18 Şubat 2010 Perşembe

The Bosphorus Blue


Hava Harp Okulu'nun düzenlediği "Tasarla Yap Uçur" yarışmasının ilanını görünce geçmişe döndüm, üniversitedeki ilk yılımın sonuna...

İTÜ Uçak ve Uzy Bilimleri Fakültesi'nden bir grup öğrenci olarak, American Institute of Aeronautics and Astronautics'in (AIAA) 2000-2001 yılı için düzenlediği Design-Build-Fly yarışmasına katılmıştık. Ben de üniversite birinci sınıfın sonunda bu küçük ama hevesli tasarım ekibine katıldım. Türkiye'nin ilk özgün İnsansız Hava Aracı'nı (İHA) üreten şirket olan Elektrik Elektronik Sistemler A.Ş. ise projemize sponsor oldu, tesislerini ve malzemelerini kullanmamıza izin verdi. 

Projemizin adı "The Bosphorus Blue", yani "Boğaz Mavisi" idi.

Uçağımızın, yarışma kuralları uyarınca ilk görevinde belli bir miktar çelik top ve ikinci sortide tenis topu taşıması gerekiyordu. İki sorti peş peşe yapılmak zorundaydı ve iki payload (faydalı yük) arasında geçiş yapmak için çok kısıtlı bir süre vardı. Biz çekmece tipi bir gövde yapısı tasarlamıştık; uçağın burnu iki ray vasıtası ile koalayca çıkıyor ve payloadlar kolayca takılabiliyordu.

Motorlar doğal olarak Rotax'tı; piyasada neredeyse tekel zaten. Ancak -şu anda tam veriler hafızamda değil- inanılmaz sıkı kısıtlamalar nedeniyle her bir gramın ve amperin hesabını yapmak zorundaydık: berbat bir optimizasyon sorunuydu. Piller ağırlığı çok artırıyordu ve yeteri kadar güç üretecek kadar pili bir araya toplarsak bu sefer uçağın ağırlığı aşırı artıyordu. İniş takımlarını her inişte kırılabilecek kadar hafif ama kolayca değiştirilebilecek kadar da basit tasarlamayı bile düşündüğümüzü hatırlıyorum. İşimizi çok rahatlatacak olan ve S-70'lerin pallerinde kullanıldığını öğrendiğimiz karbon fiberlerin maliyeti ise evlat acısı gibiydi. O yıllarda cam elyaf, epoksi vb malzemeyi yurt içinden temin etmek şimdiki gbi basit ve ucuz değildi; şimdi sanırım özellikle Tuzla'da çok rahat bulunabiliyor.

Bize her türlü desteği veren EES'de o dönem, TAI'de dahi bulunmayan know-how vardı. The Bosphorus Blue'dan arta kalan zamanlarımızda artık malzemelerle mikro uçaklar yapıyorduk, bir oda içinde uçabilen kullan-at tipi RC modeller. Aynı zamanda İHA kontrol simülatörümüz vardı, farklı tipte İHA ve R/C uçakları bilgisayar ortamında uçurup deneyim kazanıyorduk (=oynuyorduk)

Bizden sonraki yıllarda gerek üniversite gerek sanayi gerekse devlet bu tür yarışmaların önemini kavradı ve kesenin ağzını açmaya başladı. ATA serisi uçaklar hala her sene AIAA'nın yarışmalarına katılmakta. 2.lik dahil güzel başarılar kazanıldı. Bu yarışmalarda rol alan gençlerin çoğunu da sektör hemen kapıyor zaten. Bu ekiplerin üyeleri havacılık ve savunma sanayiinde çok güzel konumlara geldiler.

The Bosphorus Blue'nun akıbeti? Test uçuşlarını başarıyla gerçekleştirdi. Ancak yarışmada, galiba ilk sortide çok kötü bir şekilde yere çakıldı ve diskalifiye oldu. DBF'nin son derece katı kurallarının bulunduğu proje raporu etabından çok iyi bir puan aldık.

Hani eskiden Milli takımımızın "şerefli mağlubiyetler" dönemi vardı ya, aynı onun gibi.. US Naval Academy, MIT bile diskalifiye olmuştu o yarışmada :)

EES'nin akıbeti?

Tasarlayıp ürettiği ve döneminde yabancı muadilleri arasında performans açısından çok iyi bir yere sahip İHA'lar, Türkiye'de ilgi görmedi. Bir süre sonra da iflas etti.

Aşağıdaki fotograflarda "The Bosphorus Blue"nun üretimden çıkmış, test uçuşlarından önceki hali görülüyor. Arka planda ise EES'nin taktik İHA'ları.


 
 




Etiketler: , , , ,

17 Şubat 2010 Çarşamba

Tasarla Yap Uçur 2010

Amerikan Havacılık ve Uzay Enstitüsü'nün (American Institute of Aeronautics & Astronautics; AIAA) her sene düzenlediği bir uçak tasarım yarışması var, adı Design Build Fly (DBF).

Bu yarışmada, katılan üniversitelerin takımları uzaktan kumandalı bir uçak ile, içeriği her sene değişen görevleri başarmaya çalışıyorlar. Bu görevler genelde belli bazı yükleri taşıma, belli manevraları gerçekleştirme, belirlenmiş elektrik, mekanik ve yapısal sınırların içinde kalma ve zamana karşı yarış şeklinde oluyor. Toplam puan ise hem bu kriterleri karşılama oranı hem de proje raporunun içerik ve niteliğine göre belirleniyor.

DBF yarışması, uçak - uzay ve havacılık mühendisliği öğrencilerine ekip çalışması, proje yönetimi ve havacılık mühendisliğinin temelleri hakkında çok değerli tecrübeler kazandırıyor. Zaten bu yüzden de bu yarışmanın esas amacı kazanmak değil, başarılı bir ürün ortaya koyup en azından tekerlerini yerden kesebilmek.

İTÜ Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi'nde öğrenci iken, DBF 2000 yarışmasına katılan "The Bosphorus Blue" ekibinin bir üyesiydim. Uçağımız çok büyük bir başarı kazanmadı ancak bu proje bana ve ekip arkadaşlarıma büyük tecrübeler kazandırdı.

İşte bu yarışmanın faydalarını ve potansiyelini iyi değerlendiren Hava Harp Okulu, DBF'yi Türkiye'ye, Türk mühendislik öğrencilerine yönelik olarak uyarladı ve "Tasarla Yap Uçur" yarışmasını düzenledi. Bu yarışma havacılık ve savunma sanayiine yönelik olarak yetişmiş ve tecrübeli mühendis yetiştirmesine ilaveten, havacılık merak ve sevgisini perçinleme görevini de üstleniyor. Özellikle İnsansız Hava Araçları (İHA) konusunda kendisine uzun vadeli bir yol haritası çizmeye çalışan Türkiye için bu tür bir ulusal yarışma son derece önemli. Desteklenmesi ve yaşatılması gerekiyor.

Düşünen, düzenleyen ve destekleyen başta Hava Harp Okulu olmak üzere tüm şahıs ve kurumlara teşekkürler...

Not: TYU 2010 ile ilgili ayrıntılı bilgiye http://www.hho.edu.tr/tyu2010 adresinden ulaşabilirsiniz.

Etiketler: , , ,

10 Ekim 2009 Cumartesi

İnsansız Hava Araçları: Nereden nereye?

Defpro'daki iki bölümlük "The Emergence of UCAV Systems" (İnsansız Muharip Hava Araçlarının Yükselişi" başlıklı makale, İnsansız Hava Aracı (İHA) ve İnsansız Muharip Hava Aracı (İMHA) sistemlerinin geleceği, teknolojiler ve projelerle ilgii güzel bir derleme sunmuş. Konuyu toparlamak ve genel bir fikir edinmek adına tavsiye ederim.

The Emergence of UCAV Systems (Part 1)

The Emergence of UCAV Systems (Part 2)

Etiketler: , , , , ,

16 Haziran 2009 Salı

Haftalık Bakış #9: Bir Süreç Yönetimi Olarak Ağ Merkezli Muharebe

Haftalık Bakış #9: Bir Süreç Yönetimi Olarak Ağ Merkezli Muharebe

Bir savunma sistemi alalım. İlerleyen satırlarda ortaya çıkacak ki, aslında ele aldığımız ürünün bir “savunma” sistemi olması o kadar da elzem değil. Otomotiv, elektronik, mobilya vb de olabilir.

Ama biz “savunma”dan gidelim (”saldırı”dan değil!)

Bu bir insansız hava aracı olsun. İstihbarat, keşif ve gözetleme (ISR: Intelligence, Reconnaissance and Surveillance) görevlerinde kullanılacak bir İHA.

Bu sistemi silahlı kuvvetler envanterine alıp kullanıma sokup kullanmak ve daha sonra emekliye ayırıp hurdalığa göndermek, birbirini takip eden süreçler silsilesini gerektirir. Bu süreçler kabaca şu şekilde özetlenebilir:

1. Konsept belirleme

2. Endüstriyel tasarım

3. Üretime yönelik tasarım

4. Testler

5. Seri üretim

6. Operasyon

7. Hizmetten alım / emekliye ayırma

Konsept belirleme aşamasında ihtiyacınızı belirlersiniz. Harekât ihtiyaçlarınız üründen beklentilerinizi de şekillendirir. (MALE mi? HALE mi? Görev sistemleri nedir? vs)

Endüstriyel tasarımda sistemin “kabasını” ortaya çkartırsınız (kaç motorlu olacak, kanat açıklığı nedir, uçuş irtifası nedir, ağırlıklar nedir vs)

Üretime yönelik tasarım en kritik aşamalardan biridir. Burada artık sistemin tüm ayrıntıları şekillenmiş olur. Buradan sonra sistem üzerine yapılacak bir tasarım değişikliği, bundan önceki aşamalardan çok daha fazla maliyet getirir.

Test aşamasında sisteminizin çeşitli prototiplerini üretirsiniz. Çeşitli uç durumlarda ve görev senaryolarında denersiniz, belirlediğiniz kriterlere uyup uymadığını, ihtiyaçlarınızı karşılayıp karşılamadığını ölçersiniz, parametrik yöntemlerle.

Seri üretim ise alt aşamalardan oluşur. Ön seri üretim, kısıtlı seri üretim, tam kapasite gibi: Doğrudan kullanıcıya teslim edilecek sistem montaj hattından çıkmaya başlamıştır.

Operasyon aşamasında artık sistemi kullanıma almışsınızdır. Kullanımda edinilen tecrübeler gelişen ihtiyaçlar, yeni görevler, teknolojideki gelişmeler gibi nedenlerle sistem üzerinde tadilat, yenileme, modernizasyon gibi ihtiyaçlarını olabilir. Bu durumda döngünün başına dönüler.

Ve emeklilik… Sistemin hangi süreçte kullanımdan ayrılacağını, onu kullanan, bakımını yapan, üreten vb kurum ve personelin ne yapacağını, sistemin tamamen ortadan kalkacağını mı, yerini başka bir sistemin mi alacağını, kullanımdan alınan sistemin hurdaya mı, başka bir kullanıcıya mı gönderileceğini vb analiz etmeniz, belirlemeniz gerekir. Bir takvim ve bütçe hesaplamak durumundasınızdır, ki emeklilik ve geçiş süreci kabiliyetinizde bir eksilmeye neden olmasın.

Tamam, sistemi tasarladık, ürettik, kullandık ve attık. Ama biz bu sistemi nasıl kullandık?

İHA’dan gidiyorduk değil mi?

Biz bu İHA’yı ISR görevleri için kullanacağız. İHA’lar belli bir bölge üzerinde uçup gördükleri her şeyi yer istasyonuna aktaran “uçan göz”ler değildir. İHA’lar “bakar”; “görme” ise, aynı insanın görme duyusu gibi belli bir mekanizma ve sürecin sonucudur.

Şöyle ki:

1. Talep

2. Görev

3. Toplama / elde etme

4. İşleme

5. Dağıtım ve Durumsal Farkındalık oluşturma

6. Analiz

7. Arşivleme

Açalım:

Dağda özel kuvvet askerleriniz var, onların ötesinde iki üç tane komando timiniz var, yaylada mekanize taburunuz var, düşman hakkında istihbarat toplayan ajanlarınız var, bir köyün çevresindeki sulak arazilerle ilgili rapor hazırlayan DSİ ekibiniz var, kıyıdaki yasadışı göçle mücadele etmeye çalışan Sahil Güvenlik botlarınız var, kaçakçıları kıstırmaya çalışan emniyet özel harekat unsurlarınız var, düşman tatbikatını izleyen deniz kuvvetleri gemileriniz var, sınırları kontrol eden jandarmanız var…. Bunların hepsinin, muhtemelen aynı anda istihbarat görüntüsüne ihtiyaçları var. Bunların hepsinin aynı anda oluşan talepleri var. İşte ilk aşama, yani “Talep”.

“Görev” aşamasında ise merkezi sinir sistemine ulaşan bu talepler değerlendirilirler ve sıralamaya alınırlar. Aciliyet durumu nedir? Ne zaman isteniyor: Hemen şimdi mi, mümkün olan en kısa zamanda mı, 3 gün sonra mı? Hangi talep kaynağının yakınlarında hangi İHA uçmakta? Hangi İHA o an nerede, hangisi ne zaman havalanacak? Kaç tanesi uçmaya müsait, kaç tanesi bakımda? vs vs vs Bunun gibi sayısız soruların yanıtları, Görev emrini oluşturur. İHA’yı kontrol eden birime denir ki “şu şu zamanda şu şu bölgede şu şu bilgileri topla”

Görevi alan İHA, bilgiyi toplar. Görevin niteliği ve bulundurduğu görev sistemine göre: Elektrooptik sensör, radar, ELINT / SIGINT, telsiz vb. Topladığı ham verileri kontrol istasyonuna iletir.

Bundan sonra, bu ham veri, ilgilere, daha doğrusu talep eden birimlere dağıtılır (”Dağıtım”) ve işlenirler. Anlamlı hale getirilir, analizde ya da görevde kullanılırlar. Düşmana doğru ilerleyen mekanize tabur, düşman unsurlarının konum ve yönlerini, nicelik ve niteliklerini tespit ve teşhis eder, DSİ ekibi arazi yapısını çalışır, Sahil Güvenlik birimleri kaçak geminin adını, milliyetini, tonajını, kaç tane kaçak göçmen taşıdığını tespit eder ve arşivler, en yakın bota müdahale için emir çıkartır… gibi… “Analiz” edilir yani veri, işe yarayacak şekle getirilir.

Ve bu bilgiler ileride tekrar kullanılmak üzere depolanır: “Arşiv”

İHA, uydu vb ISR platformlarına yönelik olarak şekillenmiş bu süreç farklı sistemler için tadil edilebilir. Mesela bir savaş gemisinin harekatları için yukarıdaki maddelerin içeriklerinin farklı olacağı aşikârdır.

Sonuç olarak,

bir sistemi tedarik etmeye niyetlenmeden önce, iki sürecin tasarımı son derece dikkatli, titiz bir şekilde yapılmalıdır: Yaşam döngüsü (life cycle) süreci ve harekât süreci. Bu süreçler tanımlanmadan, sistemin yeri, görevi, amacı netleştirilmeden, başka bir ifade ile amaç - araç uyumu sağlanmadan yapılacak bir ArGe ve tedarik faaliyetinin başarıya ulaşması mümkün değildir.

Ağ Merkezli Muharebe kavramı, çok sayıda farklı tipte platformun birbiri ile çift yönlü etkileşimde bulunarak ve uyum için çalışarak, yek bir vücut halinde hareket etmesini tanımlıyor. Modern orduların önündeki görevler ve hızla evrilen ortam koşulları, bu ağsal yapının mümkün olan en maliyet etkin biçimde çalışmasını zorunlu kılıyor. Dolayısıyla bu ağın içine monte edilecek her unsurun (İHA, sabit ve döner kanatlı her tür uçak, gemi, kara araçları, muhabere ve komuta kontrol sistemleri vb) birbiri ile etkileşimi, ağın içindeki yeri ve görevi analiz edilmek durumunda. Başa dönüyoruz: anılan iki esas süreç berrak biçimde tanımlanmış olmalıdır.

Bu ise, sistemlerin münferit olarak değil, bir nevi Lego parçası imişçesine ele alınarak geliştirilmesini ve tedarik edilmelerini gerektiriyor. Somut bir ifade ile, bir İHA’yı tek başına geliştirmek ve uçurmak bir anlam ifade etmiyor. Bu İHA’nın diğer unsurlarınız ile, mesela bir Sahil Güvenlik gemisi ile nasıl iletişim kuracağını tasarladınız mı? Ulusal hava savunma komuta kontrol ağına nasıl entegre olacağını düşündünüz mü? Piyadenizin muhabere ve görüntüleme sistemleri ile uyumlu çalışacak mı? Üzerindeki sensörler sizin muhabere altyapınıza ham veriyi basabilecek mi? Gibi yüzlerce, binlerce soru…

Bu sorulara cevap verebildiğiniz ölçüde anlamlı bir ağ yapıyı inşa edebilirsiniz.

Yoksa 1990?ların başlarında Irak‘ın da HEİK (Adnan 1 ve Bagdad 1) ve İHA (Al Yamama, Al Musavara) sistemleri vardı…

Etiketler: , , , , ,

22 Nisan 2009 Çarşamba

Haftalık Bakış #6: Ağlarla Donatılan Savaş Alanları


Ağlarla Donatılan Savaş Alanları

Son yıllarda savunma sistemleri ile ilgili değerlendirme, haber yorum ve sair yazılarda sıkça adı geçen bir kavram var: Ağ Merkezli Muharebe (Network Centric Warfare). Bu kavrama eşlik eden ve klişeleşmeye başlayan pek çok da terim bulunuyor: “Transformation”, “Situational Awareness”, datalink gibi. Peki nedir bunlar? Nedir bu kavramların ifade ettiği şey?

Aslında çok yeni ya da devrimsel şeyler değil. Bir örnek üzerinden gidelim:

"Black Hawk Down" filmini izleyenler anımsayacaktır: Mogadişu şehir merkezine harekâta gitmekte olan ABD özel kuvvet helikopterlerini gözleyen küçük bir Somalili çocuk, Farah Aidid'e bağlı militanlara telefonla haber verir. Helikopterler Mogadişu banliyölerinin üzerinden geçerken birden ilerlerinde kesif siyah dumanlar belirmeye başlar. Helikopterlerden birindeki bir ABD askeri diğerine "bunlar nedir?" diye sorar, aldığı cevap militanların lastikleri yakarak Amerikalılar'ın geldiklerini haber verdikleridir.

Bu durumu madde madde irdeleyelim:

1. Kent merkezini savunan ve dağınık biçimde mevzilenmiş unsurlar, tehdidin geliş yönüne, sayısına, gücüne göre değişen miktarda lastik yakarak diğer unsurlara haber vermektedir.

2. Dolayısıyla savunan unsurlar arasında şu bilgileri kapsayan bir veri alış verişi gerçekleşmektedir:

- Düşmanın yaklaştığı,
- Düşmanın yönü,
- Düşmanın hızı,
- Düşmanın sayısı ("kalabalık", "orta", "az")

3. Saldıran unsurun, bu bilgi alışverişinin niteliğinden haberdar olma ihtimali ortalamanın üzerinde olmakla birlikte, farkındalık kesin değildir (yerel çatışmalardan kaynaklanma tahmini, yangın, yağma vb kanılar)

4. Saldıran unsur, amacını anlasa bile bu bilgi alışverişi kesme imkanına sahip değildir. Zira:

4a. Sürpriz faktörü kaybedilmiştir,
4b. Bilgi alışverişinin kesilmesi için lastik ateşlerinin söndürülmesi gerekmektedir. Bunun için de ateş civarına kuvvet sevk edilmelidir. Maliyet - etkin bir çözüm olamayacağı açıktır.

5. Yukarıda sayılan bilgiler duman vasıtasıyla iletilmektedir. Yakılan lastiklerin oluşturduğu duman, çevre unsurlar tarafından görülebilecek yoğunluk ve yüksekliğe erişene kadar geçecek süre ("settling time") görece oldukça kısadır ve "sistem"in "kararlı hale" ulaşmasından (dumanın çevre unsurlar tarafından görülmeye başlaması) itibaren veri iletim hızı ışık hızına eşittir. Yani veri iletimi son derece hızlıdır.

6. İletilen bilgilerde herhangi bir savunan unsurun işine yaramayacak veri bulunmamaktadır. Bölgede dağınık olarak bulunan tüm savunan unsurların savunmalarını plan ve icra edebilmeleri için ihtyaç duydukları asgari bilgiler iletilmektedir.

Sonuç itibariyle, bireysel ya da grup olarak geniş bir coğrafi alana dağılmış dost unsurlar birbirleri ile süratli, verimli ve kesilemeyen bir bilgi iletim ağı ile bağlıdırlar.

İlkel de olsa -ki işlevsellik açısından kanımca hiç de ilkel değildir- son derece etkin bir Ağ Merkezli Muharebe örneğidir bu araba lastiği dumanları.

Yani bir başka deyişle Ağ Merkezli Muharebe (AMM), savaş alanındaki unsurların birbirleri ile görünmez bir muhabere bağı ile bağlanmasını ifade eder. Daha da açmak gerekirse:

Savaş alanındaki dost unsurlar herhangi bir veri aktarım yolu ile (görsel, işitsel, elektromanyetik vb) birbirlerine bağlılarsa, birbirleri ile gerçek ya da koşullar ve imkanlar dahilinde gerçeğe yakın ("yakın"lık kriteri doğrudan teknolojik kapasite ile de ilintilidir) zamanlı iletişim kurabiliyorlarsa ve bu iletişim, plan ve eylemlerini etkileyebilecek kıymette ise Ağ Merkezli Muharebe icra edilmektedir denebilir.

Teknolojik imkan ve kabiliyetler Ağ Merkezli Muharebe konseptinin kapsam, amaç ve özünü değil, işleyiş şeklini ve usûllerini etkiler. 17. yüzyıl kalyonları birbirleri ile flama ile, 20. yüzyıl firkateynleri Link11 ile haberleşebilirler. Ancak paylaştıkları bilgilerin pek çoğu değişmemiştir: "kendi durumları", "düşmanın durumu" gibi...

Ağ Merkezli Muharebe'yi bu kadar ön plana çıkaran ve odak noktası haline getiren şey, yukarıda da değindiğim gibi 21. yüzyılın değişen tehdit ortamı, teknolojik gelişmeler ve daralan savunma bütçelerinin dikte ettirdiği maliyet - etkinlik zaruriyetidir.

Dolayısıyla şu anda kullanılmakta olan "Ağ Merkezli Muharebe" (Network Centric Warfare) kavramı, aslında varolan bir olgunun, günümüz konjonktürü içerisinde ve günümüz (hatta daha doğrusu yarınımız) teknolojisi ile yeniden tanımlanmasıdır.


Ağ Merkezli Muharebe (AMM) temelde, silahlı kuvvetlerin, Bilgi Çağı’na cevabıdır. AMM kavramı genel olarak unsurları bir ağ yapısı ile birbirine bağlanmış bir silahlı gücün strateji, taktik, prosedür ve operasyonlarını etkili ve sonuç alıcı bir biçimde uygulaması olarak tanımlanabilir.

AMM kavramının temelinde, iletişim ve komuta kontrol bağlamında klasik hiyerarşik yapının aksine, tüm unsurların birbiri ile iletişimde olduğu bir yapı yer almaktadır. Klasik yapılanmada bir çeşit ast-üst ilişkisi çerçevesinde bilgi sadece yukarıdan aşağıya ya da aşağıdan yukarı akar. Zaman-etkin değildir.

Hiyerarşik yapının aksine yoğun ağ mimarisi, duruma ve ihtiyaca göre en verimli bilgi iletişimine olanak sağlamaktadır. Ancak hiyerarşik yapıda söz gelimi en uç hattaki iki unsurunu birbiri ile iletişimi için zaman, bant genişliği gibi değerlerin israfına neden olabilecek bir veri aktarım trafiği gerekmektedir. Ağ odaklı mimari bu gereksiz trafiği en aza indirgemekte, sadeleştirmektedir.

Esasen AMM, tanımladığı olgu açısından yeni bir kavram değildir. Ancak sunduğu yenilik, bilişim teknolojilerinin uzay sistemleri ile bileşimini kullanarak, muharip unsurların bilgi hakimiyeti ile savaşmasını sağlamasıdır. Söz gelimi basitleştirilmiş bir bakış açısı ile, birbirleriyle bayrak ve flamalar aracılığıyla haberleşen bir kalyon filosu ya da telsiz aracılığıyla topçu ateşini yönlendiren bir ileri gözetleme subayı Ağ Merkezli Muharebe icra etmektedir denebilir. Her iki durumda da muharip unsurlar birbirlerine görsel, işitsel ya da diğer vasıtalarla bağlanmıştır, bilgi alışverişi yapmaktadırlar ve değerlendirdikleri bilgi neticesinde karar verilen eylemleri icra etmektedirler.

Ancak modern anlamda AMM, savaş alanında, hatta günümüz şartlarına uygun bir tanımlama ile “savaş uzayında” geniş bir alanda yayılmış tüm unsurların birbiri ile gerçek ya da gerçeğe yakın zamanlı çift yönlü iletişimini tanımladığı gibi, durumsal farkındalık (Situational Awareness) ve muharebe etkinliğini artırıcı bir niteliğe sahiptir. Bu katma değerler, bilişim teknolojilerinin gelişimine paralel olarak artış trendi göstermektedirler. Dolayısıyla AMM doktrini, bilişim, ekonomi ve üretim proseslerindeki devrimle bağlantılı olarak gelişen üç etkene bağlı olarak gelişmektedir. Bu üç unsur şöyle sıralanabilir:

1. Platformdan ağa doğru kayan odaklanma,

2. Sistemin her bir aktörünü bağımsız olarak ele almaktan ziyade devamlı surette kendini ortama adapte edebilen bir ekosistemin parçası olarak algılama,

3. Devamlı olarak değişim halindeki ekosistemlerde adaptasyon ve varlığını koruma kabiliyetini haiz olma.

Savaş uzayı, dinamik bir ortam olarak ele alınırsa, bu ortamda bulunacak her bir unsurun ve bu unsurların bir ağ ile birbirlerine bağlanarak oluşturacakları yapının da dinamik bir yapıda olması zorunluluğu açıkça ortaya çıkar. Dolayısıyla bu yapı hem kendi içinde, hem de içinde bulunacağı ortam ile sürekli etkileşim halinde bulunmalıdır. Bulundurduğu sensörlerle dış dünyayı algılayacak, algılanan bilgileri uygun unsurlara iletecek, bu bilgileri değerlendirecek ve uygun eylem için uygun unsurlara komut verecektir.

Piyadeden keşif gözlem ve iletişim uydusuna kadar tüm kara, hava, deniz ve uzay unsurlarının birbirleri ve düğüm noktaları ile bağlandığı bu mimari esneklik, kolay onarılabilirlik ve sürat gibi avantajları beraberinde getirmektedir.

Yapı içindeki her bir unsur, sensör ya da durum bilgisi olsun silah kullanımı olsun, diğer unsurlarla etkileşim içinde hareket etmektedir. Söz gelimi bir balistik füzenin tespit ve imhası senaryosunda keşif – gözetleme uydusu, HEİK (Havadan Erken İhbar ve Kontrol) uçağı, İHA ve yer radar / gözlem istasyonları hedef tespit ve teşhis; hava savunma sistemleri ise imha zincirlerinin parçalarıdırlar. Balistik füzenin tespitinden imhasına kadar geçen süreç içerisinde, görevin başarılabilmesi için tüm unsurların etkin, verimli ve süratli bir etkileşim içerisinde bulunmaları şarttır. Diğer bir deyişle anılan unsurların oluşturduğu ağ odaklı yapı, yekpare bir vücut gibi hareket etmek zorundadır. Her bir unsur topladığı verileri diğer unsurlar ve düğüm noktaları ile paylaşarak yapının bir sistem, diğer bir deyişle “sistemler sistemi” olarak başarılı bir şekilde çalışmasına katkıda bulunur.

Doğaldır ki, bu tür bir mimari içerisinde yer alacak unsurların ihtiyaç tanımları, plan ve projelendirilmeleri ile yapıdaki yer ve görevlerinin belirlenmeleri, diğer unsurlarda soyutlanmış bir biçimde gerçekleştirilemez. Yukarıdaki örnek devam ettirilecek olursa, söz gelimi bir HEİK ihtiyacına yönelik olarak HEİK uçağının radar ve sair sensörlerinin özellikleri, uçağın havada kalış süresi, menzil ve irtifa kısıtları, ihtiyaç adedi, hizmet ömrü gibi parametrelerin hesaplanması doğrudan ve dolaylı olarak diğer unsurların planlanan yapıdaki yer ve görevlerine bağlıdır. Nasıl ki operasyon esnasında mutlak başarı, etkinlik ve verimlilik için ağın her bir elemanı bir biri ile etkileşim içerisinde bulunmak zorunda ise, bu elemanların ağa entegre edilmeleri sürecinde de aynı etkileşim ve iletişim anlayışı korunmak durumundadır. Nitekim, “bütün, parçaların toplamından fazlasıdır”.

Etiketler: , , ,

02 Ocak 2009 Cuma

Ağ Merkezli Muharebe Üzerine Notlar - I


Soğuk Savaş’ın sona ermesi, dünya jeopolitik sistemini ve doğal olarak askeri taktik ve stratejileri, organizasyonları ve sistem ihtiyaçlarını kökünden değiştirmiştir. Çift kutuplu dünyanın belirgin tehditlerinden, tek kutuplu dünyanın belirsizlik ortamına bu geçişte, daralan savunma bütçeleri, gelişen teknoloji ve iletişim olanakları, sosyo – ekonomik olgulara paralel olarak artan yerel çatışma ve terör eylemleri, 21. Yüzyılın başında askeri planlamacılara, bir önceki yüzyılınkinden tamamen farklı bir meydan okuma sunmuştur.

1991 yılındaki 1. Körfez Savaşı’ndan 11 Eylül sonrası döneme kadarki süreçte büyük bir ivme ile gelişen askeri teknoloji, bu döneme kadarki tüm plan, taktik ve stratejilerin de evrim geçirmesini zorunlu kılmıştır. Bilgi – işlem ve elektronik gibi alanlardaki hızlı gelişim; daha uzun menzillerden daha hassas saldırılar yapmayı, askeri unsurlar arasında daha etkin ve süratli iletişim kurmayı, iş yükünü daha az personele yükleyerek etkin otomasyon sağlamayı ve personeli daha fazla korumayı mümkün kılabilmiştir. Soğuk Savaş sonrası yok olan çift kutuplu dünya ve bunun sonucu olarak daralan savunma bütçeleri ile birleştiğinde bu durum, orduları maliyet – etkin ve modern güçleri idame ettirme hedefine yöneltmiştir.

Maliyet – etkinlik ve teknolojik üstünlük kıstasları, 21. Yüzyılın değişen tehdit ortamı ile birleşince, stratejik seviyeden taktik seviyeye tüm katmanlarda yeniden yapılanmayı zaruri kılmıştır. Bu yeni yapılanma, tüm unsurların birbiriyle ve merkezle daimi ve çift yönlü iletişim halinde bulunduğu, bilgiyi paylaşarak bir kuvvet çarpanına dönüştüren ve sonuç olarak muharebe görevini, nicel olarak görece daha küçük bir yapı ile daha etkin biçimde yerine getirme kabiliyetini haiz bir güç tasarımını içermektedir. “Muharebe uzayı” (Battlespace) olarak da adlandırılan ve kara, deniz, hava, uzay unsurlarını birbirine bağlayan bu yapı, Ağ Merkezli Muharebe’nin (Network Centric Warfare) temelini oluşturur.

Birbiri ile çift yönlü iletişim halinde bulunan tüm undurların bir araya gelerek oluşturacakları yapının planlanması, organizasyonu, idamesi ve işletmesi; daha önce karşılaşılmamış bir meydan okuma olarak karşımıza çıkmaktadır. Zira bir “sistemler sistemi” olarak Ağ Merkezli Muharebe doktrini, en ön saflardaki muharip unsurdan, hiyerarşinin en tepesine kadar birbiriyle girift ilişkiler yumağına sahip katmanları içermektedir. Bu katmanları oluşturan her türlü muharebe ve C4ISR (Command, Control, Communications, Computers, Intelligence, Surveillance, Reconnaissance; Komuta, Kontrol, Muhabere, Bilgisayar, İstihbarat, Gözlem, Keşif) unsurunun ihtiyaç tanımı, planlanması ve tedariği için yaratıcı, devrimsel ve teknolojinin getirdiği olanaklardan sonuna kadar faydalanan stratejilerin geliştirilmesi ihtiyacı mevcuttur.

Ağ Merkezli Muharebe temelde, silahlı kuvvetlerin, Bilgi Çağı’na cevabıdır. [1] Ağ Merkezli Muharebe kavramı genel olarak unsurları bir ağ yapısı ile birbirine bağlanmış bir silahlı gücün strateji, taktik, prosedür ve operasyonlarını etkili ve sonuç alıcı bir biçimde uygulaması olarak tanımlanabilir.

Ağ Merkezli Muharebe’nin temelinde, klasik hiyerarşik yapının aksine, tüm unsurların birbiri ile iletişimde olduğu bir yapı yer almaktadır.

Hiyerarşik yapının aksine yoğun ağ mimarisi, duruma ve ihtiyaca göre en verimli bilgi iletişimine olanak sağlamaktadır. Ancak hiyerarşik yapıda söz gelimi en uç hattaki iki unsurunu birbiri ile iletişimi için zaman, bant genişliği gibi değerlerin israfına neden olabilecek bir veri aktarım trafiği gerekmektedir. Ağ odaklı mimari bu gereksiz trafiği minimize etmektedir.

Esasen Ağ Merkezli Muharebe, tanımladığı olgu açısından yeni bir kavram değildir. Getirdiği yenilik, bilişim teknolojilerinin uzay sistemleri ile bileşimini kullanarak, muharip unsurların bilgi hakimiyeti ile savaşmasını sağlamasıdır.[3] Söz gelimi basitleştirilmiş bir bakış açısı ile, birbirleriyle bayrak ve flamalar aracılığıyla haberleşen bir kalyon filosu ya da telsiz aracılığıyla topçu ateşini yönlendiren bir ileri gözetleme subayı Ağ Merkezli Muharebe icra etmektedir denebilir. Her iki durumda da savaş uzayı unsurları birbirlerine görsel, işitsel ya da diğer vasıtalarla bağlanmıştır, bilgi alışverişi yapmaktadırlar ve değerlendirdikleri bilgi neticesinde karar verilen eylemleri icra etmektedirler.

Ancak modern anlamda Ağ Merkezli Muharebe, savaş uzayında geniş bir alanda yayılmış tüm unsurların birbiri ile gerçek ya da gerçeğe yakın zamanlı çift yönlü iletişimini tanımladığı gibi, durumsal farkındalık (Situational Awareness) ve muharebe etkinliğini artırıcı bir niteliğe sahiptir. Bu katma değerler, bilişim teknolojilerinin gelişimine paralel olarak artış trendi göstermektedirler. Dolayısıyla Ağ Merkezli Muharebe doktrini, bilişim, ekonomi ve üretim proseslerindeki devrimle bağlantılı olarak gelişen üç etkene bağlı olarak gelişmektedir. Bu üç unsur şöyle sıralanabilir:

• Platformdan ağa doğru kayan odaklanma,
• Sistemin her bir aktörünü bağımsız olarak ele almaktan ziyade devamlı surette kendini ortama adapte edebilen bir ekosistemin parçası olarak algılama,
• Devamlı olarak değişim halindeki ekosistemlerde adaptasyon ve varlığını koruma kabiliyetini haiz olma. [1]

Savaş uzayı, dinamik bir ortam olarak ele alınırsa, bu ortamda bulunacak her bir unsurun ve bu unsurların bir ağ ile birbirlerine bağlanarak oluşturacakları yapının da dinamik bir yapıda olması zorunluluğu açıkça ortaya çıkar. Dolayısıyla bu yapı hem kendi içinde, hem de içinde bulunacağı ortam ile sürekli etkileşim halinde bulunmalıdır. Bulundurduğu sensörlerle dış dünyayı algılayacak, algılanan bilgileri uygun unsurlara iletecek, bu bilgileri değerlendirecek ve uygun eylem için uygun unsurlara komut verecektir.

Piyadeden keşif gözlem ve iletişim uydusuna kadar tüm kara, hava, deniz ve uzay unsurlarının birbirleri ve düğüm noktaları ile bağlandığı bu mimari esneklik, kolay onarılabilirlik ve sürat gibi avantajları beraberinde getirmektedir.[4]

Yapı içindeki her bir unsur, sensör ya da durum bilgisi olsun silah kullanımı olsun, diğer unsurlarla etkileşim içinde hareket etmektedir. Söz gelimi bir balistik füzenin tespit ve imhası senaryosunda keşif – gözetleme uydusu, HEİK (Havadan Erken İhbar ve Kontrol) uçağı, İHA (İnsansız Hava Aracı) ve yer radar / gözlem istasyonları hedef tespit ve teşhis; hava savunma sistemleri ise imha zincirlerinin parçalarıdırlar. Balistik füzenin tespitinden imhasına kadar geçen süreç içerisinde, görevin başarılabilmesi için tüm unsurların etkin, verimli ve süratli bir etkileşim içerisinde bulunmaları şarttır. Diğer bir deyişle anılan unsurların oluşturduğu ağ odaklı yapı, yek bir vücut gibi hareket etmek zorundadır. Her bir unsur topladığı verileri diğer unsurlar ve düğüm noktaları ile paylaşarak yapının bir sistem, diğer bir deyişle “sistemler sistemi” olarak başarılı bir şekilde çalışmasına katkıda bulunur.

Doğaldır ki, bu tür bir mimari içerisinde yer alacak unsurların ihtiyaç tanımları, plan ve projelendirilmeleri ile yapıdaki yer ve görevlerinin belirlenmeleri, diğer unsurlarda soyutlanmış bir biçimde gerçekleştirilemez. Yukarıdaki örnek devam ettirilecek olursa, söz gelimi bir HEİK ihtiyacına yönelik olarak HEİK uçağının radar ve sair sensörlerinin özellikleri, uçağın havada kalış süresi, menzil ve irtifa kısıtları, ihtiyaç adedi, hizmet ömrü gibi parametrelerin hesaplanması doğrudan ve dolaylı olarak diğer unsurların planlanan yapıdaki yer ve görevlerine bağlıdır. Nasıl ki operasyon esnasında mutlak başarı, etkinlik ve verimlilik için ağın her bir elemanı bir biri ile etkileşim içerisinde bulunmak zorunda ise, bu elemanların ağa entegre edilmeleri sürecinde de aynı etkileşim ve iletişim anlayışı korunmak durumundadır. (“Bütün parçaların toplamından fazlasıdır”)



[1] US. Department of Defense, Office of Force Transformation (2005), “The Implementation of Network Centric Warfare”, pp. 3 - 20
[2] Alberts, D., Hayes, R., (2005), “Power to the Edge”, pp. 91
[3] Gray, C. (2005), “Another Bloody Century – Future Warfare”, pp. 143
[4] Anderson, R. (2004), “Physical Vulnerabilities of Critical US Information Systems”, Information Assurance: Trends in Vulnerabilities, Threats and Technologies, pp. 33

Etiketler: , ,

12 Aralık 2005 Pazartesi

Türkiye, Ulusal Güvenlik Sorunları ve TSK Modernizasyon Stratejisi Üzerine bir Denemeye Giriş Denemesi

Türkiye'nin ajandasındaki belli başlı güvenlik sorunları / konuları şu şekilde özetlenebilir:

1. Komşularla ve bölge ülkeleri ile ilişkiler
2. Terörizm
3. Kitle İmha Silahları
4. Uyuşturucu ticareti, insan ticareti / yasadışı göç, kaçakçılık vs.

Bu çerçevede:

1. Türkiye üç kıtanın buluştuğu bir yerde, kavşak pozisyonunda bulunmanın her açıdan bedelini ödemiştir, ödemektedir. Din, tarih, kültür, coğrafya ve bilumum etkenler sebebiyle tarihte her dönem istisnasız birden fazla ülkeyle değişik ölçülerde çatışmıştır. Bu çatışmalar, diplomatik laf sokma desenli mektuplardan meydan savaşlarına, Kurtuluş Savaşı'ndan terörizmle mücadeleye kadar,mümkün olabilecek her şekilde vücut bulmuştur. Ne AB üyeliği ne de başka bir gelişme, kanımca, geleceğe dair bu yöndeki güvenlik sorunlarının bir ya da daha fazlasını ortadan kaldırmaz; sadece öncelik listesindeki yerlerini değiştirebilir (olasılıklarını azaltabilir) Dolayısıyla Türkiye'nin bölgesel anlamda daima belli bir caydırıcılık seviyesini tutturması gerekmektedir. AB ve NATO'nun doğuya doğru genişlemesi ve gelişen ekonomik, kültürel vs bağlar sayesinde, Almanya'nın doğu sınırına dair güvenlik sorunu büyük ölçüde azalmıştır. Bu da Alman Silahlı Kuvvetleri'nde büyük ölçüde niceliksel azalmaya imkan tanımaktadır. Ancak Türkiye'nin içinde bulunduğu gözü kör olmayasıca coğrafya buna izin verecek kadar cömert değildir.

Bu konuda ileriki dönemde Türkiye'ni bolca karşılaşacağı bir başka durum da savaş dışı operasyonlardır. Barışı koruma ve barışa zorlama, insani yardım gibi görevler, gittikçe artan sıklıkta günümüz ordularının sırtına binmektedir. Çevresinde pek çok dini, etnik vb sebeple kaynaklanan kriz ve/veya çatışma bulunan, ilgi ve etki alanı son derece geniş olan Türkiye'nin bu tarz görevlerden kendini soyutlaması mümkün değildir. Savaş dışı operasyon görevleri pek çok kendine has özelliği içinde barındırır. Empati kurma yeteneği bunların başında gelir ve bu, ancak ve ancak bilgiye etkili şekilde ulaşıp onu verimli kullanabilen askerlerin başarabileceği bir şeydir.

Gelişen teknoloji ve evrim geçiren askeri strateji ve doktrinler çerçevesinde 21. yüzyılın orduları da metamorfoza uğramaktadır. Ağ Merkezli Muharebe (Network Centric Warfare) doktrini uydu ve C4I2 teknolojileri, hassaslıkları metre mertebesinin bile altına inen güdüm sistemleri, insansız keşif ve savaş platformları, gerçek zamanlı veri aktarım mimarileri vb artık günümüzün, daha doğrusu geleceğin ordularının başlıca silahları olacaktır. Bu sayede ordular, sayıca çok daha az, ancak son derece iyi yetişmiş ve aynı zamanda birer mühendis-operatör olan askerlerden oluşacak, reaksiyon süreleri büyük ölçüde kısalacak, minimum risk alıp maksimum verimi minimum maliyetle sağlayabilecektir. 21. yüzyılda güçlü ordular caydırıcılıklarını, bilgiye hükmetme ve onu kontrol etme ölçüsünde kazanacaklardır.

Türkiye bölgesel anlamda caydırıcı bir askeri güce sahip olmayı hedefliyorsa bilgi teknolojilerine yatırım yapmalı, bilgiye hükmedecek ve onu en etkin şekilde kullanabilecek askerleri yetiştirmeli, teknoloji-yoğun sistemlere yönelmelidir.

2. Terörizmle mücadele, doğası gereği son derece girift ve karmaşık bir konudur. Sorunun sosyal, ekonomik, kültürel, uluslararası ve askeri gibi pek çok boyutu bulunmaktadır. Dış destek olmadan varlığını devam ettiremeyecek terörist hareketler aynı zamanda güçlü siyasi irade olmadan da kurutulamazlar. Ancak konuya askeri açıdan bakacak olursak terörizmle mücadele ancak ve ancak terörist strateji ve taktiklerin sağlıklı çözümlenmesi ve değerlendirilmesi ile mümkün olabilir. Kırsal veya meskun mahaldeki asimetrik savaş sentezli operasyonların icrası, yoğun bir analiz ve strateji ArGe sürecinden geçtikten sonra yapılabilir. Mücadele de karşı tarafın, yani terörist örgüt veya örgütlerin her adımlarının dikkatle izlenmesini, esnek ve güçlü karşı darbelerin vurulmasını gerektirir. Karakolda veya mevzide piyade tüfeği ile nöbet tutarak terörizmle mücadele edilemeyeceği aşikardır, Türk Silahlı Kuvvetleri bu gerçeği çok acı tecrübelerle öğrenmiştir.

Türkiye terörizmle mücadele için, bu mücadelede en etkili silahların başında bulunan bilgiye ve teknolojiye yatırım yapmalıdır. Askeri açıdan C4I2 hakimiyeti, dağda veya şehirde terörist kovalayan güvenlik güçlerinin elindeki en büyük koz olacaktır. Bu spektrum, mini İHA'lardan uydu görüntüleme ve haberleşme sistemlerini kapsayacak kadar geniştir.

3. Günümüzün küresel anlamda en büyük tehdit unsurları arasında yer alan Kitle İmha Silahları, hem politik hem de askeri açıdan son derece önemli bir güvenlik sorunudur. Bunun en başta gelen sebebi, bu silahların etkilerinin askeri, ekonomik, sosyal ve politik gibi geniş bir yelpazeye yayılabilmesi; buna karşılık maliyetlerinin (etkilerine kıyasla) son derece düşük olmasıdır. 20. yüzyıl, Kitle İmha Silahları'nın son derece vahşice kullanılmalarına sahne olmuştur.

Uzun menzilli füzelerin de yayılmasıyla KİS tehdidi bir ulusal güvenlik sorunu haline gelmiştir. Türkiye'nin bazı komşularının da bu tür silahlara dair teknolojilere yoğun kaynak aktardıkları bilinmektedir. KİS'na karşı tam olarak etkin bir savunma halihazırda mevcut değildir. Bu konuda kanımca ancak iç içe geçmiş çeşitli katmanlardan oluşan bir topyekün savunma yarıküresi" caydırıcı olur. Bu savunma yarıküresinin elemanları istihbarat, haberleşme ve erken uyarı uyduları, uydu - yer haberleşme ve kontrol altyapısı, yer ve hava (AWACS, AGS) konuşlu uzun menzilli tespit-teşhis-komuta-kontrol istasyonları, insansız keşif / gözlem platformları, kısa - orta - uzun menzil ve alçak - orta - uzun menzilli hava savunma sistemleri, C4I2 sistemleri, komuta-kontrol füzyon merkezleri sayılabilir.

Türkiye, hem bölgesel hem de küresel bir tehdit niteliğindeki Kitle İmha Silahları'na karşı etkili bir savunma oluşturmak için komuta-kontrol-tespit-teşhis ve istihbarat sistem ve teknolojilerine, kısaca bir savunma sistemi ve stratejisi olarak bilgi teknolojilerine yatırım yapmalıdır.

4. Günümüzün en büyük sosyal sorunlarından biri olan uyuşturucu, nakliyesi ve ticareti açısından büyük bir güvenlik sorunu arz etmektedir. Türkiye uyuşturucu ticareti güzergahında yer almakta ve bu konuda bir kavşak noktası teşkil etmektedir. Bu, doğrudan ulusal güvenliğimiz açısından bir tehdittir.

Benzer durum insan ticareti ve yasadışı göç konusunda da geçerlidir. Avrupa'nın yüksek refah seviyesine sahip oluşu ve doğudaki savaşlar, düşük yaşam standartları, rejim baskıları vs gibi sebepler, her geçen yıl daha fazla miktarda insanı yasadışı yollardan göçe zorlamaktadır. Bu hem bu göçün yapıldığı güzergah üzerindeki ülkeler, hem de hedef noktaları açısından önemli bir güvenlik sorunudur.

Çoğu açıdan benzer nitelikte bir güvenlik sorunu olan silah ve diğer madde / malzemelerin kaçakçılığı da ekonomik yönden olduğu kadar ulusal güvenlik yönünden de dikkate değer bir tehdittir. Bu trafik, ülkenin ekonomik bekasına ev sosyal yapısına zarar vermektedir. Önlenmesi ve yok edilmesi, kanımca, silahlı kuvvetlerin dolaylı ve çoğu durumda doğrudan müdahalesini gerektirecek kadar çok yönlü ve büyük ölçekli eylem gerektirir.

Bu konuda en başta sınırların fiziki güvenliğinden, deniz ticaretinin ve trafiğinin izlenmesine, kaçakçılık hareketlerinin ekonomik ve fiziki hareketlerinin tespitinden, kaynakları yok etmek için kullanılacak uygun kuvvet yapısına kadar pek çok konuda insanlı ve insansız erken tespit ve teşhis sistemleri, gerçek zamanlı veri aktarımı, gelişmiş C4I2 mimarisi, hızlı, çevik ve yukarıda anılan mimariye entegre platformlar ve konularında son derece yetkin bilgilerle donanmış, profesyonel personele ihtiyaç bulunmaktadır.

Türkiye her türlü kaçakçılıkla ve insan ticaretiyle mücadele etmek ve bölgesindeki ve kendi sınırları dahilindeki "situational awareness"ini artırmak ve idame ettirmek için bilgi teknolojilerine ve bu teknolojileri etkili kullanabilecek personele yatırım yapmalıdır.

Etiketler: , , , , , ,