16 Haziran 2009 Salı

Haftalık Bakış #9: Bir Süreç Yönetimi Olarak Ağ Merkezli Muharebe

Haftalık Bakış #9: Bir Süreç Yönetimi Olarak Ağ Merkezli Muharebe

Bir savunma sistemi alalım. İlerleyen satırlarda ortaya çıkacak ki, aslında ele aldığımız ürünün bir “savunma” sistemi olması o kadar da elzem değil. Otomotiv, elektronik, mobilya vb de olabilir.

Ama biz “savunma”dan gidelim (”saldırı”dan değil!)

Bu bir insansız hava aracı olsun. İstihbarat, keşif ve gözetleme (ISR: Intelligence, Reconnaissance and Surveillance) görevlerinde kullanılacak bir İHA.

Bu sistemi silahlı kuvvetler envanterine alıp kullanıma sokup kullanmak ve daha sonra emekliye ayırıp hurdalığa göndermek, birbirini takip eden süreçler silsilesini gerektirir. Bu süreçler kabaca şu şekilde özetlenebilir:

1. Konsept belirleme

2. Endüstriyel tasarım

3. Üretime yönelik tasarım

4. Testler

5. Seri üretim

6. Operasyon

7. Hizmetten alım / emekliye ayırma

Konsept belirleme aşamasında ihtiyacınızı belirlersiniz. Harekât ihtiyaçlarınız üründen beklentilerinizi de şekillendirir. (MALE mi? HALE mi? Görev sistemleri nedir? vs)

Endüstriyel tasarımda sistemin “kabasını” ortaya çkartırsınız (kaç motorlu olacak, kanat açıklığı nedir, uçuş irtifası nedir, ağırlıklar nedir vs)

Üretime yönelik tasarım en kritik aşamalardan biridir. Burada artık sistemin tüm ayrıntıları şekillenmiş olur. Buradan sonra sistem üzerine yapılacak bir tasarım değişikliği, bundan önceki aşamalardan çok daha fazla maliyet getirir.

Test aşamasında sisteminizin çeşitli prototiplerini üretirsiniz. Çeşitli uç durumlarda ve görev senaryolarında denersiniz, belirlediğiniz kriterlere uyup uymadığını, ihtiyaçlarınızı karşılayıp karşılamadığını ölçersiniz, parametrik yöntemlerle.

Seri üretim ise alt aşamalardan oluşur. Ön seri üretim, kısıtlı seri üretim, tam kapasite gibi: Doğrudan kullanıcıya teslim edilecek sistem montaj hattından çıkmaya başlamıştır.

Operasyon aşamasında artık sistemi kullanıma almışsınızdır. Kullanımda edinilen tecrübeler gelişen ihtiyaçlar, yeni görevler, teknolojideki gelişmeler gibi nedenlerle sistem üzerinde tadilat, yenileme, modernizasyon gibi ihtiyaçlarını olabilir. Bu durumda döngünün başına dönüler.

Ve emeklilik… Sistemin hangi süreçte kullanımdan ayrılacağını, onu kullanan, bakımını yapan, üreten vb kurum ve personelin ne yapacağını, sistemin tamamen ortadan kalkacağını mı, yerini başka bir sistemin mi alacağını, kullanımdan alınan sistemin hurdaya mı, başka bir kullanıcıya mı gönderileceğini vb analiz etmeniz, belirlemeniz gerekir. Bir takvim ve bütçe hesaplamak durumundasınızdır, ki emeklilik ve geçiş süreci kabiliyetinizde bir eksilmeye neden olmasın.

Tamam, sistemi tasarladık, ürettik, kullandık ve attık. Ama biz bu sistemi nasıl kullandık?

İHA’dan gidiyorduk değil mi?

Biz bu İHA’yı ISR görevleri için kullanacağız. İHA’lar belli bir bölge üzerinde uçup gördükleri her şeyi yer istasyonuna aktaran “uçan göz”ler değildir. İHA’lar “bakar”; “görme” ise, aynı insanın görme duyusu gibi belli bir mekanizma ve sürecin sonucudur.

Şöyle ki:

1. Talep

2. Görev

3. Toplama / elde etme

4. İşleme

5. Dağıtım ve Durumsal Farkındalık oluşturma

6. Analiz

7. Arşivleme

Açalım:

Dağda özel kuvvet askerleriniz var, onların ötesinde iki üç tane komando timiniz var, yaylada mekanize taburunuz var, düşman hakkında istihbarat toplayan ajanlarınız var, bir köyün çevresindeki sulak arazilerle ilgili rapor hazırlayan DSİ ekibiniz var, kıyıdaki yasadışı göçle mücadele etmeye çalışan Sahil Güvenlik botlarınız var, kaçakçıları kıstırmaya çalışan emniyet özel harekat unsurlarınız var, düşman tatbikatını izleyen deniz kuvvetleri gemileriniz var, sınırları kontrol eden jandarmanız var…. Bunların hepsinin, muhtemelen aynı anda istihbarat görüntüsüne ihtiyaçları var. Bunların hepsinin aynı anda oluşan talepleri var. İşte ilk aşama, yani “Talep”.

“Görev” aşamasında ise merkezi sinir sistemine ulaşan bu talepler değerlendirilirler ve sıralamaya alınırlar. Aciliyet durumu nedir? Ne zaman isteniyor: Hemen şimdi mi, mümkün olan en kısa zamanda mı, 3 gün sonra mı? Hangi talep kaynağının yakınlarında hangi İHA uçmakta? Hangi İHA o an nerede, hangisi ne zaman havalanacak? Kaç tanesi uçmaya müsait, kaç tanesi bakımda? vs vs vs Bunun gibi sayısız soruların yanıtları, Görev emrini oluşturur. İHA’yı kontrol eden birime denir ki “şu şu zamanda şu şu bölgede şu şu bilgileri topla”

Görevi alan İHA, bilgiyi toplar. Görevin niteliği ve bulundurduğu görev sistemine göre: Elektrooptik sensör, radar, ELINT / SIGINT, telsiz vb. Topladığı ham verileri kontrol istasyonuna iletir.

Bundan sonra, bu ham veri, ilgilere, daha doğrusu talep eden birimlere dağıtılır (”Dağıtım”) ve işlenirler. Anlamlı hale getirilir, analizde ya da görevde kullanılırlar. Düşmana doğru ilerleyen mekanize tabur, düşman unsurlarının konum ve yönlerini, nicelik ve niteliklerini tespit ve teşhis eder, DSİ ekibi arazi yapısını çalışır, Sahil Güvenlik birimleri kaçak geminin adını, milliyetini, tonajını, kaç tane kaçak göçmen taşıdığını tespit eder ve arşivler, en yakın bota müdahale için emir çıkartır… gibi… “Analiz” edilir yani veri, işe yarayacak şekle getirilir.

Ve bu bilgiler ileride tekrar kullanılmak üzere depolanır: “Arşiv”

İHA, uydu vb ISR platformlarına yönelik olarak şekillenmiş bu süreç farklı sistemler için tadil edilebilir. Mesela bir savaş gemisinin harekatları için yukarıdaki maddelerin içeriklerinin farklı olacağı aşikârdır.

Sonuç olarak,

bir sistemi tedarik etmeye niyetlenmeden önce, iki sürecin tasarımı son derece dikkatli, titiz bir şekilde yapılmalıdır: Yaşam döngüsü (life cycle) süreci ve harekât süreci. Bu süreçler tanımlanmadan, sistemin yeri, görevi, amacı netleştirilmeden, başka bir ifade ile amaç - araç uyumu sağlanmadan yapılacak bir ArGe ve tedarik faaliyetinin başarıya ulaşması mümkün değildir.

Ağ Merkezli Muharebe kavramı, çok sayıda farklı tipte platformun birbiri ile çift yönlü etkileşimde bulunarak ve uyum için çalışarak, yek bir vücut halinde hareket etmesini tanımlıyor. Modern orduların önündeki görevler ve hızla evrilen ortam koşulları, bu ağsal yapının mümkün olan en maliyet etkin biçimde çalışmasını zorunlu kılıyor. Dolayısıyla bu ağın içine monte edilecek her unsurun (İHA, sabit ve döner kanatlı her tür uçak, gemi, kara araçları, muhabere ve komuta kontrol sistemleri vb) birbiri ile etkileşimi, ağın içindeki yeri ve görevi analiz edilmek durumunda. Başa dönüyoruz: anılan iki esas süreç berrak biçimde tanımlanmış olmalıdır.

Bu ise, sistemlerin münferit olarak değil, bir nevi Lego parçası imişçesine ele alınarak geliştirilmesini ve tedarik edilmelerini gerektiriyor. Somut bir ifade ile, bir İHA’yı tek başına geliştirmek ve uçurmak bir anlam ifade etmiyor. Bu İHA’nın diğer unsurlarınız ile, mesela bir Sahil Güvenlik gemisi ile nasıl iletişim kuracağını tasarladınız mı? Ulusal hava savunma komuta kontrol ağına nasıl entegre olacağını düşündünüz mü? Piyadenizin muhabere ve görüntüleme sistemleri ile uyumlu çalışacak mı? Üzerindeki sensörler sizin muhabere altyapınıza ham veriyi basabilecek mi? Gibi yüzlerce, binlerce soru…

Bu sorulara cevap verebildiğiniz ölçüde anlamlı bir ağ yapıyı inşa edebilirsiniz.

Yoksa 1990?ların başlarında Irak‘ın da HEİK (Adnan 1 ve Bagdad 1) ve İHA (Al Yamama, Al Musavara) sistemleri vardı…

Pakistan'ın İkinci El Savaş Gemisi Arayışı

Kısa süre önce basına yansıyan haberlere göre İngiltere ile Pakistan arasında Tip 42 muhriplrinin transferine yönelik olarak yürütülen görüşmeler ciddiyet kazanmış durumda. (*)

Sheffield sınıfı olarak tasarlanan bu muhriplerden İngiliz Deniz Kuvvetleri için üç grup ya da “Batch” halinde toplam 14, Arjantin Deniz Kuvvetleri için ise 2 adet inşa edildi. 1982 Falkland Savaşı gazisi olan bu muhriplere, savaştan alınan dersler uyarınca kapsamlı modernizasyon ve tasarım değişiklikleri de uygulandı. 2009 Haziran ayı itibariyle İngiliz DzK’de 1 adet Tip 42 Batch II Exeter sınıfı, 4 adet de Tip 42 Batch III Manchester sınıfı muhrip bulunuyor. Bu gemiler, Tip 45 Daring sınıfı hizmete girmeye başlayınca peyderpey emekliye ayrılacaklar.

İngiliz ve Pakistanlı yetkililer arasında yürütülen görüşmeler, üç adet Tip 42 Batch III muhribin, İngiliz DzK’nden emekliliklerini müteakiben, 2011 – 2013 arasında PDzK’de hizmete girmesini içeriyor. Gemilerin GWS-30 Sea Dart alan hava savunma sistemi ile birlikte transfer edilip edilmeyeceği net değil; bu sistemlerin hizmet ömürlerinin sonuna yaklaştıkları için satılmayabilecekleri yorumları yapılıyor.

Pakistan Deniz Kuvvetleri (PDzK) ikinci el firkateyn tedarik etmek üzere uzun süredir yoğun gayret sarfetmekte. Halihazırda bu Güney Asya ülkesi 6 adet eski İngiliz Tip 21 Amazon modeli, Tarık sınıfı güdümlü mermili firkateyne sahip. 1970’lerin ilk yarısında denize inen bu gemiler İngiltere’den 1993-1994 arasında, SeaCat uçaksavar ve MM-38 Exocet gemisavar füzeleri sökülmüş şekilde satın alındı. Zaman içerisinde gemilerden üçüne Çin yapımı LY-60 uçaksavar, diğer üçüne ise RGM-84 Harpoon gemisavar füzeleri takıldı; muhabere ve elektronik sistemlerinde kısmî tadilat gerçekleştirildi. Denge, titreşim ve mukavemet sorunları nedeniyle sık sık üstyapı güçlendirmesi uygulandı. Hizmet ömürlerinin sonuna gelmiş durumdalar.

Pakistan’ın firkateyn sınıfı gemiler ile ilgili en güncel çalışması, 2006 yılında emekliye ayrılan iki adet eski İngiliz Tip 12M Leander modeli, Zülfikâr sınıfı firkateynin yerini almak üzere Çin ile ortak üretimi kapsayan, yaklaşık USD 700,000,000 bütçeli F22P Sword (Kılıç) projesi. Çin’in Tip 053H3 firkateyn tasarımı üzerine, PDzK ihtiyaçları doğrultusunda yapılan değişikliklerle ortaya çıkan yaklaşık 2,500t deplasmana sahip F22P’den ilk etapta ilk üçü Çin Şangay Hudong Tersanesi, sonuncusu Karaçi Tersanesi’nde olmak üzere toplam 4 adet inşa edilecek. Sınıfın ilk gemisi F251 Zülfikâr Nisan 2008’de denize indi ve aynı yıl Ekim ayında hizmete girdi. F22P sınıfının son gemisi için ilk kaynak 5 Mart günü atıldı. Zülfikâr’ı takip eden üç geminin 2010-2013 arasında hizmete girmesi planlanıyor.

PDzK için sıkıntı da burada başlıyor.

Tarık sınıfı gerek teknoloji gerekse gövde açısından ömrünün sonuna gelmiş durumda. F22P projesindeki tüm gemilerin, her şey yolunda giderse, 2013 civarında hizmete gireceği varsayılırsa, bu tarihte sadece 4 adet modern firkateyn envanterde bulunuyor olacak. Geniş kapsamlı bir modernizasyon faaliyeti yürütmekte olan ezeli hasmı Hindistan’a karşı bir etkinlik sağlanabilmesi için acilen modern firkateyn ve korvet sınıfı gemiler gerekmekte. Dolayısıyla Pakistan’ın hızla hizmete alabileceği, tercihen üzerindeki silah ve elektronik sistemler açısından asgari eğitim ve oryantasyon süreci gerektiren firkateynlere ihtiyacı bulunuyor.

PDzK komutanı Amiral Muhammed Afzal Tahir’in Katar’daki DIMDEX 2008 fuarı sırasında verdiği beyanata göre, Pakistan’ın acilen 4 ila 8 arasında firkateyn sınıfı gemiye ihtiyacı bulunmakta. Afzan ayrıca, ilave F22P siparişinin de gündemde olduğunu belirtmiş.

Amiral Afzal’ın bahsettiği acil ihtiyaç kapsamında, savunma basınına yansıdığı kadarıyla, Pakistan şimdiye kadar İngiltere, Belçika, Yunanistan ve ABD seçeneklerini denemiş durumda.

İngiltere’nin emekliye ayırdığı üç adet Tip 23 Duke sınıfı firkateyn için 2005 yılında yapılan girişim başarısızlıkla sonuçlandı: Bu gemiler Şili Deniz Kuvvetleri’nde hizmete girdi. Ertesi yıl, Yunanistan’ın modernizasyon projesi kapsamı dışında bırakıp yakın gelecekte emekliye ayıracağı 4 adet Elli (eski Hollanda Kortenaer) sınıfı firkateynin ve daha sonra Belçika’nın Wielingen sınıfı iki geminin transferi için yürütülen görüşmeler de sonuçsuz kaldı. Wielingen’ler, Bulgar Deniz Kuvvetleri’nde hizmete girdi.

PDzK için en muhtemel ikinci el firkateyn olarak, ABD yapımı FFG-7 Oliver Hazard Perry sınıfı gündemde. Halen 8 adedi Türk Deniz Kuvvetleri’nde Gabya sınıfı olarak hizmet veren bu firkateynlerden bir adedinin, FFG-8 McInerney’in devrine dair onay, ABD Kongresi tarafından 2008 Eylül’ünde verildi. Geminin 2010 civarında, USD 65,000,000 tutarında bir yenileştirme çalışmasını müteakiben Pakistan’a devri planlanıyor. ABD’nin kısa süre içinde daha fazla FFG-7 emekliye ayırması ile birlikte Pakistan’a ilave hibe ve/veya satışların gündeme gelebileceği yorumları mevcut. Eğer FFG-7’lerin Pakistan’a devri gerçekleşirse, bu ülke ile mevcut olan askeri ilişkilerin seviyesi de göz önünde tutularak, Gabya sınıfına uygulanan GENESİS modernizasyon projesinin bir benzerinin ihracı gündeme gelebilir.


*: “Pakistan in the frame for Type 42 destroyers”; Richard Scott, Jane’s Navy International: 26.05.2009

12 Haziran 2009 Cuma

Hayata Dair Son Derece Önemli Değerlendirmelerim

Geçenlerde bir iş gezisi için Belçika'ya gitmiştim. Brüksel bugüne kadar gördüğüm tüm şehirler içinde midemi en çok bulandıran, en iğrenç şehirlerden biri. İnsanları kaba ve çirkin, medeniyetten nasibini almamış, metro istasyonları afedersiniz sidik kokusundan geçilmiyor, şehir ruhsuz, şehir çok soğuk. Avrupa'nıni bizim kafamızdaki Avrupa'nın değil, Hitler'in rüyalarını süsleyen Festung Europa'nın başkenti adeta. Yaşlı, köhne, içe kapalı, sümsük Avrupa'nın başkenti.

Laf Brüksel denen o rezil şehirden açıldı devam edeyim: Brüksel sokaklarında dolaşırken bir posta kutusu gördüm.. Çok eski bir binanın duvarına asılmış eski bir porta kutusu. Kaç yıldır orada duruyor tahmin etmek güç: Üzeri işlemelerle süslü bu kutunun rengi kararmış, pas - bronz rengi bir karışım haline gelmişti. Üzerinde çizikler, bezikler vardı. Hiç boyanmadığı ya da en azından yıllardır boyanmadığı her halinden belliydi: Ama üzerinde tek bir grafiti ya da çıkartma ya da bir yazı, resim falan yoktu! Sadece posta kutusu ve üzerinde yılların izi. O eski posta kutusunun asılı olduğu o eski binanın bulunduğu o eski mahallenin bir tane mi afedersiniz piç veledi yoktu, posta kutusunun bir tarafını kıracak? Bir tane mi gencin aklına yıllardır o posta kutusunun bir kenarına sevgilisinin adını yazmak gelmedi? Bir tane mi siyasi parti ya da eğlence partisi ya da bilmemneyin bilmemnesi bir iki çıkartma yapıştırmadı o körolmayasıca kutunun üstüne? Zamanda ve mekânda hem mecâzi hem gerçek anlamda asılı kalmış o kutu, çevresinde yaşayan insanların tek bir izini dahi taşımıyordu üzerinde. Onu üreten işçinin eseriydi ama sonra ister Brüksel'de ister hayalet bir kasabada asılı kalmış olsun, görenin ayırt etmesi mümkün değil. Zamanda ve mekânda asılı kalmış: Ağır ağır ama çok ağır biçimde yaşlanan, bir adım dahi ileriye gidemeyen, ne ileride ne geride, limboda bir posta kutusu. Aynı içinde bulunduğu mahallenin sakinleri ve o mahallenin bulunduğu kentin sakinleri ve kentin bulunduğu kıtanın sakinleri gibi: Zamanda ve mekânda asılı kalmış. Köhne. Festung Europa. Köhne ve yaşlı. Kurban olayım Anadolu'ma.

Neden televizyon kanallarında programlar hep saat başlarında, çeyrek geçe, buçuk ya da çeyrek kala başlar? Mesela bir program 16:00'da başlayacaksa, ondan önceki program 15:45 ya da en fazla 15:50'de bitiyor ve ardından reklamlar ve "bu bir reklamdır" kamuflajlı "advertorial"lar başlıyor. Şahsen bir izleyici olarak bu fasıl başlayınca içgüdüsel olarak kanal değiştiriyorum ama geçtiğim kanalları büyük çoğunda da aynı saatlerde zaten reklamlar dönüyor. Mesela bir kanal çıksa ve programlarını ara saatlerde falan başlatsa, diğer kanallarda reklamlardan kaçan izleyiciler bu kanala düşse?

Bu sene kriz var. Kriz kriz. Dünyadaki tüm tüketiciler masraflarını kısıyor, patronlar da öyle. Para kısmaya ihtiyaçları olsun ya da olmasın. Arabasını değiştirmeyi düşünüyorsa eğer bir süre öteledi amcanın teki, ev hanımı teyze buzdolabını yenilemekten vazgeçti, herkes kendine göre muslukları kıstı. Krizden en kötü etkilenen ülkelerin başında, düşen petrol fiyatlarının da etkisiyle, Rusya geliyor. Tüm bunlar ne anlama geliyor? Mesela bu sene Türkiye'de turizm çok kötü fena çökecek. Turizm'den gelen gelir muhtemelen önceki senelerden çok daha düşük olacak. Buna ilaveten otomotiv ve beyaz eşya zaten öldü. Turizm hizmet sektörü, ArGe yatırımı yapmanıza ya da bir bilgisayar mühendisi seviyesinde personel yetiştirmenize gerek yok. Beyaz eşya, otomotiv ve elektronikte zaten ArGe ülkesi değil üretim ülkesiyiz. Elin Fiat'ı, Opel'i, Toyota'sı falan kendi derdine düşmüşken bizi kim ne yapsın? Velhasıl başkasının işçisi olursan, işvereninin işi bozulunca ilk harcanan sen olursun değil midir?

İran'da bugün cumhurbaşkanlığı seçimi var... Seçim.. Yani İran'da bugün insanlar sandık başına gidip ülkeyi kimin yöneteceğini seçecekler. Belki muhafazakar Ahmedinejad, belki reformcu Musevi. Geçenlerde ABD, 1953 İran'da darbe düzenlediği için özür diledi. 1951'de seçimle işbaşına gelen Musaddık, petrol kaynaklarını millileştirmek için adım atınca, CIA'in düzenlediği bir darbe ile hükümetten indirilmiş, akabinde ömrünün sonuna kadar ev hapsinde tutulmuştu. Musaddık'ın yerine ise ABD'nin bir dediğini iki etmeyen Şah Rıza Pehlevi geçmişti. Demokrasiyi yaymak, özgürlük, terörizme karşı küresel savaş... Anlayaman...

Taraf ve F şurekası gibi ağzından salyalar aka aka ve bir psikolojik harekâtın bilerek ya da bilmeyerek parçası olma onursuzluğunu taşıma günahını işlemeden ya da 1930'lara rahmet okutacak bir etnik ırkçılık / militarizm şakşakçılığı yapmadan TSK eleştirisi yapabilecek bir ademoğlu var mı bu ülkede? Mesela GenelKurmay Başkanlarının önemli bazı gün ya da durumlarda, ünlü düşünür ve teorisyenlere atıfta bulunarak yaptıkları konuşmaları alıp, adamakıllı bir bilimsel eleştiri kaleme almanın kimseye, hiçbir kuruma küfür ya da yağdanlık etmek olarak algılanmaması ne tatlı bir şey olurdu kimbilir... Bilemen...

"Burçak Tarlası" Türk kadınının gerçekte ne olduğunu özetleyen bir türküdür. "ilahi kaynana.. ömrün tükene... eğdirme fesini kalkar giderim... evini başına yıkar da giderim..." Çektiklerini içine atan, asi, boynu, başı dik, gerekirse gözünü karartan... Başın örtüsü falan hikaye. Türk kadınına önce özgür irade ve özgüven ve dahi cesaretin yeniden kazandırılması lazım. Örtüye falan sığmayan şeyler bunlar zira.

İstiklal Caddesi'ne avazları çıktıkları kadar bağırıp, kendilerine ezberletilen sloganlarla çevredekilerin kulaklarına tecavüz edercesine slogan atıp gazete satan solcu genç arkadaşların kaçı bir umumi tuvalette karşılaştıkları temizlikçiye, kaldırımı onaran inşaat işçisine, sabah evden çıkarken karşılaştıkları (ve muhtemelen güne güneş henüz doğmamışken "aydın olsun!" demiş olan) kapıcıya "Kolay Gelsin!" demektedir ve bunu içten gelerek demektedir? Emeğe saygı sadece Che Guevera rozetleri, kirli sakal + şarap süzen bıyık, Nazım Hikmet şiiri, oligarşi, devrim, halkların kardeşliği, emek ve daha bir sürü posası çıkana kadar cümle içinde defalarca kullanılan kelimeye tıkılıp kalmak mıdır? Bir "Kolay Gelsin"e sığabilecek ve hatta ondan taşıp gözünün parlamasına neden olacak kadar güçlü bir emeğe saygı, köhnemiş, amaçsızlaşmış bir solculuk oyununa kuma olmak zorunda mıdır? Veyahut solculuk türkü barlarda şalgam + rakıya aptallık derecesinde pahalı hesap ödeyip gerçek manasını anlamadan ve beceremeden ve sırf çekmiş olmak için çekilen halay mıdır?

Geçenlerde Penguen miydi, Uykusuz muydu, birisinde okudum ve son zamanlarda okuduğum en güzel tespitlerden biriydi. Galiba Memo Tembelçizer'in köşesiydi, "Tespitim Var" gibi bir başlığı vardı. Çizerin teorisine göre halay, köy yaşamını sembolize eden bir halk oyunu idi (belki bu gerçekten üzerinde daha önceden düşünülmüş, yazılıp çizilmiş bir teoridir, bilemiyorum. Aslında bilmek ve bununla ilgili daha fazla şey okumak, düşünmek isterim). Halayda herkes, yanındakinin ayak ve vücut hareketlerine uyum sağlamak zorundadır: Halaybaşı hariç - o da köy muhtarı ya da köy ağazı oluyor sanırım. Halayda herkes uyum içinde hareket etmelidir ki halay bir şeye benzesin: Bireysellik yoktur. Önemli olan halay barı, yani bireylerin oluşturduğu grup yani komün yani köydür. Üniversite şenliklerinde, eylemlerde falan iğrenç ötesi, koreografi bile denemeyecek bir paspallıkla halay çekiyormuş gibi yapan, sol söylemlere iş düşünce bireyin özgürlüğünden dem vuran kardeşlerin kaçı bu açıdan değerlendirmektedir, içine ettikleri halayın?

"Kısa dönem askerler, askeri mahkemeye gittikleri zaman asteğmen statüsünde oluyorlarmış" palavrasına inanılmayan bir dünya düşlüyorum.

Bir keresinde AŞTİ'deki kitapçının önünde bir grup ocaktan geldiği her halinden belli bir grup delikanlının muhabbetine kulak misafiri olmuş, hiç adetim olmamasına rağmen müdahale etmiştim. Kendi aralarında Türkiye'yi Birinci Dünya Savaşı'na İsmet İnönü'nün soktuğunu, bu ihaneti nedeniyle Atatürk'ün onu ülkeden kovduğunu konuşuyorlardı.

Küreselleşme nedir? Beyaz çikolatalı moka ya da Burger King'dir. Dünyanın neresine giderseniz gidin, mesela Starbucks'a, beyaz çikolatalı Moka sipariş ettiğinizde beyaz çikolatalı moka alırsınız ve tadı üç aşağı beş yukarı aynı olur. O ülkenin dilini bilmeye gerek yok, adetlerini kültürlerini falan.

İngiliz bir dostum anlatmıştı: İngiltere'de trafikte selektör yapmak "seni görüyorum ve yavaşlayacağım" anlamına geliyormuş. Yani mesela bir yayaıy gördünüz, selektör yaparak onu farkettiğinizi ve yavaşlayacağınızı ifade ediyormuşsunuz. Türkiye'de ise tam tersi: "yavaş ol ben geliyorum!"

Falan filan...

08 Haziran 2009 Pazartesi

Haftalık Bakış #8: Denizaltı Dünyasında Son Gelişmeler

Blogla birlikte Haftalık Bakış köşemi, özel bazı nedenlerden ötürü bir süredir ihmal etmiştim. Kaldığım yerden devam ediyorum. Bu haftaki köşe yazımda, dünya deinzaltı piyasasındaki son gelişmeleri, belli başlı ülkeleri sıralayarak özetlemeye çalıştım.

Denizaltı Dünyasında Son Gelişmeler

08 Mayıs 2009 Cuma

Türk Savunma Sanayiinin 2008 Performansı

Savunma Sanayiimizin 2008 performansına ait, Savunma Sanayii İmalatçıları Derneği (SASAD) Savunma Sanayii Anketi ile ortaya çıkmış veriler yayınlandı. Sonuçlar özet olarak şu şekilde:

1. Sektör cirosu 2,317 milyar Dolar (bitmiş ürün ve hizmet teslimatını içeren rakam)

2. Sektör içi satış rakamı toplam 563 milyon Dolar.

3. Sektörün cirosu 2007'ye göre %15 artmış durumda.

4. Sektörün elde ettiği ihracat miktarı 497 milyon Dolar'a ulaşmış durumda. 2007'ye göre 18% artış söz konusu.

5. Sektör kurumlarının ArGe için özkaynaklarından yaptıları harcamada 2007'ye göre 90% artış kaydedilmiş. Toplam ArGe harcama tutarı 228 milyon Dolar.

6. Sektör kurumlarının 56%'sı finansman sıkıntısı yaşadığını ifade etmiş.

7. Sektör kurumlarının 32%'si banka faizlerinin yüksek olmasından, 26%'sı teminat mektubu giderlerinin yüksek olmasından şikayetçi.

8. 53% alınan işlerin azaldığını bildirmiş; daralan sektör olarak sivil ürünler belirtilmiş.

06 Mayıs 2009 Çarşamba

Avustralya'nın Yeni Savunma Tedarik Planı

Avustralya hükümeti, önümüzdeki 20 yıllık süreç için planlanan savunma tedarik planını yeni “Defending Australia in the Asia-Pacific Century: Force 2030” başlıklı beyaz kitap (White Paper) ile kamuoyuna açıkladı.

Yaklaşık 70 milyar Avustralya Doları (51 milyar ABD Doları) tutarındaki plan, 2010 – 2030 dönemi içerisinde Avustralya Savunma Kuvvetleri (Australian Defence Force; ADF) için çok sayıda yeni sistem alımı ile Araştırma Geliştirme projeleri ve dönüşüm faaliyetlerinin finanse edilmesini kapsıyor.

Yeni tedarik planı, Avustralya’nın Asya Pasifik’teki güç iddiasının ve ABD müttefikliğinin önemli bir yansıması niteliğinde.

Planın öne çıkan maddeleri şu şekilde:

- 100 adet F-35 Lightning II alımı

- 12 adet yeni nesil denizaltı alımı: Envanterdeki 6 adet Collins sınıfı dizel elektrik denizaltının yerine. Bu ihtiyaç çerçevesinde bir ara nükleer denizaltı tedariği de gündeme gelmişti.Denizaltı, sonar ve torpido teknolojileri alanlarında ABD ile çok sayıda müşterek ArGe projesi mevcut. Denizaltı sayısının iki katına çıkartılacak olması son derece dikkat çekici: Endonezya, Vietnam, Malezya ve Hindistan gibi Asya – Pasifik ülkelerinin bu alanda yaptıkları yoğun yatırımlar da hesaba katılırsa, bölgede yoğun bir denizaltı yarışının söz konusu olduğu iddia edilebilir.

- 8 adet yeni nesil firkateyn tedariği: ANZAC sınıfı yerine.

- Deniz Kuvvetleri için 24 yeni DSH (Denizaltı Savunma Harbi) helikopteri ve 6 adet MRH-90 genel maksat helikopteri tedariği,

- 20 adet OPV (Offshore Patrol Vessel) kıyı karakol teknesi

- 6 adet büyük çıkarma gemisi

- 1 adet lojistk destek ve ikmal gemisi

- Devam eden 3 adetlik Hobart sınıfı hava savunma destroyeri projesi kapsamındaki opsiyon olarak dördüncü geminin tedariği

- 8 adet yeni deniz karakol uçağı: Boeing üretimi P-8 Poseidon

- 7 adet HALE (High Altitude Long Endurance) İHA sistemi tedariği

- 2 adet ilave C-130J nakliye uçağı alımı

- 10 adet taktik nakliye uçağı: Envanterdeki DHC-4 Caribou yerine

- Kara Kuvvetleri için 1,100 civarında taktik araç, 7,000 civarında destek, istihkâm aracı ile kundağı motorlu ve çekili obüs.

- Yeni Chinook helikopterleri: Acustralya kısa süre önce 560 milyon ABD Doları tutarında 7 adet CH-47F için ABD nezdinde FMS sürecini başlattı.

- Eğitim ve simülasyon sistemlerine hatırı sayılır ölçüde yatırım: çok sayıda simülasyon merkezi, ki bunların arasında müşterek elektronik harp eğitim merkezi kurulması da var.

- Siber harekâtlar için altyapı ve personel yatırımı; ABD’deki Cyber Command muadili bir merkez kurulması.

- İstihbarat ve gözetleme uydusu tedariği





05 Mayıs 2009 Salı

Rusya'da Yeni Tugay Sistemin İlk Sınavı

Rusya Federasyonu Silahlı Kuvvetleri, SSCB'nin yıkılışından bu yana ağır aksak ilerleyen kapsamlı bir dönüşüm süreci geçirmekte. SSCB'nin yıkılışından sonra değişen tehdit ortamı, ABD'nin karşısında süper güç olma iddiasını devam ettirme zorunluluğu, ekonomik sıkıntılar, gelişen teknolojiye ayak uydurma gibi sorunlarla boğuşan Rusya, Çeçenistan ve en son Gürcistan'da önemli sınavlar verdi.

Modern muharebe ortamına ayak uydurma açısından Gürcistan'da parlak bir performans sergilendiğini söylemek mümkün değil.

2008 Ağustos'undaki Kafkasya Savaşı'nda Gürcüler toplam 20 Rus helikopter ve uçağını düşürdüklerini iddia ediyor; Rusya'nın beyanlarına göre bu sayı 4 (1 Tu-22M + 3 Su-25). Çoğu bağımsız kaynakta sayı 6 ile 10 arasında değişiyor. Bu derece sınırlı, kısa süreli ve nispeten zayıf bir düşmana karşı 4 - 10 arası uçak kaybı çok fazla. Nedenleri olarak düşük harbe hazırlık seviyesi (yetersiz bakım), yetersiz muharebe eğitimi (düşük yıllık uçuş saati) ve hizmetteki uçakların yıpranmış + yaşlanmış olmaları gösterilebilir.

Rus HvK'nin esir düşen ya da ölen pilotları arasında binbaşı ile yarbay rütbelerinin çokluğu da dikkat çekiciydi. Bunun sebebi olarak da, üsteğmen ve yüzbaşı rütbelerindeki daha genç ve aktif (olması beklenen) personelin yıllık uçuş saati, dolayısıyla tecrübe ve kabiliyet seviyelerinin son derece düşük olması, önem arzeden bu harekât için en tecrübeli, dolayısıyla en kıdemli ve yaşlı personelin ileri sürülmesi gösterilebilir. Nitekim hayatını kaybeden personelden biri, uçuş test merkezinden harekât alanına sevk edilmişti.

Harekât sırasında kullanılan hava silahları olarak ise açık kaynaklarda şimdiye kadar FAB-250 genel maksat bombası, RBK-250 salkım bombası ve S-8 80mm güdümsüz roket göze çarpıyor. Güdümlü bomba / füze kullanımına dair bir şey çıkmadı; kullanıldıysa bile muhtemelen sınırlı sayıdadır.

Benzer şekilde savaş boyunca Rus uçak ve helikopterleri gece saatlerinde neredeyse yok denecek kadar az uçuş gerçekleştirdi.

İşte bu zorluklarla karşı karşıya olan Rus Silahlı Kuvvetleri, kuvvet dönüşümü ve etkinleşerek küçülme faaliyetleri kapsamında önemli bir dönemeci geride bıraktı.

Jane's Missiles and Rockets muhabiri David Isby'nin haberine göre Rus 74'ncü Motorlu Piyade Tugayı, Yurga tatbikat sahasında 16-24 Mart tarihleri arasında gerçekleştirilen tatbikatta modern güdümlü mühimmat ve yeni taktikler denedi.

Tamamı profesyonel personelden müteşekkil 74'ncü Tugay, Rus Ordusu'ndaki klasik tümen ve alayların yerini alacak yeni tugayların öncülü sayılabilir.

Habere göre Tugay tatbikatta, K
rasnopol lazer güdümlü 152mm obüs mühimmatı, 9K116 Kastet lazer güdümlü 100mm tanksavar mühimmatı, Shturm-S (AT-6 Spiral) tanksavar güdümlü füzelerini denedi. Buna ilaveten hassas güdümlü füze ve bombalara karşı sis perdesi oluşturma ekipmanlarının etkinliği denendi.

Tugay'ın ayrıca envanterindeki 122mm BM-21Grad Çok Namlulu Roketatar Sistemi, hava savunma taburu bünyesindeki Strela-10 (SA-13 Gopher) ve Igla (SA-18 Grouse) hava savunma füzeleri ve ZSU-23-4 Shilka kundağı motorlu uçaksavar topçu sistemi ile gerçek mühimmatlı atışlar da gerçekleştirdiği belirtiliyor.

Söz konusu tatbikat, yeni oluşturuan bağımsız tugay sisteminin etkinliğini sınamak açısından önemli bir deneyim olma özelliğine sahip.



Jane's Missiles & Rockets
Russian brigade exercise includes PGM live firings

David C Isby

The first live-fire field training exercise held by the 74th Motorized Rifle Brigade, a newly reorganised Russian combined-arms brigade, included extensive use of precision-guided munitions (PGMs).

These brigades are replacing the traditional division and regiment organisations in the Russian Army.

Normally based in the Siberian Military District, the 74th Motorized Rifle Brigade carried out the eight-day exercise at the Yurga training range on 16-24 March. Comprised of contract service personnel the brigade does not include conscripts in combat roles.

According to subsequent reports in the Russian press, Krasnopol laser-guided 152 mm artillery projectiles, 9K116 Kastet laser-guided 100 mm smoothbore anti-tank gun projectiles (fired from the MT-12) and Shturm-S AT-6 'Spiral' anti-tank guided missiles were used. In addition, 122 mm Grad multiple rocket launchers carried out live firing, as did the brigades' air defence battalion, which is equipped with batteries of Strela-10 (SA-13 'Gopher') and Igla (SA-18 'Grouse') surface-to-air missiles and ZSU-23-4 self-propelled anti-aircraft guns. The exercise was the first to use a new smokescreen-generation system developed as a countermeasure to enemy PGMs.

Because it was the first live-fire training involving one of the new brigades, General of the Army Vladimir Boldyrev, Ground Forces commander in chief, was personally in overall command of the exercise. Siberian Military District commander Colonel General Aleksandr Postnikov was also a participant. The operation was observed by large numbers of VIPs and received extensive press coverage.

Haftalık Bakış #7: Avrasya Buluşmasının Ardından

Geçtiğimiz hafta Türk savunma kamuoyunun bütün dikkati, İstanbul TÜYAP Kongre ve Fuar Merkezi'nde gerçekleştirilen IDEF 2009 savunma teknolojileri fuarındaydı. Fuar ziyaretim sırasında yaptığım gözlemleri ve yorumlarımı, Avrasya Buluşmasının Ardından başlıklı yazımda aktarmaya çalıştım. Yazıyı aşağıya da ekliyorum.



27 – 30 Nisan tarihleri arasında TÜYAP Beylikdüzü Fuar ve Kongre Merkezi’nde düzenlenen IDEF 2009 (International Defense Industry Fair), “Avrasya Buluşması” sloganı ile sunuldu.

Bugüne kadarki tüm IDEF fuarları Ankara’da düzenlenmekteydi. En son 2007 yılındaki fuar, Ankara Hipodrom’da düzenlenmişti: Alanın bu tür bir fuara uygun olmadığı yönünde eleştiriler gelmekteydi. Bunlara ilaveten, Ankara’ya zırhlı araç, ağır makina, helikopter gibi sistemlerin nakilleri, deniz yolu bağlantısı olmadığı için yüksek maliyete neden oluyordu. Öte yandan Ankara, tüm savunma bürokrasi ve sanayiinin kalbi olması nedeniyle, bu tür bir fuar için doğal merkez konumunda idi.

IDEF, sadece Türkiye değil, bölge ülkelerini de kapsama iddiasına sahip; “Avrasya Buluşması” sloganı da bu iddianın bir yansıması. Bu slogan, Karadeniz’e kıyısı bulunan ülkeler, Balkanlar, Ortadoğu, Doğu Akdeniz ve Orta Asya ülkelerinin savunma ihtiyaçlarının, fuarın konseptini belirlemesi; bu ülkelerin askeri ve sivil tedarik ve kullanıcı makamlarının fuara ilgi göstermeleri veya ilgi göstermelerinin sağlanması demek. Bu bağlamda IDEF 2009’un başarıya ulaşıp ulaşmadığının en somut göstergeleri, fuara katılım gösteren firmaların ziyaretçi sayısı, ürün ve çözümlere ciddi manada ilgi gösteren, potansiyel müşteri (lead) olarak sınıflandırılabilecek bağlantıların miktarı ve imzalanan sözleşmelerdir. Bu açıdan bir değerlendirme yapma imkânına sahip değiliz, şüphesiz ki katılımcı firmalar fuar sonu analizlerinde bunları ele almaktadır.

Ancak IDEF’in gerçek anlamda bir Avrasya Buluşması niteliği taşıyıp taşımadığı hakkında başka açılardan da fikir yürütmek mümkün. Mesela,

Fuarın katılımcı listesine göz atıldığında, toplam 461 katılımcı firmanın 181’inin Türk firması olduğu göze çarpıyor. Katılımcı sayısı bazında Türkiye’yi 54 firma ile Almanya, 50 firma ile ABD, 30 firma ile İtalya, 28 firma ile Fransa ve 27 firma ile İngiltere takip ediyor. İsrail firmaları, kamuoyuna yansıdığı şekliyle, kutsal bir günlerine denk geldiği için IDEF’e katılmadı. Bu durum, her ne kadar İsrail tarafı aksini iddia etse de, spekülasyonlara neden oldu.

Yabancı katılımcı firmalar listesindeki ilk beş, aynı zamanda Türkiye’nin savunma sanayii alanında en yoğun işbirliği yaptığı ülkelerin de listesi. Bu listeye son yıllarda Güney Kore de katılmakta; nitekim bu ülke IDEF 2009’a 8 firma ile katıldı.

Fuar, öncekiler gibi ASELSAN ve HAVELSAN başta olmak üzere Türk savunma sanayiinin önde gelen firmalarının çok geniş çaplı katılımları ile yeni projelerini ve mevcut ürünlerini sergiledikleri bir ortama sahne oldu. Son dönemde açılan başta kara ve deniz araçları olmak üzere çeşitli ihalelerin etkisi bariz biçimde hissedilmekteydi. Buna örnek olarak Mayına Karşı Korumalı Taktik Araç, Silah Taşıyıcı Araç, Özel Maksatlı Taktik Tekerlekli Araç projelerini saymak mümkün.

Daha fazla uzatmadan, fuara ilişkin bazı gözlem ve yorumlarımı madde madde sıralamak isterim:

• Fuar, Beylikdüzü gibi, İstanbul şehir merkezine son derece uzak bir mekândaydı. Bu durum, sabah gidiş ve özellikle akşam dönüşlerde trafik açısından büyük sıkıntılara neden oldu. Fuarın ilk günü çıkışta Beşiktaş’a gitmek için 3 saatten fazla süreyi trafikte harcayan katılımcılar oldu. Mecidiyeköy’den Avcılar’a sefer yapan Metrobüs’ün önemli ölçüde faydalı olduğu söylenebilir, ancak ulaşım yine de katılımcılar için zor ve yorucu nitelikteydi.

• Fuar alanının büyük kısmı kapalı idi. İç avlu olarak adlandırılabilecek açık alanda Fırtına kundağı motorlu obüs, Leopard 1T, M-60T, modernize edilmiş zırhlı personel taşıyıcılar ve fuar ve gösteriler için kullanılan bir adet F-16 vardı. Namlu ve taret kısmında bazı değişikliklerin gözlendiği Fırtına obüsü dışındaki diğer objeler herhangi bir profesyonel ilgi çekmekten uzaktı; zira son birkaç IDEF’te aynen sergilenmekteler. F-16 ise, önündeki çeşitli mühimmatlarla birlikte sadece havacılık meraklılarının ilgisini cezbetti. Eğer IDEF’in bir çeşit “Open Day” tarzı statik yer gösteri kısmı olsaydı, F-16’nın katılımı daha anlamlı ve makûl olabilirdi. Özet olarak Savaşan Şahin, “benim burada ne işim var?” dermiş gibiydi..

• Fuar merkezinin otopark bölümünün hali içler acısıydı. Toprak ve bozuk zemindeki, büyük bölümü düzensiz olan otopark; katılımcı profili karşılaştırıldığında böyle bir organizasyona yakışmadı.

• Fuar girişleri, özellikle ilk iki gün son derece sıkıntılı ve kötü organize olmuş bir görünümdeydi. Ziyaretçilerin davetiye formunu teslim ettiği banko ile güvenlik kapısı yanyana idi. Bu da, formu doldurup teslim eden ziyaretçinin yan tarafa yönelmesi; forma ihtiyacı olmayan (halihazırda giriş kartı olan) katılımcının da doğrudan güvenlik kapısına davranması sonucu, girişlerde yığılma ve kuyruk oluşmasına neden oldu. Öte yandan, fuara kartvizit ile girişin mümkün olduğu açıklanmış olmasına rağmen ilk iki güne firma kartviziti göstererek girmek isteyen çoğu sayıda ziyaretçiye zorluk çıkarıldı. Fuarın son günü 18 yaşın altında çok sayıda ziyaretçi vardı. Velhasıl, daha önceden ilan edilmiş bulunan giriş koşulları ya uygulanmadı ya da bazı durumlarda abartılı şekilde uygulandı. Bu açıdan IDEF 2009, önceki IDEF’lerin bir devamı görünümündeydi.

• Fuarın iç mekân tasarımı sınıfta kaldı. Işıklandırma seçimi, gerek ürün tanıtımı gerekse fotograf çekimi açısından son derece başarısızdı. Özellikle zırhlı araçların sergilendiği 7. Holdeki ışıklandırma abartılı derecede kuvvetli iken (Fuara ilişkin pek çok fotografta zırhlı araç fotograflarının aşırı parlak olmasının nedeni budur), 4. ve 6. Holler loş denecek kadar kötü ışıklandırılmıştı. Işıklandırma, fotograf çekimini etkilemesi bir yana, ziyaretçilerin standlara ve ürünlere ilgisini etkileyecek kadar önemli bir ayrıntıdır.

• Fuar alanının yakınında herhangi bir uçuş pistinin bulunmaması, uçuş gösterilerinin, TAI sponsorluğundaki hava akrobasi gösterisi ile sınırlı kalmasına neden oldu. Bu gösteri de, diğer başka uçak ve helikopterlerin uçtuğu bir fuar ortamında daha anlamlı olabilecekken, tek başına sadece ilgi çeken bir “hoşluk” oldu.

• Yemek – içecek ve vestiyer hizmetleri tatminkârdı. Etimesgut ve Hipodrom’daki fuarlarda bu konularda büyük sıkıntılar mevcuttu. Fahiş fiyatta, sınırlı mekânda ve sınırlı süre için bulunabilecek yiyecekler, TÜYAP fuar merkezinde çok sayıda kafeteryada, pahalı ancak nispeten makûl sayılabilecek fiyatlarda ve daha çok çeşitte sunulmaktaydı. Bu, tek başına küçük ve önemsiz bir ayrıntı gibi görünebilir, ancak bu tür fuarlarda, hele ki katılımcıların profili hesaba katılırsa yemek (catering) ve vestiyer gibi hizmetlerin kalitesi, fuarın toplam kalitesine doğrudan katkıda bulunur. IDEF, sadece Türkiye değil, bölge ve daha geniş ölçekte Avrasya hedef pazarına hitap etme iddiasında olan bir fuar olduğu için, ulaşım, yemek ve benzeri hizmetlerin ortalamanın üzerinde olması, bu iddianın gerçekleşmesine doğrudan katkıda bulunacaktır.

Genel izlenimlerden sonra firma ve sistem bazında fuardan notları aktarmak isterim:

• Fuar boyunca bazı önemli imza törenleri gerçekleştirildi. Bunları saymak gerekirse:

HAVELSAN ile Alman Rheinmetall firmaları arasında, denizaltı dalış simülatörleri için işbirliği anlaşması. Bu simülatörler, halen Gölcük Denizaltı Eğitim Merkezi Komutanlığı’ndaki Ay sınıfı ile birlikte tedarik edilen ve faydalı kullanım ömrünün sonuna gelmiş, Preveze / Gür ve yeni nesil havadan bağımsız tahrikli denizaltı dümen personelinin eğitiminde kullanılacak.

HAVELSAN ile İtalyan Finmeccanica ve yine İtalyan Elettronica ile mutabakat muhtırası: Bu mutabakat muhtırası ile birlikte bu üç firma, Türk, İtalyan ve üçüncü ülke pazarları için komuta kontrol sistemleri, deniz sistemleri, hava savunma, elektronik harp ve anayurt güvenliği konularında endüstriyel, teknolojik ve ticari fırsatları kovalamak için ortak çalışma grupları kuracak.

HAVELSAN ile Korean Aerospace Industries arasında, KT-1 Wong Bee turboprop eğitim uçakları için işbirliği anlaşması. Bu anlaşma ile iki firma, KT-1 eğitim uçaklarının simülatörleri için işbirliği kuracak.

HAVELSAN ve ABD’li Raytheon firmaları arasında, FFG-7 Oliver Hazard Perry sınıfı güdümlü mermili firkateynlerin komuta kontrol sistemlerinin modernizasyonuna yönelik işbirliği anlaşması. Türk Deniz Kuvvetleri için halen devam eden GENESİS (Gemi Entegre Savaş İdare Sistemi) projesi kapsamında, bu gemilere yöelik yoğun bir tecrübeye sahip olan HAVELSAN, Raytheon aracılığı ile, bu tip gemileri kullanan diğer ülke donanmalarına yönelik olarak modernizasyon paketleri sunacak. Nitekim bu işbirliğinin bir yansıması olarak Raytheon, fuar standında FFG-7’ler için HAVELSAN’la müşterek sunduğu modernizasyon teklifine yönelik broşür dağıttı. Bu arada GENESİS projesi kapsamında dördüncü geminin modernizasyonu tamamlanmış durumda.

F-35 Joint Strike Fighter projesi kapsamında ABD’li Lockheed Martin firması ile Türk Alp Havacılık, ASELSAN ve Kale Havacılık firmaları arasında imzalanan anlaşmalar: Bu imzalar özellikle ASELSAN için önemli, zira bu firmamız JSF projesinden iş payı almak için uzun süredir uğraş vermekteydi ve bu konudaki niyet, Savunma Sanayii Müsteşarı Murad Bayar tarafından dahi dile getirilmişti.

Norveçli Kongsberg Aerospace ile Roketsan arasında, NSM (Naval Strike Missile) gemisavar füzeleri için lançer üretimine yönelik işbirliği anlaşması. Yaklaşık 7 milyon Dolar tutarındaki anlaşma uyarınca, Roketsan, Norveç Deniz Kuvvetleri için NSM lançerlerine yönelik olarak parça imalatı gerçekleştirecek. Tek başına çok büyük boyutlu olmayan bu anlaşma, NSM’nin yeni nesil bir gemisavar füzesi olması ve JSM (Joint Strike Missile) modeli ile F-35 için de planlandığı hesaba katılırsa önem kazanıyor.

Roketsan ile Birleşik Arap Emirlikleri Burkan firması ile, BAE silahlı kuvvetleri ihtiyacı olan roket ve füze sistemlerinin müşterek üretimine yönelik olarak 70 milyon Dolar tutarında bir işbirliği anlaşması imzalandı.

Türkiye ile Almanya arasında savunma sanayii işbirliği anlaşması: 27 Nisan’da imzalanan bu anlaşma, özellikle insansız hava araçları ve elektronik harp sistemleri alanında iki ülke firmalarının daha yoğun işbirliğine gitmelerini kolaylaştırma potansiyeline sahip.

Türkiye – Suriye savunma sanayii işbirliği anlaşması: Basında Türk-Suriye müşterek sınır tatbikatı kadar ses getirmese de, önemli bir gelişme. 30 Nisan’da imzalanan anlaşma, somut anlamda çok büyük bir anlam taşımasa da, iki ülke askeri ve savunma işbirliği altyapısını kurma ve geliştirme bakımından büyük bir dönüm noktası teşkil etmekte. Özellikle iki ülkenin tam 10 yıl önce topyekûn harbin eşiğine gelmiş olması düşünülürse…

Türkiye ile Kuveyt arasında askeri işbirliği anlaşması: İki ülke arasında 1987 yılında imzalanan eğitim anlaşmasından sonraki adım kapsamında, savunma sanayiine yönelik işbirliği imkanlarının geliştirilmesi öngörülüyor.

• Artık gelenekselleştiği üzere, bu IDEF’in de yıldızı ASELSAN’dı. Geniş bir alanda çok sayıda farklı ürün sergileyen ASELSAN yerli ve yabancı çok sayıda ziyaretçinin ilgisini çekti. Tek tek saymak mümkün değil ancak en çok dikkati çeken sistem ve proje olarak şunlar sıralanabilir:

• “Avcı” kaska monteli nişangâh sisteminin endüstriyel tasarım maketi sergilendi. Sistemin ön tasarımı bitmiş durumda.

• İnsansız kara, deniz ve denizaltı araçları; komple bir üs / tesis güvenliği çözümü kapsamında sunuldu.

• Atılgan ve Zıpkın Kaideye Monteli Stinger projesinin meyveleri somut biçimde görüldü: Rus yapımı BRDM zırhlı keşif aracı üzerindeki Kaideye Monteli Igla (KMI), 2 x Stinger taşıyan, yenilenmiş tasarımı ile Bora II sistemi ve 2 x 2 Agm-114K HellFire füzesi taşıyan deniz aracı füze lançeri sergilendi. Bunlara ilaveten STAMP’ın kuzeni olarak sayılabilecek STOP 25mm stabilize top platformu da ilgi çekti.

• Dikkat çekici sistemlerden biri de füze güdüm radarı idi. ASELSAN’ın güdümlü füzeler için üzerinde çalıştığı teknolojilerin sergilendiği radar tarayıcı başlık modeli, bu sistemin hangi tip bir füze için tasarlanmış olduğuna dair yoğun merak uyandırdı. Buna ilaveten ASELSAN’ın hava savunma sistem çözümleri ile İHA’lar için geliştirdiği Sentetik Açıklıklı Radar (Synthetic Aperture Radar; SAR) ve torpidolara karşı savunma sistemleri de ayrıca dikkate değerdi.

• Sergilenen sistemlerden ARES-2N elektronik destek sistemi, Rüzgâr sınıfı hücumbot modernizasyonunda kullanılmış ve MilGem projesi kapsamında TCG Heybeliada gemisine de takıalcak. Bu önemli; zira hem milli bir ESM (Electronic Support Measures) sistemi aktif ve tam harbe hazır şekilde faal ve güncel gemilerimizde kullanımda; hem de MilGem için kendini kanıtlamış, ArGe süreci tamamlanmış bir sistem olması dolayısıyla entegrasyon risk ve maliyetlerini elektronik harp sistemi kaleminde ciddi manada düşürme potansiyeline sahip.

• Fuarda, kara araçları bakımından dikkat çekici sistemler Nurol Makina’nın 6×6 Ejder ailesi, FNSS’in Pars ailesi, BMC’nin Taktik Tekerlekli Araç ihalesini kazanan araçları (MRAP dahil) ve TEMSA Global’in GEKKO çok maksatlı araçları idi. Otokar standında Kaya ve Kale 4×4 Mayına Karşı Korumalı Taktik Tekerlekli Araç (MKKTTA) ile Cobra ailesinin üç ferdi; 12.7mm uçaksavar monteli personel taşıyıcı, Rafael insansız silah istasyonlu model ile Silah Taşıyıcı Araç (STA) projesi çerçevesinde teklif edilen, modifiye edilmiş Cobra ile Land Rover serisi bulunmaktaydı. Kale aracı, stand tasarımı nedeniyle sadece ön kısmı görülebilecek şekilde yerleştirilmişti. Cobra’nın STA türevi, tipik Cobra tasarımı ile büyük ölçüde benzeşmesine rağmen, gövdesinin arka kısmının eğimi büyük ölçüde artırılmıştı. BMC firması aynı ihalede, MRAP ailesinin bir üyesi olan ve İsrailli Hatehof firması tasarımı 4×4 araç teklif etmekte. Fuarda her iki rakip firmanın MRAP tasarımlarını, görsel bazda dahi olsa karşılaştırmak mümkün oldu.

• TEMSA Global’in savunma sanayiine daha yoğun katılımını temsil eden GEKKO çok maksatlı araca ait maket ilgi çekici idi. Dış görünüş ve konsept olarak Alman Rheinmetall firması tasarımı GEFAS modüler çok maksatlı aracı andıran 4×4 GEKKO, Geniş Modül ve Kısa Versiyon olmak üzere iki ana türeve sahip olarak sunuluyor. Muhtemelen konsept tasarım aşamasında olan araca dair ayrıntılı bilgi almak mümkün olmadı.

• FNSS, ASELSAN ile birlikte geliştirdiği Uzaktan Kumandalı Kule (UKK) sisteminin birebir maketini, Akıncı Zırhlı Muharebe Aracı üzerine monteli şekilde sergiledi. FNSS Pars 6×6 aracı, hidropnömatik süspansiyon sistemi ile ziyaretçilere bol bol gösteri yaptı. Tasarımı önemli ölçüde revize edilen aracın, fotograflar bilhassa ön profili dolayısıyla uyandırdığı hantallık izlenimi, aktif süspansiyon sisteminin perfomansı yakından incelenince silindi. Araç öne, arkaya ve yanlara çok büyük açılarla kendini “eğebiliyor”. Gerçek performans için arazi denemelerini incelemenin en doğrusu olduğu tabiidir.

• Deniz sistemleri ve gemilere gelince: Dikkat çeken bir husus, devriye botu ve karakol gemilerine yönelik sunulan çözümlerin çeşit ve sayısı idi. Söz gelimi Türk Deniz Kuvvetleri’nin Yeni Tip Karakol Botu projesi çerçevesinde, Dearsan tersanesinin YTKB-400 tasarımı ile kazandığı ihaleye sunulan ya da en azından bu ihalenin isterlerini (40mm baş top, derinlik bombası, denizaltı havanı, azami 400t deplasman, çelik tekne gibi) karşılayan neredeyse tüm adaylar, bu fuarda da sergilenmekteydi.

• 8 adet yüksek sürate sahip Tank Çıkarma Aracı (LCT) projesini kazanan ADİK Furtrans firmasının standında kazanan tasarım sergilendi. ADİK Furtrans’ın inşa edeceği LCT’lerin, teknik isterleri de aşan bir performansa sahip olduğu belirtildi. Deniz Kuvvetleri’nin 3 adet ana muharebe tankını (AMT) azami 18 deniz mili süratle taşıyacak bir gemi istemiş olmasına karşı firmanın tasarımının 7 adet AMT’yi azami 22 deniz mili ile taşıyabileceği iddia ediliyor. Bu arada firmanın standında LST ihalesi çerçevesinde önerilen tasarımi denizaltı savunma harbi maksatlı karakol botu (bkz: bir önceki madde) ve yüksek süratli hücumbot tasarımları da sergilenmekteydi. Hücumbot tasarımında 1 x 76mm/62 baş top, 1 x çift namlulu 40mm/70 kıç top, 2 x üçlü 324mm torpido tüpü, denizaltısavar havan ve 2 adet stabilize makinalı tüfek / top taret sistemi bulunmaktaydı. Genel görünüm açısından Türk Deniz Kuvvetleri’ne ait Yıldız sınıfı hücumbotlarla benzerlik arz eden geminin halihazırda devam eden ya da başlaması planlanan bir proje kapsamında teklif edilip edilmediği öğrenilemedi.

• İlginçtir, Fransız DCNS firması hemen hemen tüm savunma fuarlarında sunduğu Gowind çok maksatlı korvet tasarımını IDEF’te sergilemedi. Mistral LHD’nin iki farklı versiyonu, Scorpene AIP denizaltı ve FREMM çok maksatlı firkateyn maketleri ile MESMA AIP sistemini sergileyen firmanın, korvet / karakol botu pazarının bu kadar kızışmış olduğu bir dönemde ve Karadeniz / Ortadoğu pazarına bu kadar yakın bir ülkedeki bu fuara, yoğun biçimde tanıtım / pazarlama faaliyetleri yürüttüğü ve Bulgaristan ile Gürcistan’da satış aşamasına kadar geldiği (ama başaramadığı) bu gemiyi sergilememesi soru işaretlerine neden oldu. Kimbilir, belki de DCNS Gowind’den yavaş yavaş umudu kesmeye başlamıştır…

• Bir başka Avrupalı gemi üreticisi Fincantieri, MOSAIC çok maksatlı hafif firkateyn / korvet tasarımını bu fuarda da sergiledi. Modüler tasarıma sahip olan MOSAIC için Asya pazarında bazı ciddi potansiyel müşteriler bulunduğu, görüşmelerin devam ettiği belirtiliyor.

• Avrupa firmalarının standlarında dikkat çeken bir husus: Çoğu firma geçmişteki fuarlara getirdikleri maket ve broşürleri aynen bu fuara da getirmişler; promosyon, stand tasarımı vesaire için ciddi bir para ya da emek harcanmamış. Çoğu yabancı firma fuara usûlen katılmış gibiydi.

• STM standında, TCSG-80 Sahil Güvenlik karakol botları için bir modernizasyon ve tadilat projesi dikkat çekiciydi. 40mm baş top, 2 x ASELSAN STAMP ya da STOP taret ve kıçta ASELSAN Bora II lançeri ile donatılmış bu karakol gemisi, halihazırda mevcut ve kendini kanıtlamış SG-80 botları için ucuz ve maliyet etkin bir dönüştürme önerisi olarak sunuluyor.

• STM ve RMK Marine başta olmak üzere yerli ve yabancı firmaların ilgi duyduğu LPD amfibi taarruz gemisi projesi ile ilgili ilginç gelişmeler var: Başlangıçta 14,000t civarında bir deplasmana sahip olması ve 2+2 helikopter taşıması istenen LPD projesinde tonaj 20,000 tona, helikopter sayısı da 4+4’e çıkmış durumda. Bu, projenin LPD boyutundan çıkarak daha ziyade LHD sınıfına girmesi anlamına geliyor.

• RMK Marine standında Sahil Güvenlik Arama ve Kurtarma gemilerinin teslim tarihleri şu şekilde verilmiş:

TCSG-081 Dost: 30.09.2011
TCSG-082 Güven: 30.03.2012
TCSG-083 Umut: 30.07.2012
TCSG-084 Yaşam: 30.12.2012

• ATAK Taarruz ve Taktik Keşif Helikopteri Projesi kapsamında İtalyan Agusta Westland firması ile ortak üretilecek T-129 helikopterinin burun kısmı fuarda sergilendi. Birebir ölçekli makette ASELFLIR-300T FLIR sistemi, burun top taret tasarımı, ASELSAN’ın yeni nesil çok fonksiyonlu göstergeleri ile donatılmış kokpit ve füze lançerleri bulunmaktaydı. T-129’un ana silahları olacak Roketsan UMTAS (Uzun Menzilli Tanksavar Sistemi) ile Cirit 2.75” lazer güdümlü roketin birarada taşındığı entegre lançer podu özellikle dikkat çekiciydi. Modüler tasarıma sahip lançerde 4 x UMTAS ya da 2 x UMTAS ve 2 x ikişerli Cirit podu taşınabiliyor. Kuvvetle muhtemel farklı kombinasyonlar da mümkündür.

• Roketsan ilk kez özgün OMTAS tanksavar sistem tasarımını tanıttı. Bu arada Roketsan standında sessiz sedasız ziyaretçileri selamlayan J-600T taktik balistik füzesi, konunun meraklıları için hoş bir sürpriz oldu. 2007’de ilk kez kamuoyuna gösterilen J-600T Yıldırım füzesinin birebir ölçekli maketi, T-302 Kasırga ve T-122 Sakarya roket sistemlerinin yanında ziyaretçileri selamladı.

• TAI standında Hürkuş, C-130 Erciyes, Göktürk maketleri arasında dikkati çeken, Şimşek yüksek hızlı hedef uçağı oldu. Firmanın sunduğu teknik verilere göre turbojet motora sahip Şimşek’in 2.50m kanat açıklığı var ve azami kalkış ağırlığı 75kg.

• FN Herstal firması yeni insansız silah istasyonu LRWS’yi tanıttı.Yüksek Makina – MKE’nin geliştirdiği IMTAKS muadili olan sistemin en dikkat çekici özelliği, yüksek kapsama alanı ve açıları.

• Vestel Savunma ve Kale Baykar, gerek Mini gerekse Taktik İHA çözümlerini sergilediler. Öte yandan insansız sualtı ve suüstü araçları konusunda Genetlab ve Gate Elektronik firmalarının çözümleri de hacim ve ilgi açısından epey yer kapladı.

• IDEF’in bir başka sürprizi: TÜBİTAK SAGE standında sergilenen ısıl pil ve Hassas Güdüm Kiti (HGK) idi. ABD yapımı JDAM’ın büyük ölçüde muadili olan ve özellikle INS (Inertial Navigation System; Atalet Seyrüsefer Sistemi) alt bileşeni önemli oranda geliştirilmiş HGK’nin tüm testlerinin tamamlandığı ve operasyonel aşamada olduğu belirtildi. 2,000lb Mk84 genel maksat bombalarına eklenen bir GPS/INS güdüm kontrol kit ilavesi olan HGK’nın ayrıca JSF F-35 uçaklarına da entegre edileceği ve denemelerde isterlerin çok ötesinde INS+GPS ve INS hassasiyet değerlerine ulaşıldığı bilgisi verildi. HGK’ya ilaveten ve en az onun kadar önemli bir başka yeni sistem olan ısıl pil, güdümlü füze sistemlerindeki güdüm kontrol ve kanatçık eyleyicileri (aktüatör) için gerekli elektrik enerjisini sağlamada kullanılıyor. Isıl piller ayrıca fırlatma koltuğu mekanizmalarında, yangın kontrol sistemlerinde ve hava araçlarında acil durum güç sağlama sistemlerinde kullanılma potansiyeline de sahip.

• TSK Genel Maksat Helikopteri ihalesindeki kızgın rekabet fuara da yansıdı. Agusta Westland, proje kapsamında teklif ettiği, AW-139 tasarımını baz alan AW-149’un Türkiye için uyarlanmış türevi olan T-149’un birebir ölçekli maketini sergiledi. Projeye teklif veren iki firma olan Sikorsky (T-70) ve Agusta Westland (T-149) ayrı ayrı cazip sanayi katılım ve teknoloji transferi paketleri öneriyorlar. Bu projeye ve adayların tekliflerine dair yorumlarımı önümüzdeki hafta yazımda ele almaya çalışacağım.

• Makina Kimya Endüstrisi standında Mehmetçik 1 olduğunu iddia ettiği piyade tüfeğini ve Fransa ile uluslararası tahkime gitmesine neden olan, üretim ve teslimatı dondurulmuş Eryx kısa menizlli güdümlü tanksavar füze sistemini, Panter çekili obüsü ile çeşitli piyade silah ve mühimmatlarını sergiledi.

• Son yıllarda milli savunma sanayiine önemli yatırımlar yapan Azerbaycan, 14.5mm mühimmat atan İstiklal keskin nişancı silahı ile lisans altında üreteceği MKKTTA modellerini ziyaretçilerin ilgisine sundu. Azerbaycan gerek Gürcistan gerekse Türkiye ile önemli savunma sanayii anlaşmaları imzalamış durumda ve ihtiyaçlarını önemli ölçüde yerel kaynaklardan karşılamak için girişimlerde bulunuyor. Bu kapsamda kısa süre önce bu dost ve kardeş ülke ile firmalarımız çeşitli işbirliği anlaşmaları imzalamıştı.

• Fuarın dikkat çekici bir başka gözlemi: Sarsılmaz firmasının “At, Avrat, Sarsılmaz” logolu otobüsüydü. Firmanın standına ilgi, diğer IDEF’lerdeki gibi son derece yüksekti.

• Fuar boyunca yakındaki limanda demirli ve GENESİS modernizasyonundan geçmiş, TCG F-490 Gaziantep firkateynine geziler tertip edildi.

Fuarın tüm notlarını, tüm sistem ve çözümlerini burada aktarmak pratikte mümkün değil. Gemi ve kıyı gözetleme radarları, insansız hava, suüstü ve sualtı araçları ile elektronik harp sistemlerine yönelik olarak yoğun bir katılım söz konusu idi.

Peki IDEF 2009 gerçek manada bir Avrasya Buluşması oldu mu?

Bu soruya gönül rahatlığı ile bir “Evet” demek zor.

IDEF daha ziyade Türk savunma sanayii şirketlerinin, Türk Silahlı Kuvvetleri ihtiyaçlarına yönelik olarka geliştirdikleri ürün ve çözümleri sergiledikleri, Türkiye pazarında aktif olan ya da pazara girmeye çalışan firmaların da boy gösterdiği bir fuar mahiyetinde. Bir savunma sanayii firmamızın yetkilisinin söylediğine göre, fuar için İstanbul’a gelen çok sayıda yabancı delegasyon üyesi, fuar alanına uğramamış bile; aileleri ile birlikte İstanbul’u gezmeyi tercih etmişler. Bu anlamda fuara profesyonel katılımda ciddi sıkıntılar yaşanmış.

IDEF bölgedeki en büyük savunma fuarlarından biri şüphesiz; ancak gerçek anlamda bölgesel niteliğe tam olarak sahip değil. Bunun çeşitli sebepleri olduğunu düşünüyorum:

- Ulaşım: Ankara bu açıdan çok şanssız bir konumdaydı. Türkiye’nin tam ortasında bulunan ve limanı olmayan bir kente tank, zırhlı araç, büyük makina vb gibi sistemleri kara yolu ile nakletmek yüksek maliyete sahipti. Bu tür byük savunma fuarları genelde liman kentlerinde ya da limana yakın bölgelerde tertiplenir.
- Fuar alanı, uçuş gösterilerine izin veren bir bölgede ya da bir uçuş pistine yakın bir yerde değildi. Bu, hem statik gösteri / açık fuar alanı açısından hem de profesyonel ve amatör meraklıların ilgisini cezbetmek için öneme sahip uçuş gösterilerine izin vermemesi açısından çok önemli bir dezavantajdı.
- Fuar alanına ulaşım zor ve uzundu: Trafik ve otopark problemleri can sıkacak kadar kötüydü.

Umarım bu aksaklıklar takip eden IDEF’lerde çözülür ve bu fuar Türk savunma sanayii şirketlerinin uluslararası pazara daha emin adımlarla çıkmasına vesile olur.

22 Nisan 2009 Çarşamba

Türk Deniz Kuvvetleri'ndeki Başlıca Gemi Kayıpları

Dün öğleden sonra, Ay sınıfı ve Tip 209/1200 modeli, TCG S-348 Saldıray denizaltısı, Gölcük Donanma Komutanlığı'nda limana bağlı iken, bakım sırasında meydana gelen bir patlama neticesinde hasara uğradı. Hürriyet gazetesinin haberine göre olayca Deniz Üsteğmen Abdullah Kılıç ile işçi Sami Aktaş ağır yaralandı. Olayda can kaybının yaşanmamış olması sevindirici. Yaralanan personelimize acil şifalar diliyorum.

Saldıray denizaltısının durumu ve hasarın boyutu ile ilgili bir bilgi, doğal olarak henüz yok. 1976 yılında hizmete girmiş ve Ay sınıfının ikinci üyesi olan bu bot, hasarın boyutuna göre tamire alınabilir ya da emekliye ayrılabilir. Bir başka deyişle zaten kısa vadede planlanan emekliliği erkene alınabilir.

Bu vesile ile Türk Deniz Kuvvetleri'nde bugüne kadar envanterden düşme ile neticelenen vak'arı hatırlatmak isterim

Donanmamıza güvenli, kazasız belasız seyirler dilerim.

Atılay: İsim babası Mustafa Kemal Atatürk olan Ay denizaltısı, Çanakkale'de görev seyri esnasında 14.07.1942 tarihinde mayına çarparak battı. Olayda 39 denizci şehit oldu. Batık 1992 yılında sivil dalgıçlar tarafından bulundu.

Sınıfı: Ay
Modeli: Germania
İnşa Edildiği Tersane: Taşkızak, İstanbul
Kızağa Konma: 14.08.1937
Hizmete Giriş: 1940
Hizmetten Çıkış: 14.07.1942



Dumlupınar: Eski ABD Deniz Kuvvetleri SS-325 Blower. Akdeniz'deki bir NATO tatbikatından dönerken 04.04.1953 tarihinde Çanakkale, Nara Burnu açıklarında İsveç bandıralı Nabolant şilebi ile çarpışarak battı. Olayda 81 denizci şehit oldu. Cumhuriyet dönemi askeri denizcilik tarihimizin en trajik olaylarından biri olan bu facia ile ilgili belgesel nitelikli bir film çekilmesi de gündemde idi.



Sınıfı: Gür
Modeli: GUPPY I (Fleet)
İnşa Edildiği Tersane: General Dynamics Electric Boat, Groton
Kızağa Konma: 15.07.1943
Denize İniş: 22.04.1944
Hizmete Giriş: 16.11.1950
Hizmetten Çıkış: 04.04.1953



Kocatepe: Eski ABD Deniz Kuvvetleri DD-861 Harwood. Kıbrıs Barış Harekâtı, 21.07.1974 tarihinde sırasında koordinasyon ve iletişim problemleri sebebiyle Türk uçakları tarafından bombalanarak batırıldı. 54 denizcimiz şehit oldu.

Sınıfı: Tepe
Modeli: Gearing FRAM I
İnşa Edildiği Tersane: Bethlehem Steel, San Pedro
Kızağa Konma: 29.10.1944
Denize İniş: 22.05.1945
Hizmete Giriş: 17.12.1971
Hizmetten Çıkış: 21.07.1974


P-338 Yıldırım: Eski ABD Deniz Kuvvetleri PG-95 Defiance olan bu hücumbotumuz, 23.11.1984 tarihinde İzmir-Dikili açıklarında yangın sebebiyle battı.

Sınıfı: Bora
Modeli: PG-84 Asheville
İnşa Edildiği Tersane:
Peterson, Sturgeon Bay

Denize İniş: 1968
Hizmete Giriş: 03.08.1973
Hizmetten Çıkış: 23.11.1984



Ç-136: EDIC sınıfı bir çıkartma gemisi olan Ç-136, 30.01.1985 tarihinde Doğanbey 85 tatbikatı sırasında Ege Denizi'nde fırtına sebebiyle battı. 39 denizci şehit oldu.


Sınıfı: Ç-107
Modeli: EDIC
İnşa Edildiği Tersane: Gölcük Tersanesi, Gölcük
Denize İniş: 1979
Hizmete Giriş: 1980
Hizmetten Çıkış: 30.01.1985


P-325 Meltem: Alman yapımı Tip 140 modeli bir hücumbot olan Meltem, 24 Eylül 1985 tarihinde İstanbul Boğazı'nda Rus Deniz Kuvvetleri'ne ait Khasan okul gemisi ile çarpışıp battı. Olayda 5 Türk denizcisi şehit oldu. Botun enkazı denizden çıkarılıp hurdaya ayrıldı.




Sınıfı: Kartal
Modeli: Tip 140
İnşa Edildiği Tersane: Friedrich Lürssen Werft, Vegesack
Hizmetten Çıkış: 24.09.1985



D-355 Tınaztepe: Eski ABD Deniz Kuvvetleri DD-765 Keppler. Kıbrıs Barış Hrekâtı'nda görev yaptı. 02.05.1984 tarihinde AYGAZ-3 tankeriyle çarpışarak ağır hasar aldı ve akabinde 31.10.1984 tarihinde hizmet dışına çıkarıldı. Olayda 4 denizci şehit oldu.


Sınıfı: Tepe
Modeli: Gearing FRAM I
İnşa Edildiği Tersane: Bethlehem Steel, San Pedro
Kızağa Konma: 23.04.1944
Denize İniş: 24.06.1946
Hizmete Giriş: 30.06.1972
Hizmetten Çıkış: 31.10.1984




DM-357 Muavenet: Eski ABD Deniz Kuvvetleri DM-33 Gwin. Yakın tarihimizin en tartışmalı olaylarından biridir. Display Determination 92 tatbikatı sırasında, 02.10.1992 tarihinde Amerikan CV60 Saratoga uçak gemisinden atılan iki adet Sea Sparrow ile köprüüstünden vuruldu. Olayda gemi komutanı Yarbay Kudret Güngör dahil 5 denizci şehit oldu, 18 denizci yaralandı.


Sınıfı: Zafer
Modeli: Alan M. Sumner
İnşa Edildiği Tersane: Bethlehem Steel, San Pedro
Kızağa Konma: 31.10.1943
Denize İniş: 09.04.1944
Hizmete Giriş: 24.08.1972
Hizmetten Çıkış: 22.04.1993


Not: Uyarısı için Tolga'ya teşekkürler...

Haftalık Bakış #6: Ağlarla Donatılan Savaş Alanları

Son yıllarda savunma sistemleri ile ilgili değerlendirme, haber yorum ve sair yazılarda sıkça adı geçen bir kavram var: Ağ Merkezli Muharebe (Network Centric Warfare)....

Ben de bu haftaki yazımda bu konuda bir şeyler karaladım: Ağlarla Donatılan Savaş Alanları

17 Nisan 2009 Cuma

selcukozmumcu.com


Endüstriyel tasarımcı ve 3 boyutlu görsel modelleme uzmanı, sevgili kardeşim Selçuk Özmumcu, kişisel sitesini açtı.

Özellikle otomobil ve hava araçlarına karşı tutku derecesinde ilgisi olan ve bu ilgisini titiz modellerine aktaran Özmumcu'nun sitesindeki çalışmalara göz gezdirmenizi tavsiye ederim. Kendisinin 3 boyutlu modelleme alanındaki göz kamaştırıcı kabiliyeti, UH-1H projesinde kendisini tüm açıklığı ile gösteriyor.

Sitede ayrıca tasarım süreçlerine ilişkin çok güzel dokümanlar var; ilgi duyanların işine yarayabilir.

14 Nisan 2009 Salı

Haftalık Bakış #5: Gates'den Toplu İnfaz

ABD Savunma Bakanı Robert Gates, geçtiğimiz hafta Pentagon'un 2010 bütçesine ilişkin tavsiye kararlarını açıkladı. Büyük ses getiren ve çok sayıda projenin iptal edildiği ya da ertelendiği kararlara ilişkin, Haftalık Bakış köşemde "Gates'den Toplu İnfaz" başlıklı bir yazı kaleme aldım...

Not: Blog'u son zamanlarda biraz boşladım mı ne?

09 Nisan 2009 Perşembe

A400M Üzerindeki Kara Bulutlar Dağılmıyor!

Airbus CEO'su Tom Enders, Der Spiegel dergisine verdiği mülakatta, A400M projesinin tamamlanamayabileceği ihtimalinden bahsetmiş. Enders, halihazırda mevcut olan koşullarda uçağı üretebilmelerinin mümkün olmadığını belirtmiş, "eziyete katlanmaktansa [projeye] acı verici bir nokta koymanın" daha iyi olabileceğini eklemiş.

Dahası, Enders, kendileri için kabul edilemez nitelikteki mevcut şartlar altında, projenin devamı için destek talep etmek üzere Fransa ya da Almanya'ya daha fazla gitmeyeceğini söylemiş.

Bu güzel proje iptal edilirse çok yazık olacak. Avrupa'nın uzun zamandır gerçekleştirdiği nadi başarılı müşterek savunma projelerinden biri olmaya adaydı...


Airbus CEO says A400M programme could fail-paper

Sun Mar 29, 2009 6:58am EDT

FRANKFURT, March 29 (Reuters) - European airplane maker Airbus (EAD.PA) may not be able to complete the A400M military transport plane programme, Airbus's chief executive told a German magazine.

"Under the current conditions we cannot build the plane," Enders told Spiegel Online in an interview on Sunday, adding it would be better to make a painful break than draw out the agony.

Seven countries -- Britain, France, Germany, Spain, Belgium, Luxembourg and Turkey -- have ordered a total of 180 of the A400M planes and many have expressed anger over four-year delays in delivering the plane.

Enders said he would not make a "pilgrimage to Berlin or Paris to plead for a continuation of the programme under conditions that are not acceptable to us."

Airbus, owned by aerospace and defence group EADS, has blamed the delays on the companies supplying the A400M's massive turbo-prop engines. The plane maker faces a risk of billions of euros in penalties for the delays.

Enders told Spiegel Online that the states ordering planes should in the future take on partial responsibility for availability of aircraft engines.

Ruediger Wolf, a state secretary in the German defence ministry, had told Die Welt newspaper's Saturday edition he expected to receive clarification on the problems delaying the A400M in April. [ID:nLS391517] (Reporting by Maria Sheahan; Editing by Rupert Winchester)
http://www.reuters.com/article/rbssIndustryMaterialsUtilitiesNews/idUSLT67087120090329

07 Nisan 2009 Salı

Saldırı Helikopterleri: Quo Vadis?

SavunmaSanayi.net'teki Haftalık Bakış köşemde bu hafta, saldırı helikopterlerinin gelişimini, tanksavar görevlerini ağırlıkla vurgulayarak ele almaya çalıştım.

Saldırı Helikopterleri: Quo Vadis?

31 Mart 2009 Salı

Far East Military Aviation Monitor: March 2009




March 2009


S. Korean F-16 Crashes Off Coast; Pilots Safe
Elbit unit Elisra wins electronic warfare deal with Korea
Directing Cope Tiger flying shows multilateral partnership
Russia shows concern over Chinese weapons piracy
China uses bomber planes to blast ice blockages along Yellow River
North Korea Adamant on Missile Launch
China unruffled over North Korean launch
RazakSAT, A Testimony Of Local Scientists Talent, Capability
Indonesia Rejects Gift of Mirage Airplanes
Free Jet Fighters Find No Takers
Boeing Unveils New International F-15 Configuration - the F-15SE
Japanese Aircraft Carriers Back In Business
China tells Japan it wants aircraft carrier
Author discusses differences in U.S., Chinese air forces during Misawa visit
Taiwan Renews Push for F-16 Fighter Jets
U.S., Japan conduct bilateral training
Jet fighters used to make rain, not war
Cope Tiger exercise begins in Thailand
Elbit unit Elisra wins electronic warfare deal with Korea
Buddy Wing brings Kunsan, South Korean airmen closer
First Two MB-339CMs delivered to the Royal Malaysian Air Force
Royal Malaysian Air Force receives delivery of first two MB-339Cm trainers
U.S., South Korea begin exercise amid North Korea’s threats
Kadena Deploys F-15s and personnel to Thailand for Exercise Cope Tiger
Forces team up in Thailand skies
Lockheed Martin secures $ 655 million contract to refurbish 12 P-3C Orions for Taiwan
Thai pilot killed in Air Force plane crash
North Korea fills the air with threats
Japanese gov't should explain cost breakdown for relocation of Futenma base
S. Korea To Establish Plane Airworthiness System
Singapore to Keep up, Repair Chinook Transmissions
A Light Sabre for the Third World: The FC-1 / JF-17 Thunder
The Japanese MoD signs Training Helicopters contract
Miangas Island? No worries!
Japan says would shoot down inbound NKorean rocket
3rd KC-767J Tanker transferred to Japanese Itochu
Japan may aim to down North Korea missile

PT DI to complete production of Super Puma for Air Force
S Korea, U.S. start joint air training in preparation of annual defense drill
S. Korea Eyes Fighter Jet for Landing Ship

Omurgasızlık...

* * * Önemli not: Aşağıdaki yazıya konu olan fotograf gün içerisinde Hürriyet gazetesince değiştirilmiştir. Eğer bu değişiklik, gösterilen gafletin farkına varılması sonucu ise, değişikliği yapan gazete yönetimine bir vatandaş olarak teşekkür ederim. * * *


Gün geçmiyor ki Türk basını omurgasızlık, haysiyetsizlik ve basirtsizlik alanlarında yeni açılımlar yapmasın...

En son örneğimiz, Hürriyet gazetesinden. www.hurriyet.com.tr sitesindeki aşağıdaki fotografa dikkat çekmek istiyorum:


http://xs137.xs.to/xs137/09142/hurriyet31mart2009181.jpg
Resmi büyütmek için üzerine tıklayınız.

http://xs537.xs.to/xs537/09142/7670684214.jpg

Fotograflarla bilinçaltına pompalanmak istenen mesaj nedir?

Ellerinde silah olan askerler... yanan bir köy... intikam...

"Askerler intikam için köy yakmış!" dedirtilmek isteniyor bilinçaltlarında..

Halbuki habere tıklıyorsunuz, işin aslı çok farklı:

ŞANLIURFA'nın Bozova İlçesi'nde akrabalar arasında aynı arazi üzerine ev yapılması yüzünden çıkan silahlı kavgada öldürülen 3 kardeşin yakınları, gözaltına alınan 2 şüpheli ile akrabalarının oturduğu 7 evi önce Kalaşnikofla taradı ardından da benzin dökerek yaktı. Yaklaşık 300 kişilik grup, 3 otomobil, 2 traktör, 1 biçerdöver ve 1 motosikleti de ateşe verdi. Mucize eseri can kaybının yaşanmadığı bu olayın daha fazla büyümesini, köye gelen jandarma komandoları güçlükle engelledi. Olayla ilgili 36 kişi de gözaltına alındı.
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/11332793.asp?gid=229

Yani köyü yakanlar, bir arazi anlaşmazlığının bir tarafı. İki muhasım taraf arasındaki çatışmayı Jandarma durdurup olayların büyümesini Jandarma önlemiş.

İşin mide bulandırıcı tarafı, bu yaptığı Hürriyet'in yanına kâr kalacak, daha önce de olduğu gibi, bundan sonra da olacağı gibi...

30 Mart 2009 Pazartesi

Haftalık Bakış #3: EMB-314 ve Yakın Hava Desteği

Haftalık Bakış'ta bu hafta, selefinin paralelinde iyi bir satış grafiği tutturacağa benzeyen EMB-314 Super Tucano turboprop eğitim / saldırı uçağı ve bu bağlamda Yakın Hava Desteği konsepti hakkındaki görüşlerimi paylaştım. Yazıya aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.

EMB-314 ve Yakın Hava Desteği

23 Mart 2009 Pazartesi

Haftalık Bakış #2: Yunanistan ve FREMM

Savunma Sanayi Haftalık Haber Gazetesi'ndeki köşemde bu hafta Yunan Deniz Kuvvetleri'nin yeni nesil firkateyn tedarik projesi ve FREMM firkateynlerini ele almaya çalıştım.

Yunanistan ve FREMM

20 Mart 2009 Cuma

Hürmüz Boğazı'nda Denizaltı Kazası

Son yıllarda artan denizaltı kazalarına bugün (20.03.2009) sabah saatlerinde bir yenisi daha eklendi: Hürmüz Boğazı'nda seyreden ABD Deniza Kuvvetleri'ne ait Los Angeles sınıfı nükleer saldırı denizaltısı USS SSN-768 Hartford ile San Antonio sınıfı amfibi çıkarma gemisi USS LPD-18 New Orleans çarpıştı. Kazada Hartford denizaltısındaki 15 mürettebatın hafif yaralandığı bildiriliyor. Her iki gemi de halen kendi tahrik sistemlerini kullanarak seyretmekteymiş, ancak New Orleans'tan, hasar alan yakıt tankı nedeniyle denize 25 bin galondan fazla mazot sızmış. Hartford'da herhangi bir nükleer yakıt sızıntısı rapor edilmemiş. New Orleans, ABD Deniz Kuvvetleri'nin en modern çıkarma gemilerinden biriydi.

Two U.S. Navy Vessels Collide in the Strait of Hormuz

From Commander, U.S. 5th Fleet Public Affairs
MANAMA, Bahrain – A U.S. Navy submarine and U.S. amphibious ship collided in the Strait of Hormuz early Friday morning, March 20, 2009. The collision between USS Hartford (SSN 768) and USS New Orleans (LPD 18) occurred at approximately 1:00 a.m. local time (5:00 p.m. EDT, March 19). Fifteen sailors aboard the Hartford were slightly injured and returned to duty. No personnel aboard New Orleans were injured. Overall damage to both ships is being evaluated. The propulsion plant of the submarine was unaffected by this collision. New Orleans suffered a ruptured fuel tank, which resulted in an oil spill of approximately 25,000 gallons of diesel fuel marine. Both ships are currently operating under their own power. The incident is currently under investigation. Both the submarine and the ship are currently on regularly scheduled deployments to the U.S. Navy Central Command area of responsibility conducting Maritime Security Operations (MSO). MSO set the conditions for security and stability in the maritime environment as well as complement the counter-terrorism and security efforts of regional nations. MSO deny international terrorists use of the maritime environment as a venue for attack or to transport personnel, weapons, or other material.
http://www.cusnc.navy.mil/articles/2009/046.html