03 Şubat 2010 Çarşamba

On the Threshold of Digital Battlefields

Aylık jeopolitika ve güvenlik dergisi olan Eurasia Critic Ocak 2010 sayısında, "2020: Projections" (2020: Öngörüler) özel dosyası ile, önümüzdeki 10 yıl için savunma, güvenlik, politika ve istihbarat alanına dair öngörü çalışmalarına yer verdi.

Bu özel sayıda, bilişim teknolojilerinin savunma ve güvenlik alanına verdiği yönü incelemeye çalıştığım, "On the Threshold of Digital Battlefields" (Sayısal Savaşalanlarının Eşiğinde) başlıklı makalem de yayınlandı.

Makaleye buradan ulaşabilirsiniz.

Etiketler: , ,

01 Şubat 2010 Pazartesi

Far East Military Aviation Monitor: January 2010



NA Body appreciates performance of PAC
Taiwan Air Force T-34 with 2 pilots goes missing
Both missing Taiwan air force pilots found dead
Indonesia to Upgrade Air Force by Defence IQ
US, Japan Airmen join sister services in year's first bilateral exercise
13th Air Force sharpens skills during Keen Edge
Kawasaki XC-2(C-X) First Flight
SINGAPORE 2010: Helicopter market in Asia Pacific set to take off
Japanese military transport nets first flight
Indonesia to buy 16 Super Tucano fighters
Taiwan military plane lands in Santo Domingo with supplies for Haiti
China warns US over arms sales to Taiwan
Taiwan Air Force T-34 with 2 pilots goes missing
Indonesia to buy 16 Super Tucanos
SINGAPORE 2010: Asian fighter requirements continue to grow
Singapore Airshow 2010: A preview
Defence contractor confirms bid to train Singapore pilots
AIT confirms Taiwan military plane refueling in US
'Chinese Air Force will never pose a military threat to any country'
Boeing delivers fourth and final Japanese tanker
Japan Sends Self-Defense Forces to Assist Haiti
Fighter pilots tipped for NZ training
Review of Chinese aviation industry in 2009
US mulling Japanese participation in F-35 fighter
WARPLANES: China Wins A Big One
US, Japanese air forces train together
Boeing hands over last KC-767 tanker to Japan
More Aerial Displays at Singapore Airshow 2010
China Close To Test 5th Gen Fighter
Japan, US mulling Tokyo's participation in F-35 development
Asia Military world: Malaysia Air Force (RMAF) will get new fighter aircraft
Fighter Industry In Japan Risks Shrinkage
PICTURE: Japan receives last Boeing KC-767 tanker
Substitution of Indonesia Air Force Jets Postponed
Singapore pilots adapt to life in Idaho
China vents anger with missile test
Hawks Return From Japan
Taiwan's Aircraft Manufacturer Hits 10-year Revenue High
Two men charged over theft of RMAF jet engines
Two Malaysian Indians charged with aircraft engine theft
J-10 fighter enters international market at $40 million
Chinese Air Force Needs New Aircrafts
Boeing Delivers 4th KC-767 Tanker to Japan
RoKAF F-5 squadron clocks 120000 hrs without accident
China buys Russian engines for JF-17 and J-10

Etiketler:

31 Ocak 2010 Pazar

Füzeyle Bisiklet Vurmak, Muhriple Sandal Kovalamak

Bir süre önce, İngiliz Kraliyet Donanması’nda görev yapmış emekli bir subayla sohbetimde çok ilginç bir anekdot dinledim. Kendisinin aktardığına göre, Afganistan’daki İngiliz birliklerinin halen en çok sarfettikleri mühimmatın başında Javelin güdümlü tanksavar füzesi gelmekte imiş. Bu füzelerin de en çok kullanıldıkları hedefler, motosiklet ve bisiklet kullanan, RPG roketatarları ile silahlanmış Taliban / El Kaide militanları imiş. Cepheden saldırırken görece hızlı hareket eden ve çok ince bir hedef teşkil eden bu militanların piyade tüfeği ve makinalı tüfeklerle etkisiz hale getirilmesi çok zor olduğundan, çoğunlukla uzak mesafeden güdümlü tanksavar füzesi ile ateş edilmekte imiş (Nitekim İngiltere kısa süre önce Raytheon’a 176 Milyon Dolar karşılığı 1,300 adet Javelin füze siparişi verdi. Teslimatların 2012’ye kadar tamamlanması öngörülüyor).

Konuştuğum emekli subay, tank ve koruganlara karşı kullanılmak için tasarlanan füzelerin bisiklet gibi asimetrisi yüksek hedeflere karşı ateşlenmesinin ilk bakışta çok komik göründüğünü ancak birliklerin başka çarelerinin olmadığını söyledi.

Bu örnek aslında, modern orduların karşı karşıya oldukları meydan okumanın ulaştığı boyutu çok güzel özetlemekte. Javelin gibi füzeler tankları, Fulda Ovası’na akan Sovyet / Varşova Paktı tanklarını durdurmak için tasarlanmıştı. Bisiklet üzerindeki RPG’li, sivil kıyafetli militanları değil.

Benzer bir durumu Aden Körfezi’nde gözlemek mümkün. Dünyanın dört bir yanından gelmiş irili ufaklı savaş gemileri, bu bölgeden geçen ticaret gemilerinin güvenliğini sağlamak için devriye geziyorlar. Ticaret gemilerine yönelmiş olan tehdit ise, Somalili deniz korsanları. Çoğunlukla “Skiff” adı verilen süratli ve küçük teknelerle saldıran korsanlar, zaman zaman çok cüretkâr saldırılar düzenliyor, gemilere çıkıp personeli rehin alıyor ve fidye karşılığı serbest bırakıyorlar. Muhripten korvete çeşitli gemiler, helikopterler, RHIB botlar ve deniz komandoları ile birlikte gece gündüz Skiff peşinde koşuyorlar. Bir Arleigh Burke muhribini skiff peşinde tahayyül etmek çok güç, ama gerçek bu. O kadar ki, skiff’ler çoğunlukla radara, o son teknoloji ürünü radarlara yakalanmıyor: Çünkü skiff’ler, çevrelerindeki dalgalardan çok daha yüksek değil ve çok inceler. Son teknoloji ürünü atış kontrol sistemlerinin ekranlarında bir martıdan ya da kuvvetli bir dalgadan çok farklı bir iz bırakmıyorlar. Ancak o teknenin üzerindeki birkaç korsanın yaratacağı moral ve ekonomik etki misliyle büyük olabiliyor.

Öte yandan şurası da son derece ilginçtir ki, korsanlarla mücadele etmek, daha doğrusu korsanları savuşturmak için muazzam paralarla yeni sistemler alınıyor, görev güçleri oluşturuluyor, yeni taktik ve teknolojiler deneniyor ama sorunun köküne, Somali’deki devlet otoritesinin yokluğuna ilişkin en ufak bir eylem dahi gerçekleştirilmiyor. Sonuçta her şey maliyet hesabına dayanıyor değil mi?

Asimetri mi demiştiniz?

2007’de Estonya ve 2008’de Gürcistan’ın tecrübe ettiği üzere, bir grup kararlı bilgisayar korsanının başarabileceği şeylerin boyutunu öngörmek son derece zor.

Bir anıtın yerinin değiştirilmesi ve takip eden diplomatik kriz, Rusya ile Esyonya’yı siber savaşa sürükledi. Kamu işlemlerinin neredeyse tamamen internet ortamında yürütüldüğü Estonya, Rus “hacker”ların kararlı saldırısına maruz kaldı. Ülkenin tüm bilişim altyapısı felç oldu, kamu hizmetleri ciddi biçimde sekteye uğradı. Bu saldırılardan sonra sibersavaşın yıkıcı etkisinin farkına vara Estonya Savunma Bakanlığı, ülkede bir Siber Savaş Mükemmeliyet Merkezi kurarak hem kendi personeline hem de NATO müttefiklerine bu alandaki tecrübesini aktarıyor, müşterek projeler ile karşı tedbirler geliştiriyor.

2008 Ağustos’unda Gürcistan’ın tek taraflı bağımsızlık ilan eden Güney Osetya’ya karşı giriştiği harekât ve akabinde Rusya’nın müdahalesi ile patlak veren Kafkasya Savaşı, kısa ancak oldukça kanlı çarpışmalara sahne oldu. Rusya’nın paralel olarak yürüttüğü siber operasyonlarda bu sefer daha yaratıcı taktikler kullanıldı: Tecrübeli ya da donanımlı olmayan, orta seviye bilgisayar kullanıcılarının bile kolayca çalıştırabileceği “hacker programcıklar” Rus forum ve paylaşım sitelerinde dağıtılarak, deyim yerindeyse paralı siber askerler devşirildi. Böylece Gürcü kamu ve askeri bilişim ağlarına saldırı düzenleyen Rus siber cephesi genişletildi.

Bilgi, yeni yüzyılda savaşların hem cephanesi hem de amacı olacak. “Ağ merkezli muharebe”, “ağ destekli yetenek”, “siber savaş” ve sair renkli tanımların, terminoloji kokteyllerinin odağında tek bir hedef var aslında: Bilgiyi toplama, değerlendirme ve eyleme geçme döngüsünü hasmından daha çabuk gerçekleştiren taraf, yeni nesil savaşların galibi olacaktır. Ve adına ister ağ merkezli savaş ister siber savaş deyin, yeni yüzyılın savaşları, bu döngüyü daha çabuk tamamlama mücadelesi şeklinde gerçekleşecek.

Mesele savaş alanındaki tüm unsurları birbirine muhabere sistemleri ile bağlamaktan ibaret değil aslında.

Etiketler: , , ,

25 Ocak 2010 Pazartesi

Hava Savaşları ve OODA Döngüsü


Manevra kabiliyetine hangi etkenler katkıda bulunur? Pek çok şey. Uçağın çeşitli ağırlık değerleri (boş ağırlık, azami kalkış ağırlığı, silah taşıma kapasitesi vb). Ayrıca dönüş hızları: Ani (instantenous) dönüş hızı ve daimi (sustained) dönüş hızları, saniyede kaç derece dönülebildiği. Yetmedi, azami irtifa değerleri, irtifaya bağlı olarak azami süratler... Motor toplam itki gücü ve daha önemlisi "thrust-to-weight ratio", yani ağırlık başına itki oranı... Kanat yükleme (wing loading) değerleri... Tırmanma değerleri. Gövdenin dayanabileceği azami + ve - "g" gücü değerleri.... Bunların hepsi bir araya gelerek uçağın manevra kabiliyetini ölçmemizi sağlarlar.  Bazı uçakların thrust-to-weight oranı çok iyidir ama azami kalkış ağırlıkları çok yüksektir, tırmanma oranları çok iyi değildir ya da tersi. Av - önleme görevli uçakların tırmanma süratlerinin yüksek olması beklenir ama dönüş süratleri çok yüksek olmaz... gibi.

Bir savaş uçağının hava muharebesinde zafer kazanmasını ya da en azından hayatta kalmasını sağlayan esas faktör manevra kabiliyeti değil, bir durumdan başka bir duruma geçme hızı, başka bir deyişle reaksiyon süresidir. Manevra kabiliyeti, bu sürenin kısalmasına etki eden en önemli etkendir, ama tek değildir.

Şöyle ki:

Mübalağa edelim: Farzedelim ki, bir F-100 Super Sabre kullanıyoruz. 1950'lerin teknolojisi ile üretilmiş, modern herhangi bir radar ve benzeri sensörü olmayan bir savaş uçağı. Bu uçakla kalkış yaptık ve her nasılsa kendimizi bir F-22'nin arkasında bulduk. F-22 ise en son teknoloji kullanarak üretilmiş, dünyadaki en gelişmiş savaş uçağı. F-22'nin pilotu, arkasına geçtiğimizi çok geç farketti. Biz makinalı topumuzu uygun pozisyona getirmek için ince manevralar yaparken, F-22 pilotu bir türlü hangi manevrayı uygulayacağına karar veremedi ve sonucunda düz uçuşuna devam etti. Bu esnada uygun atış pozisyonuna girdik, ateş ettik ve F-22'yi düşürdük.

F-22, düz uçuş durumundan, sakınma ve saldırma durumuna geçmekte çok yavaş kaldı, ancak öte yandan F-100 kalkıştan sonra atış konumuna hızlı girdi. Yani F-100 bir durumdan diğer duruma, F-22'den çok daha hızlı geçiş yaptı.

İşte bu, meşhur "OODA Döngüsü"nün temelidir.

20'nci Yüzyıl'ın gördüğü en iyi askeri stratejlerden olan John Boyd'un geliştirdiği OODA (Observe, Orientate, Decide, Act; Gözle, Konumlan, Karar ver, Uygula) döngüsü, itdalaşlarından kurumsal yönetime kadar neredeyse tüm "süreçlerin" başarıyla yönetilmesinde anahtar rol oynar. Bu döngüyü "The New Face of War: How War will be Fought in the 21st Century" adlı kitabında Bruce Berkowitz, Vietnam Savaşı sırasında gerçekleşen bir hava muharebesi ile örnekler:

Vietnam Savaşı sırasında, Nisan 1965'te, Thanh Hoa köprüsüne F-105 Thunderchief'lerle çok büyük bir hava saldırısı düzenlendi. Bu saldırıya karşılık veren Kuzey Vietnam MiG-17 Fresco jetleri, çok sayıda F-105'i düşürdü. MiG-17'lerden biri, 4 uçaklık bir Thunderchief koluna dalış yaptı ve 3 adedini çabukça safdışı bıraktı, sonuncusunun peşine düştü. F-105 pilotu, dezavantajlı konumdayken, kendisine silah ve taktikler filosunda öğretilen bir tekniği uyguladı: Levyeyi tüm gücüyle kendine ve sağa doğru çekerken bir yandan da sol pedala azami tazyik uyguladı. Bunun sonucunda uçak deyim yerindeyse "şaha kalktı". Arkasındaki çok daha hızlı olan MiG-17, havada birdenbire bir tuğla gibi yavaşlayan F-105'in önünden hızla geçip gitti; avı kadar hızlı yavaşlayamadığı için şansını kaybetti. Nitekim F-105 evine sağ salim dönmeyi başardı.

MiG-17 kadar kıvrak ve atik bir uçak olmayan F-105 Thunderchief, bir durumdan diğer duruma çok hızlı bir şekilde geçebilmesi ve düşmanının bu değişim hızıyla başedememesi nedeniyle zor durumdan kurtuldu. Başka bir ifadeyle F-105 pilotu, MiG-17'nin pilotundan çok daha hızlı bir şekilde OODA döngüsünü tamamladı.

Yani asıl mesele hız değil, ivmedir.



Ayrıca bkz: Maneuver Warfare

Etiketler:

21 Ocak 2010 Perşembe

Türk Hava Kuvvetleri F-16 Son Durumu

19 Ocak günü, CCIP modernizasyon projesi seri modernizasyon protokolü imzalandı. Proje ile Block 40 ve Block 50 versiyonunda toplam 165 F-16, yaklaşık Block 50+ seviyesine modernize edilecek. Block 30'lar ise çok daha sınırlı bir modernizasyon işleminden geçmekte.

Peace Onyx IV projesi ile tedarik edilecek 30 adet Block 50+ F-16 ile birlikte Türk Hava Kuvvetleri F-16 envanterinin son durumu, kaza kırımlarla birlikte şu şekilde oluşmuş durumda.



Etiketler: ,

19 Ocak 2010 Salı

Ejderha Başlı Tetikler



Babam yıllar önce Almanya'ya gittiğinde bana devasa bir katalog getirmişti; av malzemeleri katalogu. "Frankonia Jagd", ezberlemiştim adını ve neredeyse tüm içeriğini. 1985 - 1986 sezonuna dair, av tüfeğinden çoraba, çadır malzemesinden Mercedes Benz jipe kadar bir avcının ihtiyaç duyabileceği tüm malzemeler vardı katalogda.

Katalogun bir bölümü de nostaljik silahlara ayrılmıştı. Dönem dönem tüm tüfekler: Amerikan İç Savaşı dönemi tüfekleri, Winchester'lar vesaire. O tüfeklerden en sevdiğim, Napolyon Dönemi uzun namlulu piyade tüfekleriydi. Çünkü bir silah değil, sanat eseriymişçesine işlemeleleri, kakmalarıyla pek albeniliydiler. O tüfeklerde en dikkatimi çeken şey ise, tetik horozları idi: Horoz, ejderha başı şeklindeydi.

Ejderha başı şeklindeki o tetik horozu yıllar içinde beynime kazındı, bir simge haline dönüştü.

Hep sormuşumdur kendime: Günümüzde modern bir piyade tüfeğinde neden böyle işlemeler, ejderha başları olmaz?

Hep cevaplamışımdır kendimi: Çünkü modern bir piyade tüfeğinin her bir parçası, ergonomi, malzeme bilimi, mukavemet ve benzeri çok sayıda mühendislik alanının diktası altında şekillenmiştir. Tetiğin yuvarlaklığı, parmağın en iyi şekilde kavrayabileceği şekildedir, şarjörün büyüklüğü ağırlık ve takıp çıkarma kolaylığına göre belirlenmiştir, namlu uzunluğuna kimbilir hangi tasarım kriterleri etki eder vb.

Tüm bu etkenler arasında maliyet her zaman en güçlü Demokles Kılıcı'dır elbette. Ve bu ortamda, bir ejderha başına harcanacak fazladan malzemeye yer yoktur.

Bir tetik horozunu güzel görünmesi için ejderha başına dönüştürecek fazladan maliyet, onbinlerce tüfek hesaba katıldığında muazzam bir boyuta ulaşabilir. Tetik horozunun optimum çalışma koşullarını olumsuz etkileyebilir ve daha neler.

Ve bu durum, estetik açıdan "ruhsuz" tasarımları kaçınılmaz kılar. O tasarımlardır ki, isterlere mümkün olabilecek en yakın şekilde üretilmişlerdir ve hesaplanan değerler içinde kalarak çalışırlar. Sanatsal yaratıcılığa yer yoktur pek, ancak "inovasyon" denen heyula revaçtadır: Üretim bandına konup maksimum kârı getirdiği sürece her türlü yaratıcılık serbest. Ejderha başı şeklinde tetik horozu mu? Normal tetik horozundan daha ucuza mâl etmeyi başar ey mühendis, sonra çık karşıma!

Yani aslında iş biraz da şuna dayanıyor: Bütçe ve maliyetler, pozitif yaratıcılığın önündeki en büyük engellerdir.

Ufak bir parantez açarak "pozitif yaratıcılık" kavramı ile ne anlatmak istediğimi açıklayım.

İnceleyeni sadeliği ve/veya düşünmeye zorlaması ve/veya devrimciliği ile etkileyen tasarım bence pozitif yaratıcıdır. Nice endüstriyel tasarımcılar, yeni mezun genç idealist mühendisler, amirlerine ya da müşterilerine bu tür tasarımları sunarken helâk olmuşlardır.

Kendisine belirlenen sınırlardan çok daha yüksek performans gösterebilen ancak klasik kalıpların dışında çözümler sunmayan ve/veya herhangi bir estetik kaygı taşımayan tasarım negatif yaratıcıdır. Negatif yaratıcı bir çözüm, müşterinin ya da proje yöneticisinin hoşuna gider ancak endüstriyel tasarımcıyı tatmin etmez. Uzun vadede insanlığın akıl ve sanat havuzunda yer bulamaz kendine.

Bu yüzdendir ki Leonardo da Vinci'nin hiç bir zaman uçmamış ve uçamayacak olan helikopter tasarımı, uçan ilk helikopter olan Sikorsky R-4'den daha tanınmıştır; insanların görsel (ve sanatsal?) hafızalarında yer bulmuştur yüzyıllardır. R-4 uçalı yarım yüzyıldan azıcık fazla oldu halbuki.

Kapa parantez.

İşte bu nedenle, çözüm tasarlayan proje ekibinin, bütçe planlarından, maliyetlerden uzak tutulması gerekir. Hayal dünyasında yaşamalarına izin verilmesi gerekir.

Bütçe, sanatın ve yaratıcılığın düşmanıdır.



* * * 


Cürekâr mı oldu biraz ne?

Etiketler:

14 Ocak 2010 Perşembe

Türk Deniz Kuvvetleri'nde Firkateynler


İkinci el firkateyn transferlerini incelediğim ve halen devam eden çalışmamın, Türk Deniz Kuvvetleri ile ilgili bölümü:
 


İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra NATO’ya üyeliği ile birlikte diğer kuvvetlerde olduğu gibi Türk Deniz Kuvvetleri’nde de (TDzK) uzun süren bir yabancı sistemlere bağlılık başladı. 1980’lerin sonlarına kadar Türk Deniz Kuvvetleri’nin ana vurucu gücünü, ABD’den yardım kapsamında gelen, İkinci Dünya Savaşı gazisi, FRAM (Fleet Rehabilitation and Modernization) I ve II modernizasyonlarına tabi tutulmuş Alan M Sumner ve Gearing sınıfı destroyerler teşkil etti.

Deniz kuvvetlerindeki ABD’ye olan bu bağlılığın kırılmasına yönelik (Berk refakat muhribi girişimi sayılmazsa) ilk ciddi adım, 1982 yılında Alman Blohm und Voss tersanesi ile imzalanan Track I projesi sözleşmesi idi. 4 adet MEKO 200TN tipi genel maksat firkateyninin ilk ikisinin Almanya’da, geri kalan ikisinin Gölcük Tersanesi’nde inşa edilmesini içeren proje ile Türk Deniz Kuvvetleri’nin hizmetine ilk kez modern firkateynler girmiş oldu. Bu projeyi 19.01.1990 tarihinde imzalanan ve iki adet firkateyni içeren Track IIA ve 14.12.1992 tarihinde imzalanan, yine iki gemiyi kapsayan Track IIB projeleri takip etti. Track I firkateynleri Yavuz sınıfı olarak 1987 – 1989 yılları arasında, Track II firkateynleri ise Barbaros (Track IIA) ve Salih Reis (Track IIB) sınıfı olarak 1997 – 2000 yılları arasında hizmete girdiler. Track IIC olarak adlandırılan ve yine 2 firkateyni içeren dördüncü paket ise hayata geçirilmedi.

MEKO 200’ler ile birlikte TDzK ilk kez gemilerden hava savunma füzesi kullanma kabiliyetine erişmiş oldu.

MEKO 200 Projesi’nin, Doğan sınıfı hücumbot projesi ile birlikte, Türkiye’de modern bir askeri gemi inşa sanayii kurma girişiminin ilk aşamasını teşkil ettiği söylenebilir. Bu proje ile birlikte Türk gemi inşa sanayii, modern savaş gemisi tasarım, inşa ve sistem entegrasyon konularında bilgi ve tecrübe sahibi oldu. Ancak bu projenin, Türkiye’nin savaş gemisi konusunda dış bağımlılığını bir anda sona erdirmesi mümkün değildi. Nitekim 2000’lerin başlarına kadar FF-1052 Knox, FFG-7 Oliver Hazard Perry ve ardından A-69 D’estienne D’orves sınıfı firkateynler transfer edildi.

NATO müşterek tatbikatlarından olan Display Determination 1992 sırasında, 01.10.1992 gecesi ABD uçak gemisi Saratoga’dan ateşlenen iki adet RIM-7 Sea Sparrow hava savunma füzesi, Saratoga ile beraber seyretmekte olan DM357 Muavenet destroyerini köprüüstü kısmından vurarak beş denizcinin hayatını kaybetmesine neden oldu. Bu olaydan sonra ABD, tazminat olarak bir adet FF-1052 Knox sınıfı firkateyni TDzK’ne hibe olarak, üç adet firkateyni de düşük bedelle transfer etti. TDzK’de Tepe sınıfı olarak adlandırılan ve ilki F250 Muavenet olarak adlandırılan bu gemiler 29.11.1993 tarihinde hizmete girdi. Dört adet daha Knox sınıfı firkateyn de ertesi yıl, 1994’te, hizmete girerek TDzK’deki Tepe sınıfı firkateyn sayısını 8’e çıkardı. Türkiye ABD’den ayrıca yedek parça gemisi olarak kullanılmak üzere 4 adet Knox (FF-1059 Sims, FF-1080 Paul, FF-1082 Montgomery ve FF-1091 Miller) alındı. Böylece TDzK envanterine toplam 12 adet FF-1052 Knox sınıfı firkateyn girmiş oldu.

Knox sınıfı firkateynler TDzK’de, alımlarının gündeme gelmesinden itibaren büyük bir muhalefetle karşılaştılar. Bu muhalefetin ana nedenleri, gemilerin oldukça yıpranmış olmaları ve silah sistemlerinin yetersiz olmaları olarak sıralanabilir. İstim tipi tahrik sistemini haiz olan bu firkateynlerin kazanlarının ısıtılması ve akabinde seyre çıkış yani reaksiyon sürelerinin ve harbe hazırlık oranlarının düşük olması, yüksek işletme ve idame giderleri ile düşük performansları, TDzK’deki hizmet sürelerinin görece kısa olmasına neden oldu: Tepe sınıfınının 4 gemisi, hizmete girmelerinden 7 – 8 yıl sonra emekliye ayrılmışlardır. 2009 itibariyle Tepe sınıfından sadece bir gemi, F253 Zafer hizmette kalmış durumda.

TDzK’nin suüstü vurucu gücünü oluşturan filolarını gençleştirme çalışmalarının en önemlilerinden birini, ironik şekilde, 1990’ların sonlarında başlayan ikinci el FFG-7 Oliver Hazard Perry sınıfı firkateyn transferleri teşkil etmiştir.

Aslında Türkiye’nin FFG-7 firkateynleri ile tanışıklığı 1980’e kadar uzanmakta. Track I ve Track II projelerinin temsil ettiği modernizasyon faaliyetleri kapsamına alınabilecek bir girişim ile, 1980 yılında ABD ile imzalanan bir mutabakat muhtırasına göre İstanbul Taşkızak Tersanesi’nde dört adet FFG-7 sınıfı firkateyn, lisans altında inşa edilecekti. Ancak Taşkızak Tersanesi’nin teknik altyapı ve tecrübesinin bu boyutta bir gemi inşasına elverişli olmaması, yapılması gereken yatırım maliyetinin büyüklüğü ve bütçe sıkıntıları, bu projenin iptal edilmesine neden oldu.

Soğuk Savaş döneminde alan hava savunması ve DSH maksatlı bir refakat firkateyni olarak tasarlanan FFG-7’ler üzerindeki yük, SSCB’nin yıkılması ve Atlantik’teki Rus denizaltı tehdidinin ortadan kalkması ile önemli oranda azaldı. Bu ise, ABD DzK hizmetindeki toplam 51 adet FFG-7’nin önemli bölümünün ihtiyaç fazlası olarak emekliye ayrılmasına neden oldu. Bu gemiler, ABD’nin dost ve müttefiklerine düşük fiyata satılmaya ve/veya hibe edilmeye başlandı. Tasarım özellikleri itibariyle zaten düşük işletme ve idame maliyetine sahip FFG-7’ler, fazla yüksek bir ilkalım külfetine sahip olmadıkları için çok sayıda ülke donanması tarafından talep gördü. TDzK da, Yavuz, Barbaros ve Salihreis sınıflarının temsil modernizasyon ve gençleştirme atılımının devamı olarak bu gemilere ilgi gösterdi.

TDzK hizmetine ilk FFG-7’ler 24.07.1998 tarihinde girdi. F490 Gaziantep, F491 Giresun ve F492 Gemlik adları ile ve Gabya sınıfı adı altında göreve başlayan gemiler, denize inişlerinin üzerinden 50 yıldan fazla zaman geçmiş ve artık faydalı hizmet ömürlerinin sonuna gelmiş olan Gearing tipi destroyerlerin yerine geçerek, donanmada büyük bir gençleşme sağladılar. TDzK tarafından Gabya sınıfı adı verilen bu gemiler ile birlikte TDzK ilk kez alan hava savunması imkan ve kabiliyeti kazandı.

İlk üç gemiden sonra ABD’den 22.07.1999 tarihinde F493 Gelibolu, 08.06.2000 tarihinde F-494 Gökçeada, 25.07.2000 tarihinde F-495 Gediz, 11.04.2002 tarihinde  F-496 Gökova ve en son 04.04.2003 tarihinde F-497 Göksu firkateynleri transfer edildi. Ayrıca FFG-10 Duncan firkateyni, yedek parça gemisi kullanılmak üzere alındı.    Hizmete girdiklerinde, SH-2 Sea Sprite helikopterlerinin iniş kalkışına uygun şekilde, “kısa gövdeli” (Short Hull) olan gemiler, Gölcük Tersanesi’nde kıç kısımlarının eğimi artırılmak suretiyle uzatılarak “uzun gövdeli” (Long Hull) versiyona tadil edilerek S-70B SeaHawk helikopterlerinin iniş kalkışına uygun hale getirildiler. Bu tadilat kapsamında gemilerin helikopter pistlerinin boyu 3.16m uzatıldı, helikopterlerin inişini kolaylaştıracak ASIST sistemi monte edildi  ve helikopterlerin güvenli bir şekilde yaklaşıp alçalmaları için kıçtaki kapstan ve babalar alçaltıldı.

Gabya sınıfının hizmete girmesinden kısa süre sonra, muharebe komuta kontrol sistemlerinin modernizasyonu gündeme geldi. GENESİS (Gemi Entegre Savaş İdare Sistemi) adı verilen proje, gemilerdeki mevcut AN/SPS-55, AN/SPS-49, Mk92 ve seyrüsefer radarları ile IFF (Identification Friend or Foe; Dost Düşman Tanıma) sistemlerinden toplanan verilerin, müşterek bir taktik resim oluşturmak amacıyla birleştirilmesi; Link 11 / 16 yeteneğinin kazandırılması ve otomatik hedef tespit, teşhis ve takibini sağlayacak OTOHETTS (Otomatik Hedef Tespit ve Takip Sistemi) geliştirilmesi ve entegrasyonunu kapsıyor. Ayrıca SHM’de bulunan eski operatör konsollarının yeni nesil ergonomik çok amaçlı konsollarla değiştirilmesi de GENESIS projesinin kapsamında bulunmakta. COTS (Commercial Off The Shelf; Hazır Ticari Ürün) sistemlerin yoğun olarak kullanıldığı projede 2009 itibari ile 4 adet gemide modernizasyon çalışmaları tamamlanmış durumda. GENESİS modernizasyonundan geçmiş firkateynler NATO müşterek tatbikatları, Active Endeavour, Akdeniz Kalkanı, Operation Allied Provider ve CTF-151 harekâtları gibi çokuluslu görevlerde aktif olarak görev almaktalar. Öte yandan GENESIS projesi ana yüklenicisi HAVELSAN ile ABD’li Raytheon firmaları arasında 2009 yılında imzalanan işbirliği anlaşması uyarınca, iki firma, GENESIS projesini, FFG-7 kullanıcısı ülkelere birlikte pazarlamaktalar.

TDzK, FFG-7’lerin Mk13 lançerlerinden ateşlenen RIM-66A SM-1MR Standard füzeleri ile kazandığı alan hava savunması kabiliyetini bir adım daha ileri taşımak için, dört adet Gabya sınıfı firkateyne ikişer adet dörtlü Mk41 VLS (Vertical Launching System; Dikey Fırlatma Sistemi) lançer sistemi ve bu lançerlerden ateşlenecek RIM-162 ESSM (Evolved Sea Sparrow Missile) hava savunma füzelerini entegre etmek için proje başlattı. Bu kapsamda Lockheed Martin üretimi Mk41 lançerlerinin FMS (Foreign Military Sales) programı ile satışına ilişkin DSCA (Defense Security and Cooperation Agency; Savunma Güvenlik ve İşbirliği Kurumu) tarafından ABD Kongresi’ne bildirim, 2008 Nisan’ında yapıldı. ESSM füzelerinin güdüm kontrolü için gerekli Mk92 atış kontrol radarı modernizasyonu için ise yine FMS programı dahilinde ABD DzK ile ana yüklenici Lockheed Martin arasındaki sözleşme 2009 Mart’ında imzalandı. Mk92 modernizasyonu ile Mk41 ve ESSM entegrasyonunun GENESIS projesi kapsamında modernize edilecek son dört Gabya sınıfı gemiye, yani F494 Gökçeada, F495 Gediz, F496 Gökova ve F497 Göksu’ya, GENESIS tadilat çalışmaları sırasında yapılması bekleniyor.

Gabya sınıfının son dört gemisine Mk41 ve ESSM kabiliyeti kazandırılmasının, 1990’ların sonlarında gündeme gelen ve özellikle bütçe sıkıntıları nedeniyle iptal edilip uzun süre rafta bekleyen TF-2000 alan hava savunma ve komuta kontrol firkateyni projesi hayata geçene kadar oluşacak açığı kapamayı amaçladığı iddia edilebilir.

Türkiye’de FFG-7’ler için modernizasyon çalışmaları devam ederken, bu sınıftan daha fazla gemiyi hizmet dışına çıkaran ve Mk13 lançerlerini sökerek SeaHawk odaklı DSH görevlerine ayıran ABD’den 2007 yılında, iki adet daha firkateynin transferi teklifi geldi.

ABD Kongresi tarafından, ABD Başkanı’na, Türkiye’ye bir adet Osprey sınıfı mayın tarama gemisi ile iki adet FFG-7 güdümlü füzeli firkateynin (FFG-12 George Philip ve FFG-14 Sides) transferine yetki veren kararname 07.07.2007 tarihinde yayınlandı. FFG-12 ve FFG-14, 2003 yılında emekliye ayrılarak, San Diego Deniz Üssü’ne çekilmiş, Portekiz başta olmak üzere bazı yabancı deniz kuvvetlerine teklif edilmişti. Gemilerden birinin hibe, diğerinin ise satış yolu ile transferi teklifi ile Türkiye ciddi biçimde ilgilendi. Bu kapsamda incelemeler için San Diego’ya personel gönderildi, hatta gemilerde görev yapacak personel bile belirlendi.

Ancak söz konusu transfer, devir teslim maliyetinin kabul edilemez boyutlara ulaşması nedeni ile iptal edildi. Gemileri inceleyen heyetin TDzK komuta katına sunduğu rapora göre, gemilerin hibe edilmesine rağmen, silah sistemlerinin ayrıca satın alınması, gemilerin Türkiye’ye getirilmesi, “cold ship” seviyesinden tekrar aktif duruma getirilmeleri için gereken tadilat ve akabinde bakım ve modernizasyon maliyetlerinin yüksek oluşu, devir teslimin hesaplanandan daha pahalıya mâl olacağı anlamına geliyordu. Rapora göre devir teslim toplam EUR 160,000,000 bedele mâl olacaktı.

Etiketler: , , , , , ,

13 Ocak 2010 Çarşamba

DCNS, Gowind İçin Risk Alıyor


Fransız Le Télégramme gazetesinin 10 Ocak tarihli haberine göre, Fransız askeri gemi inşa şirketi DCNS, Gowind adlı korvet tasarımından bir adet inşa etmeye hazırlanıyor.

DCNS şirketinin özkaynakları ve kendi imkânları ile inşa edeceği gemi, tasarımın test, doğrulama, satış ve pazarlama faaliyetlerinde kullanılacak.

Değişik boy ve tonajlarda korvet ve karakol gemilerinden oluşan Gowind ailesi, ihrac pazarı için ve öncelikle kıyı sularında muharebe (littoral warfare), asimetrik harp, devriye görevlerine yönelik olarak tasarlandı.

Gowind tasarımının en muhtemel müşterisi, 2006 yılında Bulgaristan olarak basına yansıdı. Başlangıçta 4 adet olarak telaffuz edilen ancak daha sonra 2 adede düşürülen satış, Bulgaristan'ın mali sıkıntıları nedeniyle 2009 Ekim'inde iptal edildi. Bulgaristan'ın halihazırdaki bütçe sıkıntıları, ülkenin çok önem verdiği çokuluslu müşterek harekatlara katılımını da engeller hale gelmiş durumda. Konu ile ilgili ayrıntıları Bosphorus Naval News blogunda bulabilirsiniz.

Suya düşen Bulgar satışından sonra, Gowind için en güncel fırsat Brezilya. Brezilya, ilk etapta 5 adet 1,800t sınıfında okyanus kabiliyetli karakol gemisi tedarik etmek için başlattığı ve PAEMB (Plano de Articulação e Equipamento da Marinha do Brasil) modernizasyon programı dahilinde yer alan NaPaOc (Navio Patrulha Oceânico) projesinde 23.12.2009 tarihinde bir Bilgi İstek Dosyası yayınladı. Gowind'e ilaveten ihaleye teklif vermesi beklenen adaylar ThyssenKrupp Marine Systems (Almanya) Sentinel, Navantia (İspanya) Avante 1800 ve Fassmer (Almanya) OPV 80 olarak telaffuz ediliyor. Fransız - Brezilya savunma ilişkilerinin yoğunluğu gözönüne alınacak olursa, Gowind'in bu ülkedeki şansının oldukça yüksek olduğu iddia edilebilir.

DCNS'in kendi özkaynakları ile bir adet prototip Gowind inşa etme kararı, şirketin korvet / karakol gemisi pazarına verdiği önemi ve bu pazardan beklentilerini yansıtmakla birlikte, eşdeğer ölçüde bir risk de taşıyor. Modern bir savaş gemisini, sipariş olmadan inşa etmek, hele hele söz konusu platform bir prototip ise, oldukça maliyetli olabilir. Öte yandan bu yaklaşım, tasarım doğrulama ve test süreçlerinin tamamlanması ve ihrac pazarına bu aşamaları halletmiş, "bebek hastalıklarını" yenmiş şekilde çıkarak, rakipler karşısında avantaj sağlamayı da hedefliyor olabilir.


Etiketler: , , , , ,

12 Ocak 2010 Salı

Grrr!

07 Ocak 2010 Perşembe

Brezilya F-X2 İhalesinde Gripen Önde (mi?) - Gelişmeler


Gripen'ın Brezilya'daki şansının oldukça yüksek olduğuna dair yeni haberler geliyor. En son İtalyan Selex Galileo firması, F-X2 projesi için önerilen Gripen NG'de kullanılacak AESA radar sisteminin ortak geliştirilmesi için Brezilyalı ATMOS firması ile 5 Ocak'ta bir mutabakat muhtırası imzalamış.

Jane's Defence Industry'nin 06.01.2010 tarihli haberine göre Vixen 1000E/ES05 Raven adlı radarın geliştirilmesi için Brezilyalı ATMOS firmasına teknoloji transferi ve bazı parçaların üretimi verilecek. ATMOS ayrıca radarın üçüncü ülkelere satışında da pay sahibi olacak.

Selex teams with ATMOS to boost Gripen F-X2 bid
Date Posted:  06-Jan-2010

Jane's Defence Industry

Gareth Jennings Jane's Aviation Desk Editor

Selex Galileo has signed a memorandum of understanding (MoU) with Brazil's ATMOS Sistemas to collaborate in the development of its active electronically scanned array (AESA) radar for the Saab JAS 39 Gripen NG combat aircraft, it announced on 5 January.

The Vixen 1000E/ES05 Raven AESA radar, which is currently being wholly developed by Selex Sensors and Airborne Systems in Edinburgh, Scotland, is a major selling point for the Gripen's entry into Brazil's F-X2 fighter replacement competition, the result of which is due to announced later this year.

According to Selex, the MoU will include technology transfer, work share and co-operative development of the radar, all of which are key requirements in the F-X2 bid to equip the Brazilian Air Force (Força Aérea Brasileira - FAB) with 36 next-generation fighter aircraft (a total that could rise to as many as 120 aircraft, in Jane's view, by the completion of the programme).

As all the component parts of the Raven radar have already been cleared for export, technology export approval for the system should not be a problem.

With the radar being developed in Scotland, the Swedish Gripen NG bid already has the full backing of the UK government, and teaming with another Brazilian company (Saab has already secured an industrial partnership with Brazilian aerospace group Embraer) will boost its chances still further.

Tony Ogilvy, Vice-President, International Marketing for Gripen, told Jane's in November 2009 that the fact that neither Sweden nor the UK have any "real history" in Latin America will be seen as an advantage by the Brazilian government.

Through Embraer, Brazil would produce 40 per cent of each Gripen sold to the FAB and will have exclusive export rights to the rest of Latin America if the Swedish fighter won the F-X2 contest.

While Ogilvy feels that the Gripen is "most definitely" the aircraft of choice for the FAB, he concedes that, with Brazilian President Luiz Inacio Lula da Silva having already publicly stated his preference for the rival Dassault Rafale, the final choice may come down to political expediency rather than platform capability.

Dassault has not made public details of its bid and local teaming arrangements. However, the Brazilian president told Agence France Presse on 5 September 2009 that the French package of technology transfer options gave Rafale an "exceptional comparative advantage" in the tender.

The third competitor in the competition is Boeing with its F/A-18E/F Super Hornet. Boeing has offered local assembly of the aircraft and will subcontract the manufacture of a number of subassemblies for the platform to Brazilian industry. In-country support by local industry for both the aircraft and engine are also included in the Boeing bid, with the company offering to integrate Brazil's current non-US missile inventory onto the aircraft.

Bu arada defence-aerospace sitesi, "Brezilya F-X2 İhalesinde Gripen Önde (mi?)" başlıklı yazımda bahsettiğim, Folha de Sao Paolo gazetesinin haberinin tam metnini, İngilizce'ye çevirerek yayınlamış. Haber metninin satır aralarında Brezilya Hava Kuvvetleri'nin söz konusu teknik değerlendirme raporuna ilişkin ayrıntılar var. Çeviri metnindeki koyu ile işaretlenmiş vurguları ben ekledim.

Brazilian Air Force Recommends Purchase of Gripen NG, the Least Expensive Finalist of the FX-2 Competition  

(Source: Folha de San Paolo; published Jan. 5, 2009)

(Issued in Portuguese only; unofficial translation by defense-aerospace.com)

SAO PAOLO, Brazil --- The French Dassault Rafale fighter was rated in third and last place in the technical report that the Brazilian Air Force Command submitted to Defense Minister Nelson Jobim on the project FX-2 fleet renewal program.

The Gripen NG, offered by Sweden’s Saab, ranked first in the evaluation, and the F-18 Super Hornet offered by US-based Boeing came second.

The result will constrains the government and further delay the final decision on the proposed purchase of 36 new combat aircraft, by opposing the pro-Swedish technical evaluation of the Air Force to the political and diplomatic preference given by President Luiz Inácio Lula da Silva to the offer presented by the French.

The decision in favor of Rafale was even announced in a joint statement signed by Presidents Lula and Nicolas Sarkozy last September, but the Brazilian government soft-pedaled after the strong political backlash which emerged because the air force had not completed the technical evaluation of the competitors.

Now the government is at an impasse: either over-rules the air force, and buys the Rafale, or its risks French anger by following the air force’s recommendations and buying the Gripen NG. Formally, the President is free to choose any of the three.

According to Folha, the "executive summary" of the report of FAB with the final conclusions of more than 30,000 pages of data, pointed to the financial factor as decisive for tanking the Gripen NG in first place. Gripen NG is single-engined and is still in the design phase although based on the current Gripen, and it is the cheapest of the three final competitors.

The difference in price is as much on cost of the aircraft as on the cost of its maintenance. Saab says it offered the Gripen NG at half the price of the Rafale, or about US $ 70 million per unit. It also says that its cost per flight hour is one-fourth of the Rafale’s, which Dassault disputes: as the Rafale has two engines, it is admittedly more expensive to operate, but would also perform better.

The Brazilian air force, which would bear these costs during the 30-year life of the aircraft, considers this a priority issue.

The technology transfer issue also weighed on the air force’s recommendation. The Gripen NG is still in the development phase, and in theory this offers greater access to its technologies for future business partners, such as Embraer. Saab promised to locate final production in Brazil, but Dassault has also offered it for the Rafale. The problem, the air force said, is that the Rafale is a finished product, which would presumably allow only a lower rate of transfer of production know-how.

The report of the FAB did not consider as negative the fact that the Swedish aircraft is single-engined, as in modern aircraft that is seen as a minor problem in the incidence of accidents.

The Rafale had three major obstacles, according to the air force’s evaluation:

1) Its price is considered prohibitive, despite what French President Nicolas Sarkozy promised Lula.

2) The promised transfer of technology was considered lacking in ambition by Brazil. This is a "finished product", which would be difficult for Brazil to sell to other countries.

3) Embraer, consulted by the Air Force, said that if the Rafale was chosen it would have no interest in participating in the project because it would gain very little in terms of technology and business.


The evaluation report was prepared by COPAC (Coordinating Committee for the Combat Aircraft Program) and ratified by the High Command of the Air Force on December 18.

Jobim returned to Brasilia last night ready to meet with the Air Force commander, Brigadier Juniti Saito. Officially, to gain time, the government’s position is that the FAB has not handed in the document.

The minister already knew the outcome from a trip he took with Saito as China and Ukraine at the end of the year. The two used a layover in Paris to discuss the issue with the president of COPAC, Brigadier Dirceu Tondolo Noro, who, according to Folha, was called to meet them in the French capital at very short notice.

The Brazilian procurement is one of the major acquisition programs in the world, and may exceed 10 billion Brazilian reals.

In an interview with Folha in December, Jobim admitted that he had intervened to change the rules of the COAPC report, but without acknowledging that his intention was to prevent the air force from selecting an aircraft that would have displeased the Planalto (Brazil’s Presidential residence—Ed.)



Etiketler: , , , , , , ,

06 Ocak 2010 Çarşamba

Brezilya F-X2 İhalesinde Gripen Önde (mi?)


DefenseNews haberine göre Brezilya Hava Kuvvetleri'nin tercihi Gripen'dan yana. Haberin kaynağı Brezilyalı Folha de Sao Paolo gazetesinin ele geçirdiği ve Brezilya Hava Kuvvetleri tarafından hazırlanmış bir rapor.

Bu rapora göre Rafale, Brezilya HvK'nin ikinci tercihi bile değilmiş. Gripen'dan sonraki tercih F/A-18E/F Super Hornet olarak belirlenmiş.

Brezilya Devlet Başkanı de Silva bir süre önce Fransız Devlet Başkanı Sarkozy ile görüşmesinden sonra, Rafale için görüşmelere başlanacağı gafını yapmıştı. Devlet Başkanı'nın bu açıklamasından sonra Brezilya Savunma Bakanlığı, ihalenin henüz tamamlanmadığı, nihai kararın verilmediği şeklinde düzeltme yayınlamak zorunda kalmıştı.

Habere göre Gripen'ın en avantajlı olduğu alanlar düşük maliyeti ve önerilen geniş teknolojik katılım paketleri. Rafale'nin orta - uzun vadede ortak üretimde fazla  bir kâr marjı ihtimaline sahip olmaması, başka bir ifade ile uzun vadede üçüncü ülkelere ihrac şansının düşük olması, uçağın yüksek fiyat etiketi ile birlikte listenin sonunda yer almasına neden olmuş.



Brazilian Air Force Backs Gripen In Jet Debate

AGENCE FRANCE-PRESSE


Published: 6 Jan 2010 06:55
Print  Print  |  Print  Email

BRASILIA, Brazil - The Brazilian Air Force's first choice in the contest for a $7 billion contract for 36 high-tech fighter jets is the NG Gripen by Sweden's Saab, and not the government's pick, the French Rafale, Folha de Sao Paulo reported Jan. 5.

Citing an Air Force technical report, the newspaper said the French jet was not even the Air Force's second pick for the fighters. The runner-up was the F/A-18 Super Hornet by U.S. group Boeing.


The Rafale, an multirole fighter made by Dassault, had been seen as leading the pack since President Luiz Inacio Lula da Silva and French President Nicolas Sarkozy announced jointly in September that Brazil was negotiating to buy the delta-winged aircraft.

If that intent to purchase is confirmed, it would be the first export sale of the Rafale, possibly making it more attractive to other potential buyers Switzerland and India.

But Saab and Boeing are fighting fiercely to land the Brazilian contract, reportedly slashing prices to do so.

Lula's government has said the deal is not yet done with Dassault. It is waiting for an Air Force evaluation of the three contenders to be completed. Still, Lula has stressed that the final decision is his, and will be based on political and strategic considerations.

The priority for Brazil is to acquire technology through the purchase so it can end up with the capability to build its own 21st-century fighters.

Folha said the Air Force preferred the Swedish model because it was less costly and potentially had better commercial possibilities. And profit margins on future local production of the French jet were theoretically less interesting to local aviation giant Embraer, the Folha report added.
http://www.defensenews.com/story.php?i=4443339&c=AME&s=AIR


Etiketler: , , , , , , ,

01 Ocak 2010 Cuma

Far East Military Aviation Monitor: December 2009



http://www.hikotai.net/monitor.htm


December 2009


Safran, GE to provide engines for Chinese jet
Franco-US engine to power new China aircraft
Indonesia Orders Up More Maritime Patrol Aircraft
Malaysia fighter jet engine stolen
Latest News and Information on Chengdu J 10
Myanmar opts for Russian MiG-29s over Chinese fighters
South Korea's 2nd female F-16 pilot
Junta Buys 230 Military Aircraft in 21 Years
China's Air Force defensive in nature
Regional air force leaders meet in Singapore
Talents of the Royal Malaysian Air Force
Rescue crews train Japan Air Self Defense Force pilots
PM: No cover up over missing jet engine
Missing Jet Engine Shows Weak Defence System, Says Abdul Hadi Awang
The PLA Air Force Over the Horizon Radar Brigade
The PLAAF demonstrates 2 different types of AESA AEW&C aircraft
Singapore Airshow 2010
New Pictures of J-10B fighter jet
Lost on Jeju: F-15's Over Jungmun
Vietnamese air force pilot dead
Cubic Receives $7 Million in New Orders for Japanese Air Self-Defense Force
Missing RMAF jet engine discovered sold
Singapore Gets New Chief Of Air Force
PAF Eyeing J-10 Fighter Jets From China
Eighteen Z-8F 13-Ton class Helicopters ordered
Singapore to upgrade locator beacons
China Close To Testing Next-Gen Fighter J-XX
Indonesia Orders Up More Maritime Patrol Aircraft
China's CJ-20 Air Launched Cruise Missile to be operational with H-6 bomber
Taiwan Fears Air Power Reduction, Vulnerability to China
Brigadier-General Ng Chee Meng appointed as new SAF chief
Substitution of Indonesia Air Force Jets Postponed
China makes new carbon aircraft brake disk
2 SDF helicopters sabotaged while undergoing repairs
Thailand Air Force On the Ready
Japan Seeks An F22 Substitute
ASDF suspends F-15 flights after landing trouble at Komatsu Air Base
First EC-135 trainer delivered to Japan
Malaysia eyes airborne early warning fleet
Indonesian navy to order three CN-235 MPA
Pakistan rolls out jet fighter produced with Chinese assistance
ROKAF T-50 & KT-1
Eurocopter Japan Delivers the First EC135 T2i
Singapore aircraft not a worry
RSAF Apache Helicopter Set To Create Sensation


Etiketler:

30 Aralık 2009 Çarşamba

FFG-7'lere Yeni Silah

ABD Deniz Kuvvetleri, hizmette kalan FFG-7 Oliver Hazard Perry sınıfı firkateynlerin Mk13 güdümlü füze lançerini keserek çıkarmıştı. Bu tadilatın sebebi, söz konusu lançerlerden fırlatılan Standard SM-1 füzelerinin bakım ve işletme - idame giderlerinin artması ile, hava savunma görevinin AEGIS donanımlı Arleigh Burke sınıfı destroyerler tarafından ele alınmış olmasıydı.

Mk13 lançerleri sökülen Amerikan FFG-7'leri, esas olarak Denizaltı Savunma Harbi ve asimetrik tehditlerle mücadele görevlerine tahsis edildiler. Aden Körfezi'ndeki deniz korsanlığı sorunu ile birlikte güncelliği yükselen bu görev tipinin getirdiği bir zorunluluk olarak, FFG-7'ler ufak bazı tadilatlar geçirdiler.

World Affairs Board'da rastladığım aşağıdaki fotograflar, böyle bir tadilattan geçmiş bir FFG-7'yi gösteriyor. Eskiden Mk13 lançerinin olduğu yere bir adet BAe Systems üretimi Mk38 Mod2 uzaktan kumandalı 25mm silah sistemi yerleştirilmiş.

Fotografların büyük hali için lütfen üzerlerine tıklayınız.







Etiketler: , , ,

29 Aralık 2009 Salı

Başlıksız

Son iki aydır çok fazla ilgilenemedim Siyah Gri Beyaz'la. Bahane çok: İşler yoğundu, seyahat çoktu, yağmur yağdı, şimşek çaktı vs...

Derken bitirdik bu seneyi de...

Bayram ve özel gün temennilerini yapmacık ve haddinden fazla naif bulmuşumdur hep. "Herkese sağlık, mutluluk, başarı dolu bir yeni yıl dilerim" gibi lâflar çok boş geliyor bana. Bu dileği sunduğum istisnasız herkes mutlu, sağlıklı, başarılı mı olacak? Ölümler, hastalıklar, sakatlıklar, acılar, hayal kırıklıklarını tanımadığım insanlara mı paslıyorum? İkircikli bir durum değil midir bu ya da ben mi haddinden fazla pesimistleştim?

Ama mesela ben kendi adıma demek isterim ki:

Umarım yeni gelen yıl, sunacağı tüm mutsuzluklar,

tüm hayal kırıklıkları,

tüm başarısızlıklar,

tüm acı haberler,

ve hastalıklar,

ve umutsuzluklar

vasıtası ile olgunlaşmama vesile olur. Elde edeceğim başarıların, geçireceğim sağlıklı günlerin, tadacağım keyiflerin kıymetini az buçuk bildim, bilirim zaten.

Siyah Gri Beyaz okuru için de aynısını temenni ederim.

Etiketler:

11 Aralık 2009 Cuma

Vicdanî Kabulcülük

Geçtiğimiz hafta, ABD'nin Orlando kentinde her sene düzenlenen IITSEC (Interservice/Industry Training, Simulation and Education Conference) fuarına katıldım. Modelleme ve simülasyon sektörü ile ilgilenen neredeyse tüm kurum ve kuruluşların katıldığı bu dev organizasyon, 30 Kasım - 3 Aralık tarihleri arasında gerçekleştirildi. Vücut saatimi düzenlemeyi başarıp, not, broşür ve CD yığınını tasnif edebilirsem bu fuarla ilgili bir şeyler yazmaya çalışacağım.

Ama dönüş yolunda tanık olduğum bir olayı aktarmadan geçemeyeceğim.

Orlando'dan dönüşüm Washington D.C, Dulles Havaalanı üzerindendi. Orlando - Washington arası yaklaşık 1.5 saatlik bir uçuş. Uçakta üçlü koltuktayım. Sağımda genç, sıcakkanlı, yakışıklı bir genç var. Solumda ise hafif toplu, orta yaşlarında bir bay. Bir süre sonra üçümüz de birbirimizle tanıştık, sohbet etmeye başladık. Orta yaşlı bey bir hastanede acil servis biriminde hastabakıcı. Genç ise 3 seneden sonra ilk kez ailesinin yanına gidiyormuş, aynı zamanda Washington'da bir arkadaşı ile birlikte restoran açacakmış. Uzun süre sonra ilk kez kar göreceği için çok heyecanlıydı. Ailesinden bu kadar uzun süre ayrı kalmasının nedeni ise, yeni terhis olmuş bir asker olması. Uzun süredir Irak'taymış.

Yol boyunca havadan sudan sohbet ettik, genç sık sık C-130'larla yolculuk yapmanın ne kadar berbat bir şey olduğunu tekrar edip durdu. Uçuşun ortalarında içecek ikramı başladı. Seyahat ettiğim havayolunda alkollü içecekler ücretli idi. Hastabakıcı bir votka aldı, genç ise Bacardi istedi. Hostes, sadece kredi kartı ile ödeme kabul ettiklerini söyledi. Bunun üzerine nakit parayı uzatmaya hazırlanan genç, "neyse sorun değil" dedi. Tam bu sırada hastabakıcı "tamam benim kartımdan çekin, ben ödeyeceğim onun içkisini" diye müdahale etti. Genç, hastabakıcıya teşekkür etti. Aldığı yanıt beni etkiledi: "sen ülken için hizmet ettin. 6 dolar da ben sana hizmet edeyim"

"You served for your country"

Şimdi ABD'nin Irak'ı işgalinin gerekçelerini, Bush'u, BOP'u, NeoCon'ları vb bir tarafa bırakalım.

Bu genç ama isteyerek, ama şartlar zorladığı için ama iradesi dışında... Öyle ya da böyle ülkesinin üniformasını giydi. Emir aldı, hizmet etti. Ülkesindeki bir vatandaş da, sırf bu hizmeti için ona minnettarlığını belirtiyor.

Genelleme yapmak tabi ki doğru değil. Ancak bu, toplumun şehit ve gazilerine göstermesi gereken ihtimama çok güzel bir örnektir kanımca...

Etiketler:

08 Aralık 2009 Salı

Terörizmde Yeni Boyut: Deniz Korsanlığı - Güncelleme

Dışişleri Bakanlığı'ndan, Bilgi Edinme Talebi'me istinaden 4 Aralık günü gelen cevap:


    Somali Geçici Federal Hükümeti (GFH),  Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) 1897 (2009) sayılı kararı çerçevesinde korsanlık ve deniz haydutluğu ile mücadele konusunda ülkemiz dahil uluslararası toplumla işbirliği yapmaktadır. Bu işbirliğinin çerçevesi sözkonusu kararda ve BM Genel Sekreteri’nin dönemsel raporlarında belirtilmektedir. Sözkonusu Güvenlik Konseyi kararına ve Genel Sekreter’in ilgili dönemsel raporlarına Birleşmiş Milletler’in internet sitesinden ulaşılması mümkündür.

Etiketler: ,

01 Aralık 2009 Salı

Far East Military Aviation Monitor: November 2009


HIKOTAI.net
Far East Military Aviation Monitor


November 2009

China plans newest fighters export to Azerbaijan
Vietnamese Air Force crash kills two pilots
DIA on China's new fighter
Pratt & Whitney Delivers First F100-229 Engine Enhancement Package
Taiwan shelves 9 Mirage jets due to lack of spare parts
Singapore Air Force Makes Mountain Home, Home
China Humbly Launches Serial Production of Stolen Russian Fighter
2 Malaysia air force pilots killed in runway crash
China's Fifth-Generation Fighters and the Changing Strategic Balance
China to export JF-17
Japan–a step closer at looking at the F-35
U.S. F-22s versus Chinese F-35s
China celebrates 60th anniversary of air force
China Close To Testing Next-Gen Fighter
China's fourth-generation fighter aircraft JF-14 will soon test
Vietnamese Air Force crash kills two pilots
Enhance capability, China Air Force told as it marked 60 years
China's air force guards the friendly skies
Future of China's Air Force lies in high-tech
L-15 makes desert debut
Pakistan signs deal for Chinese J-10 fighters
The new Chinese stealth fighter will be ready within 10 years
China expects fifth generation fighter in 10 years
Murtha Meets With Japanese Air Force On F22 Foreign Sales
Taiwan shelves 9 Mirage jets due to lack of spare parts
Public proudest of PLA's 'Fierce Dragon' jet
Meet KAI's UAV line-up
N. Korean Air Force delegation in Beijing
First JF-17 fighter plane produced in Kamra to roll out this month
Boeing Team Delivers 1st Remote Aerial Refueling Operator Trainer to JASDF
Image of the Week: Chinese UAV
AESA for SK 16's
China's PLA eyes future in space, air: air force commander
Air force 'no threat to others'
Obama will have to deal soon with arms sales to Taiwan
MHAFB on short list for F-35s Air Force will announce tomorrow
Wings On High 35 Years of the Republic of Singapore Air Force

Etiketler:

28 Kasım 2009 Cumartesi

Terörizmde Yeni Boyut: Deniz Korsanlığı


Somali bir "failed state"; yani somut bir hükümet otoritesinin bulunmadığı bir ülke. Bu otorite boşluğu da deniz korsanlarının gideek daha cüretkar eylemlere girişmesine ve bölgedeki deniz ticaretinin aksamasına neden oluyor. Somali - Aden Körfezi oldukça işlek bir deniz ticaret hattı üzerinde. Yani Somali'de etkin bir devlet otoritesinin bulunmaması, dünya ticaretini, pek çok ülkenin ekonomisini, bölge güvenliğini doğrudan tehdit ediyor.

Bir ülkeye çok uluslu bir "barışı tesis etme ve koruma" görevi düzenlemek için bundan daha somut bir gerekçe bulunabilir mi? 1993'te yaşananlar bu kadar mı travmatik izler bıraktı ABD ve Batı'nın hafızasında?

Şimdi en son İspanyol sivil güvenlik şirketleri (PMC'ler) İspanyol bandıralı ticaret gemilerine güvenlik elemanı yerleştirmeye başlamış. Mesele hukuki açıdan tam bir saçmalığa dönüşmek üzere.

Peki neden? Cidden, neden? Neden bütün dünya, "istemem yan cebime koy" dermiş gibi bu kedi-fare oyununa devam etmeye bu kadar hevesli?

Konuyla ilgili Dışişleri Bakanlığı'na ilettiğim Bilgi Edinme Talep formu:

Başvuru Tarihi: 25.11.2009 / Başvuru Sayısı:352908

Sayın yetkili,

Deniz korsanlığı oldukça güncel ve yoğun bir tehdit olarak pek çok ülkenin ekonomik çıkarlarını doğrudan tehdit eden bir boyuta ulaşmıştır.

Bu kapsamda Somali'nin Aden Körfezi açıklarında artan deniz korsanlık ve haydutluk faaliyetleri, pek çok ülkenin ticaret gemisine ve personeline zarar vermiş, pek çok ülkenin askeri gemileri ile bölgeye devriye gücü göndermesine neden olmuştur. Bu bağlamda Türkiye'nin de CTF-151 görev gücüne aktif katılımı, deniz korsanlığına karşı askeri alandaki çaba ve gayretleri malumdur.

Bu bağlamda,

1. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin, deniz korsanlığı ile mücadele amacı ile, Somali Cumhuriyeti ile deniz haydutluğu ve korsanlığına karşı işbirliği amacı ile imzalamış olduğu protokol, anlaşma ve benzeri metinlerin bulunup bulunmadığı, eğer bulunuyorsa birer kopyalarının tarafıma ulaştırılması,

2. Somali Cumhuriyeti'nin Türkiye Cumhuriyeti ile ya da Türkiye Cumhuriyeti'nin üyesi olduğu uluslararası kurum ve kuruluşlarla bu konuda herhangi bir işbirliği içinde bulunup bulunmadığı ile ilgili bilginin tarafıma ulaştırılması

hususlarında gereğinin yapılması için saygılarımla arz ederim.

M. Arda MEVLÜTOĞLU


Bu da İspanyol güvenlik firmalarının Aden Körfezi'ne gidecek ticaret gemilerinde görev almaları ile ilgili haber metni:

Jane's Navy International

Spain arms ships with private security guards

David Ing

The first armed private security guards to be carried in Spanish-flagged merchant vessels were expected to head for the Indian Ocean this week after the Spanish government approved the relevant legislation.

The decree was passed a few weeks after Somali pirates seized the crew of a Basque ship that was fishing in the Indian Ocean on 4 October. Spain is holding two suspected pirates.

Allowing armed private agents on board merchant ships is intended to have a "dissuasive effect" on pirates, according to Spain's deputy prime minister, María Teresa Fernández de la Vega.

The change in the law came after the government turned down calls from fishing fleet operators to deploy Spanish marines on board commercial vessels. The International Maritime Organisation has strongly discouraged the use of firearms on board commercial vessels.

It will permit the "use of adequate armament to comply effectively with the task of protection and prevention" in areas of "severe risk". Ship owners have referred to the carriage of heavy machine guns, but the weapons to be used in each case will be subject to conditions laid down by the Ministries of Defence and the Interior, said Fernández de la Vega.

The first agents were due to fly out to join the fishing vessels in the Seychelles after more than 70 candidates were put though a training course involving the armed forces in Cartagena.

Etiketler: ,

26 Kasım 2009 Perşembe

Elektrik Gözler...


12 yaşındayım.. Anadolu Lisesi'ni yeni kazanmışım; "Kolej"liyim artık. Bir heyecan, bir gurur ki sorma gitsin.. Hazırlık sınıfında yoğun İngilizce derslerinin stresini arkadaşlarımla haylazlık yaparak atabiliyorum ancak. En büyük eğlencemiz de teneffüslerde "kovalamaca" oynamak. Ama öyle sıradan kovalamaca değil. "Ebe" olan tüm okul koridorlarında koşacak, gerekirse başka sınıflara saklanacak, kendini kamufle edecek; diğerleri de onu bulmaya çalışacak. Okul binası dışına çıkmak yasak, tuvaletlere saklanmak yasak. Her teneffüs üçlü çetemizde bir başkası "ebe" oluyor, sıra bende.

Deli gibi koşmaya başlıyorum. İzimi kaybettirmeli, kalabalık arasında kaybolmalıyım. Yakalayamamalılar beni. Gurur meselesi yaptım çünkü beni bulamamalarını. Lise 3'lerin koridoruna koşuyorum. Oralar "büyük abi"lerin alanı olduğu için "hazırlık bebeleri"nin o bölgeye gitmeye üşeneceklerini düşünüyorum. Kalabalık koridorda zig zaglar çizerek koşuyorum.

Birden dünyam kararıyor, gözlerimde şimşekler çakıyor, ayaklarım yerden havalanıyor. Nefesim kesiliyor. Şoka giriyorum.

Gözlerimi açtığımda ilk gördüğüm şey, eğilmiş bana bakan fizikçinin hayretle çarpılmış suratı. Aynı zamanda müdür yardımcısı olan hoca 1.80 boylarında, ben miniminnacığım. Buz mavisi gözleri, kişisel karizmasını iyice artırmış, tatlı-sert mizacı ile çekindiğim bir figür. O an damarlarımda dolaşan adrenalinin kaynağı kovalamacanın heyecanından "üç buçuk"a dönüşüveriyor! Yakalandım, hem de müdür yardımcısına hem de Erdem Hoca'ya

Bu arada kulaklarımdaki uğultu geçince ilk duyduğum ses, hocanın arkasındaki bir öğrencinin "hocam n'aptınız, öldürdünüz çocuğu" diye geçtiği dalga oluyor.

İlk refleks olarak kaçmaya çalışıyorum. Ama o da ne! Hareket edemiyorum. Koşmak için her çabaladığımda yerime çakılıyorum. Bu arada Erdem Hoca da kendine geliyor çıkışıyor bana "dur evladım n'apıyorsun!"

Her şey ondan sonra anlaşılıyor:

Zig zag çizerek koşarken kapıya çok yaklaşmışım. Dersi bitiren hoca da sınıftan çıkarken kapıyı hızlı açmış. Dışarı doğru açılan kapının kolu bana çarpmış: Süveterimin göğüs hizasından içeri giren kapı kolu, gömleğimi parçalamış, ceketimin astarını içeriden delip, ceketin sağ kol ile omuz birleşim yerinden dışarı çıkmış. Kelimenin tam anlamıyla kapıya yapışmışım!!!

Hoca ve öğrencileri beni tutup ayağa kaldırıp kapıdan çıkartıyorlar. Bana bir şey oldu diye ödü patlayan hoca, korktuğumun aksine kızmıyor, sırtımı sıvazlayıp gönderiyor beni.

Sağ göğsümün üzerinde o kapı kolunun izi hala durur.

* * *

Aradan yıllar geçer. Lise son zamanları.. Üniversite sınavının stresi eziyor ruhumu. Erdem Hoca dershanede fizik derslerine giriyor. Elektrik konularından zerre anlamıyorum, öğrencilik hayatımın en berbat notlarımı alıyorum sınavlarda. Yok! Kafama girmiyor elektrik, devreler, dirençler. Erdem Hoca'dan yardım istiyorum, elektrik konularında ondan takviye almaya başlıyorum. Evine gittiğimde beni en çok etkileyen şey, çalışma odasının deyim yerindeyse tam teçhizat oluşu: Bilgisayar, yazıcı, müzik sistemi her şey birbirine bağlı. Bilgisayarda şak diye bir deneme sınavı hazırlayıp yazıcıdan çıktıyı alıp önüme koyuyor. Kendine has üslubu ile bana o Gordion Düğümü'nü çözdürüyor Erdem Hoca.

Bir gün yine böyle bir ders sırasında, çok iyi anlaştığım, bazen yanıma gelip kucağımda benimle ders dinleyen oğlu Eren giriyor odaya. "Arda Abi" diye yanıma koşuyor ama babası hemen odadan çıkartıyor. Sonra bana dönüyor Erdem Hoca, "sen çocukken suçiçeği olmuştun değil mi, bulaşmaz sana da değil mi?" "Olmuştum herhalde, hatırlamıyorum" diye cevap veriyorum.

Yaklaşık 3 gün sonra tüm vücudumu saran kırmızı beneklerle anlıyorum ki, çocukken suçiçeği geçirmemişim. 1 - 1.5 yatak döşek yatıyorum.

Ama Erdem Hoca'nın bana fiziği sevdirmesi, o zor gibi görünen elektrik - devre konularını anlaşılır kılması sayesinde üniversite sınavından Fizik bölümünden full çekiyorum, Teknik Üniversite'ye giriyorum.

* * *

Bende emeğin çok büyük Erdem Hoca. Işıklar içinde yat. Seni unutmayacağım...


Etiketler:

25 Kasım 2009 Çarşamba

Yunan Denizaltılarının Makus Talihi

Jane's Navy International'de 23.11.2009 tarihinde Tim Fish ve Theodore Valmaz imzası ile yayınlanan habere göre, Papanikolis skandalının çözümü, tam da tahmin ettiğiim şekilde ilerliyor. Yunan Savunma Bakanı Evangelos Venizelos, Yunanistan'daki Skaramanga Tersanesi'nde inşa edilen 3 denizaltının nihai kabul testlerine başlanacağını, Papanikolis'in ise satılacağını teyit etti.

Venizelos ayrıca, Yunan Deniz Kuvvetleri envanterindeki Tip 209 / 1200 sınıfı denizaltıların modernizasyonunu içeren Neptune II projesinin iptalini de teyit etti. Proje kapsamında ilk bot Okeanos AIP yakıt hücresi ve modern komuta kontrol sistemleri ile donatılmış, ancak kabul testlerine başlayamadan proje sözleşmesi HDW tarafından tek taraflı feshedildiği için tersanede beklemeye başlamıştı. Proje ile iki Tip 209 / 1200 sınıfı denizaltının daha modernize edilmesi öngörülüyordu.

Habere göre Yunan Hükümeti, THKMS tarafından satışa çıkartılan Skaramanga Tersanesi yeni sahibine devredilene kadar işçilerin aylık ortalama 3.5 - 4 Milyon Euro'yu bulan giderlerini karşılamayı kabul etti. Bu giderler, Yunan Hükümeti'nin TKMS'ye Arşimed ve Neptune II projelerinden kaynaklanan borçlarından düşülecek.

Tip 214 denizaltı tedarik projesi olan Arşimed ve Tip 209 / 1200 modernizasyon projesi olan Neptune II'nin iptali ile haberde verilen çözümün gerçekleşmesi sonucunda Yunan denizaltı filosu şu şekilde oluşacak:

3 adet Tip 214
1 adet Tip 209 / 1200+ AIP
3 adet emekliliği yaklaşan Tip 209 / 1200
4 adet emeklilik vakti gelen Tip 209 / 1100

Tip 214 projesi, Tip 209 /1100 modeli Glavkos sınıfı denizaltıları yenilemek için başlatılmıştı. Glavkos'lar 2010 - 2015 döneminde faydalı hizmet ömürlerini tamamlamış olacaklar.

Neptune II projesi, Tip 209 / 1200 modeli Poseidon sınıfı denizaltıların ömrünü 2015 - 2020 civarına kadar uzatmayı hedefliyordu. Halihazırdaki durumda, modernizasyon kapsamı dışında tutulmuş bir adet bot ile projenin iptalinden sonra kızaktan indirilip tekrar kuvvete teslim edilecek 2 denizaltı Glavkos'lardan kısa süre sonra faydalı hizmet ömürlerini doldurmuş olacaklar.

Savunma basınına yansımış bazı haberlere göre Yunanistan Neptune II projesini iptal edip iki adet yeni Tip 209 / 1400 AIP  (yani Tip 214) almak istiyor. Ancak böyle bir satış gerçekleşecekse, Skaramanga Tersanesi'nin satışından sonra bu botların Yunanistan'da inşa edilmeleri mümkün değil; Almanya'dan hazır alınmaları gerekecektir. HDW'nin halihazırda devam ettiği Portekiz Tip 209 / 1400 ve İsrail Dolphin II projeleri ile kısa vadede alması muhtemel yeni denizaltı ve modernizasyon projeleri göz önüne alındığında, Yunanistan'ın acil ihtiyacı olan botlara kavuşmasının kısa sürede gerçekleşmesi zor görünüyor.

Yunanistan 1970'lerin ortalarından bu yana herhangi bir zamanda envanterinde mutlaka 7-8 denizaltı tutmaya çalışıyor. Ancak hesaplar karışmış durumda.


Date Posted:  23-Nov-2009

Jane's Navy International

Hellenic Navy accepts Greek-built Type 209s, but German boat will be sold

 
Tim Fish

Theodore L Valmas

The Hellenic Navy is to accept three Papanikolis-class Type 214 submarines from ThyssenKrupp Marine Systems (TKMS) in an effort to resolve the dispute between the Greek state and the German shipbuilder.

The new Greek Defence Minister, Evangelos Venizelos, confirmed on 13 November that the three indigenously boats, located at the TKMS-owned Hellenic Shipyards in Skaramangas, near Athens, would be accepted and that the navy was eager to initiate sea trials for the trio.

However, first-of-class Papanikolis , built by TKMS' HDW subsidiary in Kiel, Germany, will be sold to a third party, Venizelos said. He also confirmed a decision to cancel the Neptune II upgrade programme for three Type 209 submarines, stating that instead Hellenic Shipyards will build two new submarines equipped with air-independent propulsion.

Jane's reported on 16 October that Hellenic Shipyards was in financial difficulty following the cancellation of the Archimedes programme (for the four Type 214 submarines) and the Neptune II programme (for the upgrade of three Type 209 submarines) and TKMS said it was owed payments of EUR524 million (USD780 million) - including EUR300 million owed to Hellenic Shipyards - for work on the two programmes.

To help cover the costs of the deal, Venizelos said that the Greek government would meet Hellenic Shipyards' labour costs (approximately EUR3.5 million-EUR4 million per month) until a buyer for the yard is found. The sum would be offset from the payments due to TKMS.

Despite the decision, TKMS still intends to end its Greek operations and sell Hellenic Shipyards. The company is being advised by the investment bank Lazard & Co, which will evaluate its plans to divest itself of the yard.

A spokeswoman from TKMS told Jane's on 17 November: "We are in talks with the new Greek government about the sale of the yard and we can confirm that that Archimedes programme and the Neptune II progamme have been terminated."

The company would not comment on the statement by Venizelos while discussions about the future of Hellenic Shipyards are under way.

If Hellenic Shipyards changes hands it is unclear what arrangements can be put in place to ensure the entry into service of the three Greek-built Type 214s and whether the construction of new Type 209/1400 boats (a design owned by TKMS) can go ahead. 



Yunan Deniz Kuvvetleri denizaltı filosu analizi: Tablonun büyük hali için lütfen üzerine tıklayınız

Etiketler: , , , , , ,

10 Kasım 2009 Salı

Major Malfunction

Biraz müsaade bana...


Etiketler:

01 Kasım 2009 Pazar

Far East Military Aviation Monitor: October 2009


HIKOTAI.net
Far East Military Aviation Monitor


October 2009


Aerospace & Defense in Japan - research report released
China's Unmanned Aircraft (UAV) Development
Half-Marathon Celebrates ROKAF-USAF Friendship
Taiwan Report Says China Continues Buildup
Chinese KJ-2000 AWACS
Mihin gets two new aircraft
S. Korea's Defense Industry Shows Progress at Show
Korea Aerospace Conference Sets ADEX in Motion
Taiwan Air Force Plans Upgrade Of Fighter Jets
Surge in firms withdrawing from Japanese military aerospace business
Trainer projects for PLA
PLA' first joint combat night exercise
Murtha Meets With Japan Air Force On F22 Foreign Sales
US, Japanese Forces Share Skills

S. Korea striving to nurture aerospace industry
Chinese aviation industry sees new wave of restructuring
Shenyang looks to market F-8
Chinese Carrier AWACS
City based Air Force Squadron awarded with Unit Citation
Korean Army, Air Force aim at Defense Apps
Japan celebrates Self-Defence Forces Day
Contract negotiations indicate Japanese move towards JSF
Japan sends replacement of surveillance aircraft on antipiracy mission
Does the PLAAF need a new bomber
Kadena maintainers train on JASDF equipment during exercise
China plans to market FC-1/JF-17 and J-10 fighters aggressively
J-10B for Pakistan
China to order 100 more Russian-made RD93 engine for JF-17
China's AVIC steps up sales push for FC-1, J-10 fighters
Chinese air force on military parade
Chinese Air Force eyes combination of offensive defensive strategy
Japanese military plane crash
MSDF plane overshoots runway, crashes into paddy field
S'pore team in Indonesia to help quake victims
Singapore seeks F-16 training

Etiketler:

30 Ekim 2009 Cuma

Vatan Sağolsun



Etiketler:

21 Ekim 2009 Çarşamba

F-16'lar için AESA Radar

ABD'li Raytheon firması, F-16 savaş uçakları için AESA (Active Electronically Scanned Array) prensibi ile çalışan ve RACR (Raytheon Advanced Combat Radar) adı verilen radar sisteminin denemelerine başlamış.

RACR radarı, aynı firmanın, F/A-18E/F Super Hornet savaş uçaklarından kullanılan AN/APG-79 AESA radarı esas alınarak geliştirilmiş.

Firma radar, halen hizmetteki en modern taktik savaş uçaklarından olan ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin kullandığı F-16 Block 60 Desert Falcon'un kullandığı, Northrop Grumman üretimi AN/APG-80 AESA radarından, nesil bazında daha gelişmiş olduğunu iddia ediyor. Aynı Raytheon gibi, Northrop Grumman da bu radarı geliştirerek F-16 ve muadili taktik savaş uçakları için SABR (Scalable Agile Beam Radar) radarını geliştirmekte.

Raytheon RACR ve Northrop Grumman SABR radarları ile özellikle F-16 ve F/A-18C kullanıcılarının modernizasyon ihtiyaçlarını hedef almaktalar.

Date Posted: 20-Oct-2009

International Defence Review

Raytheon advances F-16 integration testing of new AESA radar


Gareth Jennings

Raytheon is currently undertaking the second integration testing phase of its AN/APG-79 active electronically scanned array (AESA)-derived radar upgrade for the Lockheed Martin F-16 Fighting Falcon, a company spokesperson told Jane's on 19 October.

Dave Goold, Director Business Development, Tactical Airborne Systems for Raytheon Space and Airborne Systems division, said that work on the second integration testing phase of the Raytheon Advanced Combat Radar (RACR) started on 12 October and is set to run until 26 October.

According to Goold, the company is using this testing phase "to develop the radar software modes that we feel the customers are going to be asking for". The work is being carried out at the Lockheed Martin Systems Integration Laboratory (SIL) in Fort Worth, Texas.

The first series of software integration tests, which were performed at SIL in 2008, focused on ensuring that the RACR (which has been adapted and scaled from AN/APG-79 as fitted to the Boeing F/A-18E/F Super Hornet and EA-18G Growler) could integrate with the F-16's mission computer and software, as well as demonstrating the air-to-air and synthetic aperture radar (SAR) modes that are possible with the radar. Goold said the company did this "seamlessly".

Flight-testing of the production-representative hardware (which has about 90 per cent commonality with the AN/APG-79) is set to begin in the first half of 2010, at a location in the United States that will be determined according to aircraft availability.

According to Goold, the biggest difference between the RACR and other F-16 AESA options in development - such as the Northrop Grumman Scalable Agile Beam Radar (SABR) - is that the production-representative hardware for the RACR is already available and has been approved for export by the US government.

Referring to the Northrop Grumman AN/APG-80 AESA fitted to the United Arab Emirates F-16 Block 60 aircraft, Goold said "the difference between [the] APG-80 and RACR is generational". The AN/APG-80 utilises an older brick-based array that is larger, heavier and requires more cooling than the tile-array of the RACR. The RACR is designed to be fully compatible with a host aircraft's power and cooling systems.

Additionally, the AN/APG-80 is a Block 60-specific solution and not suitable for the Block 52 aircraft currently rolling off the production line, or the thousands of older aircraft which might be retrofitted with an AESA.

A further advantage of the RACR is that it is a flight-line replaceable system. To this end, Raytheon has twice demonstrated installing the systems on the flight line. During one of these demonstrations, the company did a fit-check on an F-16 at Edwards Air Force Base where it installed the necessary hardware in under an hour.

Raytheon has identified a global market of approximately 2,000 aircraft that could benefit from a RACR retrofit. To date, the company has received "firm interest" from the US Air Force (USAF), said Goold, and the US government has given classified briefings on the system to both Greece and South Korea.

Goold said that the USAF interest is dependent on the outcome of the upcoming Quadrennial Defense Review, but added that the company has briefed the service "and can meet any schedule they might have for the introduction of the RACR onto their F-16s".

He added that there has also been interest shown in the RACR from domestic and international customers of the baseline F/A-18 aircraft. Operators such as the US Navy, US Marine Corps, Finland and Switzerland will be using these aircraft out to beyond 2020 and Raytheon feels that the RACR could help address any obsolescence issues that these legacy platforms might encounter.

Raytheon can meet the delivery time for a new-build F-16 Block 52 aircraft based on the lead time required to build a new fighter. For a retrofit, the company can install a RACR into an F-16 based on the notional lead time needed to build the radar hardware. "We can meet any schedule that a customer puts down for the delivery of retrofit aircraft", Goold said.

The RACR has not yet received an 'AN/APG' designation from the USAF. However, as the air force allocates such designations sequentially it is likely that RACR's will follow on from the latest AN/APG-82 for the USAF's Boeing F-15E Strike Eagle.

Etiketler: , , , , , , , , ,

20 Ekim 2009 Salı

İTÜpSAT1 Hakkında...

3 yıl önce Siyah Gri Beyaz'da büyük bir gururla duyurduğum İstanbul Teknik Üniversitesi'nin Piko Uydu Projesi'nde (İTÜpSAT1) bir süre önce mutlu sona ulaşıldı ve uydu yörüngeye başarı ile yerleştirildi.

Bu konu ile ilgili ne yazık ki basınımızda çok sayıda yanlış bilgilendirme girişimi hasıl oldu. Bu konuda güzel bir eleştiri için Tevfik Uyar'ın "Yerli Uyduya Yersiz Tepkiler" başlıklı yazısını tavsiye ederim.

Büyük bir heyecan ve gururla takip ettiğim bu proje ile ilgili, İTÜ Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi bünyesindeki proje ekibinin bir açıklama yapmasını bekledim. Konuştular da: http://siga.uubf.itu.edu.tr/uubfyazi/2009_09_Eyl%fcl.pdf

Hepsinin yolu, zihni ve görüşü açık olsun.

TÜRKİYE’NİN İLK UYDUSU UÇAK VE UZAY BİLİMLERİ FAKÜLTESİ’NDEN

Etkin olarak 2006 yılı başında başlayan Fakültemiz ‘Küp Uydu’ projesi kapsamında geliştirilen İTÜpSAT1, 23 Eylül 2009 saat 9:41’de yeryüzünden ortalama 720 km mesafesindeki yörüngesine yerleşerek İTÜ-UUBF yer istasyonumuza işaret sinyallerini göndermeye başladı. Uydumuz yörüngesine yerleştiğinde Türkiye’de üretilmiş ve yörüngesine yerlesmiş ilk Türk Uydusu oldu.

Tamamen İTÜ içerisinde geliştirilen uydumuz Küp Uydu (CubeSat) standartları uyarınca geliştirildi.

Bu standart uyarınca ağırlığı en fazla 1 kg ve boyutları 10x10x10 cm den büyük olmamalı idi. Bu kısıtlar içinde kalmak üzere uydumuzun üstlenebileceği görevler bir ekip çalısması sonunda proje ekibi tarafından oluşturuldu:

1. Kıtasal ölçekte görüntü yakalama ve yer istasyonuna aktarma,
2. Pasif kararlılık kontrol sistemi denenmesi,
3. Uydu üzerinde bulunacak sıcaklık, manyetik alan ve ivmelenme sensörleri ile ilgili değerlerin ölçülmesi, bu uydu sağlık verilerinin yer istasyonuna aktarılması.

Uydunun konumunun belirlenmesi ve izlenebilmesi için de bir isaret sinyali yayan devre gelistirilmiş ve uyduya yerleştirilmistir.

Bu görevleri gerçekleştirmek üzere daha sonraki uydu çalışmalarımıza temel oluşturacak bir uydu sistemi olabildiğince hazır satılan elektronik ve mekanik ürünler kullanarak geliştirilmistir. Bu şekilde oldukça ekonomik bir sistem ortaya konulabilmiştir. Uydunun kabaca maliyeti 250.000 TL düzeyindedir. Buna fırlatma ve alt yapı geliştirme maliyetinin de eklenmesi gerekmektedir. Bu kapsamda oluşturulan ‘Uzay Sistemleri Tasarım ve Test Laboratuvarı’ ile uydu yer istasyonumuzu da barındıran ‘Küçük Uydular Haberleşme Laboratuarı’ alt yapıları için toplam 1.5 milyon TL düzeyinde bir harcama yapılmıştır. Uydu tasarım ve üretim çalışmamız 1001 projeleri kapsamında 106M082 numaralı proje olarak TÜBİTAK tarafından da desteklenmiştir.

Uydumuzun titreşim testlerinin yapılması için Makina Fakültesi’nden, anten tasarımı ve eşleştirmesi konusunda da Elektrik-Elektronik Fakültesinden destek alınmıştır.

Uydumuzun gönderdiği verilerin alınması ve değerlendirilmesi işlemleri sürmektedir. Daha etkin yönelme belirleme isleminin gerçekleştirilmesini kapsayan geliştirme çalışmalarımız da sürmektedir.

Başarılar için sürdürülebilirlik önemlidir. Sürdürülebilir çalışmalar için sürekli desteklerin devamını diliyoruz.

İTÜpSAT1 Proje Ekibi

Etiketler: , ,

19 Ekim 2009 Pazartesi

100,000!

26 Nisan 2005'te yayına başlayan Siyah Gri Beyaz, 100,000 okuyucuya (daha doğrusu internet jargonuyla "hit"e) ulaştı.

Aslında "100,000 küsür" demek daha doğru olacak, zira Eylül 2006 - Temmuz 2007 arasında vermek zorunda kaldığım ufak ese kadar 50,000'den fazla bir ziyaretçi sayısına ulaşmıştım. orko8.blogspot.com adresindeki siteyi yeni alana taşıyınca eski istatistik verilerini kaybettim.

Çok da mühim değil belki toplam ziyaretçi sayısı; niteliğin doğrudan bir göstergesi olmayabilir.

Ancak yazana şevk ve azim aşıladığı aşikâr.

İlgi gösteren, vakit ayıran, okuyan, eleştiren herkese içten teşekkürlerimi sunuyorum.

Etiketler:

16 Ekim 2009 Cuma

Güney Kore F-15K'larının Başına Gelenler...

Güney Kore Hava Kuvvetleri, yedek parça sıkıntısından dolayı yeni envantere aldığı son teknoloji ürünü F-15K' Slam Eagle savaş uçaklarının bakım onarımında "cannibalization"(*) uygulamasına başlamış.

Habere göre uçaklar için ihtiyaç duyulan yedek parçaların ancak 16% kadarı sağlanabilmekteymiş. Bu oranın normalde 70 - 80% olmasının gerektiği belirtilmiş.

F-15K uçakları için 2006 yılında 39 kez "cannibalization" işlemi uygulanmışken bu sayı 2007'de 203'e, 2008'de 350'ye çıkmış. Normalde yasak olan bu uygulama, ihtiyacın aciliyeti nedeniyle üst komutanlık emri ile yürürlüğe geçirilmiş. Herhangi bir zamanda 5 - 6 arası uçağın, yedek parça noksanlığı nedeniyle yerde kaldığı bildirilmiş.

İbretlik...

(*): Cannibalization: İngilizce "yamyamlık" anlamına gelen bu kelime, havacılık sanaayinde de kullanılan bir terim. Yedek parça sıkıntısı çekildiği durumlarda ya da durumun aciliyetine binaen, bir uçaktaki faal durumdaki yedek parçanın (elektronik aksam, hidrolik, mekanik parça vb), parçaya ihtiyaç duyan uçağa takılması. Böylelikle bir uçak, bir ya da daha fazla uçağın uçması için yedek parça kaynağı olarak kullanılmak üzere feda edilmiş oluyor.

Güney Kore - F-15K durumunda, uçağın oldukça yeni ve güncel bir model olması nedeniyle, yedek parça kaynağı olarak kullanılan F-15'in envanterden düşmesi gerekmeyebilir. ABD'den yedek parça akışı normal seyrine ulaştığında bu uçaklar da tekrar havalanabilirler. Ancak bu, durumun ilginçliğini değiştirmiyor.

New Fighter Jets Chronically Short of Spare Parts

Faced with a shortage of spare parts for its newest F-15K fighter jets, the Air Force is resorting to stripping components from one jet and putting them into another to keep them flying.

According to documents the Air Force submitted to Grand National Party lawmaker Kim Jang-soo, who heads the National Assembly's Defense Committee, the rate of availability of new spare parts for F-15K fighter jets was 16 percent last year, compared to between 70 to 80 percent for other fighter planes.

The so-called "concurrent spare parts" or CSP rate shows how much out of a year's worth of spare parts in inventory can be used immediately. Sixteen percent is spectacularly low.

Instead, the Air Force has resorted to cannibalizing other F-15K jets.

Instances of cannibalization rose from 39 cases in 2006 to 203 in 2007 and 350 in 2008. Cannibalization is prohibited, but authorization can be given by the top echelon when there is no other option, enabling the Air Force to maintain an operation rate of more than 80 percent for the F-15Ks. But at any given time, five to six of the jets remain grounded because components are missing.

The Air Force cites a lack of forecasts of "components needs" because it claims to be in the early stages of deploying F-15Ks, and blames manufacturer Boeing for failing to hand over the relevant information.

"Cannibalization will decrease with time as we gain more experience operating the F-15Ks, being able to forecast the potential shortage of different components," an Air Force spokesman said. He claimed cannibalization was common in air forces around the world.

But one former Air Force general said, "Cannibalization involves used parts, and when it comes to something as intricate as a fighter jet, a major malfunction could result."

englishnews@chosun.com / Oct. 14, 2009 12:15 KST

http://english.chosun.com/site/data/html_dir/2009/10/14/2009101400826.html

Etiketler: ,

15 Ekim 2009 Perşembe

Çin Ticari Uçak Pazarı Büyüyecek - Öyle Böyle Değil!

Military & Aerospace Electronics sitesinde yer alan habere göre, Boeing, ticari yolcu ve kargo uçakları alanında Çin'de önümüzdeki 20 yıl için 490 Milyar Dolar'lık bir talep öngörüyor. Şirketin değerlendirmesine göre 2028 yılı itibariyle Çin'in ticari uçak filosu 3 kat büyümüş olacak. 4,610 adet uçaktan bahsediliyor ki, bu da Avrupa'daki toplam ticari uçak sayısına eşit bir filo anlamına geliyor.

Çin'deki tek koridorlu Boeing 737NG muadili uçak pazarının 70% büyümesi ve 2,640 uçaklık bir talebe ulaşması bekleniyor. Çift koridorlu Boeing 787 ve 777 Dreamliner sınıfı için 790 adet söz konusu. 747 muadili büyük uçaklar için 75 civarı bir talep hesaplanmış.

Ticari hava kargo taşımacılığı pazarında ise filonun 4 kat büyüyerek 2028 yılında 300 uçağa ulaşması öngörülmüş.

Çin'in demografik ve coğrafi boyutu, gelişen sanayi ve ekonomisi ile şehirleşme oranı gözönüne alındığında, rakamların muazzamlığı anlam kazanıyor. Bu gelişen pazar sadece uçak üreticileri için değil, motor, bakım & onarım, aviyonik, eğitim & simülasyon gibi sektörler için de büyük fırsatlar anlamına gelmekte.



Boeing projects $400 billion market for new airplanes in China

BEIJING, 28 Sept. 2009 Boeing [NYSE: BA] detailed its 2009 market update for commercial airplanes for China region, forecasting a requirement for 3,770 new airplanes valued at $490 billion over the next 20 years. Over the forecast period, China is and will remain the largest market outside the U.S. for new commercial airplanes.

"China is the world's most dynamic market for commercial airplanes," says Randy Tinseth, Boeing Commercial Airplanes vice president of marketing. "The strong domestic air travel growth in China in the first half of 2009 gives us confidence that the world aviation industry is beginning to recover."

China air travel and air cargo market growth will cause China's fleet to more than triple to 4,610 airplanes by 2028, to about as many airplanes as are operating in Europe today, -- creating more opportunities for designers of avionics systems.

Single-aisle airplanes will account for 70 percent of the new purchases, driven by China's fast-growing domestic market. Single-aisle airplanes such as the Boeing Next-Generation 737 will be the largest category, with 2,640 new airplane deliveries. Demand for intermediate twin-aisles, such as the Boeing 787 Dreamliner and 777, will result in approximately 790 airplane deliveries. When combined, the single-aisle and intermediate twin-aisle market will make up 91 percent of China's total delivery dollars.

Demand will include a limited number of large airplanes (747-size and larger) to connect China with other major world destinations. The market forecast calls for about 75 airplanes in that category.

With China's cargo markets leading the global industry, Chinese freight carriers will add about 300 freighter airplanes by 2028, almost quadrupling its total freighter fleet size.

The Boeing 2009 forecast combines today's market environment with a long-term view that portrays how air transport will be transformed over the next 20 years. It's an outlook that indicates continued strong fundamentals underlying the need for new airplanes -- including economic growth, world trade, aviation market liberalization, and new aircraft capabilities.

The detailed study enables Boeing to better work with airlines to support fleet plans in conjunction with the airlines' future economic growth. The outlook facilitates Boeing's strategic plans to drive the development of new airplanes and the improvement of existing models.

Worldwide, Boeing projects investments of $3.2 trillion for 29,000 new commercial airplanes to be delivered during the next 20 years.
http://mae.pennnet.com/display_article/369478/32/ARTCL/none/EXECW/1/Boeing-projects-$400-billion-market-for-new-airplanes-in-China/?cmpid=EnlDefExecOctober62009

Etiketler: , ,

13 Ekim 2009 Salı

MRAP Tipi Araçlar - ABD'deki Son Durum

ABD Danıştayı'nın (Government Accountability Office; GAO) 8 Ekim'de yayınladığı "Rapid Acquision of MRAP Vehicles" (MRAP Araçlarının Hızlı Tedariği) başlıklı raporuna göre,

Temmuz 2009 itibariyle toplam 16,204 adet araç üretilmiş ve 13,848 adet araç iki ana görev bölgesinde (Irak ve Afganistan'da) kullanımda imiş.

ABD Deniz Piyadeleri'nin siparişini verdiği 14,173 adet MRAP tipi araçtan için Mayıs 2008 itibariyle 9,121 adedi teslim edilmiş.

MRAP araçları için doğrudan ve dolaylı yapılan harcamalar, 22.7 Milyar Dolar tutarında.

Hükümetin MRAP araçlarının tedariği konusunda sergilediği performansın ve araçların siparişlerinin verilip yüksek miktarlarda sahaya sevk edilmesindeki başarının övüldüğü raporda çok ilginç istatistikler bulunmakta.

Etiketler: ,

12 Ekim 2009 Pazartesi

Nekrofilinin ve Haysiyetsizliğin Pençesinde...

Ne oldu şimdi?

Küçücük bir kızcağızın cesedi üzerinden nekrofiliyle bezenmiş nefret kusanlar ne diyor şimdi?

Hani nerede hakkaniyet, hak, adalet?

Kim verecek bu kuklalığın hesabını?

* * *

Olayın olduğu günün akşamında, DTP milletvekillerinden biri NTV canlı yayınına katılmıştı. Başka bir konu için: DTP milletvekillerinin zorla ifade vermeye götürülmeleri konusunda.

Milletvekili konuşmasına "Taziye evinden geliyorum. Küçük bir kıza roket atılmış". Dedi.

Ve takip eden günlerde de Taraf ve şurekası ve dahi paçalarından ilkellik akan ana akım Türk solu o ifadeye sıkı sıkıya sarıldı, kendi hesaplarını görmek için atladı bu rokete.

Roketle bir kızın vurulması ne demektir?

Roketle nişan alınmadan br yer bulunmaz. Roket görerek atış silahıdır. Hedefi nişangâha alırsınız.

Daha sonra bazı başka kaynaklarda, kızcağızın havan mermisi düşmesi sonucu hayatını kaybettiği iddia edildi.

Havan görerek atış silahı değildir. Havanda hedefe doğrudan atış yapmazsınız. Eğik atış prensibi geçerlidir. Merminin sapması çoktur. Yani bir havanla 14 yaşında minicik bir kızı vurmak için şans bile yetmez.

Daha sonra Genelkurmay krokilerle açıklama yaptı, dedi ki "Olay günü havan atışı yok. Atışın yapıldığı iddia edilen karakollar havan menzilinin dışında. Bunu biz yapmadık"

Ama TSK diyorsa yalan! TSK diyorsa ajitasyon he mi?

Daha soruşturma bitmemiş, araştırma bitmemiş. Mermilerin dumanı tütüyor daha!

Sonradan ortaya çıktı ki:

40mm bombaatar mermisi. Daha önceden atılmış, düşmüş bir yere, patlamamış.

Ceylancan ise bu mermiyi bulmuş. Oynarken patlamış. Kızcağızın vücudunda bacak ve kolları sağlam, karnı ve göğsü parçalanmış.

* * *

Türk solunun sergilediği bu nekrofil, haysiyetsiz ve düpedüz faşist tavrı aklım havsalam almıyor.

Ekşi sözlükte "all rights rezerved" rumuzlu kullanıcı dilimin ucuna gelenleri söylemiş mesela:

suçluluğu ispatlanana kadar herkes suçsuzdur önermesi bizde yanlış işliyor. misal aklımıza "kötü" olarak kazınmış bir karakter varsa ve ortada bir kötülük varsa bu kötülüğü otomatik olarak aklımızdaki "kötü" karaktere bağlıyoruz. ve buna kendimizi o kadar kaptırıyoruz ki, yanılıyor olabileceğimizi söyleyenler de o "kötü" ile birlikte "kötü" damgası yiyor.

ceylan önkol feci şekilde ölmüş veya öldürülmüş. insani duygularını kaybetmemiş hiçbir insan bu ölüm karşısında içi cız etmeden duramaz. bu yüzden ceylan hakkında "siz hala asker yapmamış deyin, o küçücük bedeni annesinin eteklerinde paramparçaydı" ajitasyonu olaya olan subjektif bakış açınızı haklı kılmaz. ceylan önkol'un feci ölümü taraf'ta haber oldu. asli hedefi tsk karşıtlığı olan taraf'ın ileri sürüldü iddia edildi tarzı habercilik yöntemiyle bizlere sunduğu haberden hemen sonra askere isyan başladı. biz ne dedik? (bkz: #16957864) "...zaten şu dakikada aklı başında birisi, haberin gerçek olup olmadığını öğrenmeden sağa sola sallamaya başlamaz. ama işte "malzeme" çıkınca akıl başta kalmıyor..."

haber çıktığından beri genel kanı şuydu: askeri üsten koyun otlatmakta olan zavallı bir kızın üzerine kasten havan mermisi atılmış ve bu mermi kızın feci şekilde ölümüne sebep olmuş. oysa daha soruşturma ile ilgili net bir bilgimiz bile yoktu. askerin geç müdahalesini eleştirebilirsiniz, doğru. askerin o bölgede görev yapacak personelini daha mantıklı ve profesyonel şekilde seçmesi gerektiğini de söyleyebilirsiniz, ki %100 katılırım. tamam da asker ne zaman suçlu ilan edildi? orayı kaçırmışım ben.

aradan zaman geçti. bugün, hurriyet.com.tr'de bir haber çıktı. (bkz: http://www.hurriyet.com.tr/...em/12670474.asp?gid=229 )

haberde "..ortaya çıkan ilk ve kesin bulgunun patlayıcının havan topu olmadığını.." gibi bir ibare geçiyor. ama biz ısrarcıyız, kesin asker yapmıştır. "kim yapmış onu bulun kardeşim" diyenler var. oysa ki "ilk ve kesin" bulgu olarak bahsediliyor havan mermisi olmadığından. henüz soruşturma bitmiş değil ki.. "havantopu değil, mayin değil, el bombasi değil, demek ki super sheep" deniyor, dalga geçiliyor. dedik ya, kafada "kötü" etiketli birisi var ve ortada kötülük var. beyin kötülüğü kötüye bağlamış bir kere. bugün hurriyet.com.tr'de çıkan haber ölümün askeriyeden atılan havan mermisi sebebiyle gerçekleştiğinin ispatlandığını yazsaydı da önyargı değişmeyecekti, "havan topu atılmamış" deyince de değişmedi, "amerika vurmuş" dense bile değişmeyecek.

hadi zavallı kızın yakınları, belki yaşadıkları olayların, belki geçmişin, belki duydukları sesin, belki de sadece ceylan'ı kaybetmenin verdiği acının etkisiyle askeri suçluyorlar. peki sizin mantığınızı kullanmak için engeliniz nedir?
http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=17018327

Türk entelejensiyası kendi topraklarına, kendi insanına bu kadar hıyanet içinde olmuş muydu hiç?

Farkına varıyor mu acaba bu süreçte fikrini, vicdanını satanlar bizzat kendilerinin Türkiye'de adamakıllı solun yeşermesini engellediklerini? Bu haysiyetsiz, bu basiretsiz, bu satılık amorf tavırların, Türkiye'de ırkçılık ve kör faşizmin güçlendirdiğini, vicdanlı, sağduyulu, objektif bir solu Türkiye'de kendi elleri ile öldürdüklerini, bu kepazeliklerle TSK ve tüm devler kurumlarında kurumsal özeleştiri ve demokratikleşmenin önünü kestiklerini...

Türk solu nekrofili ve mazohizmin esaretinden kurtulduğu, sağduyu ve mantığı seçtiği gün Türkiye'de bir şeyler güzelleşmeye başlayacak.

Etiketler: , ,

10 Ekim 2009 Cumartesi

İnsansız Hava Araçları: Nereden nereye?

Defpro'daki iki bölümlük "The Emergence of UCAV Systems" (İnsansız Muharip Hava Araçlarının Yükselişi" başlıklı makale, İnsansız Hava Aracı (İHA) ve İnsansız Muharip Hava Aracı (İMHA) sistemlerinin geleceği, teknolojiler ve projelerle ilgii güzel bir derleme sunmuş. Konuyu toparlamak ve genel bir fikir edinmek adına tavsiye ederim.

The Emergence of UCAV Systems (Part 1)

The Emergence of UCAV Systems (Part 2)

Etiketler: , , , , ,

Costs? (2)

Costs?

ABD Genelkurmay Başkan Yardımcısı, Deniz Piyade Orgeneral James Cartwright, ABD Kara Kuvvetleri Derneği toplantısında son derece ilginç bir karşılaştırmalı veri sunmuş. defpro'nun aktardığına göre Cartwright şöyle söylemiş:

...Cartwright cited the escalating costs of building today’s bombers. The department bought more than 700 of the B-52 Stratofortress, a long-range bomber used by the Air Force since 1955. They cost about $53 million each in 1998 dollars, according to the Air Force. The B-1B Lancer bomber was introduced in October 1986 costing more than $283 million each in 1998 dollars. The Department bought about 100 of them, Cartwright said. The newest most advanced bomber, the B-2 Spirit introduced to the service in April 1997, cost nearly $1.16 billion. The department stopped production at 20....
Yani:

ABD Hava Kuvvetleri,
  • 1955'ten bu yana 700'den fazla B-52 Stratofortress'i, tanesi 53 Milyon Dolar'a,
  • 1986'dan bu yana 100 civarında B-1B Lancer'i, tanesi 283 Milyon Dolar'a,
  • 1997'den bu yana ancak 20 adet B-2 Spirit'i tanesi 1.16 Milyar Dolar'a
satın almış.

B-52'nin 2045 civarına kadar hizmette kalması söz konusu. Şimdiden hizmette 55 yıla ulaşan bu uçak emekliye ayrıldığında, muhtemelen B-1B'den eser bile kalmamış olacak. Başka bir deyişle, B-52, B-1B'yi mezara gömecek.

Etiketler: , , ,

08 Ekim 2009 Perşembe

Devletin Postürü

Postür: İngilizce "posture"den; isim; 1. duruş, poz. 2. durum, hal. 3. tutum, tavır.

Vali: Bir ilde devleti temsil eden en yetkili yönetim görevlisi, ilbay (TDK sözlüğü)

Soldaki ve sağdaki takım elbiseli bayların postürlerine dikkat edelim.

Bu olayın oluş şekli, bu bayların bu tavırları takınmalarına neden olan şey ne olursa olsun, bu tartışmanın nedeni ne olursa olsun,

Muş Valisi, bir milletvekili karşısında bu postüre girerek, Muş ilinde temsil ettiği devleti bu postüre soktuğu için görevden alınmalıdır.

Etiketler: ,

07 Ekim 2009 Çarşamba

Yunanistan'ın Yeni Savunma Bakanı: Evangelos Venizelos

Yunanistan'daki 4 Ekim erken genel seçimlerinde PASOK, kamuoyu araştırmalarının da ötesinde net bir zaferle tekrar iktidara geldi.

Ekonomik ve sosyal kriz, öğrenci olayları, artan işsizlik gibi faktörler, Yeni Demokrasi Partisi'nin (ND) sonunu hazırladı. Eski Başbakan Kostas Karamanlis, seçim sonuçlarının açıklanmasının ardından parti başkanlığından istifa etti.

Yunanistan'da 1990'dan bu seçime kadarki süreçte hükümetler şu şekilde kurulmuş (Kaynak: wikipedia)

2009: PASOK, Yorgo Papandreu
2007: ND, Kostas Karamanlis
2004: ND, Kostas Karamanlis
2000: PASOK, Kostas Simitis
1996: PASOK, Kostas Simitis
1993: PASOK, Andreas Papandreu
1990: ND, Konstantin Miçotakis

Çiçeği burnunda Başbakan Yorgo Papandreu, yeni hükümetin Savunma Bakanı olarak Evangelos Venizelos'u atadı.

Evangelos Venizelos kimdir?

wikipedia'ya göre Venizelos, 1 Ocak 1957 Selanik doğumlu. Selanik'teki Aristo Üniversitesi'nde Hukuk lisans, Fransa Paris Üniversitesi'nde yüksek lisans ve akabinde Aristo Üniversitesi'nde doktorasını tamamlamış. Akademisyenlik kariyerinin ardından Yerel Yönetimler Merkezi Komitesi, Yunan Milli Bankası ve Yerel Radyo Komitesi'nin (bizim RTÜK'ün yerel radyolarla ilgilenen muadili) çeşitli görevlerde bulunmuş.

Siyasi kariyerine PASOK'tan Selanik milletvekili olarak başlamış. 1993, 1996 ve 2000 seçimlerinde meclise girmiş. 1993 - 2007 arasında PASOK sözcülüğü görevini yürütmüş, Meclis Anayasa Düzenleme Komisyonu üyeliği yapmış. Ayrıca çeşitli dönemlerde meclisteki Milli Savunma ve Uluslararası İlişkiler Komitesi (KYSEA) ile Kamu Yönetimi, Kamu Düzeni ve Adalet, Avrupa İlişkileri komisyonlarında görev almış.

Bugüne kadar aldığı hükümet görevleri ise şunlar:

Kültür Bakanı: 21.11.2000 - 10.03.2004,
Kalkınma Bakanı: 19.01.1999 - 13.04.2000,
Kültür Bakanı: 25.09.1996 - 19.02.1999,
Adalet Bakanı: 22.01.1996 - 05.09.1996,
Ulaştırma ve Haberleşme Bakanı: 15.09.1995 - 22.01.1996,
Basın Yayın Bakanı ve hükümet sözcüsü: 08.07.1994 - 15.09.1995,
Başbakan Yardımcısı ve hükümet sözcüsü: 13.10.1993 - 08.07.1994

PASOK'un 2007 seçimlerindeki yenilgisinden sonra parti liderliğine adaylığını koymuş ancak 38%'ye karşı 56% oranla şimdiki Genel Başkan Yorgo Papandreu'ya karşı kaybetmiş.

Papandreu'nun, parti başkanlığı konusundaki rakibini, Savunma Bakanlığı gibi önemli bir göreve atamış olması ilginç. Bu konum, Venizelos'un siyasi kariyerindeki yükseliş trendine de uygun.

Venizelos'la ilgili bir başka ilginç not da, kendisinin bir blogger olması. Resmi web sitesinin yanında kişisel bir blog'u da bulunuyor.

Etiketler: , , ,

05 Ekim 2009 Pazartesi

Bunları Biliyor muydunuz?

1. 1970'li yıllarda Libya'nın finansmanını sağlayacağı bir proje ile, Ankara'da lisans altında Jaguar taarruz uçağının üretiminin gündeme geldiğini, üretilecek uçaklardan bir kısmının Libya'ya satılacağını,

2. 1980'lerin ortalarında Öncel Proje I ile üretilecek F-16'ların yanına 40 adet Tornado IDS'nin tedarik edilmesi için İngiltere ile görüşmeler yapıldığını, projenin, İngiltere'nin kredi finansmanı konusunda bürokratik sıkıntılar yaşaması nedeniyle gerçekleşmediğini,

3. 1979 İran İslam Devrimi'nden hemen sonra (ancak ABD ile ilişkilerin tamamen kopmasından hemen önce) İran'ın elindeki tüm F-14A Tomcat uçaklarını satmak için Kanada, , Suudi Arabistan ve İngiltere'ye teklif götürdüğünü, en son Türkiye'ye kapsamlı bir teklif ile geldiğini, F-14'lerin Türk Hava Kuvvetleri'ne transferi karşılığında İran F-4E ve F-5'lerinin Eskişehir'de bakım ve onarımlarının yapılmasının önerildiğini, Hava Kuvvetleri'nden bir heyetin İran'a, Tomcat'leri incelemek üzere gittiğini ve uçakların içinde bulundukları kötü koşullar nedeniyle teklifin reddedildiğini,

4. 1994 - 1995 arasında ABD'den 50 adet A-10 alımının gündeme geldiğini, ABD'nin uçakları teklif ettiğini ancak teklifin Türkiye tarafından reddedildiğini, eğer transfer gerçekleşmiş olsaydı uçakların çok büyük bir ihtimalle 193. Filo'da hizmete gireceğini,

5. Modernize edilen F-4E'lerin kullanacağı havadan yere hassas güdümlü silah sistemi için başlangıçta SCALP seyir füzesinin düşünüldüğünü, bu konuda çalışmalar yapıldığını, ancak Fransa ile gerilen siyasi ilişkiler, maliyet ve teknik nedenlerden dolayı SCALP'ten vazgeçilerek Popeye'nin seçildiğini,

6. 1980'lerin başlarında ABD ile, 4 adet Oliver Hazard Perry sınıfı güdümlü mermili firkateynin, Gölcük Donanma Tersanesi'nde lisans altında inşasının görüşüldüğünü, projenin maliyet ve altyapı yetersizliği nedeniyle rafa kaldırıldığını,

7. MEKO 200 Track firkateyn projesinde 2 adet Track III firkateynin de bulunduğunu, bu ilave siparişin verilmediğini,

8. 1970'lerin başlarında Almanya'dan Roland hava savunma sistemi ve Leopard 1A2 ana muharebe tankı alımı için müzakerelerin yürütüldüğünü,

9. 1980'lerin başlarında Hughes lisansı ile MD-500 helikopterinin lisans altında üretimine dair görüşmeler yapıldığını,

10. 1970'lerin ortalarında ABD ile Super Pinto hafif jet eğitim uçağının lisans altında üretiminin gündeme geldiğini,

11. 1980'de TOW donanımlı 26 adet AH-1S Cobra taarruz helikopteri alımı için ABD ile görüşmelerin yapıldığını,

12. 1994 - 1995 döneminde Türk Kara Kuvvetleri'nin OH-58D Kiowa Warrior silahlı keşif helikopteri almak için girişimlerde bulunduğunu, Ankara Etimesgut'a gelen bir Kiowa Warrior ile deneme uçuşları yapıldığını, ancak daha sonra projenin iptal edilerek keşif ve taarruz helikopteri tedarik projelerinin birleştirilerek ATAK Taarruz ve Taktik Keşif Helikopteri ihalesinin başlatıldığını,


biliyor muydunuz?

Etiketler: , , , , , , , ,

01 Ekim 2009 Perşembe

Far East Military Aviation Monitor: September 2009



http://www.hikotai.net/monitor.htm


September 2009

HTML clipboard

100 More RD-93 Engines
China provides F-8T fighter for foreign users
Singapore plans to continue F-16 training in US
Singapore Seeks $325M in F-16 Pilot Training and Support
2 Malaysia air force pilots killed in runway crash
China aviation manufacturing has long way to go
Vietnam inaugurates first aircraft component production plant
MHI opens aircraft component plant in Vietnam
Raytheon to Supply AGM-65 Maverick Missiles to Korea, Taiwan
Finally, 'Gripen agreement between Sweden and Thailand signed
Taming the dragon
Rolls-Royce Mission to Care for Malaysia's Air Force
ESC completes Taiwan Air Traffic Control radar work
Japan shoots down mock missile
J-10 vs LCA Development Similar timeframe
Thai Air Commander To Visit After Violations
Thailand Delays Purchase Of Additional Six Gripen's
RMAF Langkawi Crash: Pilots buried
Two pilots killed in RMAF aircraft crash
2 Malaysia air force pilots killed in runway crash Taiwan News Online
China starts developing new rockets for space mission
Garuda Enlists Indonesia's Air Force
China Air and Naval Power: Recent Chinese civilian aviation news
Stratech signs RoKAF TOSS deal
China aims to be top aircraft maker
Assembly of Chinese jet model begins
Japan Seeks A New Class Of Larger Carriers
China Puts Up a Fighter
New flight suits for female PLAAF pilots - Asian Skies

Etiketler:

28 Eylül 2009 Pazartesi

Haftalık Bakış #15: Uzun Menzilli Körlük

Soğuk Savaş dönemlerine ait meşhur bir deyiştir: “Nükleer denizaltılar gerçek savaşta kullanılmamak üzere inşa edilirler”

Caydırıcılığın ne demek olduğuna dair güzel bir ifade.

Silah sistemlerinin menzil, kapsama alanı, boyut gibi nitelikleri büyüdükçe stratejik, politik ve ekonomik etkileri, askeri etkilerinin çok çok ötesine geçiyor.

Kıbrıs’ın Rusya Federasyonu’ndan S-300 hava savunma sistemi alması ile başlayan gerginliği hepimiz hatırlıyoruz. Kıbrıs’ta Yunanistan ve Türkiye’yi savaşın eşiğine getiren S-300 füzelerinin teknik kabiliyetlerine dair basında çok şey yazıldı, çizildi (çoğu saçmalıktan ibaret olsa da).

Peki Güney Kıbrıs Rum Yönetimi kaç batarya S-300 sipariş etmişti? Hatırlıyor muyuz? Önemli olan GKRY’nin S-300 gibi son derece etkili bir silah sistemini tedarik ediyor olmasıydı. Türkiye, sistemlerin adaya konuşlandırılmasına izin vermeyeceğini, gerekirse vuracağını ilan etti. Eğer GKRY geri adım atmasaydı, sistemler adaya doğru yola çıksaydı, büyük ihtimalle Türkiye bu sistemleri taşıyan gemileri F-16 uçakları ile bombalayacaktı.

Ancak bu gerçekleşmedi. F-16’lar herhangi bir nakliye gemisini bombalamadı. Bombalayabilme imkan, kabiliyet ve ihtimalleri, krizde GKRY ve Yunanistan’a geri adım attırdı.

İşte caydırıcılık budur.

Bir başka güzel örneği, İran – Azerbaycan gerilimi sırasında Türk Yıldızları akrobasi timinin, Bakı’nın Azadlık Meydanı’ndan yapmış olduğu gösteridir. 1 milyon seyircinin izlediği, 1960 – 1970’li yıllardan kalma, radarsız ikinci el jet savaş uçakları, İran’a geri adım attırmıştır. O uçaklar ki, silah bile taşımıyorlardı halbuki.

17 Ağustos 1999 Depremi’nden sonra değerli bir bilim adamımız deyim yerindeyse haykırıyordu:

“Bir sonraki deprem İstanbul’u vuracak. Ve kötü vuracak. İstanbul ve çevresi harap olacak. Bu kentlerin yeniden inşası için milyarlarca dolar kredi gerekecek. Bu kredi yurtdışından gelecek, başka yolu yok. Sana, yeniden imarın için milyarlarca dolar veren yabancı ülkeler, bir daha o kentleri ve o çevreyi sana bedava yedirtmez!”

İstanbul ve çevresi Türkiye’nin sanayi merkezi. Bu bölgenin mümkün olan en iyi şekilde korunması gerekiyor. GAP bölgesinin de ha keza. Ankara’nın da öyle.

İşin siyasi yönü siyasetçilerin olsun, bugün Türkiye’nin çevresindeki ülkelerin envanterinde ya da tedarik listesinde, Türkiye’nin bu hassas noktalarını vurabilecek sistemler varsa, Türk Silahlı Kuvvetleri de bunlara karşı önlem geliştirmek zorundadır. Bu, TSK’nın görevidir.

Bu kadar basit.

“Vay efendim AB uyum süreci, 17. Yüzyıldan bu yana değişmeyen sınır, X ülkesi ile iyi giden ilişkiler, Y ülkesinin dostça açılımları...”

Bunlar siyasetçilerin işidir. Asker, elindeki araç gereci en iyi şekilde kullanarak, ihtiyacına en uygun sistemi tarif edip envantere katılmasına yardım ederek, caydırıcılık tesis eder. Görevi budur.

İşte bu en temel gerçeklerden bihaber olan “düşünürlerimiz” son günlerde cehalet sınırlarını zorlamaktalar. Hani askerin görevi yurt savunması ile sınırlı kalmalı idi? İşte buyurun, hodri meydan! En temel yurt savunması ihtiyaçlarından biri!

Maskaralığın bir başka boyutu ise, malum “7 küsür milyar” mertebesi.

Foreign Military Sales (FMS; Yabancı Askeri Satışlar) kredi sistemi ile Savunma Sanayii Müsteşarlığı’nın yürütmekte olduğu LORAMIDS (Long Range Air and Missile Defense System; Uzun Menzil Hava ve Füze Savunma Sistemi) projesinden bihaber kalemler, cehaletin bini bir para kabilinden satırlar dökmekte.

FMS’den başlayalım.

Nitelik olarak diğer ticari ürünlerden son derece farklı olan silah sistemlerinin finansmanı, kimi zaman kendine özgü sistemlerle sağlanıyor. ABD'nin yakın ilişkide olduğu ülkelere silah satışı sırasında uyguladığı FMS de bu tür, değişik bir finansman ve tedarik yöntemi.

Normalde askeri sistemlerin satışı çoğunlukla hükümetler (savunma bakanlıkları) ile silah üretici firmalar arasındaki anlaşmalarla gerçekleştirilir. Hükümet, belli süreçler sonunda ihale ile ya da ihalesiz bir firmanın ürün ya da hizmetini seçer ve bu firma ile sözleşme görüşmelerine başlar. Firmanın, ait olduğu ülkeden ihracat iznini almasını müteakip sözleşme ve akabinde satış gerçekleşir. FMS ise, hükümetten hükümete bir askerî sistem satış programı.

FMS süreci, müşteri ülkenin ABD hükümetinden, ilgilendiği silah sisteminin fiyat ve uygunluğuna dair bilgi ("Price and Availability Data") talep etmesi ile başlar. Fiyat ve uygunluk bilgisinin alıcı hükümete iletilmesinden sonra, bu ülke sistemi FMS programı dahilinde tedarik edip etmeyeceğine karar verir. FMS aracılığıyla tedarik kararının verilmesinden sonra, sistemin niteliğine göre ABD Savunma Bakanlığı'na (Pentagon) bağlı ilgili birim (kara, hava ya da deniz kuvvetleri), alıcı hükümetle görüşmelere başlar. Pentagon'da FMS sürecini takip eden daire olan DSCA (Defense Security and Cooperation Agency; Savunma Güvenlik ve İşbirliği Dairesi), ABD Kongresi'ne olası satışla ilgili bildirimde bulunur. Bu bildirimin ABD Kongresi'ne ulaşmasının üzerinden 15 iş günü geçtiği halde satışa Kongre'den bir itiraz gelmemişse, satış doğrudan onaylanmış sayılır. Satışla ilgili görüşmelerin tamamlanmasından sonra imzalanan LOA (Letter of Offer and Acceptance; Teklif ve Kabul Mektubu) ile, tedarik süreci başlamış olur.

Bu aşamadan sonra DSCA, söz konusu sistemi üretici firmadan ABD Hükümeti adına satın alır. DSCA'nın sistemi satın alıp kabulünü yapıp alıcı hükümete teslim etmesine kadar belli bir süre geçer; bu süre kalite ve nihai kabul testleri için harcanır. ABD hükümeti, sistemi 3% kar marjı ekleyerek alıcı hükümete satar.

Dolayısıyla FMS sisteminde:

1. Satış "hükümetten hükümete" şeklindedir.

2. DSCA, sistemi ABD Hükümeti adına satın almaktadır. Dolayısıyla DSCA yani ABD Hükümeti, ABD Kongresi'ne karşı sorumluluk altına girmiş olmaktadır. Satılan silah sisteminin ABD çıkarlarına karşı kullanılmayacağının, satışın ABD'ye doğrudan ya da dolaylı şekilde zarar vermeyeceğinin garantisini vermek durumundadır. DSCA'nın Kongre bildirimlerinde birbirini tekrar eden "bu satış ABD çıkarlarına zarar vermeyecektir", "bu satış bölgedeki güç dengesini olumsuz yönde etkilemeyecektir", "bu satış, müttefik ülkenin teröre karşı verilen savaştaki kabiliyetini artıracaktır" benzeri ifadelerin sebebi budur.

3. FMS sisteminin en büyük avantajı, sistemin ABD Hükümeti'nin garantisi altında olduğudur. Zira sistemin esas müşterisi ABD olduğu için kalite, yedek parça ve destek konularında sorun çıkması ihtimali çok düşüktür.

4. FMS sistemi, doğasından ötürü en fazla, ABD ile herhangi bir siyasi ya da askeri sorunu olmayan ülkeler için avantajlıdır.

5. FMS sistemi ile tedarik edilen sistemler üzerinde tadilat, modernizasyon vb işlem doğal olarak ABD Hükümeti'nin iznine bağlıdır. ABD’nin izni ve onayı olmadan sistemler üzerinde en ufak tadilat dahi yapılamaz.

6. Doğrudan ticari satıştan avantajlı olarak, kâr marjı daha düşük olduğu için FMS maliyet açısından daha caziptir.

7. DSCA'nın Kongre'ye bildiriminde olası satışla ilgili belirtilen maliyet tavanı, çok büyük bir güvenlik katsayısı ile çarpılmış haldedir. Başka bir ifade ile gerçekleşen satışın tutarı çoğunlukla DSCA bildiriminde yer alan rakamdan çok daha düşük olmaktadır. Satışın gerçek maliyeti için baz alınması gereken rakam DSCA bildirimindeki değil, ABD Hükümeti ile üretici firma(lar) arasında imzalanacak sözleşme(ler)dir.

Bir başka deyişle DSCA bildiriminde yer alan miktar, “en en her şey dahil” fiyattır ve hemen hemen tüm satışlarda bu miktarın yakınına bile yaklaşılmaz.

Malum yaygaralara sebep olan “7 küsür milyar Dolar” da işte böyle bir DSCA bildiriminde yer almış miktardır. Söz konusu DSCA bildirimi de LORAMIDS ihalesine katılacak olan ABD’li Lockheed Martin firmasına avantaj sağlamak içindir. Başka bir ifadeyle, ABD, diğer adaylara karşı FMS kredisi avantajını kullanmak istemektedir. Aynı yöntemi mesela Brezilya’nın FX-2 savaş uçağı ihalesinde, Boeing üretimi F/A-18E/F Super Hornet uçakları için de uygulamıştır.

Ancak her isteyen ülke FMS ile ABD’den silah sistemi alamaz. Bazı anlaşma ve belgeleri imzalamak, bazı şartları kabul etmek zorunda. Bunların en başta geleni ise EUMA (End User Monitoring Agreement; Son Kullanıcı Takip Anlaşması) adı verilen bir belge.

EUMA nedir?

EUMA, ABD’nin bir ülkeye sattığı savunma sistemini, satıştan sonra düzenli olarak kontrol etmesine olanak sağlayan bir anlaşma. EUMA çerçevesinde ABD, alıcı ülkeye yılda bir kez, sistemin satış amacı dışında ve/veya ABD çıkarlarına aykırı şekilde kullanılıp kullanılmadığını denetlemek için heyetler gönderme hakkına sahip oluyor. EUMA’yı imzalayan ülke, ABD’den satın alacağı silah sistemi üzerinde izinsiz değişiklik yapmayacağını, başka bir ülkeye devretmeyeceğini, bakım, onarım ve tadilatlarını ABD’nin bilgisi ve izni olmadan gerçekleştirmeyeceğini taahhüt ediyor.

Söz konusu takip ve denetleme işlemleri, ABD Savunma Bakanlığı’na (Pentagon) bağlı DSCA (Defense Security and Cooperation Agency; Savunma Güvenlik ve İşbirliği Kurumu) tarafından, “Golden Sentry” (Altın Gözcü) programı çerçevesinde gerçekleştiriliyor.

Golden Sentry ile yapılan bu denetlemenin kanuni dayanağını ise, Silah İhrac Kontrol Yasası’nın (Arms Export Control Act) 40A maddesinde 1996 yılında yapılan bir düzenleme teşkil ediyor. Bu maddeye göre ABD Savunma Bakanlığı, ABD’den savunma sistemi alan ülkenin bu sistemi, ABD Hükümeti’nin koyduğu şartlara göre kullandığını denetlemek ve bununla ilgili ABD Kongresi’ne yıllık rapor sunmakla yükümlü kılınmış durumda.

EUMA, kullanıcı ülkenin egemenliği üzerinde kısıtlayıcı hükümlere sahip. Kullanıcı ülke, sistem üzerinde kendi ihtiyaçlarına göre istediği değişiklik, modernizasyon ya da benzeri tadilatı istediği zaman ve şekilde yapma serbestisine sahip değil. Sistemin bakım, onarım, işletme ve idame sürecinde, daha açık bir ifade ile envantere girişinden çıkışına kadarki tüm süreçte (EUMA tartışmalarında “from cradle to grave” [beşikten mezara] ifadesi bunu tanımlamak için sıklıkla kullanılır) kesintisiz bir ABD takip ve denetimi söz konusu. Bu da doğal olarak, kullanıcı ülkenin ulusal güvenlik meselelerine ABD’nin dolaylı yoldan müdahil olması anlamına gelmekte. Tüm bunlar, ABD’nin son teknolojisine erişimin bedeli.

Kısa süre içinde karar verilmesi beklenen LORAMIDS projesi neden başlatıldı peki?

Çünkü Türkiye’nin belki de 10 yıllardır yüksek irtifa uzun menzil hava ve füze savunma sistemlerine ihtiyacı vardı. Yukarıda da belirttiğim gibi, siyasi ortam ne olursa olsun, tehdit algılamasına göre öyle ya da böyle, Türkiye’nin, çevresinde sayısı gittikçe artan ve teknolojik yönden gelişen balistik ve seyir füzelerine, modern savaş uçaklarına karşı tedbir alması gerekiyor.

Burada meselenin askeri boyutunun biraz irdelenmesi gerekiyor:

Türkiye’ye komşu ülkelerin hava kabiliyetleri incelendiğinde, en sofistike ve modern kuvvet yapısının Yunanistan’da bulunduğu görülüyor. NATO üyesi olan ve büyük bir savunma bütçesine sahip bu Batı komşumuz, kalite olarak yaklaşık son 10 – 15 yılda büyük sıçrama kaydetmiş durumda. Envanterine kattığı gerek modern savaş uçakları (Mirage-2000 Mk5, F-16C/D Block-52+ gibi) gerekse modern güdümlü mühimmat ile (özellikle SCALP seyir füzeleri ile) Yunan Hava Kuvvetleri, hatırı sayılır bir güce sahip.

Diğer Batı komşumuz olan Bulgaristan, gerek NATO üyeliği gerek Türkiye ile son derece olumlu seyretmekte olan ikili ilişkileri, gerekse hava kuvvetlerinin teknik durumu sebebiyle ciddi bir tehdit olmaktan son derece uzak. Soğuk Savaş döneminde Bulgaristan, sahip olduğu MiG-25 ve MiG-29 filoları ve balistik füze envanteri ile ciddi bir tehlike kaynağı idi.

Karadeniz havzasında tartışmasız deniz üstünlüğüne sahip Türkiye’ye karşı ciddi bir hava tehdidi bulunmamakta. Ukrayna’nın, özellikle Yuşçenko’nun iktidara gelmesi ile birlikte daha da belirginleşmesi beklenen Batı’ya yönelimi ve NATO adaylığı, Türkiye ile mevcut olumlu ilişkileri değerlendirildiğinde bu ülkenin de yüksek riske sahip olmadığı sonucuna varılabilir. Ayrıca SSCB’nin dağılmasını müteakip bu ülkede kalan pek çok uzun menzilli bombardıman uçağı bakımsızlıktan çürümüştür. Her ne kadar kağıt üstünde ve sayısal olarak Avrupa’nın en büyük hava güçlerinden birisi olarak gözükse de, Ukrayna Hava Gücü kalite açısından hiç de iyi bir durumda değil.

Yine SSCB’nin dağılmasından sonra Rusya’nın ekonomik sorunlar sebebiyle askeri kabiliyeti büyük darbe yedi. Son dönemde yeniden yapılanma çalışmaları içerisinde olan Rusya’nın halihazırda uzun menzilli, hassas hava saldırısı yapabilme kabiliyeti son derece sınırlıdır. Önemli oranda pilot sıkıntısı çekilmektedir, bakım – onarım ve idame koşulları, etkin bir güç bulundurmaya yetmekten uzaktır. Ancak bu durum, en son Ağustos 2008’deki Kafkasya Savaşı’nda da görüldüğü gibi, Rusya’yı çıkarlarını korumak ve hatta dikte ettirmek için büyük güç kullanmaya engel değil.

Ne ilginçtir ki, LORAMIDS projesinde Türkiye’ye teklif edilen S-300 füze sistemleri Güney Osetya ve Abhazya’ya yerleştiriliyor, Ermenistan’daki üslerde bu ülkeyi Türk ve Azeri Hava Kuvvetleri’ne karşı koruyor.

Bir diğer güney komşumuz olan Suriye askeri gücü, Soğuk Savaş’ın sona ermesinden son derece olumsuz etkilendi. Yedek parça, bakım ve modernizasyon konularında ciddi sıkıntılar yaşayan Suriye’nin hava gücü de nitelik ve nicelik açısından Türkiye için ciddi bir rakip veya tehdit değildir. Bu ülkenin Türk Hava Savunma sistemini ilgilendirebilecek yegane silahı, sahip olduğu balistik füzelerdir. Askeri anlamda büyük bir taktik veya stratejik etkisi olmasa da, doğrudan ya da dolaylı ekonomik, sınai ve sosyal etkileri nedeniyle son derece hassasiyetle ve ciddiyetle ele alınması gereken bir tehdittir. Eski Sovyet tasarımı SCUD ve türevlerine sahip olan bu ülkenin, askeri gücünün Türkiye karşısındaki dezavantajlı durumunun da yarattığı baskı ve köşeye sıkışmışlık psikolojisi içinde, bu silahları askeri ve / veya sivil hedeflere karşı kullanması olasılığı yükselebilir. Ancak bu ülkeyle 1998’de, terörist başı Abdullah Öcalan’ın ülkeden çıkarılması ile sonuçlanan kriz ve takip eden süreçte yakınlaşma ve normalleşme eğilimi gösteren ikili ilişkiler, 2003’teki Körfez Savaşı sonrası bu ülkenin üzerindeki artan ABD baskısı ile birleşince, sıcak çatışma olasılığını son derece düşük bir seviyeye getirmektedir.

Doğu - Güneydoğu sektörü komşumuz olan İran, Şah döneminde Ortadoğu’nun en büyük ve modern hava gücüne sahipti. ABD’den tedarik edilen çok miktarda F-4, F-5 ve F-14 savaş uçakları (İran Şah döneminde 80 F-14A Tomcat sipariş vermiş, 79’u teslim edilmiştir) satın alan, pilotlarına Batı standartlarında eğitim veren İran’ın hava gücü, İslam Devrimi sonrasında dramatik ölçüde zayıflamıştır (ayrıca ilginç bir not olarak ilave edilebilir ki, İran devrimden hemen önce ilk etapta 160 adet F-16A/B siparişi vermiştir, 140 adet daha almayı planlamıştır. Bu ülke için üretilen ilk F-16’lar, ironik biçimde İsrail’in siparişi için teslim edilmiştir). Ordudaki en Batı yanlısı güç olarak bilinen ve personelinin çoğunun Şah yanlısı olduğu öne sürülen İran Hava Kuvvetleri’nin pek çok subayı, kıdemliler de dahil olmak üzere ya idam edilmiş ya da hapishanelere atılmıştır. Ancak devrimden hemen bir sene sonra 1980’de Irak’la patlak veren savaş ve hissedilen ciddi personel kıtlığı, hapishanedeki tüm hava kuvvetleri mensuplarının serbest bırakılması sonucunu doğurmuştur. İran bu savaşta elindeki hava gücünü beklenilenin üzerinde bir etkinlikle kullanmıştır. Ancak devrim sebebiyle uygulanmakta olan uluslar arası ambargo, uçakların idamesi için hayati derecede önemli yedek parçaların teminini olanaksız hale getirmiş, pek çok uçağın yedek parça için kullanılmasına (cannibalization) sebep olmuştur. Savaştan sonra İran’ın tüm savunma gayretleri başlıca iki alanda yoğunlaşmıştır: 1) Eldeki silahların mümkün olduğunca idamesi, 2) Uzun menzilli füze geliştirilmesi.

Hali hazırda İran, her ne kadar elindeki Şah döneminde tedarik edilen savaş uçaklarını belirli bir seviyeye kadar idame edebilse de, elektronik ve aviyonik alanında modern şartlarda bir hava gücünden söz etmek mümkün değildir. Yeni uçak tedariği, uluslararası ambargo ve politik koşullar sebebiyle imkansız olmasa da büyük çaplı ve etkin olabilme ihtimali düşüktür.

İran’ın uluslar arası kamuoyunda da yoğun biçimde yer alan en büyük askeri gücü, orta ve uzun menzilli balistik füzelerdir. İran uzun süredir Rusya, Çin, Kuzey Kore ve kısmen Pakistan desteği ile balistik füzelere üzerine yoğun çalışmalar icra etmektedir. Scud ve NoDong füzeleri baz alınarak yürütülen bu çalışmalarda en son konfirme edilen verilere göre Şahab-3 serisi balistik füzelerle 1300 – 1500 km arası menzile ulaşılmıştır ve daha uzun menzilli versiyonlar üzerine çalışılmaya devam edilmektedir. Bu haliyle bile Şahab serisi füzeler Türkiye için ciddi tehdittir. Özellikle İran’ın balistik füzelerinin atmosfer dışı uçuş ve RV (Reentry Vehicle – atmosfere yeniden giren ve sadece savaş başlığından oluşan füze kademesi) teknolojilerinin kullanılması, söz konusu ülkeden kaynaklanan tehdidin ciddiyetini daha da artırmaktadır. Halihazırdaki gerek ikili gerekse uluslararası konjonktür dahilinde sıcak çatışma olasılığı, çeşitli koşullara bağlıdır. Ancak sıklıkla dile getirilen bir ihtimal olan bu ülkenin nükleer tesislerine saldırı, söz gelimi Türkiye’deki İncirlik NATO üssüne balistik füzelerle yapılacak intikam motifli bir karşı saldırıya sebep olabilir. Her ne kadar İncirlik’in kendi hava savunma altyapısı mevcut olsa da, tehdit en dar anlamda bile, CEP olgusu da göz önüne alındığında, bölgeyi kapsayacak kadar geniştir.

İşin askeri – taktik boyutu bu şekilde. Türkiye, bir gül bahçesi olmaktan çok uzak bir coğrafyada bulunuyor. Bu coğrafyada ayakta kalmak, etkin bir caydırıcı güç idame ettirmekten geçiyor.

Ancak işin başka bir boyutu daha var.

Mümkün olan her fırsatta TSK’nın demokratikleşmesi, “hesap vermesi” gibi argümanlar üzerinden nutuklar atan basınımızın “taraftarları”, madem bu kadar samimiler taleplerinde...

Bir zahmet şu FMS ve EUMA meseleleri hakkında birkaç haber, makale yazsalar ya? Bu konulara yabancı da olmamaları gerek halbuki, baştaraftarları “5 köşeli binada” pişti ne de olsa...

Etiketler: , , , , ,

25 Eylül 2009 Cuma

Uygur Türkleri Hakkındaki Bilgi Talebim - Nihayet!

Dışişleri Bakanlığı'na yaptığım ısrarlı başvuruların neticesinde en sonunda ihtiyacım olan cevap geldi.

Gelen cevapta iki önemli bilgi var:

1. ABD, Türkiye'ye, Guantanamo Hapishanesi'nde tutuklu bulunan Uygur Türkleri'ni kabul etmesi için bir girişimde bulunmamış.

2. Türkiye, bu tutukluları misafir etmek için ABD nezdinde bir girişimde bulunmamış.

Peki bu ne anlama geliyor?

İlk yorumlarım şu şekilde:

1. ABD, bu Uygur Türkü tutukluları Türkiye'nin misafir etmesini özellikle istememiş olabilir. Türkiye, bu tutukluları misafir ederek, Uygur Türkleri'nin hamisi konumuna geçebilir ya da -eğer varsa- bu konumunu pekiştirebilirdi. Bu ise, kuşkusuz Türkiye ile Çin ilişkilerine olumsuz etkisi olabilecek bir gelişme olurdu, her ne kadar Türkiye ile Çin arasında kayda değer bir stratejik, politik veya ekonomik bir ilişkiler bütünü söz konusu olmasa da.

Acaba ABD, Çin'i ürkütmemek mi istedi, "müttefiklerinden" birinin Çin'le karşı karşıya gelmesinin önüne geçerek? Ya da Türkiye'nin Doğu Türkistan'daki varlığının (?) güçlenmesini mi önlemeye çalıştı?

2. Türkiye neden bu tutuklular için bir girişimde bulunmadı? Ya haberi yoktu bu hadiseden Türkiye'nin ya da haberi vardı ancak düşük profilde kalmayı tercih etti. Occam'ın Usturası ilk seçeneği işaret ediyor bize gerçi ama, konu bu kadar basit olmayabilir.

Tüm bunların üstüne Doğu Türkistan'daki olayları da eklemek lazım.

Bermuda ve Palau'ya nakledilen 17 Uygur Türkü, çok daha geniş kapsamlı bir oyunda kullanılan piyon gibi geliyor bana...

191047, 210505 ve 210069 sayılı bilgi edinme başvurularınıza Bakanlığımızca 31 Temmuz 2009 tarihinde dış politikamızın yürütülmesinde uyulması gereken ilkeler çerçevesinde uygun bir yanıt verilmiş ve cevap verilmesinin zaman almasının nedeni açıklanmıştır.

Bu kere 214912 sayılı bilgi edinme başvurumuza karşılık olarak, Guantanamo’da tutuklu kişilerin Türkiye’ye kabul edilmesi için Türkiye’ye herhangi bir resmi başvuru olmadığını ve Türkiye’nin de bu konuda herhangi bir başvuruda bulunmadığını bilgilerine.

T.C. DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI

Etiketler: , , , , ,

07 Eylül 2009 Pazartesi

Haftalık Bakış #14: Yunan Hava Kuvvetleri 2009 ve Sonrası – 3

Komşumuz Yunanistan’ın tedarik projelerini incelemeye, nakliye uçağı, arama ve kurtarma helikopteri ile insansız hava aracı projeleri ile devam ediyorum. 3 bölümden oluşan bu serinin bu son bölümünü, öncekiler gibi, “Yunanistan’ın Savunma Projelerine Genel Bakış” başlıklı çalışmamdan alıntıladım. Çalışma, kısa süre içine sizlerin ilgisine sunulacak.

C-27J Spartan Nakliye Uçağı Tedariği

2. Dünya Savaşı emektârı C-47 Dakota’nın NATO içindeki son kullanıcılarından olan Yunanistan, bu uçağın yerini almak için yeni bir hafif / orta sınıf taktik nakliye uçağı arayışlarına, 1990’ların ortalarında başladı. Yeni nakliye uçağının en öncelikli görevlerinden biri, anakara Yunanistan’ı ile adalar arasındaki nakliye ve irtibat uçuşu görevlerini C-130 Hercules’lerden devralarak yüklerini hafifletmek olarak belirlenmişti. Böylelikle YHvK havadan taktik nakliye görev ihtiyacının 50 – 60% miktarı karşılanmış olacaktı.

Nakliye uçağı ihtiyacında kazanan aslında en başından beri belliydi. Dönemin Yunan Savunma Bakanı Akis Çohacopulos, Ağustos 1998’de, Yunanistan’ın, o dönem hanüz geliştirme sürecinde olan C-27J Spartan nakliye uçağını almak istediğini beyan etmişti. Bu açıklamadan bir süre sonra, Haziran 1999’da Alenia, HAI ve bir savunma danışmanlık ve mümessillik şirketi olan Commersa, “Hellenic Company for Space Applications” (HCSA) adlı bir ortak yatırım şirketi kurdular. Kuruluş amaçları Alenia’nin uzaktan algılama çözümleri, uzay sistemleri ile C-27J nakliye, ATR-42MP deniz karakol ve AMX saldırı uçaklarının Yunanistan’da pazarlanması olan şirkette, Alenia ve HAI’nin hissesi 35%, Commersa’nın hissesi 30% idi.

Çohacopulos’un C-27J istendiğine dair açıklamasından kısa bir süre sonra, garip bir şekilde 15 adet hafif / orta sınıf taktik nakliye uçağı için ihaleye çıkıldı. Yarışmaya katılan üç şirketten Antonov An-32, CASA CN-235 ve Lockeed Martin – Alenia ortaklığı (Lockheed Martin Alenia Tactical Transport Systems [LMATTS]) ise C-27J Spartan için en iyi ve son tekliflerini (BAFO; Best and Final Offer) 1999 sonunda teslim ettiler. Değerlendirme sonucunda Yunan hükümeti C-27J’nin seçildiğini 01.03.2002 tarihinde açıkladı. 4 adedi havada yakıt ikmal sondası ile donatılmış 12 adet C-27J Spartan için 383 Milyon Dolar değerindeki sözleşme, 17.01.2003 tarihinde imzalandı. LMATTS teklifindeki ilave 3 adet C-27J ve İtalyan Hava Kuvvetleri’nden ikinci el 2 adet C-130H Hercules’i içeren opsiyon paketi ise işletilmedi. Bu sözleşmeden kısa süre sonra da, uçaklarda kullanılacak AE2100 turboprop motorları için Rolls Royce şirketi ile 60 milyon Dolar’lık bir sözleşme imzalandı.

Bu sözleşme Yunanistan’ı, C-27J Spartan’ın, memleketi İtalya da dahil olmak üzere, dünya çapındaki ilk müşterisi yapıyordu.

YHvK’ne ilk C-27J’yi 22.03.2005 tarihinde resmen teslim aldı ve uçak ön kabul testlerinin ardından 04.08.2005 tarihinde Elefsis Üssü’ne inerek, tekrar faal hale getirilen 354 numaralı filoda görevine başladı. Teslimatların tamamlanmasıyla birlikte C-27J – C-130B/H filosu, 2010’ların sonlarına kadar beraber görev yapacak. Bu tarihten itibaren de C-130’ların emekliye ayrılıp yerlerine yeni nesil bir orta nakliye uçağı ihtiyacı gündeme gelecek. C-27 ile çok sayıda ortak altsistem kullanan C-130J Hercules, HAI ile Alenia’nın bu uçağın yapısal parçalarının Yunanistan’da üretilmesine ilişkin 2007 yılında imzalanan işbirliği anlaşmasının da katkısıyla en avantajlı aday olarak görünüyor. Eğer başarılı bir biçimde seri üretime geçebilirse, A400M de bir diğer seçenek olabilir.


C-130 Modernizasyon Projesi

YHvK envanterinde 1975 yılında hizmete giren 10 adet C-130H ve 1992 yılında hizmete giren 5 adet C-130B Hercules nakliye uçağı bulunmakta. Afganistan’daki ISAF gücüne bağlı olarak görev yapan birliklerine losjistik destek sağalamak için bir adet C-130 ayıran Yunanistan ayrıca, Kosova’daki KFOR barış gücü bünyesinde de, bölgeye ayda iki kere C-130 uçuşu gerçekleştirmekte. Özellikle çokuluslu harekâtların artması ve bu harekâtlarda Yunanistan’ın daha aktif görev alması için NATO’nun uyguladığı baskı, C-130 filosunun modernie edilmesi ihtiyacını doğurdu.

Nitekim Yunanistan, Hercules filosunu modern aviyonik sistemlerle donatıp 2010’ların sonlarına kadar görev kalmalarını sağlamak için, Kanadalı L-3 Communications şirketine bağlı Spar Aerospace ile 2002 yılında 90 Milyon Dolar bedelli bir sözleşme imzaladı. Spar Aerospace tarafından “2020 Herc” adı verilen projede, uçaklara yeni çok fonksiyonlu renkli ekranlar, entegre GPS/INS seyrüsefer sistemi, TCAS (Traffic Alert and Collision Avoidance System; Trafik İkaz ve Çarpışma Sakınma Sistemi), EGPWS (Enhanced Ground Proximity Warning System; Geliştirilmiş Yer Yakınlık İkaz Sistemi) entegrasyonu ile muhabere sistemlerinin uluslararası hava trafik kaide ve kurallarına uygun hale getirilmesi kalemleri yer alıyor.

Proje çerçevesinde Kanada’da modernize edilen iki adet C-130H 20.12.2005 tarihinde, denemelerinin tamamlanmasını müteakip teslim edildi. Spar tarafından HAI Tanagra tesislerinde modernize edilen bir adet C-130B ise 2006 yılında YHvK’ne teslim edildi. Geri kalan 8 adet C-130H ile 4 adet C-130B, HAI tesislerinde, Spar Aerospace tarafından sağlanan modernizasyon kitleri kullanılarak modernize edildiler.


Arama ve Kurtarma Helikopteri Tedariği

Yunanistan’ın egemenliği altında bulunan ada ve deniz yüzölçümünün genişliği, Ege Denizi’nin kaçakçılık ve yasadışı göç geçiş yollarından biri olması, Türk uçakları ile sık sık yaşanan it dalaşlarının, uçak kayıplarının artmasına neden olması gibi etkenler, YHvK’ni Arama ve Kurtarma (A&K) helikopter filosunu genişletmeye sevk etti.

Yunanistan’ın A&K platformu olarak tercihi, Eurocopter üretimi AS-332 Puma oldu. Yunan Denizcilik Bakanlığı YHvK için, Eylül 1998’de 40 Milyon Euro karşılığı 4 adet AS-332C1 Super Puma tipi A&K helikopter sipariş verdi. Helikopterlerin ilk ikisi Aralık 1999, kalan ikisi Aralık 2000’de teslim edildi. Son iki helikopterin teslim töreninde bir konuşma yapan dönemin Yunan Savunma Bakanı Akis Çohacopulos, Muharebe Arama & Kurtarma (MAK) tipinde 4 adet AS-532 Cougar helikopterinin alınacağını duyurdu. Nitekim 4 adet AS-532AL Cougar Mk2 tipi MAK helikopteri için 100 Milyon Euro’luk sözleşme, 21.12.2000 tarihinde imzalandı. Sözleşmedeki opsiyon hakkı da işletilerek sipariş miktarı 6’ya çıkartıldı. Cougar’lar YHvK’nde 2004 yılında hizmete girdi.

Cougar sözleşmesinin önemli bir özelliği, Yunan sanayii için 100% oranında offset içermesi.

YHvK A&K AS-332C1’leri görev sistemi olarak, Sextant Avionique Nadir Mk2 seyrüsfer sistemi, Bendix 1500B radar, Thomson-CIF Clio FLIR, Spectrolab projektör, megafon, 270kg kapasiteli vinç, cankurtaran salları, ilkyardım teçhizatı ile donatılmış durumda.

Ege’deki artan kaçakçılık ve yasadışı göç trafiği, Super Puma / Cougar filosunun üzerindeki yükü artırdı. Özellikle Güney ve Doğu Ege’de artan uçuşlar, ilave A&K helikopteri alımını gündeme getirdi. İhtiyacı karşılamak için 22.01.2009 tarihinde KYSEA, Silahlanma Genel Müdürlüğü’ne, Fransız savunma tedarik kurumu DGA (Délégation générale pour l’armement; Silahlanma Genel Kurulu) ile 15 adet AS-332C1 Super Puma helikopterinin tedariği için görüşmelere başlama talimatı verdi. Sözleşme görüşmelerine 25.06.2009 tarihinde başlandı ve 02.07.2009 tarihinde EADS ile 15 adet Eurocopter AS-332C1 Super Puma için 400 Milyon Euro değerinde bir sözleşme imzalandı.

Sözleşmenin yürürlüğe girip teslimatların tamamlanması ile birlikte 25 adet Super Puma / Cougar tipi A&K ve MAK helikopterine sahip olacak olan YHvK, bu konuda önemli bir kabiliyete kavuşmuş olacak.

YHvK envanterindeki 1971-1972 arasında hizmete giren 4 adet Agusta-Bell AB-212 ve 12 adet AB-205 tipi helikopter, hizmet ömürlerinin sonuna yaklaşıyor. VIP ve genel maksat amaçlı kullanılan bu orta vadede yenilenmesi gündeme gelebilir. Agusta-Westland AW-139 ya da AW-149, NHI NH-90, Eurocopter EC-725 ve Sikorsky H-92 muhtemel adaylar olarak öne çıkabilir.


İnsansız Hava Aracı (İHA) Projeleri

Yunanistan’da insansız hava araçları ve hedef dronları konusunda kayda değer bir ArGe yatırım ve tecrübesi bulunmakta. HAI ve 3 Sigma şirketleri ile Girit Teknik Üniversitesi ve Atina Ulusal Teknik Üniversitesi bu alanda ciddi projelere imza attılar. 3 Sigma’nın geliştirdiği değişik tipteki hedef dronları, gerek Yunan Silahlı Kuvvetleri gerekse NATO’nun Girit, Hanya’daki NAMFI’deki (NATO Missile Firing Installation) füze testlerinde kullanılmakta.

Yunan havacılık sanayiinin bu alandaki bilgi birikimi ve tecrübesinin, Pegasus İHA sistemi haricinde çok verimli bir şekilde kullanıldığını iddia etmek güç.

Pegasus, YHvK Araştırma ve Teknoloji Merkezi KETA ile HAI işbirliği ile geliştirilen bir taktik İHA sistemi. 1980 yılında başlanan projede sistemler 1986-1987 arasında teslim edildi. 15,000ft irtifada, azami 100kt süratle ve 150 deniz mili menzilde, 12 saat otonom uçuş kabiliyetine sahip olan Pegasus, YHvK’nin 2002 yılında kurulan 131 numaralı İHA filosunda görev yapmakta. Pegasus’u, 1999 yılında daha gelişmiş ve MALE (Medium Altitude Long Endurance; Orta İrtifa Uzun Süreli Havada Kalış) sınıfına daha yakın bir İHA olan Pegasus II takip etti. Havada kalış süresi ve irtifası ile görev yükü taşıma kapasitesi artırılan Pegasus II, 2005 yılından itibaren YHvK envanterine girmeye başladı.

Pegasus haricinde Yunanistan’ın halen İHA alanındaki en güncel ve somut projesi, SAGEM Sperwer tipi orta menzil taktik İHA sistemi tedariği.

Savaşalanı gözetlemesi, topçu hedef tespiti ve sınır devriyesi görevlerinde kullanılacak orta menzil bir İHA sistemi için Yunan Savunma Bakanlığı Aralık 1995’te bir TÇD yayınlamıştı, ancak proje iptal edildi ve Haziran 2000’de tekrar yayınlandı. TÇD’de tarif edilen asgari teknik özellikler şunlardı:

1. Her biri 4 İHA içeren 2 adet sistem (toplam 8 insansız uçak),
2. Azami menzil 100km,
3. 6 saat havada kalış süresi,
4. 10,000ft (3,048m) hizmet tavanı,
5. Gündüz kamerası, FLIR, datalink, elektronik karşı tedbir, SIGINT sistemleri,
6. 1,000 saatin üzerinde arıza arası ortalama zaman (MRBF; Mean Time Between Failures) süresi,
7. Paraşütlü iniş sistemi

İhaleye katılan şirketler tekliflerini Nisan 2001’de sundular. Adaylar şunlardı:

1. Alman STN Atlas Elektronik, Yunan ortağı 3 Sigma ile: Hunter ya da Brevel,
2. İngiliz Meggit Defence, Yunan ortağı Miltech ile: Sentry HP,
3. Fransız SAGEM: Sperwer,
4. ABD’li General Atomics: Prowler II, Gnat 750,
5. İsrailli Silver Arrow: Hermes 450,
6. İsviçreli SFA: Ranger

Adaylardan STN Atlas Elektronik ve Meggit Defence’in teklifleri, yurtiçi üretim seçeneğini de kapsıyordu.

Değerlendirme süreci sonunda kazanan aday SAGEM Sperwer oldu. 8 adet Sperwer insansız uçak, yer kontrol istasyonları ve datalink sistemlerinden müteşekkil 2 adet sistem için 35.7 Milyon Euro değerindeki sözleşme Temmuz 2002’de imzalandı. İlk sistem 2004, ikinci sistem 2005 yılında teslim edildi. Böylelikle Yunanistan, 200km menzilli sistemin 5. kullanıcısı olmuş oluyordu. Esas görevi Makedonya sınırının gözetlenmesi olan Sperwer için ilave iki sistemi kapsayan opsiyon 2006 Haziran’ında işletildi.

Yunanistan haricinde Kanada, Fransa, İsveç, Hollanda ve İsveç orduları tarafından kullanılan Sperwer’in parlak bir sicile sahip olduğunu söylemek güç. 10 adet Sperwer sistemini 2002 yılında envanterine alan Danimarka ordusu tarafından, ISAF harekâtlarını desteklemek için Afganistan’a gönderilen Sperwer’ler, istenen performansı göstermek bir yana dursun, arıza ve teknik sorunlar nedeniyle neredeyse hiçbir görev uçuşuna çıkamadı. Sistemlerin tamamen atıl duruma düşmesi üzerine, satışları gündeme geldi. Eylül 2006’da toplam ilkalım maliyetlerinin 10% kadar bir bedelle Kanada ordusuna satıldılar.

İHA alanında YHvK’nin yakından takip ettiği bir sistem, Fransız Dassault firmasının geliştirdiği ve süreç içinde çokuluslu bir Avrupa projesine dönüşen nEUROn İMHA (İnsansız Muharip Hava Aracı) sistemi. HAI’nin 11.01.2006 tarihinde katıldığı ve arka gövde, kuyruk konisi ve egzoz üretiminden sorumlu olduğu projede ilk uçuşun 2011 sonunda gerçekleştirilmesi planlanıyor.

Etiketler: , , , , , , ,

04 Eylül 2009 Cuma

Rusya'ya Hollanda'dan 4 Adet LPD

Fransa ile Mistral sınıfı LHD için görüşmeler yapan Rusya, Hollandalı Damen Schelde Tersaneleri ile 4 adet LPD için görüşmelere başlamış. Gemilerin Johan de Witt tasarımını esas alacağı belirtiliyor. İlk gemi Damen Schelde'nin Romanya'daki Galati tersanesinde kalan 3 gemi Rusya'da inşa edilecek.

Rusya'nın amfibi - deniz piyade gücüne so günlerde büyük ağırlık vermesinin altında Kuzey Kutup bölgesindeki ve Karadeniz'deki gelişmelerin önemli rol oynamış olması muhtemel.


Russia eyes Dutch and French amphibious vessels
Date Posted: 03-Sep-2009

Jane's Navy International
Menno Steketee

Russia has approached Damen Schelde Naval Shipbuilding regarding the potential acquisition of four amphibious transport ships, the Dutch company's director has revealed.

Hein van Ameijden said that Moscow has expressed interest in procuring a design similar to the landing platform dock (LPD) HrMs Johan de Witt , which was commissioned into the Royal Netherlands Navy (RNLN) in November 2007.

A lead ship for the Russian Federation Navy would be built by Damen, presumably at the Galati yard in Romania, and fitted out at Flushing in the Netherlands. The three follow-on units would be built in Russia.

Damen is one of two Western European shipbuilders believed to have been approached in recent weeks by Russian authorities probing the possibility of buying amphibious warfare ships.

According to media reports at the end of August, the Chief of the Russian General Staff, General Nikolai Makarov, has been involved in discussions with French company DCNS over its Mistral-class amphibious assault ship. When approached by Jane's , however, DCNS declined to comment.

The 16,800-ton Johan de Witt is a development of the RNLN's 12,750-ton LPD HrMs Rotterdam , which entered service in 1998. The larger ship is equipped with podded propulsion and with enhanced command and control facilities.

A source told Jane's that Russian officials sent a letter to Dutch Defence Minister Eimert van Middelkoop in June, in which they expressed their interest in acquiring amphibious transports. Johan de Witt was dispatched to the International Maritime Defence Show in St Petersburg on 24-28 June, when a Russian delegation was shown around the ship. According to Van Ameijden, the visitors "were charmed by the design".

Van Ameijden said he was "surprised" by the interest of a country that has a well-developed indigenous defence industry, but added: "They apparently have an operational logic for replacing older vessels."

Dutch arms export regulations are not considered a barrier to any deal, since there is no EU or UN arms embargo. Previously, systems specialist Thales Netherlands investigated whether it was permissible to sell radar equipment to modernise some Russian naval vessels and, apparently, no hurdles were found. However, the proposed modernisation did not materialise.

Etiketler: , , ,

01 Eylül 2009 Salı

Far East Military Aviation Monitor: August 2009



http://www.hikotai.net/monitor.htm


August 2009

2 Rbairf Pilots Made Flying Instructors
Some suggestions for SLAF

JASDF Today
BAE to train Brunei air force pilots
Six C-27J Spartans for Taiwan Air Force?
Mission complete, Panthers return home
Sri Lanka Air Force is the best in the world – Defence Secretary
Bangladesh air force eyes upgrades and new aircraft
Chinese Whispers
Sri Lanka Air Force has expanded
India doesn't have capability to match China force for force
Qatar likely to buy Indonesian aircraft
Good News: China Copying U.S. Drone Designs
China warns against missile defence systems
Another “Indigenous” Piece of Military Hardware
Navy shoots Air Force down
Tyndall pilots train Japanese Air Force
Is Singapore Air force most powerful Air force in the ASEAN Group?
IADS vs Legacy Fighters - The need for the F-35
U.S. and Japanese F15 pilots train for Red Flag Alaska

Israeli and Korean firms in radar deal
ROKAF visits to strengthen friendship learn from U.S. Air Force
Taiwan air force jet and crew of 2 missing
Indonesia Air Force Focuses On Readiness

Etiketler:

31 Ağustos 2009 Pazartesi

Yamato!

Etiketler: ,

28 Ağustos 2009 Cuma

Eksileri Artıya Çevirmek...

Ali Akurgal'ın aktardığı bir hikaye...

... Adamın biri bir kazada sağ kolunu kaybetmiş. İçine kapanmış. Yakınları müzik dinlemeye, kitap okumaya, çiçek yetiştirmeye yönlendirmişler, olmamış, olmamış. Sonunda, bir “uzakdoğu yakın savaş teknikleri” hocasının içine kapananlara yardımcı olduğunu duymuşlar, ona gitmişler.

Hoca adama bakmış, ... Sonra, "Olur" demiş, "Çalıştırırım". Adam hergün salona gitmiş. Hoca ne dediyse yapmış. Birgün hoca: "Tamam" demiş, "Artık seni yarışmaya sokabiliriz."

Adamda bir telaş, "Aman hocam demiş, ben sağ kolu olmayan bir adamım üstelik daha yeni öğrenmeye başladım, temel kuralların dışında da topu topu bir numara biliyorum. Nasıl olur?". Hoca, "Olur" demiş. "Yarışacaksın ve kazanacaksın!".

Yarışma başlamış. Karşısına her kim gelirse beş saniyede yerde, adam şampiyon!

Adam hocaya koşmuş, "Nasıl oldu bu ?" demiş. Hoca ketum. Yalnızca "Çalışmaya devam!" demiş.

Bir süre çalışmış adam, Hoca, "Tamam" demiş, "Şimdi seni ülke şampiyonasına sokacağız." Adamda gene bir telaş, ama hoca kararlı, "Ülke şampiyonu olursun!"

Yarışma, ... ve adam ülke şampiyonu.

Adam karışık duygular içinde, ama, hoca "Çalışmaya devam!" demiş. Bir süre daha çalışmış adam, Hoca, "Tamam" demiş, "Şimdi seni dünya şampiyonasına sokacağız."

Adamda bu sefer de bir telaş, "Hocam" diyormuş, "Bir tek numara ile mindere çıkamam, rezil olurum!". Hoca kesin kararlı: "Dünya şampiyonu olursun!"

Dünya şampiyonu olmuş adam. Hemen hocaya koşmuş, "Hocam anlat bana ben nasıl dünya şampiyonu oldum?"

Hoca kısa konuşmuş: "Sana öyle bir numara öğrettim ki, rakibinin bundan kurtulması için bir tek yolu var: Seni, sağ kolundan tutmak!"...

Amaç - araç uyumunu tesis etmek başlıbaşına bir mühendislik problemidir. Neye, neden ihtiyaç olduğunu belirleyip emeği, bütçeyi ve alınterini o boşluğu doldurmaya yönlendirebilmek gerek. Basamakları teker teker çıkmak gerek...

Etiketler:

27 Ağustos 2009 Perşembe

Haftalık Bakış #13: Yunan Hava Kuvvetleri 2009 ve Sonrası – 2

Yunanistan'ın güncel savunma tedarik ve modernizasyon faaliyetlerini incelediğim çalışmamın, hava kuvvetleri projeleri ile ilgili bölümünün ilk kısmını geçen hafta bu köşede sizlerle paylaşmıştım. Bu haftaki yazımda, elektronik harp ve özsavunma sistemleri, EMB-145H HEİK projesi ile ileri jet eğitim uçağı tedarik programı ile ilgili bölümleri kaleme aldım. Önümüzdeki hafta nakliye uçağı, arama & kurtarma helikopteri, İHA programları ve mühimmat tedarik çalışmalarını aktaracağım.

Söz konusu çalışmayı tamamladığımda en kısa süre içince siz SavunmaSanayi.net okurlarının dikkatine sunacağım.


Elektronik Harp ve Özsavunma Sistemleri

Yunanistan, Peace Xenia I ve II projeleri ile aldığı Block 30 ve Block 50 F-16’lar için, Eylül 1993’te 66.7 milyon Dolar’lık bir sözleşme ile Raytheon’un ASPIS (Advanced Self-Protection Integrated Suite) sistemini seçmişti. Litton AN/ALR-66H RWR (Radar Warning Receiver, Radar İkaz Alıcısı), Tracor (sonradan BAe Systems) AN/ALE-47 CMDS (Counter Measure Dispenser System; karşı tedbir salıcısı) ve Litton AN/ALQ-187 DIAS (Defensive Integrated Avionics System) elektronik harp sisteminden oluşan ASPIS’in rakipleri, Loral AN/ALQ-178 Rapport, Dassault Electronique EWS-16 ve Marconi Defence Systems’in Zeus sistemleri idi. Proje, tüm uçaklara RWR ve CMDS takılmasını içerirken AN/ALQ-187 ile donatılacak uçak sayısı 33 olarak belirlendi. ASPIS entegrasyonu, 1995’te başlayıp sorunlu geçen bir test sürecinden sonra, 1997 – 1999 yılları arasında gerçekleştirildi.

Yunanistan’ın, Peace Xenia III projesi ile aldığı 60 adet F-16 Block 52+ uçaklarına takılacak elektronik harp sistemi için açtığı ihaleye iki aday katıldı: Elisra SPS-3000 ve Raytehon ASPIS II. İsrail’in F-16I Soufa uçaklarında da kullanılan SPS-3000, projede en avantajlı aday konumundaydı. Ancak İsrail ürünü olan bu sistemi satışı, ABD engeline takıldı. İsrail istisnası haricinde, FMS programı ile ihraç ettiği uçaklara yabancı kaynaklı elektronik donanım engtegre edilmesine izin vermeyen ABD, SPS-3000 sistemine veto koydu. Bu, ihaleden SPS-3000’in safdışı kalması ve FMS programı aracılığı ile ABD Hava Kuvvetleri üzerinden tedarik edilecek ASPIS II’nin, biraz da mecburen, seçilmesi anlamına geliyordu.

Peace Xenia III ile alınan 60 adet F-16 Block 52+ uçağı için ise, modern elektronik harp sistemi olarak, bir önceki nesil ASPIS’in halefi olan ASPIS II sistemi seçildi. ASPIS II, Northrop Grumman AN/ALR-93 RWR, Raytheon AN/ALQ-187 elektronik harp sistemi, BAe Systems AN/ALE-47 CMDS, MBDA AN/AAR-60 MWS (Missile Warning System, Füze İkaz Sistemi) bileşenlerinden oluşuyor. 242 Milyon Dolar değerindeki ASPIS II sözleşmesi, 29.04.2003 tarihinde bir sözleşme imzalandı. Ayrıca ilk ASPIS projesindeki opsiyon paketi de işletilerek ASPIS’lerin işlemci kapasiteleri artırıldı, DRFM (Digital Radio Frequency Memory; Sayısal Telsiz Frekans Hafızası) modülleri eklendi ve 29 adet F-16C Block 50 için AN/ALQ-187 elektronik harp sistemi tedarik edildi.

Sözleşme takvimine göre Nisan 2009’da tamamlanması öngörülen projede, entegrasyon ve test süreçlerindeki sorunlar nedeniyle yaklaşık 2 senelik bir gecikme söz konusu. 2009 başı itibariyle tam kapasite seri üretim ve entegrasyona geçilebilmiş değil. Dolayısıyla, teslimatları 2002 – 2004 arasında tamamlanan Peace Xenia III F-16 Block 52+’larının neredeyse tamamı halen elektronik harp ve özsavunma sistemi olmadan uçmaktalar.

Peace Xenia III’den sonra Peace Xenia IV F-16’ları için de ASPIS II seçildi. Toplam 33 adet sistem için Raytheon şirketi ile 01.08.2006 tarihinde 96 Milyon Dolar’lık bir sözleşme imzalandı. Bu sözleşmede sistemlerin sadece laboratuar / yer testleri yer alması, uçuş testlerinin öngörülmemiş olması, Savunma Bakanlığı ve YHvK kurmay kademesini, Yunan savunma basınının eleştirilerinin hedefi haline getirmişti. Takip eden süreçte gerek test uçuşlarına ilişkin sözleşme sıkıntıları, gerekse AN/ALR-93 RWR’nin entegrasyonuna ilişkin sorunlar nedeniyle, Raytheon’un sözleşmesi, 22.06.2007 tarihinde, uçuş testlerini de kapsayacak şekilde tadil edildi ve toplam proje bedeli 115.2 Milyon Dolar’a yükseldi. Önceki projelerin aksine bu sefer sistemler uçaklara üretimleri sırasında entegre edilmekteler.

Öte yandan YHvK, hizmetteki C-130 nakliye uçağı ve AS-332 Super Puma A&K helikopterlerini özsavunma sistemleri ile donatmak için de hazırlık yapıyor.

Çokuluslu insani yardım, barışı tesis etme ve koruma harekâtlarına katılım, en son 2006 İsrail – Lübnan Savaşı’nda da görüldüğü üzere yurttaşların kriz bölgesinden hızlı, güvenli ve etkin biçimde kurtartılması, kaçakçılık, korsanlık ve yasadışı göçle mücadele gibi savaş dışı görevlerin giderek artan oranda gündeme gelmesi, YHvK helikopter ve C-130’larının bu görevlere yönelik olarak tadil edilmesi ihtiyacını doğurdu. Bu bağlamda söz konusu uçak ve helikopterlerinin özsavunma kabiliyetlerinin artırılması öncelik arz etmekte.

İçeriği henüz netleşmemiş ancak RWR, MWS ve CMD altsistemlerinin dahil olması muhtemel projenin bütçesi 16 Milyon Euro olarak tahmin ediliyor. Projenin 2010’dan sonra başlatılması bekleniyor. Muhtemel aday şirketler Northrop Grumman, Raytheon, Elisra, Elbit, Rafael ve EADS ve OGMA.


EMB-145H Erieye Havadan Erken İhbar ve Kontrol (HEİK) Uçağı Tedariği

Yunanistan’ın 1996 yılından sonra başlattığı geniş çaplı modernizasyon faaliyetlerinde, komuta, kontrol, haberleşme ve istihbarat sistemleri kalemleri önemli yer tutmaktaydı. Bu kapsamda Havadan Erken İhbar ve Kontrol (HEİK) sistemi tedariği en önemli kalemi teşkil etmekteydi.

Yunanistan’ın ihtiyacına yönelik olarak en şanslı görülen aday, Northrop Grumman üretimi E-2C HawkEye 2000 HEİK uçağı idi. Ancak Yunan Savunma Bakanı Akis Çohacopulos 15.12.1998 tarihinde sürpriz bir şekilde Embraer üretimi EMB-145 uçağına monteli Ericcson Erieye HEİK sistemini seçtiğini duyurdu. Toplam 4 uçağı kapsayan ve 363 Milyon Euro bedelindeki sözleşme 02.07.1999 tarihinde imzalandı. Sözleşme bedeli ilerleyen süreçte 530 Milyon Euro’ya yükseldi.

Eriyeye seçimine ABD, uçağın sistemlerinin NATO uyumlu olmayacağı ve sırf bu uyumluluk sorununun giderilmesi adına, kendi önerdiği çözümlerin (C-130 monteli MESA radarı ve E-2C 2000) iki katı pahalı bir sistemin seçilmesini öne sürerek büyük tepki gösterdi. İsveç’in NATO üyesi olmaması ve NATO standartlarından farklı olarak kendi datalink altyapısına sahip olması hususları göz önünde bulundurulacak olursa ABD’nin tepkisi kısmen doğru hususlara işaret etmekteydi. Nitekim bu sorunlar geliştirme sürecinde yoğun olarak gözlendi, kesin kabul büyük gecikmelerle ancak 2008 yazında gerçekleştirildi.

Erieye’ların teslimatına kadar geçen süreçte YHvK personeli, Haziran 2001 – Eylül 2003 arası dönemde, İsveç HvK’nden kiralanan Saab S-100B Argus uçakları üzerinde eğitimlerini gerçekleştirdiler. Üretimi tamamlanan ve EMB-145H Erieye olarak sınıflandırılan HEİK uçaklarından ilki Yunanistan’a 16.10.2003 tarihinde ulaştı. Kalan üç uçak ise Mayıs 2005’te teslim edildi. Ancak uçakların kesin kabulü, datalink, IFF (Identification Friend or Foe; Dost Düşman Tanımlama) ve diğer muhabere sistemlerinin entegrasyonunda karşılaşılan sorunlar nedeniyle gecikti. 2 – 4 GHz dalgaboyunda çalışan Ericcson Erieye radarına ilave olarak 5 adet Saab operatör konsolu, Elettronica ALR/755(V)5 elektronik destek sistemi Link 11/14/16 data link, MBDA Elipse-ADS karşı tedbir sistemi, Thales UHF telsiz, TSA/TSB 2500 MkXII entegre IFF, KY-100 muhabere ve KG-40 kripto sistemleri ile donatılan uçaklar 380 numaralı filoda 2008 ortalarında hizmete girdiler. Yunan Erieye’lerin ilk denemesi NATO’nun müşterek Noble Midas 2008 tatbikatı sırasında oldu.


İleri Jet Eğitim Uçağı (LIFT) Projesi

F-16 ve Mirage 2000 gibi yüksek performanslı ve modern aviyoniklere sahip savaş uçaklarını etkin biçimde kullanacak pilotları yetiştirebilmek için bir ileri jet eğitim uçağına (LIFT; Lead-In Fighter Trainer) olan ihtiyaç, söz konusu uçakların envantere girmeye başladığı 1990’ların başlarından bu yana gündemdeki yerini koruyor.

YHvK’nin halen ileri jet eğitiminde kullandığı North American T-2E Buckeye uçakları, 1974 – 1976 yılları arasında hizmete girdi. Zaman içerisinde kaza kırım nedeniyle sayıları 35’e düşen Buckeye’ların sayısını tamamlamak için ABD’nin envanter dışına çıkardığı 5 adet T-2C, 2001 yılında teslim alındı. T-2E/C uçakları, 362 ve 363’ncü Filolar’da görev yapmaktalar. Faydalı hizmet ömürlerinin sonuna gelen, TACAN haricinde herhangi bir modern seyrüsefer ya da aviyonik sistemine sahip olmayan Buckeye’lar, modern bir savaş uçağını kullanacak bir pilotun ihtiyaç duyacağı sistem kullanım ve taktik tecrübesini kazandırmaktan oldukça uzaklar.

40 – 45 adet yeni nesil LIFT uçağının tedariğini içeren proje 1990’ların ikinci yarısından bu yana TÇD (Teklife Çağrı Dosyası) aşamasına bir türlü ulaşamadı. Son 10 yılda Dassault-Breguet-Dornier Alpha Jet, EADS MAKO, Aermacchi MB-339FD, Yakovlev-Aermacchi Yak/Aem-130, Aero Vodochody L-59F ve hatta modernize edilmiş McDonnell Douglas TA-4J Skyhawk bile değerlendirmeye alındı.

Orijinal plan, T-2’lerin 2010’dan itibaren yeni uçakla değiştirilmesi idi. Ancak bunun için en iyimser senaryo dahilinde 2006 – 2007 arasında TÇD yayınlanmış olması gerekliydi. Ne var ki en son 2009 Paris Hava Şovu sırasında Yunan yetkililer, özellikle küresel ekonomik krizin de etkisiyle, TÇD’nin en erken 2010 ikinci yarısında yayınlanabileceğini açıkladılar. 2006 – 2010 5 yıllık tedarik planında bu proje için ayrılmış bütçe yaklaşık 900 Milyon Euro idi.

LIFT tedarik sürecinin bu kadar uzamasının bir başka sebebi olarak, Yunanistan’ın, Avrupa müşterek pilot eğitim programı olan EuroTrainer projesinin üyesi olması ve bu girişime yoğun destek sağlaması olarak gösteriliyor. Programın başarısının beklenmesi ile ülkenin acil ihtiyacı arasında yaşanan gelgitler, ekonomik ve siyasi ortamla birleşince, karar verilmesini geciktirmiş olabilir.

Projede adı geçen adaylar:

1. Aermacchi M-346
2. Aero Vodochody L-159BAT
3. BAe Systems Hawk
4. Korean Aerospace Industries (KAI) T-50 Golden Eagle

Özellikle Aermacchi ve KAI, diğerlerinden daha avantajlı görünüyor. İki şirket de 2000’lerin ilk yarısından bu yana yoğun bir pazarlama kampanyası yürütmekte. İtalyan Aermacchi şirketi 19.01.2005 tarihinde Yunan Savunma Bakanlığı ile, HAI öncülüğündeki Yunan sanayi şirketlerinin, M-346 eğitim uçağının geliştirme ve üretim faaliyetlerinde yer almasına ilişkin yaklaşık 85 Milyon Dolar değerinde bir Mutakabat Muhtırası (MoU: Memorandum of Understanding) imzaladı.

Avrupa müşterek Eurotrainer programının da bir üyesi olan Yunanistan’ın, LIFT projesinde TÇD’yi 2010’un ikinci yarısında yayınlamasının ardından sorunsuz bir ihale süreci gerçekleşirse, ilk uçakların 2010’ların ortalarında hizmete girmeye başlamaları beklenebilir. Bu durum, o dönemde hizmet ömrünü tamamen tüketmiş ve herhangi bir ekonomik ya da taktik değeri kalmamış olacak T-2’lerin yaratacağı boşluğu doldurmak için YHvK’ni ara çözümlere yöneltebilir. Ne var ki, mevcut ekonomik kriz ortamı ve bütçe sıkıntıları, halen deniz karakol uçağı tedariği ile birlikte en yüksek aciliyete sahip bu projede seçeneklerin sayısını önemli ölçüde azaltıcı etki yapabilir.

Etiketler: , , , , , , , ,

26 Ağustos 2009 Çarşamba

Uygur Türkleri Hakkındaki Bilgi Talebim IV

Bıkmadan devam ediyorum... Buradaki iş bitince sıra siyasi partilere gelecek zira...


Başvuru Tarihi: 26.08.2009 / Başvuru Sayısı: 243049

Sayın yetkili,

31.07.2009 tarih ve 214912 sayılı bilgi edinme başvuruma, başvurumun üzerinden 15 iş gününden fazla süre geçmiş olmasına rağmen bir yanıt alamamış bulunuyorum.

Başvurumun içeriğindeki soruların yanıtları ve başvurumun akıbeti ile ilgili tarafımına bilgi iletilmesi hususunda,

gereği için ilginize arz ederim.

Mehmet Arda MEVLÜTOĞLU



Etiketler: , , , ,

20 Ağustos 2009 Perşembe

Fair Game

Ünlü ABD'li gazeteci ve yazar Bob Novak, 18 Ağustos günü beyin kanserinden vefat etti.

Ünlü ABD'li aktris Naomi Watts, 2010'da gösterime girecek "Fair Game" (Adil Oyun) adlı sinema filminde başrolü Sean Penn ile paylaşacak.

Bu iki alakasız gibi görülen haberin aslında son derece çarpıcı bir ortak noktası var: Yakın tarihin en ilginç siyasi skandallarından biri.

6 - 7 yıl öncesine dönelim:

ABD'nin 2003'te Irak'a açtığı savaşın en önemli gerekçelerinden biri, Irak'ın kitle imha silahları üretmeye çalıştığı iddiasıydı. ABD, Colin Powell'ın Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne sunduğu istihbarat raporlarını, Irak'ın dünya güvenliğine arz ettiği tehdidin kanıtı olarak sunmuş, bu ülkeye karşı çok uluslu bir kalisyon kurmaya çalışmıştı. Savaştan sonra bu istihbarat raporlarının neredeyse tamamının hatalı ya da uydurma olduğu, Irak'ın ciddi bir kitle imha silah imkân, kabiliyet ve potansiyeline sahip olmadığı ortaya çıkmıştı.

İşte bu hatalı / sahte istihbarat raporlarından biri, ABD'de ciddi bir siyasi skandala sebep olmuştu: Valeri Plame Skandalı.

ABD Dışişleri Bakanlığı'nda 20 yıldan uzun bir süre çeşitli mevkilerde çalışan ve özellikle Afrika konusunda uzman olan Büyükelçi Joseph Wilson, "özel ama gizli olmayan" bir resmî görevle, 2002 yılında CIA aracılığı ile Nijer'e gitti. Görevi, Irak'ın bu ülkeden işlenmiş Uranyum aldığı iddialarının araştırılması ve bir rapor hazırlanması idi. Daha önce bu ülkede görevli bulunan, bölgeyi iyi tanıyan Wilson, Nijer devlet görevlileri, ülkedeki Uranyum madenlerini işleten yabancı şirketlerin yöneticileri, bu madenlerdeki cevher akışını kontrol eden IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı) yetkilileri ile görüştü. ABD'ye dönüşünde CIA'ye bir brifing veren Wilson, Irak'ın Nijer'den uranyum aldığına dair herhangi bir kanıt olmadığını, bu satışın gerek ülkedeki sıkı mevzuat gerekse uluslararası denetimler nedeniyle neredeyse imkansız olduğunu belirtti.

Ama sonradan anlaşıldı ki, Wilson'un görevi, Nijer'e gittiği gün zaten tamamlanmıştı.

Eylül 2002'de İngiliz hükümeti, yayınladığı bir raporda Irak'ın Afrika'dan uranyum almaya çalıştığını iddia etti. Daha sonra dönemin ABD Başkanı, aptallığı ile meşhur George W. Bush, Ocak 2003'te yaptığı bir konuşmada İngiliz istihbarat raporlarına atıfta bulunarak Irak'ın bir Afrika ülkesinden uranyum alma girişimlerinden bahsetti. Ancak zaten ABD Dışişleri Bakanlığı, Aralık 2002'deki bir raporunda bu ülkeyi Nijer olarak ifade etmişti.

Beyninden vurulmuşa dönen, ziyareti, temasları, raporları çarpıtılmış ya da belki en iyi ihtimalle görmezden gelinmiş olan Wilson, 06.07.2003 tarihinde, yani Irak Savaşı'nın sona ermesinden kısa süre sonra The New York Times gazetesinde "What I Didn't Find in Africa" (Afrika'da Ne Bulmadım?) başlıklı bir makale yayınladı. Makalede Wilson, Nijer seyahatinden, seyahat sırasındaki bulgularından, sonrasında hazırladığı rapordan ve ABD yönetiminin bulgularını görmezden gelmesi ve çarpıtmasından bahsetti.

Kıyamet de bundan sonra koptu.

Makalenin yayınlanmasından kısa süre sonra 14.07.2003 tarihinde, Bob Novak, The Washington Post gazetesindeki köşesinde "Mission to Niger" (Nijer Görevi) başlığı ile kaleme aldığı makalesinde, Joseph Wilson'ın Nijer'e gönderilmesini, CIA'de gizli ajan olarak çalışan eşi Valerie Plame'in üstlerine tavsiye ettiğini yazdı. Novak'ın makalesine göre Plame, özellikle silahlanma ve kitle imha silahları konusunda uzman bir ajandı.

Gizli bir istiharat görevlisini deşifre eden bu makale, ciddi bir suç unsuru taşıyordu. CIA hemen harekete geçerek ABD Adalet Bakanlığı'ndan olayı soruşturmasını talep etti. Adalet Bakanlığı da topu FBI'ya attı (kahrolası federaller!) Takip eden süreçte Valeri Plame'in neredeyse tüm CIA kariyeri, katıldığı operasyon ve görevler deşifre oldu, Plame CIA'den istifa etti. Dönemin Başkan Yardımcısı, haysiyetsizliği ile meşhur Dick Cheney'in başdanışmanı Lewis Libby hüküm giydi.

Olayın aslı sonradan çözüldü:

Bush hükümeti, savaş açma bahanesi olarak kullandığı Irak - Nijer komplosuna şiddetle muhalefet eden Wilson'u cezalandırmak için, eşini deşifre ve rezil etmek istemiş, bunun için de Dick Cheney, gazeteci Bob Novak'ı kullanmıştı.

İşte bu hikaye, Sean Penn ve Naomi Watts'ın oynayacağı "Fair Game" (Adil Oyun; aynı zamanda "avlanmasında sakınca olmayan av" anlamına gelen bir deyim - Plame'i tanımlamak için güzel bir seçim. Zaten bu ifade de soruşturma raporlarında geçmektedir) adlı sinema filminde anlatılacak. Film hakkında çok fazla detay yok, ancak siyasi görüşü ve muhalif tavrı bilinen Sean Penn'in oynuyor olması gözönüne alınırsa, dönemin ABD hükümetinin set biçimde eleştirileceğini bekleyebiliriz.

Ne dersiniz, belki de Fair Game, Obama hükümetinin günah çıkarma adımlarından birisidir?

Konu ile ilgili Wikipedia makaleleri:

http://en.wikipedia.org/wiki/CIA_leak_grand_jury_investigation
http://en.wikipedia.org/wiki/Plame_affair#cite_note-novakcolumn-9

Joseph Wilson'un The New York Times'da yayınlanan makalesi: What I Didn't Find in Niger



Not: Bu arada Naomi Watts'ın Valerie Plame'e benzerliği dikkat çekici...




Etiketler: , , , ,

19 Ağustos 2009 Çarşamba

Haftalık Bakış #12: Yunan Hava Kuvvetleri 2009 ve Sonrası

Yeni Nesil Savaş Uçağı Projesi

Yunan Hava Kuvvetleri’nin (YHvK) en belirgin özelliklerinden biri de, hizmete giren muharip uçak tiplerinin çeşitliliğidir. Bir dönem aynı anda Mirage F1, Mirage 2000, F-4, F-5, F-16 ve A-7 uçaklarını bir arada kullanmış YHvK, 1996 Kardak Krizi’nden sonra yürürlüğe koyduğu geniş çaplı askeri modernizasyon programı dahilinde hava kuvvetlerine özel önem verdi.

1997’den bu yana gerek modern muharip uçak, gerekse yeni nesil güdümlü füze ve bomba projeleri çerçevesinde hem yeni alım hem de modernizasyon projeleri bir arada yürütülmekte. Bu kapsamda,

1. Peace Icarus 2000 F-4E modernizasyon projesi,
2. Mirage 2000-5 Mk2 modernizasyon ve yeni uçak tedariği,
3. Peace Xenia III ve Peace Xenia IV F-16 tedariği,
4. EF-2000 Typhoon tedariği

Projeleri ele alındı. Modernizasyon ve yeni alım projelerinin bir arada yürütülmesi ile, yeni nesil sistemlerin hizmete girmesine kadar geçecek süre içinde oluşacak açığı kapatmak için eski sistemleri güncel tutmak, böylelikle birbiri ile örtüşen, birbirini takip eden takvimler dahilinde YHvK’ni en son teknoloji ile donatmak hedeflendi.

Ne var ki 1997’den itibaren yürürlüğe konan bu iddialı tedarik ve modernizasyon projeleri silsilesinde ciddi yol kazaları meydana geldi.

Modernizasyon faaliyetleri kapsamında Yunanistan ilk olarak, elindeki F-4E filolarını yenilemeye başladı ve 94 adet F-4E ve RF-4E uçağı iki aşamalı bir yenileme programına tabi tutuldu. İlk aşamada gövde ömürlerinin uzatılması için uçaklar, SLEP (Service Life Extension Program; Hizmet Ömrü Uzatma Programı) işlemine sokuldu. Uçakların gövde ömrünü yaklaşık 15 sene kadar uzatan bu yapısal tadilat projesinden sonra, 39 adet F-4E için kapsamlı aviyonik ve silah sistemi modernizasyon projesine geçildi. Uzun süren ihale aşamasından sonra Ağustos 1997’de Alman DASA şirketi ile 336 Milyon Dolar tutarında bir anlaşma imzalandı. “Peace Icarus 2000” adı verilen modernizasyon projesi için seçilen uçaklardan 4’ünün kaza / kırıma uğraması neticesinde modernize edilecek uçak sayısı 35 olarak tekrar belirlendi.

Proje ile F-4E’lerin radar, elektronik harp, seyrüsefer sistemleri yeni nesil sistemlerle değiştirildi. Ayrıca AIM-120 AMRAAM orta menzil ve IRIS-T kısa menzil havadan havaya füzeler, gelişmiş hassas güdümlü havadan yere silah ve İsrail yapımı LITENING III hedefleme ve seyrüsefer podu kabiliyeti kazandırıldı. , Proje ile hizmet ömürleri 2015 civarına kadar uzatılmış olan F-4E’ler, yeni nesil savaş uçakları hizmete girene kadar YHvK F-16 ve Mirage 2000 filolarının üzerindeki yükü önemli ölçüde hafifletmiş oldu.

Peace Icarus projesi bir bakıma, yeni nesil çok rollü savaş uçakları hizmete girene kadar oluşacak kabiliyet açığını örtücü işleve sahipti. Modernize edilmeyen F-4E’ler, her ne kadar gövde ömürleri 2010 civarına kadar dayanabilecek şekilde yenilenmiş olsalar da, modern aviyonik ve silah sistemlerine sahip değildiler.

1975’te yeni üretim ve 1992’de ikinci el olarak hizmete giren taktik taarruz görevli A-7 Corsair’ler, alçak irtifada uzun menzil ve silah taşıma kapasiteleri haricinde faydalı olmaktan uzak hale gelmekteydiler. Her iki uçak tipinin de 2000 – 2010 döneminde yeni nesil bir savaş uçağı ile değiştirilmesi ihtiyacı doğmuştu.

Yunanistan’ın, Eurofighter EF-2000 Typhoon macerası da işte bu aşamada başladı.

Yeni nesil savaş uçağı ihtiyacı kapsamında 60 adedi kesin, 30 adedi opsiyon toplam 90 adet Eurofighter EF-2000 Typhoon alımı ve Eurofighter projesine katılım, Mart 2000’de dönemin Yunan Savunma Bakanı Akis Çohacopulos tarafından açıklanmıştı.

Haziran 2000’deki Peace Xenia III siparişinin hemen ardından atılan bu adım, Eurofighter için son derece önemli bir satış başarısı olmasının yanısıra, Ege’deki hava kuvvetleri dengesinin Türkiye aleyhine dramatik ölçüde değişmesi anlamına geliyordu.

Ne var ki 2004 Atina Olimpiyat Oyunları’nın Yunan ekonomisi üzerindeki olağanüstü olumsuz etkisi, AB fonlarının geri ödemesi ve mali bildirim usülsüzlüklerinin neden olduğu skandal ve 1997’den itibaren neredeyse kontrolsüz biçimde saldırılan dev savunma projelerinin bütçe üzerine bindirdiği aşırı ödeme yükü, diğer pek çok iddialı proje gibi EF-2000 alımını da söndürdü:

Yunan Hükümeti 05.02.2001 tarihinde, üretici EADS şirketine yeni bir ödeme planı teklif etti. Ancak bu ödeme planına ilişkin görüşmeler devam ederken ani bir kararla 29.03.2001 tarihinde Yunanistan, EF-2000 alımını 3 sene ertelediğini duyurdu, nitekim proje 2004 yılında iptal edildi.

Bu kararın alınmasında ana etken olarak 60 uçak için yaklaşık en az 5 Milyar Dolar civarındaki maliyetin bütçeye getireceği ek yük ve 2004 Olimpiyat Oyunları için yapılan harcamalar gösterilmekte. Kararda ayrıca Türk Hava Kuvvetleri’nin görünür gelecekte büyük çaplı bir taktik savaş uçağı alımı gerçekleştirmeyeceği ve güç dengesinde büyük bir oynama olmayacağı öngörüsünün getirdiği göreceli rahatlığın da rol oynamış olması da muhtemeldir.

EF-2000 alımının iptali, birbirini takip eden tedarik ve modernizasyon süreçleri planına darbe vurdu. Bütçeye büyük yük getirecek yeni nesil savaş uçağı alım kararı, nihayetinde 2006 – 2010 EMPAE’sinden çıkartılarak ve Peace Xenia IV projesi ile F-16 alımı yapılarak en erken 2011 – 2015 dönemine ötelendi.

Hizmet ömürlerinin sonuna gelen ve 335 ile 336 numaralı filolarda görev yapan A-7C/E/H Corsair II tipi taarruz uçakları Peace Xenia IV F-16’ları ile değiştirilirken, 2015 civarından itibaren emekliye ayrılacak modernize edilmiş 34 adet F-4E Peace Icarus’un ve hatta büyük ihtimalle uzun vadede, Peace Xenia I ile alınan F-16 Block 30’ların yerini alacak yeni nesil uçak ihtiyacı gündemde yerini, üst sıralarda olmasa da, korumaya devam etti.

TÇD hazırlama çalışmaları devam eden ve 30 – 40 uçağın alımını içeren yeni nesil çok rollü savaş uçağı projesinde yarışan adaylar şunlar:

1. Eurofighter EF-2000 Tranche III Typhoon
2. Dassault Rafale F3
3. Boeing F/A-18E/F Super Hornet Block II
4. Saab Gripen NG

Eurofighter iddiasını, eskisi kadar güçlü olmasa da korumaya devam ediyor. Ancak EF-2000’in yüksek maliyeti, iptal edilmiş olan alımın psikolojik etkisi ve Fransa’nın, Yunan savunma alımlarında Almanya’nın yerine öne çıkması, Rafale’nin yıldızının parlamasına neden oldu.

Yunanistan, Fransa haricinde herhangi bir ülkeye satış başarısı yakalayamamış Rafale için, Birleşik Arap Emirlikleri ile birlikte en ciddi potansiyel müşteri durumuna gelmiş durumda. Bunda Fransa ile son derece olumlu seyreden ikili ilişkilere ek olarak 1970’lerden bu yana Mirage F1, Mirage 2000EG/BG ve en son Mirage 2000-5 Mk2 tecrübesi ve envanterdeki MICA ve SCALP-EG gibi Fransız kaynaklı modern mühimmatın varlığı da önemli rol oynuyor. Rafale’nin Yunanistan’daki iddiası, Dassault şirketinin Atina’da Mart 2008’de bir büro açması ile daha da pekişmiş oldu.

1980’lerde F-16’ya karşı F-18L ile yarışan ve YHvK renklerine boyanmış uçağı ile deneme uçuşları yapmasına rağmen kaybeden F-18, bu sefer Super Hornet ile tekrar yarışa dahil oldu.

Hindistan’ın MRCA (Multi Role Combat Aircraft; Çok Rollü Savaş Uçağı), Brezilya’nın FX-2 ve Danimarka ihalelerinde iddialı konumda olan Boeing 10.03.2009’da, Yunanistan’a yerel sanayi katılımı ve offset paketini kapsayan bir teklif sunacağını duyurdu.

Saab Gripen NG’nin şansının düşük olduğunu iddia etmek çok kolay değil. Yunanistan’ın bugüne kadar Fransız uçak ve mühimmatlarını kullanarak sağladığı “ikizleme” politikasının devamı olarak Gripen’in seçilmesi ihtimal dahilinde olabilir.

YHvK’nin erken ihbar ve komuta kontrol kabiliyetinin odağında yine İsveç üretimi Erieye sisteminin bulunması, Gripen’in pek çok farklı havadan havaya ve havadan yere silah sistemini kullanmaya sertifiyeli ve kısa mesafeli pistlerden iniş kalkışa uygun oluşu artı puanları arasında sayılabilir.

Yeni nesil savaş uçağı projesinde, TÇD’nin 2009 son çeyreğinde yayınlanması beklentileri mevcut. Ancak bu, gerek ekonomik durum gerekse 2009 yılı içerisinde gündeme gelmesi muhtemel erken seçim dolayısıyla mümkün olmayabilir.


Peace Xenia IV Projesi

Eurofighter EF-2000 tedarik projesinin iptal edilmesi, eskiyen A-7 ve F-4E’lerin yarattığı kabiliyet boşluğunu doldurmak için ilave uçak alımını gündeme getirdi. 60 + 30 şeklinde düşünülmüş olan EF-2000 alımı rafa kaldırılınca, oluşan açığı kapatmak için hızlıca hizmete alınabilecek ve harbe hazırlık için asgari geçiş süreci gerektirecek bir uçak alımı gündeme geldi. Türkiye’nin Peace Onyx III projesi ile envanterindeki tüm F-16’ları aviyonik modernizasyonuna sokması ve Peace Onyx IV projesi ile 30 adet ilave F-16 alımına gitmesi, Yunanistan’ın kararını doğrudan etkiledi.

Nitekim KYSEA’nın 19.07.2005’teki toplantısından sonra basın açıklaması yapan dönemin Savunma Bakanı Spilios Spiliotopoulos’un 10 adet opsiyon ile birlikte toplam 40 adet F-16 alımına karar verildiğini açıklaması büyük bir sürpriz olmadı.

Yunanistan bu son paketten önce, “Peace Xenia” proje serisi kapsamında, 1989 – 2004 yılları arasında üç pakette toplam 140 adet F-16 teslim aldı. Bu siparişlerin dağılımı şu şekilde idi:

Peace Xenia I: 34 adet F-16C Block 30, 6 adet F-16D Block 30,
Peace Xenia II: 32 adet F-16C Block 50, 8 adet F-16D Block 50,
Peace Xenia III: 40 adet F-16C Block 52+, 20 adet F-16D Block 52+.

Öncekiler gibi FMS kredisi kapsamında gerçekleştirilecek Peace Xenia IV projesi ile ilgili resmî bildirim, DSCA tarafından ABD Kongresi’ne 26.10.2005 tarihinde yapıldı. Bildirimde, Pratt Whitney F100-PW-229 ve AN/APG-68(V)9 radarla donatılmış 40 adet F-16C/D Block 52+ ve ilgili aviyonik sistemler, keşif ve hedefleme podları ile lojistik destek ve eğitim kalemleri ile satışın toplam azami 3.1 Milyar Dolar’ı bulması öngörülmüştü.

20 adet F-16C Block 52+ ile 10 adet F-16D Block 52+ uçağını kapsayan 2 Milyar Dolar tutarındaki satış ile ilgili LOA (Letter of Offer and Acceptance; Teklif ve Kabul Mektubu) 13.12.2005 tarihinde Yunan ve ABD hükümetleri arasında imzalandı. Yunan Savunma Bakanlığı, 15.03.2006 tarihinde yaptığı bir açıklama ile, KYSEA toplantısında oybirliği ile alınan karar doğrultusunda ilave 10 adetlik opsiyonun işletilmeyeceğini duyurdu. Bu kararda, muhalefetin yoğun eleştirileri ve kamuoyu baskısının etkili olmuş olması muhtemeldir.

Projenin offset yükümlülüğü kapsamında Lockheed Martin, uçakların konuşlanacağı Araksos Üssü’ne gerekli altyapı yatırımlarını yapmakla yükümlü kılındı. Bu çerçevede Araksos’a 5 adet yeni komuta kontrol ve bakım tesis binası inşa edildi.

Yunan savunma projelerinde büyük ağırlığı bulunan siyasi etkenler, Peace Xenia IV projesinde hükümet – muhalefet çekişmesi şeklinde zuhur etti. İktidarda bulunan merkez sağ ND (Néa Dimokratía; Yeni Demokrasi) partisi ile merkez sol PASOK (Panhellinion Sosialistiku Kinema; Pan Helenist Sosyalist Hareket) arasında yoğun ve şiddetli tartışmalar yaşandı.

Yunanistan’da 1996 – 2004 yılları arasında Kostas Simitis başbakanlığında iktidarda kalan PASOK hükümeti, 1997’den itibaren özellikle Almanya ile çok sayıda dev ölçekli savunma projesine imza atmıştı. PzH-2000 kundağı motorlu obüs, Tip 214 denizaltı, Leopard 2A6HEL, Peace Icarus 2000 F-4E modernizasyonu, IRIS-T havadan havaya füze alımı gibi çok sayıda projeyi gerçekleştiren ve EF-2000 alımı için adım atan PASOK, ND’nin F-16 gibi bir ABD yapımı uçağın alımına karar vermesine şiddetle karşı çıktı.

Buna ilaveten, DSCA bildiriminde 3.1 Milyar Dolar olarak telaffuz edilen ancak KYSEA tarafından 19.07.2005’te 1.3 Milyar Dolar tutacağı bildirilen alım hakkında, hem de söz konusu KYSEA toplantısından sonra, Savunma Bakanı Spiliotopoulos’un kesin tutar için sözleşme görüşmelerinin sona erdirilmesinin gerektiğini ifade etmesi, ND’nin eleştiri oklarını PASOK’un üzerine çekti. Yunan meclisinde Eylül 2005’te sert tartışmalar yaşandı, ancak sözleşme yine de yürürlüğe girdi.

Peace Xenia IV kapsamında ilk 4 uçak 335 numaralı filo bünyesinde 22.05.2009 tarihinde resmen hizmete girdi. Teslimatların Mart 2010’a kadar tamamlanması planlanıyor.

30 yeni F-16 Block 52+ bir yandan 335 ve 335 numaralı filolardaki A-7’lerin yerini alırken, öte yandan 348 numaralı filodaki RF-4E Phantom II taktik keşif uçaklarının da emekliye ayrılmalarını sağlayacak.

Zira Yunanistan, Mayıs 2007’de Goodrich Aerospace’e 2 adet opsiyon ile birlikte 2 DB-110 keşif podu siparişi verdi (Peace Xenia IV projesine ilişkin 3.1 Milyar Dolar tutarındaki DSCA bildiriminde toplam 11 adet keşif podu yer alıyordu). Hizmette halen 10 ila 15 arası RF-4E bulunan YHvK, bu görevi 335 ve 336 filo F-16 Block 52+’lerine devredecek.


Mirage 2000-5 Mk2 Projesi

Yunanistan, 1970’lerde Mirage F1 ile başlattığı, envanterde ABD kaynaklı olmayan savaş uçağı bulundurma politikasını, Mirage 2000 ile devam ettirdi. YHvK için 36 adet tek kişilik Mirage 2000EG ve 4 adet çift kişilik Mirage 2000BG alımına dair sözleşme 20.07.1985 tarihinde imzalandı ve uçaklar 1988 yılında teslim edildi. YHvK ilk F-16’larının siparişini, 40 adet uçağı içeren Peace Xenia I projesi ile, aynı dönemde vermişti.

AM-39 Exocet füzesi ile donatılarak gemisavar görevleri de üstlenebilen Mirage 2000’ler, özellikle Ege göklerinde THvK F-16’ları ile sık sık karşı karşıya geldiler. Yunanistan’ın 1990’lı yıllardan bu yana Mirage 2000 ve F-16 gibi aynı sınıftaki ancak farklı performans özelliklerine sahip iki farklı tipteki uçağa sahip olmanın avantajından istifade ettiği iddia edilebilir.

Yunanistan, gerek EF-2000 iptalinin orta vadede neden olacağı kabiliyet açığını telafi etmek gerekse Mirage 2000 filosunun muharebe kapasitesini yükseltmek için bir modernizasyon projesi başlattı. Bu çerçevede 21.08.2000 tarihinde Fransız Dassault şirketi ile, 10 adet Mirage 2000EG’nin, Mirage 2000-5EG Mk2 (Mirage 2000EGM) seviyesine modernizasyonu, yeni üretim 10 adet Mirage 2000-5EG Mk2 (Mirage 2000EGM) ve 5 adet Mirage 2000-5BG Mk2 (Mirage 2000BGM) alımı ile 56 adet Matra BAe Dynamics SCALP EG seyir füzesi, 200 adet MBDA MICA havadan havaya füzenin tedariği içeren bir sözleşme imzaladı. Uçak alım ve modernizasyon paketinin tutarı, yaklaşık 1.2 Milyar Euro, silah sistemlerine ilişkin sözleşmenin tutarı ise 424 Milyon Euro idi.

Sözleşmeye göre Yunanistan’ın ayrıca 3 adet yeni üretim Mirage 2000-5EG Mk2 alımı ve 5 adet Mirage 2000EG’nin modernizasyonu için opsiyon hakkı da bulunmaktaydı. Sözleşmeye göre tüm modernizasyon işlemleri Dassault desteği ile HAI tesislerinde gerçekleştirilecekti.

YHvK’nin modern çok rollü uçak açığını kayda değer biçimde kapatan Mirage 2000-5 Mk2’lerin başlıca özellikleri şu şekilde sıralanabilir:

1. Tamamen sayısal göstergelerle desteklenen “glass cockpit” kokpit,
2. Renkli MFD’ler, Sextant yapımı geniş açılı HUD, HOTAS
3. Entegre GPS/INS seyrüsefer sistemi, geliştirilmiş data link sistemi,
4. Damocles hedefleme ve seyrüsefer pod kabiliyeti,
5. Yeni nesil Thales RDY radarı, Thales ICMS Mk3 özsavunma sistemi,
6. Azami kalkış ağırlığının 17,500kg’ye çıkarılması,
7. Yeni nesil MICA havadan havaya ve SCALP EG seyir füzesi kabiliyeti.

Mirage 2000-5 Mk2 projesinin en önemli bileşenini kuşkusuz, SCALP EG seyir füzesinin alımı teşkil etmekte. 300km’den yüksek menzili, entegre INS/GPS, TERPROM ve IIR güdüm kontrol sistemi ile 450kg’lik harp başlığı ile son derece etkili bir stratejik silah sistemi olan SCALP EG ile YHvK, Anadolu’nun derinliklerindeki hassas hedeflere erişim imkânı kazandı.

3 + 5 uçaklık opsiyonu işletmeyen ve AM-39 Exocet kabiliyetini, maliyeti nedeniyle modernizasyon paketinden çıkaran YHvK’nin ilk Mirage 2000-5 Mk2’leri 28.01.2005 tarihinde uçtu. ICMS Mk3 özsavunma sisteminde yaşanan sorunlar nedeniyle geciken projede modernize edilen uçakların teslimatı 2006 sonunda, Dassault üretimi 15 yeni uçağın teslimatı ise 2007 sonunda tamamlandı.

Öte yandan Dassault şirketi, Mirage 2000 savaş uçağı üretim hattını, YHvK için ürettiği son uçağın tamamlanmasından sonra Kasım 2007’de kapattı.


(sürecek)

Etiketler: , , , , , , , , ,

15 Ağustos 2009 Cumartesi

Çerçevenin Dışında Düşünmek

Fox TV'de yeni olduğunu sandığım bir yarışma programına takıldı gözüm.. Vatan Şaşmaz sunuyor, iki yarışmacı var. 3 x 3 şeklinde yerleştirilmiş 9 tane büyük kutu içinde de ünlüler. Bildiğimiz XOX oyununun biraz tadil edilmiş bir halini oynuyorlar.. Yarışmanın ünlülerinden biri de CenkErdem çifti idi. Vatan Şaşmaz ile CenkErdem arasında bir ara şöyle bir muhabbet geçti:

V.Ş: Efendim bir kadın kocasını milyoner yapabilir mi?

CE: Evet yapabilir, eğer kocası milyarderse...

Koca bir kahkaha patlattım ve dakikalarca güldüm. Espri çok hoşuma gitti.

Ama gülmem geçince ciddi ciddi düşündüm (güldürürken düşündürmek!!!):

Bu soru sorulduğunda ister istemez akla gelen ilk düşünce, kadının kocasını sıfırdan milyoner yapması şeklinde oluyor. Yani bir şekilde beyin kendisine "milyon" üst sınırını, hedefini belirliyor ve o hedefe nasıl ulaşılabileceğinin cevabını arıyor.

Ancak CenkErdem'in cevabı "çerçevenin dışında düşünme"ye çok güzel bir örnek. Gavurlar buna "thinking outside the box" diyorlar.

Başka bir örnek: 3 x 3 toplam dokuz tane nokta var. Toplam dört tane doğruyu, elinizi kaldırmadan çizerek bu noktaların üzerinden geçirmeniz gerekiyor. Nasıl yaparsınız? Biraz deneyin, cevabı ise burada.

Anlatabildim mi?

Etiketler:

11 Ağustos 2009 Salı

TDzK Modernizasyon Projeleri Hakkında

Defence Technology International dergisinin Ağustos 2009 sayısı henüz elime geçti. Dergide Andy Nativi imzası ile yayınlanan "Power Supply" başlıklı makalede Türk Deniz Kuvvetleri'nin modernizasyon ve tedarik programları ile ilgili bilgiler var.

Makaleye göre MilGem projesinin ikinci gemisi Büyükada'nın silah ve sensör donanımı Heybeliada'nınkinden farklı olacak. Heybeliada ve Büyükada'nın denemeleri ile geri kalan 6 geminin seri inşasının başlaması arasında uzun bir test süreci yer alacak. Heybeliada 2011'den önce hizmete girmeyecek. Bu yaklaşım, TDzK'nın daha fazla satın almadan önce test et" konseptinin bir uzantısı.

TF-2000 projesinde ise tasarım çalışmalarının 2011'de bitirilmesi, iki adet gemiyi kapsayan Batch I paketi için sözleşmenin 2014 yılı içinde imzalanması ve bu iki geminin 2021 ve 2022'de hizmete girmesi; üç gemiyi kapsayan Batch II paketinin ise 2023 - 2028 yılları arasında hizmete girmesi öngörülüyor.

Tasarım detaylarının çok azının bilindiğinin vurgulandığı projede gemilerin 32 hücreli Mk41 VLS lançer sistemi, ESSM ve SM-2 füzeleri, iki adet DSH helikopteri, 127mm baş top, gemisavar füze ve hafif torpidolarla donatılacağı belirtilmiş.

Makalede ayrıca, 16 adet 400t sınıfı karakol botunun inşasını kapsayan Yeni Tip Karakol Botu projesinin tamamlanmasından sonra, hizmetteki eski Alman Jaguar tipi hücumbotların yerini almak üzere yeni tip bir hücumbot için de çalışmalara başlanacağı bildirilmiş.

Etiketler: , , ,

03 Ağustos 2009 Pazartesi

Kafkasya Savaşı: Bir Yıl Sonra

Gürcistan’ın ayrılıkçı Güney Osetya’ya düzenlediği askeri harekât ile başlayan ve Rusya’nın müdahalesi ile büyüyen savaşın üzerinden bir yıl geçti. 2008 7 Ağustos’unu 8 Ağustos’a bağlayan gece Gürcü birlikleri, tek taraflı olarak bağımsızlık ilan etmiş olan Güney Osetya’daki birliklere hava ve topçu taarruzu başlatmış, akabinde çatışmalar, yamaçtan yuvarlanan kar topuun çığa dönüşmesi misali tüm Gürcistan’a yayılmıştı.

5 gün süren savaşı yakından takip etmeye çalışmıştım. Şahsen bu çatışmayı “Kafkasya Savaşı” olarak adlandırmayı tercih ediyorum, her ne kadar savaş tüm Kafkaslar’a yayılmamış olsa da.

Bu savaş, Kafkaslar’ın enerji hatlarının güvenliği ve özellikle Orta Asya ile Karadeniz Havzası bölgelerindeki daha küresel bir güç mücadelesinde, Kafkasya’nın yerini ve önemini hatırlattığı için bence bu şekilde adlandırılmayı hak ediyor. “Rus – Gürcü Savaşı” aşırı sadeleştirilmiş, olayı dar açıdan gören bir tanımlama olur.

Gürcistan, 2008 Pekin Olimpiyatları ile aynı güne denk gelen ya da getirilen bu harekâttan önce deyim yerindeyse NATO’nun eşiğindeydi. Son NATO zirvesinde, Rusya’nın baskısı ile üyeliği ertelenmişti gerçi ancak ABD başta olmak üzere Batı bloku ile arasındaki yoğun askeri ilişkiler, ülkede bir güven hissi oluşturmuş, Devlet Başkanı Mihail Saakaşvili’ye “itici güç” vermişti.

Sonuçta ne oldu?

Daha önceden tek taraflı bağımsızlıklarını ilan etmiş olan Güney Osetya ile Abhazya, Gürcü merkezî yönetiminden iyice koptular. Rusya bu iki bölgenin tarafsızlıklarını tanıdı, yardımlar yaptı. Bölgedeki belirzilik halen devam etmekte.

Savaştan önce Gürcü Devlet Başkanı Mihail Saakaşvili, kendisine yöneltilen muhalefeti “Rus yandaşı” olarak kolayca yaftalayabilir, baskı altında tutabilir ve hatta şiddetle ezebilirdi. Yaşanılan ağır mağlubiyetten sonra bu keskin ayrım olanağı ortadan kalktı. Saakaşvili muhalefeti saflarında Rus yanlısı olanlar kadar Gürcü milliyetçileri de bulunabilir artık.

Gürcistan’ın NATO üyeliği belirsizlikler arasında kaybolmuş durumda. Savaş ile birlikte NATO, bir krizi, özellikle Rusya’yı çok sert bir şekilde karşısına alacağı bir krizi ithal etmek istemiyor. ABD ve diğer Atlantik İttifakı ülkeleri, Gürcistan’a yardıma devam etmekle birlikte artık çok daha temkinli bir profil çizmekteler.

Savaş, Rus askeri yeniden yapılanma faaliyetleri üzerinde büyük etkilere sebep oldu:

Rusya Kafkasya Savaşı'nda en modern ana muharebe tankları olan T-90 ya da T-80’i kullanmadı.

Açık kaynaklar ışığında Rusya'nın harekatta kullandığı kara araçları:

ERA zırh blokları ile donatılmış T-72 serisi (T-72B, -72BM, -72AV), ayrıca Abhaz / Oset milislerinde T-55 ve T-62,

BMP-1 ve BMP-2 zırhlı muharebe araçları,

İlave kafes zırhla donatılmış BTR-80 8x8 zırhlı personel taşıyıcılar,

MT-LB zırhlı muharebe aracı,

2S3 152mm kundağı motorlu obüs,

Tochka (SS-21 "Scarab") kısa menzilli savaşalanı balistik füzesi (özellikle Poti'nin bombalanmasında kullanıldılar),

9K57 Uragan uzun menzilli çok namlulu topçu roketi,

2S6 Tunguska kundağı motorlu namlulu/füzeli uçaksavar sistemi,

Hava indirme birliklerinde:

BMD serisi zırhlı muharebe araçları,

BTR-D 8x8 zırhlı personel taşıyıcılar,

2S9 120mm kundağı motorlu obüs.

Kara savaşında namlulu topçu birlikleri ile çok namlulu topçu roketleri yoğun biçimde kullanıldılar.

Gürcü hava savunma sistemi, çatışmaların ilk günlerinde gününde oldukça etkili oldu; ancak Ruslar'ın Gürcü radar ve komuta kontrol merkezini kısa sürede safdışı bırakmaları ve Şinvali'ye girip Gori'ye etkili bombardıman düzenlemeleri akabinde Gürcü yerden havaya füze tehdidi büyük ölçüde bertaraf edildi. Marneuli, Vaziani ve Tiflis'teki Su-25 fabrikası ile çevresindeki tesislerin tahrip edilmesi, Gürcü HvK'nin belini büyük oranda kırdı.

Gürcüler toplamda 20 Rus helikopter ve uçağını düşürdüklerini iddia ediyor; Rusya'nın en son beyanına göre bu sayı 4 (1 Tu-22M + 3 Su-25). Çoğu bağımsız kaynakta sayı 6 ile 10 arasında değişiyor. Bu derece sınırlı, kısa süreli ve nispeten zayıf bir düşmana karşı 4 - 10 arası uçak kaybı çok fazla. Nedenleri olarak düşük harbe hazırlık seviyesi (yetersiz bakım), yetersiz muharebe eğitimi (düşük yıllık uçuş saati) ve hizmetteki uçakların yıpranmış + yaşlanmış olmaları gösterilebilir.

Rus HvK'nin esir düşen ya da ölen pilotları arasında binbaşı ile yarbay rütbelerinin çokluğu da dikkat çekiciydi. Bunun sebebi olarak da, üsteğmen ve yüzbaşı rütbelerindeki daha genç ve aktif (olması beklenen) personelin yıllık uçuş saati, dolayısıyla tecrübe ve kabiliyet seviyelerinin son derece düşük olması, önem arzeden bu harekât için en tecrübeli, dolayısıyla en kıdemli ve yaşlı personelin ileri sürülmesi gösterilebilir. Nitekim hayatını kaybeden personelden biri, uçuş test merkezinden harekât alanına sevk edilmişti.

Rus Hava Kuvvetleri savaş boyunca genel olarak İkinci Dünya Savaşı taktik ve usülleri doğrultusunda hareket eder bir görünüme sahipti: Klasik bomba ve roketlerle yer birliklerine destek sortileri uçuldu. Nitekim kullanılan hava silahları olarak açık kaynaklarda FAB-250 genel maksat bombası, RBK-250 salkım bombası ve S-8 80mm güdümsüz roketleri göze çarptı, güdümlü bomba / füze kullanımına dair bir şey veri yoktu.

Elektronik harp, yer birlikleri ile koordinasyon, istihbarat, insansız sistemlerin kullanımı hususları bir yana, etkin bir hava üstünlüğü sağlanması konusunda bile, daha sonra Rus askeri yetkililerin de itiraf edecekleri gibi, çok büyük zaafiyetler yaşandı.

Bu gözlemleri destekler mahiyette, Rus Birleşik Stratejik Hava ve Uzay Savunma Komutanlığı’nın (OSK VKO) kısa süre önce hazırladığı bir rapora göre Rus Hava Kuvvetleri’nin savaştaki başlıca eksiklikleri şu şekilde sıralandı:

- Eksik ve yetersiz istihbarat,

- Gürcü hava savunma sistemlerinin gücünün ve etkinliğinin gözardı edilmesi,

- Özellikle savaşın ilk iki gününde yeteri oran ve sayıda elektronik harp sistem ve uçaklarının kullanılmaması,

- Askeri istihbarat (GRU) ve hava kuvvetleri arasında koordinasyon eksiklikleri,

- Pilotların SEAD (Suppression of Enemy Air Defence; Düşman Hava Savunmasının Bastırılması) görevleri için hazır olmaması,

- Pilotların dağlık ve ormanlık alanlarda harekât icra etmek için yeterli şekilde eğitilmemiş olması

- Ekipman sorunları: Özellikle radarsavar füzelerin, Gürcü ordusu tarafından kullanılan hava savunma radarlarının sinyallerine kilitlenmede sorun yaşamaları

Bunların yanı sıra göze çarpan olumlu hususlar şu şekilde sıralanmış:

- Baştaki sürpriz etkisinin ve şokun çabuk atlatılması ve inisiyatifin hızlıca ele geçirilmesi,

- Savaşın üçüncü gününden itibaren Gürcü hava savunmasının etkili ve hızlı bir biçimde bertaraf edilmesi: Gürcü hava savunma sistemindeki SA-3 bataryalarının savaşın başından itibaren etkin biçimde elektronik karıştırmaya maruz bırakıldıkları belirtiliyor.

- Tupolev Tu-160 sesüstü bombardıman uçağı alayının savaştaki en başarılı birlik olduğu belirtilmiş. Tüm Gürcü hava üslerinin, önemli köprü, köprübaşı, tesis ve birliklerin bu uçaklar trafından 70 sortide toplam 1,000’den fazla bomba ile bombalandığı ve Kodori Geçidi’ne düzenlenen Rus saldırısının başarıya ulaşmasında hayati derecede önemli rol oynadıkları ifade edilmiş.

- Nakliye helikopterlerinin ve cephe hattı gerisindeki lojistik desteğin sağlıklı işlemesi

- Savaşta ilk kez denenen Su-34 taktik taarruz uçağının iyi bir performans göstermesi, elektronik harp sistemlerinin iyi çalışması

Nitekim Rus Genelkurmayı, bu alınan dersler ışığında daha etkili, mobil ve reaksiyon süresi kısa birliklerin oluşturulması hususlarında yoğun çalışmalar yürütmekte. Bu çerçevede hava indirme birliklerine çok sayıda yeni zırhlı araç alınacak.

Jane’s Defence Weekly’de 31.07.2009 tarihinde Andrew White imzasıyla çıkan habere göre Rus askeri yetkililer, özellikle tekerlekli zırhlı araçların muharebe hasarı ve arazi şartlarına dayanıklılık konularında paletli araçlardan çok daha iyi performans gösterdiklerini ve en yeni BMD-4 paletli zırhlı muharebe aracının arazi yeteneğinin kısıtlı olduğunun görüldüğüni belirtmişler.

Hava indirme birlikleri komutanı Tümgeneral Vladimir Şamanov, birliklerinin 10 adet 120mm 2S23 NONA SVK 8x8 kunadğı motorlu obüs, iki adet komuta kontrol aracı ve Tigr 4x4 hafif çok maksatlı zırhlı araç tedarik edeceğini belirtmiş.

Şamanov, Rus birliklerinin Gürcistan harekâtında 350 civarında zırhlı araç kullandığını ifade etmiş. Bu harekât sırasında paletli araçlar büyük sorunlarla karşılaşmış ve kendilerine verilen görevleri ifa etmekte zorlanmışlar. Buna karşın tekerlekli zırhlı araçlar, isabet almalarına ya da kısmî arızalara rağmen harekâta devam edebilmişler. En ufak bir palet hasarı bile aracı durdurmaya yeterken, tekerlekli araçlar önemli derecede şasi hasarı almalarına rağmen yürümeye devam etmeleri ile güven toplamışlar.

Rus askeri mekanizması küçülerek etkinleşmeye çalışıyor. Kafkasya Savaşı bu açıdan önemli bir uyarı niteliği taşımakta Rusya için. Ancak bu, denklemin sadece bir bölümü. Daha geniş resimde Atlantik Bloku ile Rusya ve hatta ötesinde Çin’in içinde bulunduğu acımasız bir güç mücadelesi bulunuyor.

Rusya Karadeniz Filosu’nu, Ukrayna’nın Sivastopol kentinden Novorossisk kentine taşıyacak. Bu geçiş. Ukrayna’nın NATO’ya üyelik süreci, Kafkaslar’daki durum ve bölgeden geçen enerji hatları göz önüne alındığında, Kafkasya Savaşı’nın boyutu sadece Rus – Gürcü ya da Rus+Oset+Abhaz – Gürcü çatışmasından çok öte bir anlam kazanıyor. Henüz net bir kazanan ya da kaybedeninin olduğunu iddia etmek, kanımca güç. 1 yıl önceki çatışma sadece öncel sarsıntı idi kanımca.

Kafkaslar’da havalar önümüzde günlerde daha da ısınacağa benziyor...

Etiketler: , , ,