Long Endurance) İHA sistemi tedariği

- 2 adet ilave C-130J nakliye uçağı alımı

- 10 adet taktik nakliye uçağı: Envanterdeki DHC-4 Caribou yerine

- Kara Kuvvetleri için 1,100 civarında taktik araç, 7,000 civarında destek, istihkâm aracı ile kundağı motorlu ve çekili obüs.

- Yeni Chinook helikopterleri: Acustralya kısa süre önce 560 milyon ABD Doları tutarında 7 adet CH-47F için ABD nezdinde FMS sürecini başlattı.

- Eğitim ve simülasyon sistemlerine hatırı sayılır ölçüde yatırım: çok sayıda simülasyon merkezi, ki bunların arasında müşterek elektronik harp eğitim merkezi kurulması da var.

- Siber harekâtlar için altyapı ve personel yatırımı; ABD’deki Cyber Command muadili bir merkez kurulması.

- İstihbarat ve gözetleme uydusu tedariği





Etiketler: , , , , , , ,

14 Nisan 2009 Salı

Haftalık Bakış #5: Gates'den Toplu İnfaz


"Gates'den Toplu İnfaz"



ABD Savunma Bakanı Robert Gates, geçtiğimiz hafta Pazartesi günü, ABD Savunma Bakanlığı 2010 mali yılı bütçesine ilişkin tavsiye kararlarını, bir basın toplantısı ile açıkladı. Selef George Bush yönetiminin 2006 yılında göreve getirdiği ve çiçeği burnunda Demokrat Partili başkan Barack H. Obama’nın kabinede tuttuğu Gates’in kararları büyük gürültü kopardı. Son bir haftadır uluslararası savunma kamuoyunun gündeminin büyük ölçüde bu konuya odaklanmış olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Nitekim bu kararlar ABD’nin yeni savunma stratejisinin ve yeniden yapılandırma faaliyetlerinin bir yansıması niteliğinde.

Anti parantez olarak Savunma Bakanı Gates’in önümüzdeki günlerde Türkiye’yi ziyaret etmesinin beklendiğini eklemek gerek.

Peki nedir bu çok ses getiren, tartışılan kararlar?

Esasen Gates’in Türkiye saati ile 6 Nisan’ı 7 Nisan’a bağlayan gece yaptığı açıklamalar, Barack H. Obama yönetimine tavsiyeler silsilesi niteliğinde. Obama yönetimi bu tavsiye kararlarını uygun görmeme serbestisine, teorik bazda da olsa, sahip. Ancak Gates’in bir süredir Pentagon’un askeri ve sivil bürokratları ile yaptığı yoğun bir çalışmanın ürünü olan bu kararların reddedilmesi olası görünmüyor. İlaveten, Gates’in, ABD Genelkurmay’ı ve örneğin F-22 kararında Hava Kuvvetleri’nin olduğu gibi, tüm kuvvet komutanlıklarının desteğine sahip olduğu söyleniyor.

Tedarik, araştırma geliştirme (ArGe) projeleri ile silahlı kuvvetler mensuplarına yönelik sosyal programların ele alındığı kararlara genel hatları itibariyle göz atalım:

1. Gates, alınan kararların üç ana amacı olduğunu belirtiyor: i. Silahlı kuvvetlerin idamesinin sağlanması, ii. Mevcut programların, halen savaşılan savaşlar ve karşılaşılması muhtemel tehditlerle uyumlu olması, iii. Tedarik mekanizmasının tamamen yeni baştan gözden geçirilmesi.

2. Kara kuvvetleri ve deniz piyadeleri (USMC) gücünün artırılması ile hava (USAF) ve deniz (USN) kuvvetlerindeki kuvvet indiriminin durdurulması için 2009 bütçesine 11 milyar Dolar eklenmesi.

3. Silahlı kuvvetler personeli ve ailelerine yönelik sağlık ve sosyal sorumluluk projeleri için 47 milyar Dolar ayrılması.

4. İstihbarat, Gözetleme ve Keşif (Intelligence, Surveillance, Reconnaissance; ISR) projeleri için 2009 bütçesindeki ilgili kalemin 2 milyar Dolar daha artırılması. Bu kapsamda:

4a. 2011 itibariyle 50 adet Predator İnsansız Hava Aracı (İHA) yörüngesinin idame ettirilmesi ve buna yönelik olarak Predator üretiminin hızlandırılması. Yörünge idamesi (sustaining ... unmanned aerial vehicle orbits) ifadesinden kasıt, Predator’ların devriye gezdiği bölgeler. Yani dünya çapında, Irak ve Afganistan ağırlıklı olmak üzere 50 bölgede Predator’lar devamlı surette devriye gezecek. Söz konusu kabiliyetin korunmasına yönelik olarak savunma bakanlığı bütçesinden sabit kaynak ayrılacak.

4b. Turboprop motorlu ISR uçaklarına daha fazla kaynak ayrılması. Gates burada Irak’taki “ODIN (Observe, Detect, Identify, and Neutralize; Gözle, Tespit et, Teşhis et, Bertaraf et) Görev Gücü’ne” atıfta bulundu. ODIN Görev Gücü, 2006 yılında ABD KK bünyesinde kurulan ve Irak’taki yer unsurlarına yakın hava desteği ile patlayıcı tuzakların (IED; Improvised Explosive Device) tespit ve teşhisine yönelik, General Atomics MQ-1C Warrior İHA ile Beech C-12R Horned Owl ISR unsurlarını kullanan, faaliyetlerinin çoğu gizli tutulan bir birlik. Gates’in açıklamalarından, bu birliğin çalışmalarından memnun kalındığı ve benzer birliklerin de kurulacağı anlaşılabilir.

4c. ISR görevlerine yönelik ArGe faaliyetlerinin desteklenmesi ve yeni deneysel platformlar üzerindeki çalışmaların teşvik edilmesi.

5. Özellikle Afganistan’daki birlikler için, helikopter tedarik, işletme ve idamesine yönelik olarak 500 milyon Dolar ek bütçe ayrılması. Savunma Bakanı, helikopter adedinden ziyade, bakım personeli ve pilot sayısından yana bir sıkıntı olduğunu, daha fazla personel alınacağını belirtti.

6. Yabancı ülke silahlı kuvvetleri ile işbirliği, eğitim ve destek konularına yönelik olarak 500 milyon Dolar’lık bütçe artışı.

7. Özel kuvvetler tedarik programlarına daha fazla kaynak aktarılması. Özel kuvvetler personel sayısının 2,800 kadar artırılması. Daha fazla nakliye ve tanker platformu tedarik edilmesi.

8. Littoral Combat Ship (LCS) projesine ağırlık verilmesi: Bu kapsamda 2010 mali yılında tedarik edilmesi planlanan gemi sayısının 2’den 3’e çıkarılması. Gates, uzun vadeli planın 55 gemi olduğunun altını çizdi. Diğer proje ve bütçe kesintileri göz önüne alındığında, LCS projesine verilendesteğin burgulanması dikkat çekici.

9. Joint High Speed Vessel programı kapsamında iki adet daha lojistik destek gemisi kiralanması. JHSV, ticari gemi teknolojilerinin azami olarak kullanıldığı ve katamaran tipindeki yüksek sürate sahip lojistik destek gemilerinin üretimini kapsıyor. ABD, Irak ve Afganistan’daki birliklerin lojistik desteği için Avustralyalı Austal şirketinden iki adet katamaran tipi gemi kiralamıştı. HSV-X1 Joint Venture ve HSV-2 Swift isimli bu gemiler, JHSV konseptinin test edilmesi için de platform görevi gördü.

10. Daha önceden 48 olarak planlanan Kara Kuvvetleri Tugay Muharip Gücü (Army Brigade Combat Teams; BCT) sayısının 45 ile sınırlandırılması ancak personel sayısının 547,000 olarak hedeflenen artışında değişiklik olarak sabitlenmesi: ABD Kara Kuvvetleri’nin temel muharip unsuru olan BCT’ler, hareket kabiliyeti yüksek taburlardan oluşuyor. Gates, 48 yerine 45 BCT oluşturulması kararının alınmasına gerekçe olarak, tugayların harbe hazırlık seviyelerinin yükseltilmesi ve personel açısından daha yetkin hale getirilmesini gösterdi.

11. Gates’in açıklamalarında dikkat çekici bir ifade var: “ABD’nin stratejik kavşak noktalarındaki ülkeleri tehdit eden ülkelerin oluşturduğu güvenlik tehdidi ile mücadele etmesi...” (... the United States must still contend with the security challanges posed by the military forces of other countries from those actively hostile to those at strategic crossroads...”) Bu ifade, Malakka Boğazı, Cebelitarık, Süveyş Kanalı, Panama Kanalı, Basra Körfezi ve tabi ki Boğazlar’ı, bu bölgelerin çevresindeki ülkeleri ilgilendiriyor. Türkçe’si: ABD – Türkiye savunma ilişkilerinde yeni ve öncekinden çok farklı bir döneme girilmek üzere; Gates açıklamalarında bunun (da) ipucunu vermiş.

12. F-35 üretiminin hızlandırılması: 2009 bütçesindeki 14 uçaktan sonra 2010 bütçesinde 30 uçak için 6.8 milyar Dolar’lık bütçeden ayrılan payın 11.2 milyar Dolar’a çıkatırlması. 5 yıllık süreç içinde 514, uzun vadede de toplam 2,443 F-35’in envantere alınacağı ifade edildi.

13. Gates, USN için 2010 içinde toplam 31 F/A-18E/F Super Hornet alınacağını açıkladı.

14. USAF envanterindeki taktik savaş uçaklarından 250 adedi 2010 yılı içerisinde emekliye ayrılacak: Bu, özellikle ikinci el taktik savaş uçağı piyasasına çok sayıda F-16 çıkması anlamına geliyor.

15. Ve Gates’in açıklamalarında en fazla tartışma yaratan kararlardan biri: F-22A Raptor üretimi, 187’nci uçaktan sonra sonlandırılacak. Bu, F-22 için Kongre’den ihracat izni çıkmasını bekleyen ya da bu uçakla ciddi şekilde ilgilenen İsrail, Japonya ve Avustralya gibi ülkeler açısından da önemli bir haber, zira eğer Kongre bu tavsiye kararını kabul ederse F-22’nin ihracı için son küçük ihtimal de ortadan kalkmış olacak.

Dünyanın en gelişmiş taktik savaş uçağı olan F-22 Raptor aynı zamanda 5. Nesil savaş uçaklarının da ilk temsilcisi. 1990’ların başlarında 750 olarak telaffuz edilen toplam tedarik edilecek uçak sayısı, Soğuk Savaş’ın sona ermesi ve artan maliyetler gibi etkenler nedeniyle zaman içerisinde önce 300 – 400 civarına, ardından da 180 küsüre düştü. En son bütçe planları 183 uçağın tedarik edilmesini kapsıyordu. Gates’in planına göre, artı 4 uçak 2010 bütçesine dahil toplam 187 Raptor envantere alınacak.

Raptor projesi uzun süredir ABD ve dünya savunma kamuoyunda, F-35 Lightning II ile birlikte yoğun bir tartışmanın odağındaydı. Yeni nesil savaş uçaklarının sundukları kabiliyetleri (bilhassa Stealth), bu uçakların maliyetleri ve ihtiyaçlara aynı oranda cevap verip veremeyecekleri, tehdidin niteliği ve özellikle F-22 özelinde mevcut ve muhtemel tehditlere karşı ne kadar uygun oldukları gibi konular ekseninde ateşli tartışmalar yaşanmaktaydı. ABD, Avustralya gibi ülkelerde etkin lobi grupları, kendi savundukları argümanlar doğrultusunda F-22’nin üretim miktarı, ihracat izni çıkması gibi konularda yoğun kulis faaliyet yürütmekteydiler. F-35’in artan maliyetleri ve projenin taşıdığı riskin hala yüksek oluşu, bu tartışmalarda sıkça gündeme gelen bir husustu. Bu doğrultuda USAF’ın daha fazla F-22 istediği, özellikle yükselen Çin tehdidi ile başa çıkmak için bunun zaruri olduğu dile getirilmekteydi.

İşte bu noktada, Gates’in basın toplantısı ilginç bir bilginin açığa çıkmasına sahne oldu.

Toplantı sonrasındaki soru cevap bölümü sırasında Bloomberg’den Tony Capaccio’nun sorusunu cevaplayan Savunma Bakanı, 187 F-22A’nın hava kuvvetleri ihtiyacı içi yeterli olduğu değerlendirmesini ve projenin 187’nci uçaktan sonra sona erdirilmesi tavsiyesini askerlerden aldığını ifade etti. Yani başka bir deyişle ABD Hava Kuvvetleri, bizzat kendisi Raptor programının 187 uçakla sınırlı tutulmasını istemiş. Capaccio’nun hayretini gizleyemediği belli olan sorularına Gates son derece açık bir biçimde, 187 sayısının USAF tavsiyesi olduğu cevabını vermiş.

Bu, şunlardan bir ya da daha fazlası demek olabilir:

i. USAF, F-35 programına odaklanmak istiyor,

ii. USAF, F-22’nin halen mevcut ve gelecekteki muhtemel tehditler için yeterli (hatta yeterliden ötesi) bir kabiliyet sunduğunu değerlendiriyor,

iii. F-22, ABD’nin halen savaştığı ve gelecekte savaşması muhtemel senaryolar için tam olarak uygun bir platform değil (ya da “aşırı uygun” – “overkill”)

iv. USAF, esas vurucu gücünü F-35’lerden teşkil etmek istiyor.

v. ?

Yeni nesil ağır modern taktik savaş uçağı için özellikle Japonya F-22 için ciddi girişimlerde bulunmaktaydı. Gates’in tavsiyeleri, özellikle Japonya’nın ihtiyaçları ve kararı için ne gibi bir etki yaratacak, kestirmek güç. Ancak Boeing’in kısa süre önce tanıttığı F-15SE Silent Eagle ve Eurofighter Typhoon gibi alternatiflerin şanslarının yükseldiği öngörülebilir.

16. Savaşalanı füze savunma sistemi (Theater Missile Defence System; TMDS) projesine 700 milyon Dolar ilave kaynak aktarılması; özellikle THAAD (Terminal High Altitude Area Defense) ve Standard Missile SM-3 programlarının desteklenmesi.

AEGIS Balistik Füze Savunma Sistemi tarafından idare edilen RIM-161 SM-3 füzesi, ABD’nin dışında Japonya tarafından da kullanılıyor ve 2008 Şubat’ında tadil edilmiş bir türevi, yörüngedeki atıl durumdaki bir uydunun vurulması denemesinde kullanılmıştı.

Hedefi kinetik enerji ile imha eden ve X band AN/TPY-2 radarı ile güdülen füze sisteminin kullanıldığı THAAD’ı satın almak için Birleşik Arap Emirlikleri de girişimlerde bulunmuştu.

17. 6 adet AEGIS kabiliyetli savaş gemisine, AEGIS Balistik Füze Savunma Sistemi entegre edilmesi.

18. Northrop Grumman ve EADS ortaklığının teklif ettiği KC-45’in kazandığı ancak Eylül 2008’de yine Robert Gates tarafından iptal edilen KC-X projesinde yeni teklifler 2009 yazında alınacak. Teklife Çağrı Dosyası Ocak 2007’de yayınlanan ve USAF hizmetindeki yaşlanan KC-135’lerin değiştirilmesini öngören KC-X’te, kaybeden taraf olan Boeing, ABD Sayıştayı’na (Government Accountability Office; GAO) itiraz etmiş, itirazı haklı bulunarak GAO tarafından ihalenin yenilenmesi tavsiye kararı çıkmıştı. İhalenin yenilenmesi süreci başlamak üzereyken Gates, yaklaşan seçimlerin projeye olumsuz etkisinin önüne geçmek ve kararı yeni hükümete bırakmak için projeyi iptal etmişti.


İptal edilen KC-X projesi yaklaşık 40 milyar Dolar bütçeye sahipti ve 179 tanker uçağın üretimini kapsıyordu.

19. 2010 yılından itibaren Ohio sınıfı balistik füzeli nükleer denizaltıların (SSBN) yerini almak üzere yeni bir denizaltının geliştirilmesiyle ilgili çalışmaların başlatılması.

Sınıfın ilk botu olan SSBN-726 Ohio, 1976 yılında denize inmiş ve 1979 yılında hizmete girmişti. Ohi sınıfı toplam 18 denizaltı inşa edildi. Bu denizatılar, 24 adet Trident II çok başlıklı uzun menzilli nükleer balistik füze taşıma kabiliyetine sahip. Ohio’lar Soğuk Savaş’ın son dönemlerinde ABD’nin nükleer caydırıcılığının belkemiğini oluşturdular. Ancak Soğuk Savaş’ın sona ermesinden sonra bu botların sırtındaki yük hafifledi. Nitekim, özellikle 1990’ların sonlarından itibaren güdümlü seyir füzelerinin öne çıkması ile birlikte, Ohio sınıfı için kapsamlı bir tadilay projesi gündeme geldi. Bu proje kapsamında 2002 – 2008 arasında 4 adet bot (Ohio, Michigan, Florida, Georgia), UGM-104 Tomahawk seyir füzelerini taşıyacak şekilde tadil edildi ve Güdümlü Füzeli Nükleer Denizaltı (SSGN) olarak sınıflandırıldı. Toplam 154 adet Tomahawk taşıyabilen SSGN’ler 2020’lerin sonlarına kadar hizmette kalacak.

Ohio sınıfı gerek SSBN, gerekse SSGN konfigürasyonunda, ABD’nin ilk vuruş kabiliyetini temsil etmekte. Ohio sınıfı, tek bir denizaltıda çok sayıda füze ve bu füzelerde çok sayıda başlık taşımaktaydı. Yeni denizaltının taşıyacağı füze sayısı ve muhtemel yeni füze tasarımı, bu yüzden önemli. Zira eğer Ohio’nun yerini alacak denizaltının füze taşıma kapasitesi daha düşük olursa, ilk vuruş doktrininden uzaklaşıldığı değerlendirmesi yapılabilir. Bir başka deyişle, ABD, kendisine nükleer anlamda kafa tutabilecek diğer hasım güçlere karşı caydırıcılık politikasında değişikliğe gidiyor olabilir. Asimetrik tehditlere karşı önleyici / önalıcı saldırı stratejisi uygulanırken, nispeten daha simetrik tehditlere (Çin ya da Rusya gibi) karşı daha esnek bir caydıcılık stratejisi söz konusu olabilir. Nitekim aşağıdaki karar bu yöndeki kanıları güçlendici nitelikte:

20. USAF yeni nesil bombardıman uçağı (Next Generation Bomber; NGB) projesi iptal edildi. Söz konusu proje için Northrop Grumman’ın ve Boeing’in konsept tasarımları bir süredir savunma basınında dolaşmaktaydı.

21. Son derece dikkat çekici bir karar: Gates, ABD’nin mevcut donanması ile denizlerde tesis ettiği hakimiyetin sürdürülebilmesinin mümkün olduğunu; bunun, ana muharip sınıf gemilere ilişkin inşa programlarının yavaşlatılmasına olanak sağladığını belirtti.

21a. Bu kapsamda yeni nesil kruvazör (CG-X) projesi iptal edildi.

21b. Zumwalt sınıfı yeni nesil destroyer (DDG-1000) projesinde 2010 mali yılı içinde ilk gemiyi takip eden iki geminin inşası finanse edilecek. Tüm DDG-1000’ler Bath Iron Works tersanelerinde inşa edilecek ve DDG-1000 projesi üçüncü gemi ile birlikte sona erdirilecek.

21c. DDG-51 Arleig Burke destroyer inşa programına Northrop Grumman’ın Ingalls tersanelerinde devam edilecek. Her ne kadar Gates’in “yeniden başlatılacak” (...smoothly restart...) ifadesi, bu programın sona erdirilmiş olduğu izlenimini yaratsa da gerçek böyle değil. Sınıfın Flight IIA alt grubuna mensup DDG-112 Michael Murphy’nin inşasına Bath Iron Works tersanelerinde devam ediliyor. DDG-112, USN’deki 62’nci Arleigh Burke sınıfı destroyer. Görülen o ki, en az 2030’lara kadar Arleigh Burke’ler, USN’nin belkemiğini oluşturmaya devam edecekler.

21d. Bütçe yeniden yapılandırma faaliyetleri ile birlikte, 2040’tan itibaren uçak gemisi filosu, 10 gemi ile sınırlandırılacak.

21e. LPD-17 San Antonio projesi yavaşlatılıyor: Proje kapsamındaki 11’nci geminin finansmanı, 2011 mali yılına sarkıtıldı. Benzer şekilde Sea Basing deniz üs projesi de ertelendi.

22. Boeing için üzücü bir karar: USAF C-17 tedariğini sona erdiriyor. Savunma Bakanı, halihazırda mevcut 205 uçağın ihtiyaçlar için fazlasıyla yeterli olduğunu vurguladı. Bu durumda C-17’nin Boeing tarafından ihracat pazarlarına daha aktif bir şekilde sunulması beklenebilir. En son güncel potansiyel müşteri olarak Güney Kore dikkat çekiyor.

23. FCS (Future Combat Systems; Geleceğin Muharebe Sistemleri) projesi kapsamlı bir yeniden yapılandırma çalışmasına girmek için ertelendi, projenin kara araçları kısmı iptal edildi. Gates, özellikle Irak ve Afganistan’da karşılaşılan durumlar, yaşanılan tecrübeler ve alınan dersler ile projenin içeriğinin uyumsuz olduğunun altını çizdi. Savunma Bakanı, MRAP (Mine Resistant Ambush Protected; Mayın Korumalı Pusuya Dayanıklı) tipi araçlar için ABD’nin yaptığı 25 milyar Dolar’lık yatırımın FCS’de herhangi bir yerinin olmadığını, MRAP’ların günümüz muharebe sahasındaki faydaları göz önüne alındığında bunun kabul edilemez olduğunu belirtti. Ayrıca FCS’de düşük ağırlık, yüksek yakıt verimi ve daha yüksek durumsal farkındalık unsurlarının ön planda olup zırha verilen önemin düşük olduğunu; bu hususların mevcut muharebe şartları ile uyumsuz olduğunu ekledi. Gates ayrıca projenin maliyet – etkinlikten son derece uzak olduğunu, topalm öngörülen maliyet olan 87 milyar Dolar’ı makûl kılmak için projeye duyulan güvenin artırılması gerektiğini söyledi.

24. Bir başka infaz kararı: Başkanlık helikopteri projesi iptal edildi. VXX projesi kapsamında Ocak 2005’te seçilen ve AgustaWestland AW-101 helikopteri türevi olacak US-101’den (VH-71 Kestrel) 23 adet tedarik edilecekti. İlk VH-71 prototipi ilk uçuşunu 2007 Temmuz’unda gerçekleştirmişti. Gates’in açıklamalarına göre 6.5 milyar Dolar olarak belirlenen proje bütçesi, ArGe süreci boyunda 13 milyar Dolar’a fırladı ve planlanan takvimin 6 yıl gerisine düştü. Ayrıca kabiliyet bazında istenen performansı sunamayacağı anlaşılan proje, 2011 bütçesi için opsiyonların araştırılması için iptal edildi.

25. Ve bir diğeri: Muharebe Arama Kurtarma (Combat Search And Rescue X; CSAR-X) projesi de iptal edildi.

26. Yeni nesil komuta kontrol ve muhabere uydu programı olan TSAT (Transformational Satellite) projesi de iptal salvosundan nasibini alanlarda. 26 milyar Dolar’lık bütçeye sahip bu projenin iptalinden sonra B planı olarak AEHF (Advanced Extremely High Frequency) uydu projesine yönelinecek. Eski Savunma Bakanı Donald Rumsfeld’in miraslarından olan TSAT ilginç bir proje ve başka bir yazının konusu olmayı fazlasıyla hakediyor...

27. ABL (Airborne Laser) projesi kapsamında ikinci uçağın üretimi iptal edildi ve ilk uçak laboratuar olarak kullanılacak. Savunma Bakanı Gates, bu projeden önemli teknolojik kazanımlar sağlandığını ifade etti. İlaveten Multiple Kill Vehicle (MKV) füze savunma sistemi projesi de iptal edildi.

Gates’in tavsiye niteliğindeki bu kararları, ille de bu şekilde Kongre’den geçeceği anlamına gelmiyor. Ancak bizzat Obama’nın desteği ile hazırlanan bu çalışmada kayda değer bir değişiklik yapılması pek muhtemel değil. Bilhassa F-22, KC-X, FCS gibi projelerle ilgili önemli yansımaları olacağı kesin olan kararların, aynı derecede önemli olan bir başka özelliği, ABD savunma sistemi tedarik ve ArGe süreçlerine ilişkin kapsamlı bir yeniden yapılandırmanın habercisi olması.

Ve bazı satırların arası itibariyle, ABD – Türkiye savunma ilişkilerine dair olası yansımaların...

Etiketler: , , , , ,

20 Mart 2009 Cuma

Hürmüz Boğazı'nda Denizaltı Kazası

Son yıllarda artan denizaltı kazalarına bugün (20.03.2009) sabah saatlerinde bir yenisi daha eklendi: Hürmüz Boğazı'nda seyreden ABD Deniza Kuvvetleri'ne ait Los Angeles sınıfı nükleer saldırı denizaltısı USS SSN-768 Hartford ile San Antonio sınıfı amfibi çıkarma gemisi USS LPD-18 New Orleans çarpıştı. Kazada Hartford denizaltısındaki 15 mürettebatın hafif yaralandığı bildiriliyor. Her iki gemi de halen kendi tahrik sistemlerini kullanarak seyretmekteymiş, ancak New Orleans'tan, hasar alan yakıt tankı nedeniyle denize 25 bin galondan fazla mazot sızmış. Hartford'da herhangi bir nükleer yakıt sızıntısı rapor edilmemiş. New Orleans, ABD Deniz Kuvvetleri'nin en modern çıkarma gemilerinden biriydi.

Two U.S. Navy Vessels Collide in the Strait of Hormuz

From Commander, U.S. 5th Fleet Public Affairs
MANAMA, Bahrain – A U.S. Navy submarine and U.S. amphibious ship collided in the Strait of Hormuz early Friday morning, March 20, 2009. The collision between USS Hartford (SSN 768) and USS New Orleans (LPD 18) occurred at approximately 1:00 a.m. local time (5:00 p.m. EDT, March 19). Fifteen sailors aboard the Hartford were slightly injured and returned to duty. No personnel aboard New Orleans were injured. Overall damage to both ships is being evaluated. The propulsion plant of the submarine was unaffected by this collision. New Orleans suffered a ruptured fuel tank, which resulted in an oil spill of approximately 25,000 gallons of diesel fuel marine. Both ships are currently operating under their own power. The incident is currently under investigation. Both the submarine and the ship are currently on regularly scheduled deployments to the U.S. Navy Central Command area of responsibility conducting Maritime Security Operations (MSO). MSO set the conditions for security and stability in the maritime environment as well as complement the counter-terrorism and security efforts of regional nations. MSO deny international terrorists use of the maritime environment as a venue for attack or to transport personnel, weapons, or other material.
http://www.cusnc.navy.mil/articles/2009/046.html

Etiketler: , , , ,

08 Şubat 2009 Pazar

The Same Old Story...

Etiketler: ,

06 Ocak 2009 Salı

ABD'nin P-8A Posedion Üs Kararı ve Düşündürdükleri

ABD'nin Boeing 737-800 yolcu uçağı platformu üzerine geliştirdiği ve meşhur P-3 Orion Deniz Karakol Uçağı'nın (DKU) yerin alacak; kısa süre önce de Hindistan tarafından da sipariş edilen P-8A Poseidon DKU ile ilgili bir haber ve bu haberle ilgili yapılan bir yorum oldukça dikkatimi çekti.

ABD Deniz Kuvvetleri resmî web sitesindeki bu habere göre, P-8 DKU şu şekilde konuşlandırılacak: Biri ihtiyat 5 filo Florida, Jacksonville Üssü, 4 filo Whidbey Island Üssü, 3 filo Hawaii.

Ayrıca P-8'ler Guam ve muhtemelen Japonya'yadaki üslere de periyodik intikaller gerçekleştirecekler.

Bu, şu anlama gelmekte: Toplam 12 operasyonel P-8A Poseidon filosunun 4'ü Atlantik, 7'si Pasifik bölgesinde konuşlandırılmış olacak.

Bu da kanımca, başta Çin faktörü olmak üzere, ABD açısından aslî (deniz) tehdit odağının Asya-Pasifik'e kaymış olduğunun en bariz göstergelerindendir.

İlgili haber aşağıdadır.



P-8A Multi-Mission Maritime Aircraft Homebasing Announced


Story Number: NNS090102-01
Release Date: 1/2/2009 11:51:00 AM

From the Department of Defense

WASHINGTON (NNS) -- The Department of the Navy announced Jan. 2 its decision to provide facilities and functions to base five fleet squadrons of the P-8A Multi-Mission Maritime Aircraft (MMA) with a fleet replacement squadron (FRS) at Naval Air Station (NAS) Jacksonville, Fla., four fleet squadrons at NAS Whidbey Island, Wash., and three fleet squadrons at Marine Corps Base Hawaii Kaneohe Bay, Hawaii, with periodic squadron detachment operations at NAS North Island.

This decision implements the preferred homebasing alternative 5 identified in the final environmental impact statement (FEIS) for the Introduction of the P-8A Multi-Mission Aircraft into the U.S. Navy Fleet (published November 2008).

Introduction of the P-8A MMA squadrons is projected to begin no later than 2012 and be completed by 2019.

The notice of availability of the Navy's record of decision (ROD) was published in the Federal Register on Dec. 31, 2008 and the ROD is available for public viewing on the project Web site at http://www.mmaeis.com <http://www.mmaeis.com/> along with copies of the FEIS and supporting documents.

This action is needed to transition from existing P-3C aircraft to the P-8A MMA while maintaining the Navy's overall maritime patrol capability supporting national defense objectives and policies without interruption or impediment to operations or combat readiness.

Ultimately, this action will include a total of 84 fleet and FRS aircraft.

Etiketler: , , , , ,

19 Aralık 2008 Cuma

So Long Dubya...



Gazetecinin ilk ayakkabısını fırlatmasından sonra ikincisini çıkartıp fırlatana kadar ciddi süre geçiyor ve bu süre zarfında Bush'un korumalarından hiç tepki yok. İkinci ayakkabıdan hemen sonra gazetecinin üzerine çullanılıyor. Irak gibi bir yerde kabul edilemez, düşünülemez bir güvenlik zaafiyeti... Mümkün değil...

ABD, sembolik yönü son derece yoğun ve ağır bir şekilde 8 senelik Cumhuriyetçi iktidarın kefaretini ödemiştir. Obama çok rahatlamış bir şekilde görevine başlayacak. Ne demişti kendisi? "The change we need".. Rezil rüsva olmuş NeoCon Evanjelist Dubya'dan sonra dürüst, parlak, azimli, siyah başkan.

10 puanlık bir PR çalışması...

Etiketler: , ,

29 Temmuz 2008 Salı

Foreign Military Sales (FMS) Nedir?

En son 30 adet yeni F-16 alımı sırasında ABD'nin bu uçakları ancak "Kıbrıs Şartı" ile birlikte satmayı kabul ettiği iddiaları yer aldı basınımızda. Yıllardır TAI fabrikasından çıkan her F-16'nın aslında ABD'nin malı olduğu, ABD'nin izni olmadan vidalarının bile değiştirilemeyeceği, çoğunlukla abartılı şehir efsanesi katkılı hikayelerle anlatıldı. Bu hikayelere karşı ulusal gururumuz da "biz aslında F-16'nın kalıbını döküp ondan daha iyi uçak yaptık", "bizim mühendisler F-16'yı 3 kat geliştirdi" türü karşı-saldırılarla korundu. Halbuki bütün bunlar, FMS adı verilen bir sistemden haberdar olunmadan, bilgi sahibi olmadan yapılan yorumlar.

Nitelik olarak diğer ticari ürünlerden son derece farklı olan silah sistemlerinin finansmanı, kimi zaman kendine özgü sistemlerle sağlanıyor. ABD'nin yakın ilişkide olduğu ülkelere silah satışı sırasında uyguladığı Foreign Military Sales (FMS), yani "Yabancı Askeri Satışlar" sistemi de bu tür, değişik bir finansman ve tedarik yöntemi.


Normalde askeri sistemlerin satışı çoğunlukla hükümetler (savunma bakanlıkları) ile silah üretici firmalar arasındaki anlaşmalarla gerçekleştirilir. Hükümet, belli süreçler sonunda ihale ile ya da ihalesiz bir firmanın ürün ya da hizmetini seçer ve bu firma ile sözleşme görüşmelerine başlar. Firmanın, ait olduğu ülkeden ihracat iznini almasını müteakip sözleşme ve akabinde satış gerçekleşir. FMS ise, hükümetten hükümete bir askerî sistem satış programıdır.

FMS süreci, müşteri ülkenin ABD hükümetinden, ilgilendiği silah sisteminin fiyat ve uygunluğuna dair bilgi ("Price and Availability Data") talep etmesi ile başlar.
Fiyat ve uygunluk bilgisinin alıcı hükümete iletilmesinden sonra, bu ülke sistemi FMS programı dahilinde tedarik edip etmeyeceğine karar verir. FMS aracılığıyla tedarik kararının verilmesinden sonra, sistemin niteliğine göre ABD Savunma Bakanlığı'na (Pentagon) bağlı ilgili birim (kara, hava ya da deniz kuvvetleri), alıcı hükümetle görüşmelere başlar. Pentagon'da FMS sürecini takip eden daire olan DSCA (Defense Security and Cooperation Agency; Savunma Güvenlik ve İşbirliği Dairesi), ABD Kongresi'ne olası satışla ilgili bildirimde bulunur. Bu bildirimin ABD Kongresi'ne ulaşmasının üzerinden 15 iş günü geçtiği halde satışa Kongre'den bir itiraz gelmemişse, satış doğrudan onaylanmış sayılır. Satışla ilgili görüşmelerin tamamlanmasından sonra imzalanan LOA (Letter of Offer and Acceptance; Teklif ve Kabul Mektubu) ile, tedarik süreci başlamış olur.

Bu aşamadan sonra DSCA, söz konusu sistemi üretici firmadan ABD Hükümeti adına satın alır. DSCA'nın sistemi satın alıp kabulünü yapıp alıcı hükümete teslim etmesine kadar belli bir süre geçer; bu süre kalite ve nihai kabul testleri için harcanır. ABD hükümeti, sistemi 3% kar marjı ekleyerek alıcı hükümete satar.

FMS programının başlıca özellikleri şu şekilde sıralanabilir:

1.
Satış "hükümetten hükümete" şeklindedir.


2.
DSCA, sistemi ABD Hükümeti adına satın almaktadır. Dolayısıyla DSCA yani ABD Hükümeti, ABD Kongresi'ne karşı sorumluluk altına girmiş olmaktadır. Satılan silah sisteminin ABD çıkarlarına karşı kullanılmayacağının, satışın ABD'ye doğrudan ya da dolaylı şekilde zarar vermeyeceğinin garantisini vermek durumundadır. DSCA'nın Kongre bildirimlerinde birbirini tekrar eden "bu satış ABD çıkarlarına zarar vermeyecektir", "bu satış bölgedeki güç dengesini olumsuz yönde etkilemeyecektir", "bu satış, müttefik ülkenin teröre karşı verilen savaştaki kabiliyetini artıracaktır" benzeri ifadelerin sebebi budur.
Türkiye ve Yunanistan'a FMS ile yapılan silah sistemi satışları ile ilgili DSCA bildirim metinleri incelenirse büyük bir kısmında Kıbrısla ilgili aşağıdaki ifadenin yer aldığı görülecektir:

This proposed sale will not adversely affect either the military balance in the region or U.S. efforts to encourage a negotiated settlement of the Cyprus questions.


Türkçe'si:
Teklif edilen satışın, bölgedeki askeri dengeye ya da Kıbrıs sorununa müzakere yolu ile varılması yönündeki ABD teşviklerine olumsuz etkisi olmayacaktır.

F-16 satışı sırasında basında koparılan yaygara budur. Daha doğrusu bununla ilgili kasten ya da cehaleten yayılan yanlış bilgilerdir.


3.
FMS sisteminin en büyük avantajı, sistemin ABD Hükümeti'nin garantisi altında olduğudur. Zira sistemin esas müşterisi ABD olduğu için kalite, yedek parça ve destek konularında sorun çıkması ihtimali çok düşüktür.


4. FMS sistemi, doğasından ötürü en fazla, ABD ile herhangi bir siyasi ya da askeri sorunu olmayan ülkeler için avantajlıdır.

5.
Türkiye'nin Peace Onyx I ve II projeleri ile monte ettiği F-16'ların finansmanı FMS ile karşılanmıştır. Dolayısıyla TAI'den çıkan tüm F-16'lar ABD Hükümeti'ne aitti. ABD Hükümeti adına Amerikalı pilotlar tarafından uçurulup, resmen teslim alınıp daha sonra Türkiye'ye teslim ediliyorlardı.


6. FMS sistemi ile tedarik edilen sistemler üzerinde tadilat, modernizasyon vb işlem doğal olarak ABD Hükümeti'nin iznine bağlıdır.

7.
Doğrudan ticari satıştan avantajlı olarak, kâr marjı daha düşük olduğu için FMS maliyet açısından daha caziptir.


8.
DSCA'nın Kongre'ye bildiriminde olası satışla ilgili belirtilen maliyet tavanı, çok büyük bir güvenlik katsayısı ile çarpılmış haldedir. Başka bir ifade ile gerçekleşen satışın tutarı çoğunlukla DSCA bildiriminde yer alan rakamdan çok daha düşük olmaktadır. Satışın gerçek maliyeti için baz alınması gereken rakam DSCA bildirimindeki değil, ABD Hükümeti ile üretici firma(lar) arasında imzalanacak sözleşme(ler)dir.


9. Çoğunlula savunma basınında "modification to contract" ibareli haberler ve oldukça uzun bir sözleşme kod numarası görülür. Bunun anlamı şudur: Pentagon ile üretici firma ile belli bir sistemin tedariğine yönelik imzalanmış sözleşme, FMS aracılığıyla bu sistemi tedarik edecek ülkenin ihtiyacına yönelik olarak tadil edilmektedir. Söz gelimi Pentagon 100 adet X füzesi için 100 milyon USD'lik bir sözleşme imzalamış olsun. Y ülkesi bu füze sisteminden 10 adet füze için 10 milyon USD'lik FMS süreci başlatmış olsun. DSCA bildirimi ve LOA'nın imzalanmasından sonra Pentagon, üretici firma ile ana sözleşmeyi tadil edici ek bir sözleşme imzalar, bu ek sözleşme ana sözleşmeye 10 adet daha X füzesi ilave 10 milyon USD bedel ekler ve bu, kamuoyuna açıklanır.

Etiketler: , , ,

07 Haziran 2008 Cumartesi

Fas'a 24 Adet F-16C/D Block 52+

Bilindiği gibi Fas'ın yeni nesil savaş uçağı gereksinimi kapsamında 2006 ortalarında Dassault Rafale savaş uçağının adı geçmiş, Dassault başta yalanladığı görüşmeleri daha sonra teyit etmişti.

19.12.2007 tarihinde DSCA tarafından ABD Kongresi'ne, Fas'a yapılması olası 24 adet F-16C/D Block 52+ savaş uçağı ve ilgili alt-sistemlerin satışına dair bir bilgi notu gönderilmişti. Bu bilgi notuna göre,

· 24 adet F-16C/D Block 50/52 (F100-PW-229 ya da F110-GE-129IPE [Increased Performance Engine] motoru ve APG-68(V)9 radarı ile),

· 5 adet F100-PW-229 ya da F110-GE-129IPE yedek motor,

· 4 adet APG-68(V)9 radar yedek parça seti,

· 30 adet AN/ALE-47 karşı tedbir salıcı sistem,

· 30 adet AN/ALR-56M Radar Warning Receiver (RWR),

· 60 adet LAU-129/A lançer (AIM-120 AMRAAM ve/veya AIM-9X Sidewinder için),

· 30 adet LAU-117 lançer (AGM-65 Maverick için),

· 6 adet JHMCS (Joint Helmet Mounted Cueing System) kaska monteli görüş sistemi,

· 4 adet AN/ARC-238 SINCGARS (Single Channel Ground and Airborne Radio System) telsiz sistemi,

· 24 çift CFT (Conformal Fuel Tank) gövdeye monteli harici yakıt tankı,

· 4 adet Link-16 terminali,

· 2 adet Link-16 yer istasyonu,

· 4 adet GPS ve entegre GPS/INS sistemi,

· 12 adet AN/AAQ-33 SNIPER veya AN/AAQ-28 LITENING hedefleme podu,

· 5 adet TARS (Tactical Air Reconnaissance System) veya DB-110 keşif podu,

· 4 adet AN/APX-113 AIFF (Advanced Identification Friend or Foe) dost düşman tanımlama sistemi,

· 28 adet AN/ALQ- 211 AIDEWS (Advanced Integrated Defensive Electronic Warfare Suite) veya AN/ALQ-187 ACES (Advanced Countermeasures Electronic Systems) veya AN/ALQ-178 SPEWS (Self-Protection Electronic Warfare Suite) Elektronik Harp sistemi

· 1 adet Unit Level Trainer kategorisinde simülatör ve

· 15 yıl boyunca eğitim ve yedek parça, destek hizmetlerini içeren pakedin azami USD 2,400,000,000 tutacağı bildirilmişti.

06.06.2008 tarihinde Lockheed Martin tarafından yapılan basın açıklamasına göre ABD Hükümeti, Fas için F-16C/D üretimine başlaması için bu şirkete USD 233,600,000 tutarında bir ön ödeme gerçekleştirmiş.

Çok benzer bir içeriğe sahip olası Romanya F-16 alımından sonra bu Fas başarısı, F-16'nın havacılık tarihindeki efsane konumunu daha da pekiştirecek gibi.

Etiketler: , , , , ,

02 Haziran 2008 Pazartesi

Hindistan'a ABD'den Uçak Gemisi Teklifi? - ABD'den Yalanlama


Daha önce “Hindistan’a ABD’den Uçak Gemisi Teklifi?” başlıklı yazımda bahsi geçen, ABD’nin Hindistan’a emekliye ayrılacak Kitty Hawk uçak gemisini, F/A-18E/F Super Hornet savaş uçaklarını da kapsayan bir paket dahilinde teklif ettiği iddialarına, ABD Savunma Bakanı Robert Gates’den 31 Mayıs’ta yalanlama geldi. Gates, Shangri-La Diyalog Forumu toplantıları için gittiği Singapur’da, bu tür bir plandan haberi olmadığını ifade etti.

Etiketler: , , , ,

20 Mayıs 2008 Salı

Romanya'ya 48 Adet F-16

Romanya, savunma bakanlığının 48 adet olarak daha önceden tespit ve ilan etmiş olduğu çok rollü savaş uçağı ihtiyacına binaen ABD'den toplam 48 adet F-16 savaş uçağı almaya hazırlanıyor. FMS (Foreign Military Sales) kanalı ile yapılacak satış ile ilgili DSCA'nın (Defense Security Cooperation Agency) ABD Kongresi'ne bildiriminde satış pakedinin azami 4.5 milyar ABD Doları tutacağı belirtilmiş. Pakedin kalemleri şu şekilde:

  • 24 adet F-16C/D Block 50 veya Block 52 (F100-PW-229 veya F110-GE-129IPE motor seçimine bağlı olarak)
  • APG 68(V)9 radar,
  • 24 adet F-16C/D Block 25 uçağının, EDA (Excess Defense Articles) kanalı ile tedariği ve F100-PW-220IPE motoru ile APG-68(V)1 radarı dahil olmak üzere modernizasyonu,
  • 4 adet F100-PW-229 veya F110-GE-129IPE yedek motor,
  • 5 adet F100-PW-220IPE yedek motor
  • 4 adet APG-68(V)9 yedek radar,
  • 60 adet LAU-129/A lançer (AIM-9 Sidewinder ve AIM-120 AMRAAM füzeleri için)
  • 30 adet LAU-117 lançer (AGM-65 Maverick füzesi için)
  • 6 adet JHMCS (Joint Helmet Mounted Cueing System) kaska monteli görüş sistemi,
  • 4 adet AN/ARC-238 SINCGARS (Single Channel Ground and Airborne Radio System) telsiz sistemi
  • 24 çift CFT (Conformal Fuel Tank) gövdeye monteli harici yakıt tankı
  • 4 adet Link-16 terminali,
  • 2 adet Link-16 yer istasyonu,
  • 4 adet GPS ve entegre GPS/INS sistemi,
  • 12 adet AN/AAQ-33 SNIPER veya AN/AAQ-28 LITENING hedefleme podu,
  • 4 adet TARS (Tactical Air Reconnaissance System) veya DB-110 keşif podu,
  • 4 adet AN/APX-113 AIFF (Advanced Identification Friend or Foe) dost düşman tanımlama sistemi,
  • 28 adet AN/ALQ-213 Elektronik Harp sistemi
  • 28 adet AN/ALQ- 211 AIDEWS (Advanced Integrated Defensive Electronic Warfare Suite) veya AN/ALQ-187 ACES (Advanced Countermeasures Electronic Systems) veya AN/ALQ-178 SPEWS (Self-Protection Electronic Warfare Suite) Elektronik Harp sistemi
  • İlgili destek, eğitim teçhizatı, yazılım - donanım desteği vb



Romania Plans To Buy 48 F-16 Fighters -US Defense Dept

Dow Jones

May 19, 2008: 02:11 PM EST

WASHINGTON (AFP)--The U.S. military notified Congress Monday of the possible sale of 48 F-16 fighters to Romania as part of a deal valued at $4.5 billion.

Twenty-four of the fighters would be new F-16C/D Block 50/52 aircraft built by Lockheed Martin Corp. (LMT), and the other 24 will be refurbished surplus F-16C/ D Block 25 aircraft, the Defense Security Cooperation Agency said.

"The proposed sale will allow the Romanian Air Force to modernize its aging air force by acquiring both new and used fighter aircraft, thereby enabling Romania to support both its own air defense needs and coalition operations," the agency said in a statement.

The sale would include engines, radars, communications systems, targeting pods, navigation systems, electronic warfare systems and electronic countermeasures systems.

http://money.cnn.com/news/newsfeeds/articles/djf500/200805191411DOWJONESDJONLINE000484_FORTUNE5.htm

Etiketler: , , , , ,

09 Nisan 2008 Çarşamba

Ergenekon Operasyonu?

Ergenekon Operasyonu kapsamında gözaltına alınan isimler incelendiği zaman belirgin ortak noktaları olduğu göze çarpıyor.

Bu kişilerin çoğu, sert bir AB ve ABD karşıtı söyleme sahipler ve "Ulusalcılık" olarak da adlandırılan akımın temsilcileri konumundalar.

Toplumdaki genel AB karşıtı söylem ve eylemlerin odağında oldukları söylenebilir.

Türkiye'deki son birkaç yıldır yükselişte olan, genel hatları itibariyle daha dışa kapalı, liberal ekonomiye karşı, AB ve ABD'ye karşı çok sert bir söylem içerisinde bulunan ve zaman zaman Rusya ile yakın işbirliğinin geliştirilmesini de savunan, aslında yekpâre olmayan bu akımın, kanımca önemli bir işlevi bulunmaktaydı.

Avrupa'da da yükselişte olan sağ akımlar (bu çerçevede Almanya'da artan ırkçı saldırılar özellikle dikkat çekicidir), Fransa, Almanya, Hollanda gibi Kıta Avrupası ülkelerinin siyasi ve jeopolitik ajandaları ve bu unsurlardan doğrudan ve/veya dolaylı olarak etkilenen Türkiye - AB ilişkilerinin bir parçasıdır bu yukarıda bahsettiğim işlev.

Türkiye, söz konusu yükselen AB ve batı karşıtlığını, anormal biçimde pompalanan ve zaman zaman ırkçılığa, nasyonel sosyalizme kadar uzanabilen aşırı-milliyetçiliği bir argüman olarak AB'nin önüne sunmakta ve şu mesajı vermekteydi: "Bakın siz bize çifte standart uygularsanız Türk toplumunda size karşı bu tepkiler oluşuyor. Gelin daha makul olun".

Bu açıdan değerlendirirsek eğer, bu gözaltılar ile birlikte AB ile Türkiye arasındaki bu dolaylı mesaj alışverişi kanalının ciddi biçimde örselenmiş olduğu sonucuna varabiliriz. Düşüncemi şöyle izah edeyim:

Kapalı çevrim sistemlerde, sistemin girdisi (input), çıktısı (output) ve bir geri besleme mekanizması bulunur (feedback). Sistemin çıktısı arzu edilenden uzak ise, geri besleme mekanizması vasıtası ile girdi üzerinde gerekli düzenleme yapılır. Böylece iteratif bir süreç sonunda (pratikte asla 100% verim olamayacağından ötürü) arzu edilene çok yakın bir çıktı elde edilir.

Ben Türkiye'de son yıllarda irrasyonel bir biçimde pompalanan akımların, AB ile ilişkilerde bir nevi geri besleme mekanizması işlevi gördüğünü düşünüyorum.

Ergenekon Operasyonu ile bu geri besleme mekanizması ortadan kaldırılmış olmasa bile, ciddi biçimde akamete uğratılmıştır.

Peki bu durumdan kimin ne çıkarı olabilir?

İlk aklıma gelen seçenek ABD.

Türkiye'nin AB, daha doğrusu Kıta Avrupası ile köprüleri atmasını isteyen bir ABD'nin pekala işine gelebilir bu durum.

AKP hükümeti: Derin devletin, çetelerin üzerine kararlılıkla gidildiği mesajı, önce yerel seçim, daha sonra muhtemel kapatılma sonucundaki süreç içinde ciddi oy potansiyeli taşıyabilecek bir "demokrasi muhafızlığı" söylemine hammadde oluşturabilir.

Her durumda bunun "derin devlet"le, "çok gizli bir örgüt"le falan ilgisi olmadığı aşikardır.

Diye düşünüyorum.

Etiketler: , , ,