13 Temmuz 2009 Pazartesi

Çanakkale Savaşı ve Planlar

Not: Bu makaleyi değerli Taner Kılınç Bey kaleme almıştır. Kendisinin kıymetli araştırma ve yazılarını Siyah Gri Beyaz aracılığı ile paylaşmaktan mutluluk duyuyorum.





Herkes daha doğrusu hepimiz Çanakkale Savaşı'nın destansı sahnelerini biliriz. Hoş bazıları yeni bir ulusal anlayışın doğduğu ve tarihin akışının değiştiği savaşa akıl almaz hurafeler katsa da Çanakkale Savaşı'nın nelere mal olduğu ve iki ulusun kaderini (Biz Türklerin ve Rusların kaderlerini) nasıl değiştirdiğini az ya da çok bilmekteyiz. Çanakkale Şavaşı'nın nedenleri anlatılır hep tarih kitaplarında; ve de savaşın sonuçları da anlatılır. Bunları da az veya çok bilinmektedir. Peki ya İtilaf Kuvvetleri Çanakkale Boğazını geçselerdi ne yapacaklardı; daha doğrusu ne yapmayı planlıyorlardı bunlar savaş tarihinde pek konuşulmayan konulardır. Savaş sadece İngiliz ve Fransızların Ruslara yardım götürmesi veya yeni bir cephe açmak şeklinde özetlenebilir. Fakat Müttefikler bunu nasıl yapmayı planlıyorlardı? İstanbul'u ele geçirdikten sonra kim nereyi işgal edecekti? Boğazları kim ne şekilde kontrol edecekti? Bu konular akademisyen tarihçilerin dışında pek kimsenin ilgisini çekmemektedir. Oysaki bir kentin müttefik ordular tarafından işgal edilmesi gerçekten çok hassas bir konudur. 2.Dünya Savaşı sonunda Berlin'in işgalinde bunu gördük. Berlin yaklaşık 40 yılı aşkın bir süre Amerikan-İngiliz-Fransız-Rus orduları arasında paylaşıldı ve ortaya çıkan rejim sorunu yüzünden bu paylaşım önce Berlin Ablukasını,sonra da Berlin Duvarı sonucunu doğurdu. Bu sonuçlar aslında plansız yapılan ve de anlaşmadan yapılan bir müttefik işgalin sonucudur.
Oysa ki Berlin işgalinden 30 yıl önce dünyanın en önemli su yollarından birinin ve en önemli başkentlerinden birinin paylaşım planı yapılmıştı. Hemde ince hesaplamalar yapılarak, dengeler gözetilerek. Nasıl mı? Görelim... İngiliz ve Fransızlar 18 Mart Saldırısından önce kendilerine o kadar çok güveniyorladı ki yaptıkları taciz ve gösteri harekatlarında fazlaca bir güç kullanmamışlardı. Çünkü İngiliz istihbaratına göre Türk Ordusunun Çanakkale'deki kuvveti ağırlıklı olarak deniz savunmasına yönelik değil, kara savunamsına yönelikti. Aslında savaşta kullanılan topların tarihine, menzillerine ve de sayıları bakarsanız İngiliz İstahbaratı'nın pek de yanılmadığı görürsünüz. Tabyalarda 1835 model toplar bile vardır çünkü. Bundan dolayı Çanakkale Seferi Kuvveti Komutanı Amiral Carden gösteri taarruzlarını hep kısa ve güçsüz tutmayı yeğlemiştir. Ancak Rus Genelkurmayı İngiliz İstihbaratı'nın bu bilgisine fazlasıyla güvenmektedir. Öyle ki müttefiklerle olan dengelerini gözeten Rsu Dışişleri İstanbul'un ne şekilde işgal edileceği konusunda çalışma bile yapmıştır. 7 Mart 1915 'de Rus Dışişleri Bakanı Sazanoff Rus Genelkurmayı'na şu telgrafı çeker:
Telgraf No:986 07 Mart 1915 Saat : 15.00 General Kudacheff'e Dışişleri Bakanlığı tarafından hazırlanan Ve Kara ve Deniz Kurmay Başkanlıkları tarafından onaylanan İstanbul'un (Tegrafta Konstantinopl olarak yazılmış) işgal planını, Başkomutan Ekselanslarına sunmanızı rica ederim. Hazırlanan plana göre; Rus kuvvetleri İstanbul'un Karadeniz çıkış noktalarından başlamak üzere Boğazın iki sahilini Avrupa yakasında Ortaköy, Asya yakasında Kuzguncuk'a kadar işgal edeceklerdir. Ayrıca Haliç ve Fener bölgelerinde de Rus Kontolü söz konusu olacaktır. Franzsızlar Avrupa yakasında Ortaköy ve Haliç arasındaki bölgeyi, Beyoğlu, Galata ve Taksim bölgelerini işgal edeceklerdir. İngilizler Üsküdar, Kadıköy, Kartal, Moda semtlerini ve Prens adalarını işgal edeceklerdir. Cevabın acil verimesini rica ederim...Sazanoff
Bu telgrafa 8 Mart 1915'te hemen cevap gelir...
Telgraf No: 102 8 Mart 1915 Ekselansları 986 nolu telgraf ile gönderilen planı incelemiş ve onaylamıştır...General Kudacheff
Bu plan İngiliz ve Fransızlara iletildi ancak İngiltere harekatın sürdüğü gerkeçesiyle plana cevap vermedi, ancak Rusların bu konudaki heyecanını da yitirmemelerini sağlamak için kurulan Müttefik Donanmasına bir Rus savaş gemisinin katılmasını istemiştir. Ancak dediğimiz gibi Ruslar İstanbul'un işgali konusunda o kadar heyecanlıdır ki daha 18 mart Harekatının tarihi belli olmadan Londra'da lobi ve istihbari çalışmalara başlamışladır bile. Ruslar kesin olarak İstanbul'u İngiliz hakimiyetine bırakmak istememektedirler. Çünkü 1856'yı unutmamışlardır. Ama İngiltere'siz bir hiç oldukarını da bilmektedirler. Ama yine de Rusların planlarına gem vurulamaz. İngilizler İstanbul'un işgalinden sonra İngiliz Ortadoğu ve Ön Asya haber merkezini İstanbul'da kurmak istemektedirler. Ancak Ruslar bu konuda da devreye girerler. Öyleki Rus Çarlığı'nın Londra Büyükelçisi Kont Benckdoff 5 Şubat 1915 tarihinde Petersburg'a gönderdiği 157 nolu telgrafta bu heber merkezinin Reuters Ajansı kimliği altında faaliyet göstereceğini ve bununda Rus haberalma ağına zarar vereceğini vurgulamakta,bu faaliyet için gerekli teşkilatın bir an önce kurulmasının gereğini haber vermektedir. Müttefikler Çanakkale'nin geçileceğine ve İstanbul'un kolayca işgal edileceğine o kadar emindirler ki, sadece haber merkezlerini değil banka ve diğer ticari kuruluşların kuruluş izinleri bile dağıtmıştı. Çünkü İngilizlerde Rus Deniz Kuvvetleri Komutanı Amiral Nemitz'in İstanbul Raporuna oldukça güvenmektedirler. Amiral Nemitz'in 13 Ekim 1914'te son halini verdiği rapor boğazların mutlaka Ruslar tarafında kontrol altına alımasını tavsiye etmekte ve boğaz savunmasına dair öngörüleri sunmaktadır. Bu öngörülere göre İstanbul ve Çanakkale Boğazlarının koruması 4 şekilde olabilir: 1) Boğaz kıyılarına topçu bataryaları yerleştirmek 2) Sahillere mayın atcılar yerleştirmek 3) Denizaltı mayınları döşemek 4) Boğazda denizaltı faaliyetlerini sıklaştırmak Görüldüğü gibi İngilizler ve Ruslar boğazların geçileceğinden o kadar emindirler ki, harekattan çok önce planlamalarını yapmışlardır. Hatta Ruslar daha işgal gerçekleşmeden İngiltere ile güç mücadelesine bile girişmişlerdir. Ancak hesap etmedikleri tek şey vardır. O da Türklerin muhtemel direnişleri. Müttefik başkentlerinde ve Genelkurmaylarında çoğunlukla Türklerin direnebileceği pek hesaba katılmamıştır. Hatta İstanbul'da ve hatta müttefikimizin bize yolaldığı Alman Askeri Danışmanlarda bile kendilerini kefenlenmiş sayanlar olacaktır. Çanakkale Harekatının İstanbul ayağına bir sonraki yazımda değineceğim...

Etiketler: , , , , ,

16 Haziran 2009 Salı

Pakistan'ın İkinci El Savaş Gemisi Arayışı

Kısa süre önce basına yansıyan haberlere göre İngiltere ile Pakistan arasında Tip 42 muhriplrinin transferine yönelik olarak yürütülen görüşmeler ciddiyet kazanmış durumda. (*)

Sheffield sınıfı olarak tasarlanan bu muhriplerden İngiliz Deniz Kuvvetleri için üç grup ya da “Batch” halinde toplam 14, Arjantin Deniz Kuvvetleri için ise 2 adet inşa edildi. 1982 Falkland Savaşı gazisi olan bu muhriplere, savaştan alınan dersler uyarınca kapsamlı modernizasyon ve tasarım değişiklikleri de uygulandı. 2009 Haziran ayı itibariyle İngiliz DzK’de 1 adet Tip 42 Batch II Exeter sınıfı, 4 adet de Tip 42 Batch III Manchester sınıfı muhrip bulunuyor. Bu gemiler, Tip 45 Daring sınıfı hizmete girmeye başlayınca peyderpey emekliye ayrılacaklar.

İngiliz ve Pakistanlı yetkililer arasında yürütülen görüşmeler, üç adet Tip 42 Batch III muhribin, İngiliz DzK’nden emekliliklerini müteakiben, 2011 – 2013 arasında PDzK’de hizmete girmesini içeriyor. Gemilerin GWS-30 Sea Dart alan hava savunma sistemi ile birlikte transfer edilip edilmeyeceği net değil; bu sistemlerin hizmet ömürlerinin sonuna yaklaştıkları için satılmayabilecekleri yorumları yapılıyor.

Pakistan Deniz Kuvvetleri (PDzK) ikinci el firkateyn tedarik etmek üzere uzun süredir yoğun gayret sarfetmekte. Halihazırda bu Güney Asya ülkesi 6 adet eski İngiliz Tip 21 Amazon modeli, Tarık sınıfı güdümlü mermili firkateyne sahip. 1970’lerin ilk yarısında denize inen bu gemiler İngiltere’den 1993-1994 arasında, SeaCat uçaksavar ve MM-38 Exocet gemisavar füzeleri sökülmüş şekilde satın alındı. Zaman içerisinde gemilerden üçüne Çin yapımı LY-60 uçaksavar, diğer üçüne ise RGM-84 Harpoon gemisavar füzeleri takıldı; muhabere ve elektronik sistemlerinde kısmî tadilat gerçekleştirildi. Denge, titreşim ve mukavemet sorunları nedeniyle sık sık üstyapı güçlendirmesi uygulandı. Hizmet ömürlerinin sonuna gelmiş durumdalar.

Pakistan’ın firkateyn sınıfı gemiler ile ilgili en güncel çalışması, 2006 yılında emekliye ayrılan iki adet eski İngiliz Tip 12M Leander modeli, Zülfikâr sınıfı firkateynin yerini almak üzere Çin ile ortak üretimi kapsayan, yaklaşık USD 700,000,000 bütçeli F22P Sword (Kılıç) projesi. Çin’in Tip 053H3 firkateyn tasarımı üzerine, PDzK ihtiyaçları doğrultusunda yapılan değişikliklerle ortaya çıkan yaklaşık 2,500t deplasmana sahip F22P’den ilk etapta ilk üçü Çin Şangay Hudong Tersanesi, sonuncusu Karaçi Tersanesi’nde olmak üzere toplam 4 adet inşa edilecek. Sınıfın ilk gemisi F251 Zülfikâr Nisan 2008’de denize indi ve aynı yıl Ekim ayında hizmete girdi. F22P sınıfının son gemisi için ilk kaynak 5 Mart günü atıldı. Zülfikâr’ı takip eden üç geminin 2010-2013 arasında hizmete girmesi planlanıyor.

PDzK için sıkıntı da burada başlıyor.

Tarık sınıfı gerek teknoloji gerekse gövde açısından ömrünün sonuna gelmiş durumda. F22P projesindeki tüm gemilerin, her şey yolunda giderse, 2013 civarında hizmete gireceği varsayılırsa, bu tarihte sadece 4 adet modern firkateyn envanterde bulunuyor olacak. Geniş kapsamlı bir modernizasyon faaliyeti yürütmekte olan ezeli hasmı Hindistan’a karşı bir etkinlik sağlanabilmesi için acilen modern firkateyn ve korvet sınıfı gemiler gerekmekte. Dolayısıyla Pakistan’ın hızla hizmete alabileceği, tercihen üzerindeki silah ve elektronik sistemler açısından asgari eğitim ve oryantasyon süreci gerektiren firkateynlere ihtiyacı bulunuyor.

PDzK komutanı Amiral Muhammed Afzal Tahir’in Katar’daki DIMDEX 2008 fuarı sırasında verdiği beyanata göre, Pakistan’ın acilen 4 ila 8 arasında firkateyn sınıfı gemiye ihtiyacı bulunmakta. Afzan ayrıca, ilave F22P siparişinin de gündemde olduğunu belirtmiş.

Amiral Afzal’ın bahsettiği acil ihtiyaç kapsamında, savunma basınına yansıdığı kadarıyla, Pakistan şimdiye kadar İngiltere, Belçika, Yunanistan ve ABD seçeneklerini denemiş durumda.

İngiltere’nin emekliye ayırdığı üç adet Tip 23 Duke sınıfı firkateyn için 2005 yılında yapılan girişim başarısızlıkla sonuçlandı: Bu gemiler Şili Deniz Kuvvetleri’nde hizmete girdi. Ertesi yıl, Yunanistan’ın modernizasyon projesi kapsamı dışında bırakıp yakın gelecekte emekliye ayıracağı 4 adet Elli (eski Hollanda Kortenaer) sınıfı firkateynin ve daha sonra Belçika’nın Wielingen sınıfı iki geminin transferi için yürütülen görüşmeler de sonuçsuz kaldı. Wielingen’ler, Bulgar Deniz Kuvvetleri’nde hizmete girdi.

PDzK için en muhtemel ikinci el firkateyn olarak, ABD yapımı FFG-7 Oliver Hazard Perry sınıfı gündemde. Halen 8 adedi Türk Deniz Kuvvetleri’nde Gabya sınıfı olarak hizmet veren bu firkateynlerden bir adedinin, FFG-8 McInerney’in devrine dair onay, ABD Kongresi tarafından 2008 Eylül’ünde verildi. Geminin 2010 civarında, USD 65,000,000 tutarında bir yenileştirme çalışmasını müteakiben Pakistan’a devri planlanıyor. ABD’nin kısa süre içinde daha fazla FFG-7 emekliye ayırması ile birlikte Pakistan’a ilave hibe ve/veya satışların gündeme gelebileceği yorumları mevcut. Eğer FFG-7’lerin Pakistan’a devri gerçekleşirse, bu ülke ile mevcut olan askeri ilişkilerin seviyesi de göz önünde tutularak, Gabya sınıfına uygulanan GENESİS modernizasyon projesinin bir benzerinin ihracı gündeme gelebilir.


*: “Pakistan in the frame for Type 42 destroyers”; Richard Scott, Jane’s Navy International: 26.05.2009

Etiketler: , , , , , , ,

03 Haziran 2008 Salı

İngiltere Askeri Pilot Eğitim Sistemini Özelleştirdi

Lockheed Martin ve VT Group ortak girişimi olan Ascent, İngiliz Savunma Bakanlığı (Ministry of Defence – MoD) ile 635 milyon Pound’luk bir anlaşma imzaladı. Kapsadığı süre olan 25 yılın sonunda toplma bedelinin 6 milyar Pound’a ulaşması beklenen anlaşma, İngiliz Silahlı Kuvvetleri’nde hizmet verecek tüm askeri pilotların eğitimini kapsıyor.

Son yılların en geniş kapsamlı özel sektör girişimi (PFI – Private Finance Initiative) olan ve “UK Military Flying Training System – UKMFTS” (Birleşik Krallık Askeri Uçuş Eğitim Sistemi) adı verilen proje kapsamında, İngiliz Kraliyet Deniz Kuvvetleri (Royal Navy), Kraliyet Hava Kuvvetleri (Royal Air Force) ve Kara Havacılık Ordusu (Army Air Corps) bünyesinde görev yapacak pilotların eğitimi, Ascent ve MoD işbirliği ile verilecek. Dolayısıyla bu proje ile, bu üç kuvvetin pilot eğitim sistemleri ortak bir çatı altında toplanmış olmakta.

Proje kapsamında MoD’un Ascent’e karşı sorumluluğu, eğitim koşul ve isterleri ile havaalanı, yakıt ve eğitmen pilot sağlanması şeklinde belirlenmiş. Ascent ise Training Management Information System (Eğitim Yönetim Bilgi Sistemi) vasıtası ile verilecek eğitimin kapsam ve içeriği ile yönetilmesi, işletilmesi ve gerekli uçak ve simülatörlerin tedariğinden sorumlu olacak. Eğitim; pilotun filosuna teslim oluşuna kadarki süreci kapsayacak.

Ascent Signs Contract With MoD for New UK Military Flight Training System

LONDON | Ascent, a joint venture of Lockheed Martin (NYSE: LMT) and VT Group, has today signed the contract which will see it provide military flying training to the UK Armed Forces for the next 25 years. The initial contract is valued at 635 million pounds Sterling and is projected to rise to approximately 6 billion pounds over the life of the programme.

The contract makes Ascent responsible for running the UK Military Flying Training System (UKMFTS) programme, providing comprehensive training to all new UK military aircrew across the Royal Navy, the Royal Air Force and the Army Air Corps.

Minister for Defence Equipment and Support, Baroness Taylor, said: "The partnering contract with Ascent brings together MoD and industry skills to deliver a first class flying training capability. It will significantly improve training for Royal Navy, Royal Air Force and Army aircrew by bringing together the current range of fragmented training schemes into one modern and cohesive programme."

Fred Ross of Lockheed Martin has been named managing director of Ascent and Ken Cornfield of VT Support Services will serve as Ascent deputy managing director.

Under UKMFTS, the MoD maintains the training output requirements and standards whilst providing elements such as airfields, fuel and instructors. Ascent will design the overall system and deliver the training capability including delivering a proven Training Management Information System and the procurement of aircraft platforms and simulators.

"UKMFTS is a model private-public initiative that will enable us to work with the Ministry of Defence for the next two and a half decades, providing tailored solutions that will optimise the capabilities of UK aircrews," said Dale Bennett, president of Lockheed Martin Simulation, Training&Support.

Ascent will take over the role on an incremental basis to ensure minimal disruption to the current training programme. Additional contracts detailing future services and purchases will be announced as the programme progresses. The training covers the period following Aircrew Selection up to the point the students leave UKMFTS ready to fly in their operational aircraft.

VT chief executive, Paul Lester said: "Our background in flying training extends over 70 years. As part of Ascent, we will utilise that experience and work closely with the Ministry of Defence to deliver new standards in flying training that will further enhance the world leading capability of UK aircrew."

Ascent's selection as UKMFTS Training System Partner in November 2006 followed a competition to select a partner who would harness the collective skills of the MoD and industry. Ascent will work with the MoD over the life of the programme to design, deliver and manage ground and flying training at multiple locations across the UK.

Lockheed Martin UK chief executive, Ian Stopps said: "The key to this programme is a successful partnership that will provide 25 years of exacting training for UK aircrews. Ascent and MoD will work together to ensure UK air crews remain amongst the most highly-trained and respected in the world."

Lockheed Martin and VT have a wealth of experience of flying training and aircraft support in the UK and around the world. VT currently operates the RAF Tucano logistics and maintenance programme (Tucano Total Support programme) and the Light Aircraft Flying Training programme. Lockheed Martin annually provides training for more than 20,000 aircrew, including U.S. Air Force Special Operations crews. Together, as Ascent, Lockheed Martin and VT will bring complementary skills and relevant experience to deliver the highest level of training possible for the MoD.

http://www.defpro.com/news/details/964/

Etiketler: , , ,

10 Mart 2006 Cuma

Uçak Gemisinde İngiliz - Fransız İşbirliği

Geçtiğimiz günlerde basına yansıyan bir haber oldukça ilgi çekici, özellikle Avrupa savunma sanayiine muhtemel etkileri sebebiyle.

Fransa ve İngiltere savunma bakanları, ortak uçak gemisi geliştirme çalışmaları ile ilgili mutabakat muhtırası (MoU) imzaladılar. Anlaşma 2 adet İngiltere için, bir adet de Fransa için olmak üzere toplam üç uçak gemisinin üretilmesini kapsıyor ve habere göre yaklaşık 3 milyar £ tutarında.

Bilindiği üzere İngiltere 1970'lerde stratejik bir karar alarak konvansiyonel uçak gemilerini hizmetten çekip yerine Invincible sınıfı daha küçük VSTOL uçak taşıyan gemiler üretme kararı almıştı. Bu karar büyük tartışmalar yaratmış ve Falkland Savaşı da bu tartışmalara farklı bir ivme vermişti. Eurofighter EF-2000 savaş uçağının tasarım aşamasında İngiltere'nin gelecekteki ihtiyacı için bir uçak gemisi versiyonu da düşünülmüştü.

CVF ve JSF F-35 projeleri kapsamında halen İngiltere'de konvansiyonel uçak gemilerine dönüş tartışmaları da gündemde. Fransa'nın bu konuda daha rahat olduğu söylenebilir, zira bu ülkenin yeni nesil savaş uçağı olan Dassault Rafale'nin hem hava kuvvetleri (Rafale C/B) hem de deniz kuvvetleri (Rafale M; uçak gemisine iniş yapabilen) versiyonu mevcut ve kullanımda.

Fransa'nın başlangıçta Eurofighter konsorsiyumu üyesi olup daha sonra Rafale'yi geliştirme amacıyla ayrılmış olması ilginç bir not.

FREMM ve Horizon gibi projelerden sonra uçak gemisinde İngiliz - Fransız ortaklığı ilgiyle takip edilmeyi hak ediyor gibi...


£3bn Anglo-French aircraft carriers deal is sealed

Evening Standard

7 March 2006


DEFENCE Secretary John Reid has formally signed an agreement with his French counterpart to deliver near-identical aircraft carriers to the navies of each country.

He inked a memorandum of understanding with France's Michele Alliot-Marie in Innsbruck, Austria, last night to jointly develop and construct the three carriers, two for the Royal Navy and one for France.

France is to pay £100 million towards the cost of preliminary carrier design work already done by Britain's BAE Systems and its partners.

The first Royal Navy carrier is scheduled for delivery in 2012, and the French ship in 2014. The British carriers will operate Joint Strike Fighter aircraft now under development with British collaboration in the US, while the French ship will operate the Rafale combat plane and unmanned combat drones.

Britain has committed around £450 million to the 65,000 tonne vessel's design and demonstration and will make a final decision on building next year. Total cost of the project is likely to be about £3 billion.

The agreement comes despite Britain's withdrawal from a previous programme, Horizon, to jointly design and build a new generation of anti-aircraft frigates for Britain, France and Italy.
http://www.thisismoney.co.uk/news/article.html?in_article_id=407449&in_page_id=2



Britain and France Build Robocarrier

March 9, 2006: Britain and France finally signed the deal to build three new aircraft carriers. This followed several years of negotiations. What's surprising about all this is not the large size of the carriers (about 58,000 tons, the largest ships ever for both navies), or the unique cooperation (two of the carriers are British, one is French, and both nations will cooperate on design and construction, with the Brits taking the lead.) No, what is amazing about all this is the aggressive plans for automation. These "Queen Elizabeth" class carriers are planning on having a ships crew of 800 (or less) and an air wing complement of 600 personnel. Currently, you need a ship crew of about 2,000 for a carrier that size. The reduction in size of the air wing personnel is even more aggressive.

These carriers are going to cost about $4 billion each, and are to be in use for half a century (including several refits and refurbs). But the biggest cost will be personnel. Currently, it costs the U.S. Navy a bit over $100,000 per sailor per year. Do the math ($7 billion in crew costs over the life of each carrier.) So the smaller the crew, the greater the savings, and the more you can spend on upgrading the ship, buying new aircraft and the like.

The carriers will haul 34-45 aircraft and helicopters and be able to handle about 110 flight operations every 24 hours. That's with current aircraft. The F-35B will be the primary warplane on the British carriers. But it's also likely that many, or all, of the next generation of aircraft on these ships will be robotic. But first, the ship has to be equipped with an unprecedented degree of automation. While 250,000 ton oil tankers can operate with a crew of under 40, all those large vessels do is move their cargo from place to place. An aircraft carrier must fight, and find the enemy, and do a lot of other stuff. The new class of 100,000 ton American CVN-21 carriers are trying to get their ship crew down from 4,000 to 2,500.

Warships have a lot of unique functions, like damage control, and manning many systems for high alert, and combat, situations. Some crew reduction ideas are pretty obvious, like installing conveyers to help move supplies when ships are replenished at sea, or even when in port. Many maintenance tasks can be eliminated by using materials that require less effort to keep clean, and are just as safe as those used in the past. It's also been noted that many maintenance tasks can be left for civilians to do when the ship is in port. Most navies has also not kept up on automation. There is still a tendency to have sailors "standing watch" to oversee equipment that, with the addition of some sensors, can be monitored from a central location. If there is a problem, a repair team can be sent. But in the meantime, thousands of man hours a week are saved, and another few dozen sailors are not needed. Another angle is removing a lot of administrative jobs from the ship altogether. All warships are connected, via satellite, to military networks. So many sailors can stay ashore, and do their work without ever going near the ship. Some sailors have long noted that their administrative jobs aboard a carrier rarely brought them in touch with the people they were serving. Carriers have phones and email. Why use it aboard ship when you can use it from some (much cheaper) shore location? Moreover, many of these admin jobs can be done, more cheaply, by civilians.

But the new British/French carriers aim to take warship automation into uncharted territory. This should be interesting, and it is certainly bold and daring. All three carriers are expected to be in service by the middle of the next decade. Just in time for the centennial of the First World War. Hmmm, that's ominous.
http://www.strategypage.com/htmw/htnavai/articles/20060309.aspx

Etiketler: , , , , ,

16 Mayıs 2005 Pazartesi

"Sharkey" Ward'dan Hava Savaşı Temel Kaideleri


Falkland Savaşı esnasında İngiliz görev gücüne bağlı HMS Invincible'daki 801 No'lu Sea Harrier filosu komutanı David "Sharkey" Ward'ın yazmış olduğu "Sea Harrier Over the Falklands" isimli kitabının ekler bölümünde, bu savaştaki hava muharebelerinin krokileri ve genel hava muharebesi esasları bulunmakta. Şu an için resim upload imkanı bulunmadığından, başlangıç olarak yazarın, çok nitelikli kariyeri boyunca edinmiş olduğu tecrübeleri ışığında kaleme aldığı hava muharebesinde uyulması gereken kuralları aktarıyorum. David Ward, Falkland Savaşı'nda Pucara, Mirage V Dagger ve C-130 Hercules olmak üzere 3 Arjantin uçağı düşürmüş ve bazı askeri tarihçiler tarafından kişilik ve yetenek bakımından RAF'ın 2. Dünya Savaşı'ndaki aslarına benzetilen bir pilot. Ward bir süre önce, kendisi gibi Harrier pilotu olan oğlu ile birlikte ikili kol uçuşu yapmış ve bu haber havacılık çevrelerinde oldukça ilgi çekmişti. Kendisi hakkındaki ilginç bir başka bilgi ise, Türk asıllı eşi ile birlikte Marmaris'te yaşıyor oluşu.

"Sharkey" Ward'ın belirttiği hava savaşı muharebesi ile ilgili uyulması gereken kurallar şöyle (esasen bu kurallar genelleştirilerek her türlü askeri taktik ve stratejiye uyarlanabilir):

1) Savaş pilotu, uçağını ve silahlarını iyi tanımalıdır. Uçağını, düşmana karşı atış pozisyonuna en kısa sürede sokacak biçimde yapısal limitlerine kadar zorlayabilmelidir.

2) Uçağının ve silahlarının zayıf yönlerini tanımaldır. Zorlayabileceği limitlerin farkında olmalıdır.

3) Uçağının ve silahlarının üstün yönlerini olası bir çatışmada etkin biçimde kullanabilmeli, uçağına göre en iyi taktikleri uygulayabilmelidir.

4) Düşman uçağının (ve mümkünse düşman pilotunun) kabiliyetlerini bilmelidir. Muharebenin düşmana avantaj sağlayabilecek ortam ve şartlarda gelişmesini önleyebilmelidir.

5) 1 ve 4 no'lu kurallara ters düşmeyecek biçimde, mümkün olan en saldırgan (ve dolayısıyla kendinden emin) biçimde yaklaşma yapılmalıdır. "Yapabileceğini düşünüyorsan yapabilirsin"

6) Düşmanın hareketlerini öngörebilmeli, bir sonraki hamlesini tahmin edebilmelidir. Bu tahmine göre önlemini almalı ve uçağını kendine avantaj sağlayacak biçimde kullanmalıdır.

7) Düşmanı, o sizi farketmeden önce farketmek esastır.

8 ) Her zaman için o anda görülmeyen bir başka düşmanın var olabileceği ihtimali göz ardı edilmemelidir. Kural 8, devamlı bir gözün, bu henüz ortaya çıkmamış düşmanı aramasını içerir. Savaş uçakları bu yüzden hava savaşı esnasında ikili formasyonda uçar, birbirlerinin arkasını kollamak için (örnek: 2. Dünya Savaşı Luftwaffe'de kullanılan "Rotte" düzeni)

Son olarak nispeten düşük kalitedeki uçağı kullanan yüksek eğitimli pilot her zaman için daha kaliteli uçağı kullanan ortalama pilottan daha avantajlıdır.

Not: Falkland Savaşı'ndaki hava muharebeleri için http://www.acig.org/artman/publish/article_158.shtml adresini tavsiye ediyorum

Etiketler: , , , ,